4 Ocak 2026 Pazar

Şirketlerin çöplüğü bir uzay

 
Şirketlerin çöplüğü bir uzay gerilmiş göremediğimiz saklı üzerimizde.
Uçuşuyor tüm yarınların savaşları biz bilmeden tepemizde.
Birbirlerini gizliden izlemek tek dertleri,
Saklıdan çalabilmek sessizce tek düşünebildikleri.
Şiirden yalanlar ile satıyorlar üstelik tüm hesap ettiklerini,yalan yanlış.
Size daha kaç kıyamet lazım ey insanoğlu durmak için,söyle.
Yazık.
Herkes düşman hala diğerine,
Hepsinde aynı et,aynı el kol bacak oysa...
Şirketlerin çöplüğü bir uzay gerilmiş göremediğimiz saklı üzerimizde.
Uçuşuyor tüm yarınların savaşları biz bilmeden tepemizde.
Mavi misket dönüyor durmadan susup,
Kimbilir tek umut aşk belkide.
Ve sen kuru ayazım,bozkırım.
Yüzümde,soluk yolumda soğuk kesiğim.
Tahta sandığım,
Ak kefenim,
Son sela'm,
Düş kapanım.
Şu oksijensiz dünyada,
Sen yetersin tek, son nefes, son ateş damlası.


07.51 sabahın karanlığı yumarken gözünü güne.
 
* Küçük kalbiyle bir kainat öptü beni yanağımdan bu akşam;ve sonra çekip gitti...


2 Ocak 2026 Cuma

sevda çorbası

 
Yüz devrik cümle.
Üç damla yaş gözünden derili.
Çatlamış topraktan gevreyen bir küçük gülüş.
Bir avuç ateş.
Bir nefes özür.
İs kokusu.
Bir damla süt.
Bir damla zehir.
Sabahın yarım çay bardağı kadar pencereden perdeden süzülen ilk güneşi.
Kimsenin bilmediği birkaç iç cebinde saklı söz.
Bir çay kaşığı ünlem nefesinden.
Karakovandan çayırdan aldan mordan çiçekten mirastan şifa bir damla bal.
Kızgın kumda beklemiş bin saatlik dem.
Bir tutam aşk.
Bir tutam hasret.
Bir tutam vuslat.
Bir tutam öz.
Bir tutam sövgü.


Dök hepsinden aş kazanına,yak altını geçmişin kuruyan odunlarının.karıştır durmadan kaleminle,dibi tutmasın.
tütsün düşün dumanı,kekik isi üzerimizde süzülsün.karıştır karıştır gözlerinden tüm hayallerini...
kıs ateşini,kıs kinini sonra kendi haline bırak,demlensin nasip...

10.24 sevda çorbası.tarif-i ıstırabı yüreğin...

Hangi güneş doğurur bizi yeniden bilmem, ve hangi mahşer arar bulur bizi

 
Yüzün suyu hürmetine.
Geçmişim kendimden,günümden,ekmeğimden.
Kimseler bilmez derdimi.
Üşümüş donmuş gezegen,eksi kırklar,kırkbeşler.
Cehennem dediğin,gürül gürül yanan sobası bu dünya evinin,
Tut uzağından mora çalan ellerini,ısıt uzağından içini...
değme yeter...
Hele bir de varsa tutup ellerinin içini,
içinden harlayıp avcuna üfleyen sıcak nefesini,
Sen olmuşsun cennet,
Her nefesinden bulutlar doğup yükselir maviden göğüne...
Boşver sobasını tüm ıslak günahların o vakit,
Baştan başa sevda yakar inan suretinde kardan çayırlarını...
Yüzün suyu hürmetine.
Geçmişim kendimden,günümden,ekmeğimden.
Kimseler bilmez derdimi.
Üşümüş donmuş gezegen,eksi kırklar,kırkbeşler.
Tek ses gülüşün hatrımdaki.
Zifir bir sessizlik burada cehennem dediğin,
Işıklardan bir gece eser durmadan yüzümüze,
Hatrımda sesin,cennetim...
Yüzün suyu hürmetine.
Geçmişim kendimden,günümden,ekmeğimden.
Kimseler bilmez derdimi.
Üşümüş donmuş gezegen,eksi kırklar,kırkbeşler.
Eleleyiz kalmışız öylece,ölmüş müyüz yaşam kalmış mı içimizde belli değil,
Lakin her ne hikmet ise,
Don yemişiz seninle,
Aynı kalmışız,hiç değişmeden ezelden sonsuza...
Hangi güneş ne zaman patlar yakar doğurur bizi yeniden bilmem...
Hangi mahşer arar bulur bizi sormam,
Kalırım seninle elele öylece...


08.18 sabah-ı şerifleriniz hayrolsun gül bağım.

Kalem-i bağban.

içmişim sevda lav'ını

 
Gördüm toprağa basan çıplak ayaklarından göklere saldığın o çığlığını.
Gördüm o çığlıktan ok,gerilip gökte mavinin yüzüne ilk nefesini almaya koşan,beni çağıran o çaresiz ateşten yontulmuş ışığını.
Devranlar zamanı ezelden yenmiş koşar,
Mülkler toptan yalan sevgilim,
Kandırmasına izin verme asla insan neslinin seni...
Korkup titreyip rüyalarında ateşten,
Elinde her gün yakmak niye...
Cehennem hırkası günün;
Üşümem asla ama asla,
Almışım avcuma dudağından üç yudum alevini,içmişim sevda lav'ını,
ciğerim ateşten bi okyanus gayrı,
Dedim ya,
Cehennem; hırkası günün,
Üşümem asla ama asla,
Ne dünümü soyunurum istediler diye ne yarınımı yediririm domuza,kuzguna...
Gördüm toprağa basan çıplak ayaklarından göklere saldığın o çığlığını.
Gördüm o çığlıktan ok,gerilip gökte mavinin yüzüne ilk nefesini almaya koşan,beni çağıran o çaresiz ateşten yontulmuş ışığını.
Ağaç sandığa koyarlar etimi,
Ateş ile ruhun denizini korkuturlar...
Işık buhar olur yükselir oysa,
Koşar bulutlardan örülü cennet yuvasına.
Suretim yanar tutuşur göğün güneşini içip de sonra,
Titrer içimiz,damlayıp yeniden toprağa düşer yağmur olur...
Gördüm toprağa basan çıplak ayaklarından göklere saldığın o çığlığını.
Gördüm o çığlıktan ok,gerilip gökte mavinin yüzüne ilk nefesini almaya koşan,beni çağıran o çaresiz ateşten yontulmuş ışığını.
Ah ki ne aaah be sevgilim;
Cehennem; hırkası günün,
Üşümem asla ama asla,
Ne dünümü soyunurum istediler diye ne yarınımı yediririm domuza,kuzguna...
Yaksalar da canımı her gün her saniye türlü işkenceler ile,
Yine de asla vermem adını;
Satmam hiç bir pul'a senden miras bi düşümü.
Ateşi aldım elime,
Yaktım kendimi,
Yürüdüm cehennemin taa yüreğine...
Yine de vermedim adını...


07.47 çekmişim pimini yayımın.ok'uma sevdanı yazmışım mektup mektup.vurmuşum yüreğim ateşinden erittiğim gül kurusu rengi mührünü,salmışım bülbülün sesiyle göklerde şakıyan ışıktan ruhumu...al ateşi eline,sür yüzüme,yıka etimden senden uzak işlediğim her günahı.tövbe say, al yeniden serin kucağına sar kundağına beni...yıllar oldu; ağladım ağladım,çok yoruldum.sarıl,öp,kokla...doyur beni...