15 Temmuz 2026 Çarşamba

düşünü boğan padişah rüyalar ve şehzadeler bahçesi

 
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Dayanamıyorum,bırakmak istiyorum ellerimdeki tüm bu sanki artık tonlarca ağırlığa ulaşmış sorumluluğu;
Ve sisifos ölmüş çoktan sevgilim...
İçimden bir ses tutuyor her seferinde beni,
"Sakın bırakma..."
Kaybolmuş tahtın sahibi,heybeti ve adaleti...
Yerden bulduğu tacı takmış boynuna ve birkaç soytarı,
Belli ki büyük gelmiş kafalarına tacın kutsallığı...
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Titriyor dizlerim,
Kutupta ağustos ve çırılçıplağım sanki sevgilim.
Tertemiz,saf,asil kadınlar yağıyor göklerinden tanrının yağmur diye üzerime,
Ruhların dansı,ıslak toprağın yağmurla öpüşen kokusu ve düşlerimde...
Susup izliyorum bir ağacın dalları altında bu kutsal yağmuru...
Ve ıslanmışım,üşüyorum sadece sen hayali ile...
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Titriyor kalbim,
Kutupta ağustos ve bin asırdır hasretim sevgilim.



10.03 düşünü boğan padişah rüyalar ve şehzadeler bahçesi...

* Dev zelzeleler dünyasında kim serhoş yürüyor bilinmez sevgilim.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

Kurak ruhlar atlası

 
Hiç rüzgarlı bir günde kan kaybettin mi sevgilim,
Göğe taşırken seni düşmanların yarı ölü bedeninden,
Kanlar sızdımı teninden ılık ılık terkedip,uçuşup belli belirsiz yerlere savruldu mu rüzgara kapılan karahindiba tohumları gibi ve o kıyamet kızılı kanın...
Ey güzel kadın;
Ey doğrulama yanlılığım,
Frekans illüzyonum,
Baader-meinhof'um,
Ey asırda bir görülebilen cennet rüyamın ezberbozan tekrarı,
Göğe yükselen spiralim,göklere kazılmış tekâmül kuyum,
Yaşadığım kabrim,keyf-i kederim,çilehanem...
Yusufuyum düşünün...
Hiç rüzgarlı bir günde kan kaybettin mi sevgilim,
Göğe taşırken seni düşmanların yarı ölü bedeninden,
Kanlar sızdımı teninden ılık ılık terkedip,uçuşup belli belirsiz yerlere savruldu mu rüzgara kapılan karahindiba tohumları gibi ve o kıyamet kızılı kanın...
Ey Aşk'ın Rabb'i,
Ey kıyametin taşıyıcısı,
Ey bilmenin efendisi,
Hücremden al sök beni kırık bir tırnak gibi,
al sevdiğimin ruhunu nazikçe bir nar çiceğini öper koklar gibi,
Dök aşk'ın ışıl ışıl topraktan sürahisine nefesin ile bizi...
Amin.


08.55 ağlama duvarlarına tırmanan bir salyongozum yağmursuz çöllerden koşup gelen,kurak ruhlar atlası bir dünya,
peki yağmuru yoksa bu kadar nasıl ıslandı bu göğünde sana sürünebildiğim duvarlar ey Hüda lütfen söyler misin...

12 Temmuz 2026 Pazar

Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne

 
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Birkaç sararmış,unutulmuş,
bir çiçek gibi solmuş,kenarda gerçekten mutlu fotoğraflar...
Hangi vazoya koyulabilir ki bahar yüzünün çayırından uzanıp kopardığım gülüşlerin,
Su da döksem içine,yaşarlar mı acaba birkaç gün daha tıpkı yüzünde gördüğüm ilk anlarındaki gibi...
Yer değiştiriyorum koltukta,
Bana ait olmayan tarafına oturup uzanıyorum bazı yalnızlığımda,
Ağrılarım değişsin istiyorum bazen bazı bazı...
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Cümleler kurar yazar aklıma bazen şu güzel akşamlar.
Ağaçlar,çiçekler ve insanlar.
Masada dolapta güzel eşsiz güzel anlar ve siyah beyaz fotoğraflar...
Gün doğar,gün batar...
Yıldızlar dilekler dileyip uzak fezada mumlarını yakar.
Düşler yanar,içimiz ısınır,su kaynar,seninle dudaklarımız karanfilli çayımız kokar...
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Saçımda yağan kardan düşer payıma bana dokunan birkaç beyaz...
Buz olur ocaklarda akşamlar,
Ataş olur içimde tüm kızgınlıklar,
An kayası kırılır çatlar,kum olur bileklerimizdeki abaküsten bir bir düşüp akar...
Gün gelir,kalmaz zaman...
Gün gelir,günsüz kalır gün...
Alnından öperim uzanıp o ipekten kaderini senin ve sonra,
Ve Allah rahmet eylesin sevgilim,
Allah rahmet eylesin.

Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Ağaçların sızısıdır sevgilim;
Kağıt mendiller tükenir biter,
Mısralar kuştur sinenin saklı kuytusunda dalında,
bir bahar günü doğar,büyür ve güneye uçar gider...
Yazı böyledir...
Sen hangi kırık buğdayısın avcumdaki hayallerin,
Hangi kırık mısır, ekmek olur söyle ellerinin sıcağında...
Hangi kırık yürek yürüyebilir ki sahra'sını böyle susuz ve sensiz...


09.11 kapalı ışıklar ardının karanlık bir temmuz akşamında,sokak fener tutuyor önümüze gorelim diye rüzgarı sallanan perdelerimizde...

Gül,nar ve ahlar

 
Gül,nar ve ahlar.
Tütün kolonyası zengin düşler ve kanlı sevdalar.
Ateşe kılıç çeken ateşler,akrabalar.
Orman yangını hasretler,ayrılığı en güzel inanmaların imandan.
Sol yanımda zelzeleler yıkar kalbimi söküp göğsümden.
Gül,nar ve ahlar.
Kimi sevsem,mahşerin isi alevsiz usul usul üzerime siner...
Ruhumun saklanbacında,saklanmam senden asla sevgilim,
Yine de kimse görmesin bizi,
Elimi gösteririm sana saklandığım gizden kibarca,
Elimi tut yeter,buldun sayarım beni,bu kadar asır geçmişse de farketmez...
Akşam oldu mu unuttum,
Çağırdı mı annelerimiz bizi merhum pencerelerden sevgilim,söyle lütfen,uzaktaydım bilmem...
Gül,nar ve ahlar.
Ve beni ahlat'a gömen kokusu cennetin,
Meleğin eli değmiş,üzerine düş kokusu düşmüş elması tanrının.
Ve gözlerin...; yaşam suyum,bin yıllık ömrü iksirim.
Kapat gözlerini,öpüşeyim kutsal kapılarıyla bakışlarının...
Gül,nar ve ahlar.
Bereket kokan avuçların,dileklerimi serpip ektiğim o kadim tarlam,
Gözyaşlarımız suladı yağmur diye düşüp tutuşan ellerimizden filizlenen mısralarımız...
Gül,nar ve ahlar.
Saman müsveddeler ve vahlar...
Promosyon çizgililer ve tükenmez denilen yalancı kalemler...
Birbirimizi dileyen uykular,dilekler...
Ah o dileklerimizin ağacı,züccaciye kurdelesi umutlar sunağı...
Yatırlar ve mezar başları...
Dualarla yanyana oturmuş,fısıldanan dilekler ile nişanlanmış sevdalar and'ı...
Gül,nar ve ahlar.
Fethetmem gereken o köyünün adı neydi sevgilim?
Söyle kaç çölü geçsem benim olursun ey kutsal emanetim,alnıma kazınmış kadim sevdam...
Gül,nar ve ahlar.
Sevişsek yanar mıyız peki...?
Ya da unutsak yeminlerimizi ve birbirimizi,
kim gömer o zaman lanetlenmiş ölümlü zavallı bedenlerimizi...
Tut yakamdan beni savur salla fırtınadan kızgın rüzgarlar gibi,
Çek kendine beni,ve öp boğana kadar nefessizliklere mahkum et öpüşlerin ile beni...
Ah dersem namerdim,
Kaçmam sonumdan,sakınmam böyle bir mahşerden kendimi asla...



22.59 sevişen günahkar yeminler dağladı gözlerin dudaklarıma...ölsem ölürdüm titreyen dizlerime teslim olup hemen,ama yaşamayı seçtim,
beni yeşerten,cennetten çaldığına yemin vereceğim o kokunla...

10 Temmuz 2026 Cuma

boynumu vuran sultan'ım

 
Savaşsız bir elf köyü idi aşk sende bende sanki.
Kavgasız,sessiz...
Bin yıllık ömürler misali...
Turnusol kağıdı ile sırlanmış yekpare bir taşım içimde ruhumda ve ben sanki,
Kim gülse yüzüme başka olur rengim,kim tükürse başka,
Değişiyorum rengimi hemen,
Değişiyor tüm yazdıklarım da benimle renk renk her tada her kokuya göre başka başka bilmem neden...
Yazdıklarım yaşıyor sanki sevgilim,
Dur deli deme hemen,
Saçlarını taramamı istiyor birisi her akşam bazı,
Başını okşamamı geceleri uykusundan evvel bazısı,
Ve sarılıp ardından sımsıkı,öyle uyumamızı bazıları...
Yazdıklarım yaşıyor sanki sevgilim,
Dur deli deme hemen,
Her gün su veriyorum,diplerini eşeliyorum ellerim ile,yapraklarını siliyorum bir bir ellerinden tutarmış gibi...
Savaşsız bir elf köyü idi aşk sende bende sanki.
Kavgasız,sessiz...
Bin yıllık ömürler misali...
Turnusol kağıdı ile sırlanmış yekpare bir taşım içimde ruhumda ve ben sanki,
Kim değse elini bana içinde ekili hisleri ile,
Değişir rengim,
Değişir nefesim,
Ve değişir yazılanlar,yazılacaklar...
Çünkü nefes alır hisler,içimin yeşil çayırları,gönlüm...
Yaşar kuşlar gibi uçuşup güneye göç eder saman rengi, içi satırlarla dolup taşan içimden mektuplar ve zarflar...


11.42 boynumu vuran sultanısın şahım damarın.

9 Temmuz 2026 Perşembe

küçük mavi denizlerim

 
- neye sahibim ki adam,hiçbir şeyim yok sanki sanki...?


- ne cevabı pişirsem versem sana da,huzur bulsa burnun ruhun koklayıp sıcak dumanını içindeki çocuk huzurlarının bilmem.
Bilsem,yüreğim fırınında kızarmaya başlamıştı bile o cevap çoktan inan...
Senin laci okyanusların var herşeylerden dev ve büyük sevgilim; içinde evlerden büyük balinalar yüzen,ben bilmem,ve istemem.
Korkarım belkide.
Benim küçük mavi denizlerim var sadece,
paylaşırım istersen, haydi çık gel...



09.44 çok mutsuzsun be dünya; haydi gülümseyelim çatlasın kurumuş toprak misali dudaklarımız eskisi gibi, eskilerden...
yıkasın yüzümüzde acısıyla kurumuş tuzlu yaşlarımızı o soğuk,buz gibi umutlarımız durma haydi yeniden ve yeniden...

peki ya bundan maykıl cordın'ın haberi var mı

 
Bi kulağım müzik,bi kulağım açık pencerede kuş cıvıltısı sevgilim,
Sen beni severdin en kocaman hem de ya eskiden,
İşte o eskilerden...
Söylesene sen neredesin,gelip alayım seni yüreğim kovuğuna yeniden hemen...
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
Ya bugün ne kadar da mutsuz şu dünya,
Bisikletsiz öğlenler,sıkıcı sokaklar çocuksuz oyunsuz seslerden...
Çek bir şut kalbinin en güçlü yerinden bi yerlerden,
Kır penceremi,kahkahalar atalım yeniden ve beraber.
Sesi güzel şamanlar,gitarıyla sazıyla akşamın karanlığını örtmüşler sırtlarına bir hırka misali üşümemek için ve sevgilim;
Bir dip not yalnız sana özel sevdiğim;
Şeytanın gözleri kapalı,ve bir yan flüt var elinde bilmelisin,
Benim sırtımda kocaman keskin kınında bir ney asılı sevgilim;
And'ımdır hala,
Sus dersen,susarım bi ömür daha yine de sen istersen...
Benim içimdeki ateşi çalmış söndürmüş birileri sevgilim,
Üşüyorum tir tir temmuz öğlenlerinde dahi bilmem ki neden...
İçimdeki ateşi söyler misin tanrım kim çaldı.
Söyler misin peki rica etsem,
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
Herkes küstüm çiçeği olmuş bilmem ki neden,
Kimin yaprağına dokunsan kaçıyor kendi içine anlamsızca,bilmeden hemen...
Sus artık demeler yağıyor binlerce yüzbinlerce damla damla göklerden,ve susmuş şehirler...
Başı çatlıyor insanların dudaklarında her gün,
Her yer çatlamış patlamış kafalar ve kan ırmakları,koyu karanlık kan birikintileri sokaklarda bu dünya rüyalarımda şimdi sevgilim...
Bi sen bahar,bi sen leylek şimdilerde de ama inan,
Ama sev,
Ama yürü bıkmadan usanmadan,
Tıpkı eskilerdeki gibi lütfen sevgilim.
Söylesene,
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
O yangın dudaklarını söylesene şimdilerde kutbun buzları mı örttü sakladı...
Söylesene sen neredesin,gelip alayım seni yüreğim kovuğuna yeniden hemen...
Sen beni severdin en kocaman hem de ya eskiden,
İşte o eskilerden...

Yalnız o eskilerden...


09.23 peki ya bundan maykıl cordın'ın haberi var mı ? O güzel yirmiüçler kırkbeş giyiyor şimdi sevgilim...


* bu kaçıncı yeniler; modernize jet çimento şairler ve tarhanalar yaz'ından bi yerden...


Ne zaman seni görsem,sol yanımdan

 
Dökülüyorum bir bir,
Zamandan ufalanıp.
Saçımdan,düşümden,tırnağımdan,derimden...
Kaşımdan,kirpiğimden,satırlardan,hislerimden...
Dökülüyorum bir bir,
İşimden,aşımdan,köyümden,saçaklarımdan...
Kırlangıç yuvamdan,söğüt dallarımdan.
Dökülüyorum bir bir,
Gül yaprağımdan...
Mevsimim eylül,mevsimim ekim ömür takvimimden kopan sayfalarımdan...
Dökülüyorum bir bir,
Dağların eteklerini tırmanan yağmur bulutlarımdan,
Bileğimde takılı tik taklardan,ve zamandan...
Dökülüyorum bir bir,
Ne zaman seni görsem,sol yanımdan...


18.31 fin.

Başımda uçuşan küpler

 
Okuma bayramım.
Kalem kalem dökülüyor dilimden harfler.
Sana borçluyum herşeyimi.
Ancak şimdi görüyorum bunu.
Jilet kadar keskin kılıcımın kını,kıl çadırım,
Sadık dostum...
Başımda uçuşan küpler.
Güneşi,ayı,yıldızları.
Dönüyor herbiri durmakSızın.
Dönüyor hepsi yel değirmenleri gibi...
Okuma bayramım.
Kalbime asılı kırmızı kurdelem.
Okumayı söken sevmeler.
Sözler,nişanlar ve süngüler.
Delik deşik,tarihten,kutsal savaş dünlerden üniforması bir kahramanın.
Kılıcı ile gömülen asker atlar zamanı;
Göğsünde peygamber nişanım,
Susuz kalsa da yolundan dönmez inatlarım...
Altın,gümüş ve sikkeler...
Aynı kağıtlara yazılan farklı rakamlar ve şimdi tüm değerler...
Okuma bayramım.
Aşıklar zamanım.
Uzak memleketler vakti,vakt-i akşamım...
Dansa davet oynuyor suni tenefüsünde çocuk hatıralarım.
Okuma bayramım.
Başını eğmez kanım.
Başını eğmişler,düşkün atlaslar zamanı,
yaşadığımız zamanım...


18.12 hergün hergün sesini duyma çabalarım.

Sırtı kaşınan everestler

 
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Eti feda eden bu göğe yürümeler neden,
Ya bu yersiz aptal cesareti insanların,
Neden...
Dağ'a soruldu mu peki hiç,
"tırmanabilir miyim seni..."
Karıncalar yürürken üzerinden göklerine doğru kaşınıyor mudur peki bir ağacın teni...?
Kim kaşıyacak söyler misin beşiğindeki bebek zeytinin o yumuşacık sırtını...
Bu tırmanmalar neden...
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...

Bin kapılı mabedi'm.
Kuş misali uçsam dünyayı,sonra dönsem gelsem sana yeniden ve yeniden,
Düşsem pencerene,bin kapından birinin önüne,
Alsan beni son bir kez daha ah o cennetin kokusu sinmiş ellerine...
Saraysız tacım,
Düş yelkenim,
Umut kibritim,
Ağrı bezim,
Anam,sonsuz merhemim...
Aşk uğruna toprak yiyenim...
Kapalı kapım,
Anahtarsız kederlerim.
Bozulmaz toprak küpünde balım,
Yüreğim,küflü kovanım...

Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Düşsem avcuna,bir serçe doğsam uçamadığım yuvama,
Beni yine alır mısın ardıç yüreğinin o kutsal kovuğuna...
Ah aah...
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Bilmiyorum,bilmeyeceğim...bilmem.
Tek bildiğim,
Bir sen...


10.16 vampirinin göğsüne tahta kazığını sapladı aşk.
Sarımsak kokan kazaklar akşamı...

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Sinene düşmüş rüyamda bir gül yaprağı

 
Su kesildi,
döküldü,ve yükseldi...
Buharlaştı kahramanların ruhu terkedip usulca o yiğit bedenlerini.
Su kesildi,
Canı gitti,bahçede kafası kesik yılan misali çırpınan ışıl ışıl ışıldayan hortumun...
Bir yağmur uğurladı ardımızdan dökülüp bizi,
Su kesildi...
Ve unuttum ezberimden düşürüp tüm o ebedi kinlerimi...
Yavru bir kanbur balina kıvrıldı ve miyavladı bana,
sokulup yanıma;
Adını çiçimamatoştik koydu göklerden kollarıma düşen soylu bir tanrıça...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Ve gözlerini yumdu ruhum,bir asır uyudu.
Kozmik takvimim,
Ey çarkı devran,
Anlatacak çok şey var,heybem dolu sana topladıklarımdan.
Sinene düşmüş rüyamda bir gül yaprağı,
Bulutlardan bir denizde yüzüyor bin gemilik bir savaş üzerimizde,
Altında kavuşuyoruz seninle,ve yürüyoruz mahşere elele...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Bırak beklesin başkalarının dilindeki cennetler,
Biz gidelim seninle öz ülkeme...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Zaman esti geçti farketmesi zor bir yel gibi yanımızdan sevgilim,
Yüküm ağır;
Sırtım,karnım,senden topladıklarım hep,
Ve koynuma sakladıklarımdan ibaret tüm misafirim,mirasım...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Hortumun boynu bükük düşmüş yerde,
dilinde son damla ve tek bir kelime...
İçimde sustuğum koca koca şehirler,
İçimde ılık bir nefes gibi tuttuğum taştan,çayırların şehzadesi bir köy,bir evim var...
Çağırıyor beni her sabah tanımadığım seherler sevgilim,
Bağlıyorum kendimi içimde yüzen gemilerin direklerine,istesem de gitmiyorum...
Yoksa kim tutabilir beni...
Hangi volkanın özünü içse de doyana kadar,
Hangi ejder kızsa da yakabilir beni...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Mühim değil inan bir asır da bekletsen;
Toprağın altında uyur,bir umut,beklerim gelişini...


09.25 memleket düşleri,yem verir kuşlara,hepsi kimsesiz.

7 Temmuz 2026 Salı

mavi gökler tarlası

 
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Boylu boyunca yerdeyim,dümdüz...
Don olmuş bedenim,kıpırdayamıyorum.
Ve kalbimi söküp çıkartıyor birileri,
Ellerinden akıyor,kırılmış bir kum saatinden dökülür gibi zaman; koyu kızıl kum taneleri gibi  içimden büyüttüğüm o kadim kanlar...
Artık tutunamadığın,tutamadığın zaman ve yaşam.
Bir damla acı hissetmiyorum,uyuşmuşum ama izliyorum kendimi,ve kendime olanları şimdi.
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Kapanıyor gözlerim,bir köy evi penceresi misali gözlerimin kapılarından ağır ağır,usul usul, gıcırdayarak bazı bazı,bazı zaman.
Ve toprağa kavuşuyor düşüp yere yarı cansız etim,bedenim.
Kalkmaya derman yok,
Ölmeye heves, göğsümün azığında belkide...
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Don kişotuyum sevda değirmenlerinin,
Yeller büyütüyorum biçiyorum çimenler misali mavi gökler tarlasından...
Favelasıyım karun'un,
Düşü bir karıncanın...
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Uyutmaz düşünceler kuyusunda,bir sevda yusufcuğu...
Kim kimi çekse yukarısına etin,
Dilenecek yarınlarda bayat bir somun erdemi belli ki.
İnsan eti ağırdır,haindir çocuk demişti babam.
Ataş oğlu kılıç aramaz yanlışı kesmeye,
Yakar onsekizbin alemi yalnız bir doğrunun uğruna...


11.55 öğleni tutuşturan yakan güneş,
yaprağı boğan kurutan aş,
Sorsan açlık idi tek telaşı,
Yine de bolluk aldı aslan olsan da o yirmibir gramlık beşerden canını...

Mevzu bahsi sen

 
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Yer çekimini yok sayarım ne zaman yüreğinin ayağı kayar da düşer isen.
Lav yağsa gökten lapa lapa üstüme,yanmam gereği yapılmadı ise şayet.
Memleketin suyu olsan,denizi olsan köyümün,
mavi gezegenimin bulunmaz hint okyanusu olsan,
Kaynatmam seni o yazılı yüz'lerde asla,
uçup gidemezsin gözlerimden; izin vermem...
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Hasretler sulamaz,beslemez sevdayı o zaman mesela.
Birbirinin avuçlarında filizlenir yaprak açar büyür 
aşıklar,bir yağmur ertesini,ıslak toprakh kokar elleri sevenlerin o zaman mesela...
İçimde dolaşan bu gölge kimdir,ya bu kızgın hisler kime ait...
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Bilirim,yüreğim tektir de,ya bu içinde mekan tutan kimdir...?
Kaldırmaz o vakit sular,seller,denizler bizi...
Yüzemez balıklardan gayrısı sudan yolları;
Denizler ay misali, sen misali, yalnız şiirliktir...


10.28 fin.


*  "Eşitsizlikçi saygı" ifadesi,
Alâeddin Şenel'in  Bilim ve Gelecek dergisi için yazdığı "saygı ve tapınma" yazısından.

6 Temmuz 2026 Pazartesi

Yavuzuyum yüreğin çölünün

 
Oturmuşum tanrının şehrine,karşımda göklerden büyük iki dağ yüzüyor sevgilim.
Birine bakıp çiziyorum yüzünü etimin kağıtlarına.
Kızgın şişlerden daha can yakar kurşun kalemim,
Lavlardan,ve dahi güneşinden yüzünün...
Cenneti yüreğimiz heybesine saklamış çoktan Hüda sevgilim.
Ve acıkmanı bekliyor belimde sarılı o sıcak ekmek.
Şiirler ile sövüyorum seyr-i sefere,
Savaşlar ile ölüyorum hergün her gün yeniden,
Satırların ile nefes alıyorum son bir kez daha doğup belkide...
Oturmuşum tanrının şehrine,karşımda göklerden büyük iki dağ yüzüyor sevgilim.
Birine bakıp çiziyorum yüzünü etimin kağıtlarına.
Kızgın şişlerden daha can yakar sessizlikteki yüzün,
Lavlardan,ve dahi volkanların saklı kalbinden ömrünün.
Cenneti bir çocuğun avuçlarının kokusuna saklamış çoktan Canan sevgilim.
Ve seni bekliyor belimde asırlardır sarılı o sıcak hasret.
Şiirler ile sövüyorum sevda-i harbine,aramızdaki bu sahradan katedilemez denen kifayetsiz mesafelere;
Yavuzuyum yüreğin çölünün...
Kadim dağlar yüzüğüm,
Leydim,
Dövülemez çeliğim,
Gül yaprağım,
Biberiye yağım,
Hurma çekirdeğim,
Zeytin dalım,
Yavuzuyum yüreğin çölünün;
Seni seviyorum...



11.18 kutsal emanetlerimi sakladığım bir kuytudur sen hiç bilmesen de,yüzün...

Karıncaları eziyor çocuk adımlarıyla tufanlar

 
Beğenmek,beğenmemek...
Tek sorun bu mu sence de sevgilim,
...
Ah aah.
Bence de...
Karıncaları eziyor çocuk adımlarıyla tufanlar,
Atını tokatlıyor sevmekten çok çok uzak,aptal bir adam...
Kalbim sızlıyor çocuk,
Gözlerim damla damla ufalanıyor alevlerin arasındaki kitapları gibi ve babil'in...
Sevmek,sevmemek...
Tek sorun bu mu sence de sevgilim,
...
Ah aah.
Bence de...
Bir yağmurun sırası,koşuyor birbirine sevişmek için sümükten böcekler,
Düşler kayıyor usul usul kainatın göklerinden yağmurlar bir denizmiş gibi sanki üzerimize örtülen sevgilim.
Kim kimi sesleniyor,kim kime çağırıyor yaşamayı belli değil inan.
Ve hala aynı beşerde mahluklar,
Henüz ışıkların dahi açılmadığı bir gecenin karanlık odasında oysa,
herşeyi bildiğini sanıyor...
Ölmek,ölmemek...
Tek sorun bu mu sence de sevgilim,
...
Ah aah.
Bence de...
Toprak göğsünü açıp bağrına basar mı peki merhumluğumuzu,tıpkı bizi içinde büyütüp doğurduğu gibi...
Ey peygamber devesi söyler misin bana,masum sineklerin kanatlarını kimler koparıyor...
Kırmızılarını süslenip giymiş uğur böcekleri kimlerin dileklerini,dualarını uçup taşıyor,
Ya ne suç işledi ki affedilmez,hamamın böceklerine böyle her daim kıyametler yağıyor...


10.15 bir melek sonlanmasını istedi bu rüyanın.

4 Temmuz 2026 Cumartesi

sevişmek mi ölmek mi

 
- sevişmek mi ölmek mi adam ?

- hangi ölüm sökebilir ki beni tuzlu deniz rüzgarı sinmiş dudaklarından kadın,
hangi sevişme çalabilir ruhumu koparıp göğsünün kutsal bahçesinde,cennetin rüzgarına başını dayayıp sallanan ince narin dalından...

- sök beni benden yüzüp sıyırıp,iç ruhumdan özümü dayayıp dudaklarını buz gibi suyuma adam...

- üryan kalayım,al yüreğine çivile beni yak beni kül döksün ruhum,ruhuna essin rüzgarım...
denizine karışsın dökülüp savrulsun toprağına külüm...
Dudaklarına göm mektuplarımı bir bir yakıp,sonra tut öp beni kadın...

- sevişmek mi ölmek mi adam ?

- sevmek kadın,sadece sevmek ve sana gömülmek...


22.50 fin.

Butlerian cihadı'm

 
Teknokentler üzerine manifesto yayınlar martılar.
Namı diğer uçan,kanatlı simitçiler ve çöpçüler.
Butlerian cihadı'm.
Diyorlar ki yüzümüze tükürecekmiş deterjanlı ağızlarının sularıyla çamaşır makinaları,
Köpük köpük,mis gibi kokan öfke...
Diyorlar ki renkli dikdörtgen kutu kandıracakmış türlü yalanlar ile yüzümüze yüzümüze,öldürmek için bizi,
Sanki yeni bir şeymiş bu gibi...
Teknokratlar meclisi,kitap okumayan şu cahil zaman sevgilim,
Yılana sarılmak mı...,hah,
Kim denize düşse ısırır diğeri onu,
Kim ısırsa yamyam uyanışlarda kendini,
Kaçar oradan köpek balıkları dahi...
Yediğin sen olursun derler kadim atalar çünkü...
Diyorlar ki makina süpürgeler yüzümüze tükürecekmiş kirlerimizi,
İsabet olur,uyanır belki kimliksizliğimiz,ne dersin sevgilim...
Diyorlar ki plastik kalpler,et bebekler olacakmış eşler,sevgililer...
Yalanlara kurulu düşler...
Bu kadar mı sevmiyoruz artık birbirimizi ey insanoğlu...
Bu kadar mı kaçıyoruz tüm gerçeklerden,her şeyden artık,
Çok çok yazık...
Yazgısı cennet insan evladım benim...
Diyorlar ki gün gelecek elimizdeki cebimizdeki ekran hükmedecekmiş bizlere,
Sanki şu an çok farklıymış gibi...
Oysa ihtiyaç duyduğun herşey yüreğimizin heybesinde sevgilim...
Tüm kahramanlıklar,kazanmalar,o fıtrat,o tarihin zaten içine kazılı olduğu o kan o et...
Zaten senin,zaten sende,
Kullan kullanabildiğin kadar...
Teknokentler üzerine manifesto yayınlar martılar.
Namı diğer uçan,kanatlı simitçiler ve çöpçüler.
Butlerian cihadı'm.
Diyorlar ki aşk ölecek imiş,tarih silinecek...
Söylenmez ayıptır,bilirim,utanırım da ama,
Olsun,
...
Hasss...tir lan oradan...!


10.32 vampir makinanın kalbine ağaçtan mızrağını sapladı intikam isteyen şu susuz kızgın zaman.

* ve suyuna yıllardır hasret; çölünde, içine,kabuğuna sımsıkı sarılıp kapanmış bir tohum gibi seni bekledim ve hep özledim sevgilim...

3 Temmuz 2026 Cuma

Ölümün kemik giyotininde

 
Sonsuz mavi,sonsuz lacivert bi deniz içindeyim,
Tuzlu mu tuzlu yakar tenimi güneşin kırbacı,durmadan ve ardı sıra...
Sevdasız,nefessiz kalırım yorulup...
Batıyorum usul usul dibe doğru,
Kaldırmıyor artık sular bedenimi,tutmuyor elleri beni tuzlu mavinin...
boğulur dururum soluksuz sevgisiz ardı sıra.
Ölür ölür dirilirim her şafakta her gün bir kez daha.
Yorgunum,bin yıllık bin seferlik ölüleri gibi tozlu tarihin.
Sonsuz mavi,sonsuz lacivert bi deniz içindeyim,
Tuzlu mu tuzlu yakar tenimi güneşin kırbacı,
durmadan ve ardı sıra...
Sevdasız,nefessiz kalırım yorulup...
Sonsuz sonlar bahçesinde bir kuşun gagasında uzanmış hareketsiz gökyüzünü izliyorum tersimden,
Çirkin tırtılıyım cennetin...
Ölümün kemik giyotininde kafamın benden ayrılışını,saldım bekliyorum,
utanmasam gülümseyeceğim;
...
Gülümsedim...
...


12.10 sonsuz yürüyen merdivenler,koşan camdan kuleler,piramitler...korkak faniler otlağı...
beyaz gömlek hapishaneler...
delilerin free friday'i zaman...

2 Temmuz 2026 Perşembe

Uzak mesafe hayaletimsi etki'm

 
Uzak mesafe hayaletimsi etki'm.
Hey albert söyle bana.
Neresini keser bir hata ile sevgilim.
Canı yanıyor hala ve hala binbir kesikler ile yüreğimin.
Bende yürek var,sende kalp sevgilim.
Bilmem kimi kırar kalbin istemeden.
Domatesler aşkına,
Söyle kime ait sol tarafı adı o "yaşamak" isimli teknenin.
Uzak mesafe hayaletimsi etki'm.
Hey albert söyle bana.
Atomlar misali ayırabildin mi sonunda bizi...?
Ey katli vacib bilim adamı,ey kutsal el'li tabib.
Kimin canını yakıp fırlatsan da kainatın öbür ucuna dahi;
Diğerinin hem ciğeri hem yüreği kanar,yanar ve sızlar...
Uzak mesafe hayaletimsi etki'm.
Hey albert söyle bana.
Kuantum,tarıyor mu saçlarını sırları ile ışıldayan aynasında ve elinde o yalancı şimşir tarak...
Domatesler aşkına,
Söyle kime ait sol tarafı adı o "yaşamak" isimli teknenin.
Peki sevmek,bu kadar ucuz mu;
Yada satılır mı bin ışık yılı uzaklardan pırlanta bir gezegenin eşsiz sesi,şarkısı sineklerden bir pazarda...


16.29 kanımı içmekten korkardı tüm günahkar sinekler,mahşerinden dört nala kaçıp saklanan kaderlerden ve kederlerden uçup yükselip...

Abaküs öpüşmeler vakti

 
Yaşamayı seçen aptallar.
Kimsesiz ve düşsüz; yürüyen çürümüş etler kervanı bu masum zavallı gezegen.
Parmak hesabı yapıp yaşıyorlar şu avuçlarından akıp dökülen eşsiz günü.
Abaküs öpüşmeler vakti sokağın korkusuz akşamında zaman.
Yaşamayı seçen aptallar.
Tek mermili bir altı patlar dudakların oysa,
Çevir öp,çevir öp,çevir ve öp...durmuyorum,
Duramıyorum da asla.
Ölmem kumarında bu sevmenin ne kadar denesem,istesem de;
Dudakların bana sırtını dönmediği sürece sevgilim.
Yaşamayı seçen aptallar.
Güneşi soyunur akşam üzerinden ince askılarını usulca dokunup çözüp,
Üryan ıslak adımlarında yakar kavurursun beni gecenin karanlığında;
Üzerinde yalnız gecede denizin tuzdan tadı ve kokusu giyili kalsın sevgilim...
Yaşamayı seçen aptallar.
Anlamı yok yarının.
Dünü gömdüm toprağa can suyu ile sarıp sarmalayıp,
Kemik saksısında kalbimin her şey ve her yer.
Ve bugünü öptüm ilk filiz,yeşil yaprağın tomurcuğundan hiç düşünmeden uzanıp sadece...
Yaşamayı seçen aptallar.
Almış kalbini bileğinden kavrayıp bir beyaz ceketli şapşal,
Sayıyor tesbih tesbih nefeslerini bir bir boncuklardan,
Ve inanıyorsun ona,her yaşamak bu yada yaşamak bu değil dediği zaman;
Sırtımın zeherli hançer zamanı bu,istesem de asla kaçamam...
Yaşamayı seçen aptallar.
Peki neden bu kadar korkaklar.
Neredesin ey cesaret,
Göster bana bu yüzyılda yüzünü...


15.29 zamanın iskeleti.

30 Haziran 2026 Salı

asil ölümler diyarında soysuz ölüler kervanı

 
Küçük metal değirmenler,pervaneler.
Yalan rüzgarlar atlası.
Ve yalan rüzgarları politik adalet ve sevdaların.
Eli bıçaklı uçuşan kızgın perdeler.
Don kişot ruhumda,
Dilenci yarınlar ozanıyım bugünün...
Sadık bebek köpekleri düşmanların.
Hapsedilmiş aslanlar ve yavruları.
Ya develer,ya filler,ya kartallar ve
ya ejderleri hapsedilmiş o kadim masalların.
Zaman yuvarlak mı,zaman düz çizgi mi...
Zaman spiral mi ne farkeder,
Sen aynı karanlığın aynı noktasına durmadan ama durmadan düştüğün zaman;
Zaman,bir noktadır bizler için demek o zaman...
Küçük metal değirmenler,pervaneler.
Yalan rüzgarlar atlası.
Ve yalan rüzgarları politik adalet ve sevdaların.
Kurmalı oyuncaklar kardinali.
Kurduğun robotlar,arabalar,savaşlar,cinayetler,
ve yalanlar ve yalanlar...
Körebe saklanbaç üç maymun dalkavukluklar.
İlk pazar yortu,
Notre dame'ın kanburuyum,
zangocuyum filden dev ölüm çanlarının...
Küçük metal değirmenler,pervaneler.
Yalan rüzgarlar atlası.
Ve yalan rüzgarları politik adalet ve sevdaların.
Don kişot ruhumda,
Bal arısı kalbimin kendini feda intiharıyım asil iğnesinin ucunda.


09.39 asil ölümler diyarında soysuz ölüler kervanı.

Yeni bir umut


Ey sith lordu.
Ey ruhunu kaybetmiş.
Ey aşksız,susuz.
Ey dudakları kurumuş dökülmüş eşsiz sahra.
Ey kör-ü âlem.
Ey ölü,ey yaşayan...
Ey sith lordu.
Terazi bozan.
Eli yumruk,küçük delikte kibrinde sıkışan maymun.
Ey maval okuyan,yalan içen.
Ey cennetin mavi kapısını hain kanlı hançeri ile kazıyan.
Ey sith lordu.
Alsan da hepimizin canını,malını,göz yaşlarını son damlasına kadar;
Kazanamazsın,
Kırılmaz zincirlerin senin.
Ey sith lordu.
Ey hain jedi.
Ey düşmüş.
Ey düşkün.
Ey karanlık antik tarikatlar yuvası,ey çıyan deliği.
Susma,saklanma sakın,
artık kurtulamazsın...


* Ey anakin,artık geri dön.


08.56 " yeni bir umut."

kurşun kalem harfler sokağı

 
Dün mü,bugün mü, yarın mı...? 
Bilmem hangisi daha uzak.
Dün'ün demi ,bugünün kaynar suyu; içiyorum usul usul kendimi...
Kitabım arası kurumuş gülümü,
Öpüp kokluyorum bazı bazı...
Ölümden korkmak yok heybemde üzgünüm,
İçimde bir derviş ve yedi deli yörük,
Yürüyorum çölü,kansız ,canlı mı canlı, seyri sülük...
Dün mü,bugün mü, yarın mı...? 
Bilmem hangisi daha uzak.
Fezada hangi misket,hangi kozmos tutabilir ki elimi,
Durduramazlar beni, inanmam kanımı tutup çeken yedi tepeli gelgitlerini...
Dün mü,bugün mü, yarın mı...? 
Bilmem hangisi daha uzak.
Hainler,haramiler,yalancılar kaplamış bir bahçe,bir kabirlik toprağımı,
Isırganlar dahi kaçıyor evinden...
Kitabım arası kurumuş karanfilimi,
Öpüp kokluyorum bazı bazı...
Kimi kimi,düşlüyorum kafamda karakalem o cennetimi...
Dün mü,bugün mü, yarın mı...? 
Bilmem hangisi daha uzak.
Anneee diye ağlıyorum aynada belli belirsiz bir sabah sanki,
Ardımdan dede diye dokunuyor biri,elimin içinde mis kokulu bir kaşık eli...
Kitabım arası kurumuş neslimi,
Öpüp kokluyorum bazı bazı...
Kanım,tarihim,fıtratım,atalarım gömülü kaynar etimin toprağı.
Şimdiki sessizlik yanıltmasın seni,ne de havadaki bu sukunet;
Saklansın tüm beşer,tüm masumlar Ya Rab,
Geliyorum göklerin,nuh'un çığlık çığlık tufanı gibi...



08.29 içimde yürüdüğüm yollar; efkarlı,silinen kurşun kalem harfler sokağı.

Morfinli yalanlar bahçesi

 
Morfinli yalanlar bahçesi.
Soysuz bahçevanlar ordusu kitleler.
Uyuşmuş tüm kandırılmalarımız,kalbimiz;
Sadece "yaşama çabasına" dönüşmüş yaşamak,
Gerçeklerden uzak...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Eli kelepçeli güller,ayakları prangalı saksılar zamanı zaman...
Nerede o özgür çayırlar,denizler okyanuslar kadar cesur,eli kılıçlı ormanlar...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Şehir surlarını soyunmuş,teslim olmuş zamana...
Nafile düşmanlar,düşler pazarı sevmek yalanı dillerinde...
Gerçeklerden uzak...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Uyuşmuş cesaretimiz,ve inandığını söyleyen yalancılar ile dolu o masmavi denizimiz...


13.04 zahmetli nefeslerin savaşı,bakışınıza elleri ile kopma pahasına sımsıkı tutunan size inanan gözlerim...

dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi

 
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Dandik marangoz işi,öldürülmüş bir ağaçtan divanında bu mülk-ü âlemin,
oturuyorum bekliyorum sessizce sadece...
Bu ağır ağrılar,tenimde arılar sızısı geçmişin zehri ah o pişmanlıklar;
Hepsinden suçluyum,hepsinden müebbet;
Ve hepsinden o güzel ruhların,bağışlayın beni,
özür dilerim...
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Yoruldum savaştan,savaşmaktan...
Yoruldum dört nala nefes almaktan.
Ve geçmiş karşıma üç narsist tosbaa,
Dövüyorlar beni dilleri ile hiç ama hiç durmadan;
At'ı ben bu savaşlarda ve bu mülk aleminde,
Seksen bin şehit ahal teke'm, ey ruhum;
Diyeceğim tek:
.iktirin lan oradan.
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Kalbim,ciğerim ve gözlerim.
Ya hislerim...
Kimi kesip hafiflesem azıcık inan bilmem,
Kimi kesip pişirsem doyar,erir içimde bilmem ki kinim...
Ah aah,ve
Diyeceğim tek:
.iktirin lan oradan.


10.54 bir bukowski gününden, kurutulmuş bir can yücel yaprağı düşmüş yeşil çayımdan.

zaman bıçaklar bizi düşlerimizden

 
Ah'ım dalına asılı göğün,hangi kuş uçsa görür.
Yükselir ak bulut siner tenine dava'm,
Hüküm ağırlaşır filler görünmez olur,oyun oynar,bulutlara saklanır;
düşer yerlere ölümün adı okyanus,sel olur...
Eski ihtiyar duvarlarımda,kırılası rekorlar asılı onlarca.
Çiçekler susamış,baba diye bağırıyor yaseminler bahçede,balkonda...
Mavi,yeşil,beyaz...
Üç kuş,üç düş var saklı her daim gönlümün koynunda...
Kalbimin cebinde mis kokan beyaz tertemiz bir mendil,
Yaşım beş,sekiz,seksen hatta bazı...
Bu kaçıncı kabrim,bu kaçıncı ölüm üzerime serpilen bilmiyorum,
Kozama girip girip yeniden doğduğum...
Ah'ım dalına asılı göğün,hangi kuş uçsa görür.
Yükselir ak bulut siner tenine dava'm,
Düşer yere ölüm,tohum olur toprakta her seferde bu bitişler,
yeşil filiz verir yüzünden gülüşünün can suyu ile sevmek ve düşler;
Adı sevda olur,
ölüm ağacının dalında en tepede açan o ilk kızıl çiçeğin...


10.30 zaman bıçaklar bizi düşlerimizden.

ve düşünde üç ok yemiş karnı aç bir seyr-ü sülûk


Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Aslında hepsi aynı,bu aslı bayat kurumuş kırılmış çay yapraklarının neyi onu rahatsız etmişti anlamadım;
Bizlerin,buna sessiz kalıp izin verdiği esaretleri mi yoksa sadece dem'de zaman mıydı sorun bilemedim,
İçim kaşındı ama,
Sormadım da...
Evde yoktu ama burnuma bir hanımeli kokusu değdi bir an,
Zihnim,güzel dünlerden bir jest üfledi herhalde düşlerden,
Teşekkür ederim gönlüm dedim içimden kendime.
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Bir porsiyonluk dem rengi,dem kandırmacası...
Bildim.
Zamanın olimpik koşuları,yarışmaları.
Kim kazandı kim kazanacak mühim değil inan,
Çanlar kimin için çalıyor belkisi,
Yada bu sela'lar kimin,tanıyor musun sevgilim...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Etin sesine dahi gerek yok,
Bir cura,bir bağlama kendi kendine usuldan fısıldasa bir ninniyi ağzında yeter,herşeyin güzel olmasına;
Savaşlar kazanmamıza gerek yok o zaman inan...
Tek derdi kazanmak zorunda olduğumuz yarışlar üretmek olanlara sesleniyorum:
Bırakın bizi,sadece uzanalım ağaçlarımızın gölgeden yelden nazik kollarına,
Başımızı dizlerine koyalım,bizi ara ara uzanıp alnımızdan öpen sıcacık güneşin...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Dem'ini akıyor gözlerin,nem'ini kanıyor ruhun gözlerinin ince aralık kapılarından sevgilim,
Gönlümün eski kutsal bayrağı,kumaşın rüzgardan dolup dolup kükrüyor kumaşı,
Kana kana içiyor soluk,asil kırmızım bu kutsal okunmuş şifayı âlem-i melekût'ten...
Bırak mülk alemini sevgilim,kapat gözlerini,
Misâl alemim,göğsünün ılık kuytusuna bıraktım sen uyurken mektubumu;
Oku gel beni...
Âlem-i berzah'da dikildim,bekliyorum seni...

Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Göğsümün sol yanından,isyan dağımdan doldurdum senin bahardan,erimiş karlarımdan suyunu...


10.07 ve düşünde üç ok yemiş karnı aç bir seyr-ü sülûk.

29 Haziran 2026 Pazartesi

Merkhaba

 
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Titreşen iç'im.
Ey tanrımın arabası,
Ey rüzgarlara,babilden yakılan binlerce kitabı fısıldayıp üfleyenim.
Uzaya saçılan karahindiba tohumları misali uçuşan sözlerim...
Bir artı bir gönül evim,çilehanem,boyut kapım.
İçimde doğan uçuşan kırlangıç gözler,
Göç ediyor gezegenden kalan her yerine yaşamanın,
Göç ediyor güneyine,sıcak kalbine kainatın...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Üçgenler,kareler,tuğlalar,pirketler,
Üçler,beşler,yediler; ey cebir durağım...
Muhendisler kahvem,sevda hesaplayıcılarım...
Nafile o yüzlerce ceset ağaçlar,ağaçların kesilmiş kolları ve bacakları,
Nafile çekiçler ve o çiviler;
Cenneti,düşleri,sevdayı ve sevmeyi inşâ edemezsin.
Nafile o kalbindeki yersiz kibir,
Nafile o,okusan da doğruyu göremediğin eşsiz kadim kitaplar...
Ey kutsal topraklar,
Ey kutsal kozmos,
Ay,güneş ve güneşin akrabası tüm yıldızlar...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Sevda kalemim,düş mürekkebim...
İlkokul bir yüreğim.
Avuçlarımda tutmaya çalışıp tutamadığım akıp giden,bildiğini okuyan şu zaman.
Aşk; transkraniyal manyetik stimülasyon'um,
Düş değirmenim, vakit gece üç,cennet rüyam,
Gezdiğim,gezindiğim,ayaklarımda adımlarımın yetişmediği ufuklar...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Geldim; yoktun,yoksun...çok zaman oldu,çok vakit.
Neredesin...?
Unutmanın kolay olduğu diyarlara mı göçtün bir asırdır yoksa...?
Duymadım adını,kokunu onlarca yıldır,
Eridim,titredim,yoksun kaldım...
Aç kendi ellerinle göğsünüm kemik kafesini kanadını açmış,gökte süzülen bir albatros gibi,
İzninle;
Uzanıp içeyim kalbinden yeniden kana kana tüm dünlerimizi ve o kadim geçmişi...



12.01 kararı kesilmiş fermanlar çöplüğü.

28 Haziran 2026 Pazar

Ceng eder yüreğim

 
Ceng eder yüreğim taş ile,yaş ile,toprak ile düş ile.
Ceng eder yüreğim beni ısıracak it ile,sinek ile,mevsim ile...
Aklım ki;
Ova boyu savaşlar yuvası,
Kınımda ekmek yiyen kılıç sadıktır,kesmez beni...
Ceng eder yüreğim aşk ile,yar ile,yüzün ile güz'ün ile.
Ceng eder yüreğim merhametsiz yalancı hekim ile,kadı ile,soysuz kan ile,çürümüş et ile...
Ceng eder yüreğim sus olan dilim,kavrulan ruhum ile,en çok kendim ile...
Aklım ki;
İçilesi bitmez okyanuslar sevdası,
İçimde yüzen yunus yiğittir,yutmaz beni...
Ceng eder yüreğim kalem ile,kitap ile,türkü ile,düş ile.
Ceng eder yüreğim dert ile,derman ile,soru ile,cevap ile...
Aklım ki;
Bağlamada bam durağım,ağaçta hisli dalım,
Elimde sızlayan mızrap vefalıdır,unutmaz beni...


00.09 şark köşem,kilimden mektubum.

piazza dei miracoli

 
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Öz'ün kaç gram su damlası,günahın kesesi kaç gram söyle...
Bir buçuk litrelik plastik su kuleleri dizili önümde;
Önümde omzu bükük yere bakıyor sanki bir tanesi,
Önümde torre di pisa,
Önümde uzanır sanki piazza dei miracoli...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Elma ağaçları...
Limon çiçekleri...
Zeytinin dallarından akan o yaprakları...
Kırmızıyı kim verdi gözlerinden sana,sarı kimin,
Ya yeşili kime üfledi melekleri düşlerin...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Sevmek kaç gram su damlası annenin ellerinde,
Ya unutmak,gitmek kaç gram günahların kesesinde.
Kuyumcu ellerinden dökülen altın tozu şiirler,
Yapışır ışıl ışıl mısralar parmak uçlarına,incecik güzel yüzüne,
Işıldar güneşi çalıp gülüşün yaldız yaldız karanlık gözlerimde...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Ruhunu ruhuma sırtladım sevgilim,
Kaç gram aktın yüreğime ki titriyor dizim,
koskoca gövdesiyle göğe baş kaldıran bin yıllık ağaç bacaklarım...
Çatlar gönlüm yıkıp döküp tüm kulakları,
Göğün çığlığı,göklerin gürültüsü,haykırışları gibi...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Sevmek dökülür ellerimize üşürken ruhlarımız,
zamanın istemsiz akan sıcacık kumları gibi...
Dökülür gider zaman,seven parmaklarımız arasından...
Ey mucizeler meydanım,
Özledim...


12.58 ve yüzüme tükürdü zehrini sevmek.

Kedileri kim boyadı

 
Kedileri kim boyadı.
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Ağzı açık kalmış ıslak mendiller sandığı,
Suyu sihri uçmuş uçuşmuş sözlerin ağaçtan,kağıttan kutusu.
Sevdanın dantel işlemeli sandukası göğsümün sol çekmecesine saklı sevgilim,
Mevsimlik düşlerimiz katlı içine,
Naftalini,sabunu aralara kaçıp saklanan saklanbaç oynayan hayalin,sevgilim...
Kedileri kim boyadı böyle,
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Aşk'ın balını kim süzdü işledi koydu gözlerinin cam kavanozlarına çiçeklerden içip toplayıp...
Savaş ardı incecik narin rüzgarı çayırların,şehirlerin,
Usul usul salınan dans eden perdelerin güneşin elini kibarca tuttuğu titrek gölgeleri...
Sol yanımıza asılı el bombamızın pimini kim çekti kopardı.
Kaç saniyesi kaldı,var ayrılmaya mecbur bırakılan sıcağını birbirine bölüp beraberce yiyen ellerimizin...
Kedileri kim boyadı.
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Gerçeklik yanılsamam,
Kaçışlarımın usta ipek ipli tanrı örümceği,
Kağıt paralar oratoryosunda,isyan-ı aşk satırım,
Sır kaplı tozlu raftan düşen nefesim,
Nasılsın iyi misin...?
Kaç kainat,kaç ışık yılı uzaksın ruhuma ki,
bir sesin dahi değmiyor kaç zamandır ruhumun kulağına...
Kedileri kim boyadı.
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Zülfünü hangi ılık yel yada kim böyle güzel taradı...
Aşk'ın eski paslı ok ucu saplandı göğsümün orta yerine,
Kalbimin evine penceresinden kırıp girdi ve  saplandı...
Kedileri kim boyadı.
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Kabrine yazgının kutsal suyunu kim döktü ve saklandı...


12.13 başında beklediğim dualar ve kabirler.

25 Haziran 2026 Perşembe

Ordunla gelmişsin

 
Ordunla gelmişsin,gafil avladığını düşünmüşsün beni;
Oysa ben; 
çıkarmışım beni yoran zırhımı,koymuşum yanıbaşıma çoktan...
elimde ancak yarısına ulaşabildiğim bir kitap,
karnımda saplı duran hala tek elim ile sımsıkı tuttuğum bıçağım, 
seni bekliyorum ölüm bana ulaşıp beni alıp götürmeden önce...
yüzüne kavuşsun gözlerim,son dileğim...
Ordunla gelmişsin,gafil avladığını düşünmüşsün beni;
Oysa ben; dayamışım çoktan ucu zehre sürülü kendi namlumu kalbime...
açık yaralar atlasından kanıyorum al kırmızı ırmaklarımı mavi umman okyanuslara...
Seni seviyorum...
Ordunla gelmişsin,gafil avladığını düşünmüşsün beni;
Oysa ben;
Seni seviyorum...
Seni seviyorum...
Seni...
Seviyorum...


02.57 uyuma zamanı bebek kalbimin,
susuz düşlerimin yağmur vakti.

göğsümde sol ülkem ve padişahı

 
Elimde iğneler, durmadan kendimi sokuyorum.
Atletimde onlarca kan damlası,
Bazen sızıdan; ve solmuş al lekeler kıtası bedenim...
Kaderin paslı prangası bileğimde,
Canımı yakar kemiğe dayanan ağrı bazı,
Susar yutarım sırtıma alıp taşıdığım koca top dünyayı...
Ahlar,inleyişler,etini sıyıran pişman sevişmeler.
Ah o bitmez tükenmez ölüme bir varmış misali yorgunluklar...
Cebimde kırışmış düzgün katlayamadığım hayallerim.
Elimde iğneler, durmadan kendimi sokuyorum.
Kırık evim,duvarım,
Kırık göğsümde sol ülkem ve padişahı...
Hava,fısıldayan yangınlar kumpanyası.
Gözlerimde ıslaklıklar...
Ne kadar sevişsek o kadar şifa sürülür yaralarıma,
Ne kadar sevişsek o kadar "çanlar bizim için çalıyor" sevgilim.
Kırılır gitar,saz ve kalbi o genç güzel turnanın,
Kırılır cesaretin taze yüzü biz çırılçıplak keserken odada karanlığın yüzünü...
Elimde iğneler, durmadan kendimi sokuyorum.
Yaşamak mı,yaşamamak mı ? 
İşte bütün mesela bu sevgilim;
İşte bütün sevme telaşı bundan aslında...
Farkında herkes yaşamayı kaçırmak istemediğinin.
Elimde iğneler, durmadan kendimi sokuyorum.
Kendimden geçtim çok oldu,
Tek derdim sensin;
tek derdim dudaklarının kokusuna dayadığımda başımı,
Aklımın gecesinde,karanlıklarında yıldızlar misali  ışıldayan,sana verdiğim yeminler sadece...


02.36 sevmek pahası.

Ayazın düşer,siner üstüme

 
- herşeyin bir nedeni var mıdır peki ?

- her şeyin bir nedeni vardır,evet.
Her bir kırıntının,bir buz dağı gibi görünmeyen bin savaşı,binbir gecesi vardır ardında evet...

- peki neden...?

- lâl olur dilim,susarım hep ve daima.dağlanır yüreklerimiz gözlerimiz.
akar kavrulur içimizden geçenler,o saf tertemiz hisler...misler gibi kokan saçların ve o bir daha bulunmaz eşsiz sevda.
tutuklu kalır dudaklarım gözlerinde.
öpsem kuzey kutbunu eritir dilim,dudağım...
öpsem ölürüm gamzesinde gömülürüm dudakların köyünün...tutamam kendimi,bıraksam dudağına dağlanır yana yana dudağım; tutuşuruz gözgöze,kül açar nefeslerimizden ve sevda...
Ayazın düşer,siner üstüme,sürünürüm güzel yüzüne; kefen eder anadan üryan tende etime,sevişir feda olurum uğruna,ve şehidi ak göğsünde bahar kokusunun...



01.43 taşıyamadım,elimi kesti yüreğim poşetinde bu dağdan ağır sevda.

Always.

 
- " After all this time? "

- " Always."


Severus Snape.

Mezar zilleri

 
Mezar zilleri.
Çalıyor ölümün şarkısı kalbi duran yalnız bir ömürlük savaşlar ardından.
Ölümün ardından çalıyor çanları inanç kapılarının.
Çanlar kimin için çalıyor bilmiyorum,
bilmem,umrumda da değil.
Mezar zilleri.
Canlı canlı gömüyor beni kabrime,
Söndürdüğün,gözlerin ve ocaktaki o kutsal ateş...
Yokluğun,tabutu eder kilit vurulu bir kafes,
Hükmün tutuşmuş gömleğini,sonra masum bir bülbül giyer...
Mezar zilleri.
Yaşıyorum diye bağırsa da ruhum nedense kimseler,ama kimseler duymaz...
Ey kuantum dolanıklığım,
Ey geriye dönük nedenselliğim,
Kalbimde kanayan durmadan,yaşayan kaynayan kanımdan durduramadığım bir volkan...
Mezar zilleri.
Haykırıyor yaşamak gitgide soğuyan bedenimden,kabri toprağım altından...
Mezar zilleri.
Kalbimin kabri,
Ve haykırıyor ziller ve güller,korkakların yüzüne yaşamayı ve sevmeyi.


23.41 kumruların şarkısı kendini seherin ılık yeline çiviliyordu; ve huzur çarmıha gerilmiş kanıyordu,mutluluk güçten düşmüş istemsiz merhametsiz rüyalara usul usul gömülüyordu...
fin.

the love planet of my heart

 
For a thousand years my soul has been a prisoner in the shackles of my flesh.
For a thousand years I have been a warrior, sins cannot defeat me in their eyes...
I am mad, I am insane.
No diagnosis is needed, it is my confession; I am in love.
Let them condemn my flesh, my image, it doesn't matter; What kind of captivity can hurt my soul more than love?
Which lips can I climb over one by one, 
and touch with my fingertip the face of that sacred star that will illuminate me...
For a thousand years my soul has been a prisoner in the shackles of my flesh.
For a thousand years I have been a warrior, sins cannot defeat me in their eyes...
The eighth of my galaxy, the love planet of my heart,
You cannot fly, no, there is definitely a rope...
My skies have become your home,
Where are those miracles I believed in, where are we believed in?
So were they all lies?
Those things we kept silent about, those things we whispered, and those cold times we swore hand in hand...
For a thousand years my soul has been a prisoner in the shackles of my flesh.
For a thousand years I have been a warrior, sins cannot defeat me in your eyes...
The mercilessness of a king of hearts, Reactively devalued, and the executioner's whips of bloody pride on my back...
I will not say "Ah," I have never said it...
And my heart was two flies on the burgundy tablecloth, I think, my love.
Those "kings of the forbidden" who feign a distaste for gambling yet wield the hands of the casino,
Those ruthless "Kings of Hearts" fathers with the lie of protection on their tongues, All the azure dreams and the innocent steps of the roses.
The fall of the nightingale—its wing broken—from the sacred Tree of Life...
For a thousand years, my soul has been held captive in the shackles of my flesh. For a thousand years, I have been a warrior; the eyes of sin cannot defeat me... Long ago, the king’s menagerie was shuttered,
And forgotten for a thousand ages is the giant lion—carved from a single monolith—waiting for you in its golden cage; 
Forgotten is the love that moans, starving and parched, within the cage of my chest, 
Forgotten are those burning oaths sealed from your eyes to mine...
For a thousand years, my soul has been held captive in the shackles of my flesh. 
For a thousand years, I have been a warrior; the eyes of sin cannot defeat me... 
I have no fear.
The verdict my enemies have decreed for me can never frighten me,
I have no fear;
I shall fall, yet within me lies a paradise... 
For a thousand years, my soul has been captive in the shackles of my flesh.
For a thousand years, I have been a warrior; your sins cannot defeat me in their gaze...
Reach out, take my hands; bombard, batter, and plunder me at the ramparts of my skin with your "Shahi" lips...
Conquer the city of my soul, the cities within me, my love;
Bring an era to a close with a kiss—a dagger-kiss—plunged from your lips into mine, its tip dipped in the poison of love...


14:35—the melody of loving, which I can no longer hear, echoes in my ear; a lament drifting from afar, faintly alighting upon a rose-stem in my ear...

kalbimin sevda gezegeni

 
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Delirmişim,deliyim.
Teşhise gerek yok,itirafımdır; sevdalıyım.
Mahkum eylesinler etimi,suretimi,dert değil;
Hangi esaret canımı yakabilir ki sevmekten daha gayrı,
Hangi dudakları tırmanıp geçip bir bir,değebilirim parmağım ucundan yüzünü bana aydınlatacak o kutsal yıldıza...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Galaksimin sekizincisi,kalbimin sevda gezegeni,
Uçamazsın hayır,kesin ip var...
Yuvan olmuş göklerim,
Hani inandığım,hani inandığımız o mucizeler,
Yalan mıydı yani peki;
O sustuklarımız,o fısıldaşdıklarımız,
ya o elele and verdiğimiz soğuklar...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Bir kupa kralı elinden merhametsizliğin,
Reaktif değersizleştirilen,ve cellat kırbaçları kanlı gururdan sırtımın...
Ah demem,demedim bir sefer...
Ve yüreğim sinek ikiydi bordo masa örtüsünde sanırım sevgilim.
Sözde kumarı sevmeyen,o kumarhane elleri ile haram kralların,
Bir koruma yalanı dilinde tüm o gaddar kupa kralı babaların,
Tüm maviden düşler ve o naif adımları güllerin.
Kanadı kırılan bülbülün düşüşü kutsal yaşamak ağacından...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Kapanmış çoktan o hayvanlar bahçesi kralın tahtından,
Ve unutulmuş bin asırdır altın kafesinde seni bekleyen yekpare kayadan dev bir aslan;
Unutulmuş göğsümün kafesinde aç susuz inleyen bir sevdadan,
Unutulmuş gözlerinden gözlerime mühürlü tüm o kor yeminler...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Korkum yok.
Düşmanlarımın bana biçtiği hüküm,korkutamaz beni asla,
Korkum yok; düşeceğim,zaten bende bir cennet...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Uzan tut ellerimi,topa tut,döv,yağmala beni tenimin surlarında "şahi" dudakların ile...
Fethet ruhumun şehrini,içimin şehirlerini sevgilim;
Bir çağı kapat,
dudaklarından dudaklarıma sapladığın,
ucu sevdanın zehrine değmiş hançerden bir öpüşün ile...



14.35 kulağımda,artık duyamadığım ezgisi sevmenin.uzaklardan gelen bir ağıt belli belirsiz uçup konuyor kulağımda bir gül dalına...

23 Haziran 2026 Salı

tuzla ovulmuş umman yağmurlar

 
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Harakiri yapıyor gururdan yontulmuş gözlerim,gülüşlerimin kılıcı ışıltısında;
Kırpmıyor bir sefer bile şüphesine düşüp fani suretinin...
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Yüzlerce kainat doğup saçılıyor yarılan karnımdan şimdi.
Yüreğim;bin şehir,tek memleket...
Yüreğim;ne zaman sorsam,yalnız senden ibaret...
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Lacivert okyanuslar atlası.
Benden uzakta fırtınalar,savaşlar vakti gezegende mevsimi mahşerin...
İçinde yüzdüğüm,yaşadığım,yediğim,içtiğim,
ağladığım bu tuzdan,devlerin bir bardağı bitmez mavi su...
İçemem aşk'ı,her ne kadar susasam,kurusam da,
Tehdit etse de beni ölüm uzanıp ılık öpücüğü ile sevişerek;
İçemem aşk'ı,
Ey tanrım,bu tuzla ovulmuş umman yağmurlar neden...
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Yeşil çimenler,yosun çayırları,mercanlar...
Dağlardan doğuyor her sabah kalbim,
Ve batısı huzura sürülü gülüşün yüzünde bir günlük ömrümün...
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Aklıma düştüğüm masum bir mevsim akşamı yada huzurdan çiçeğini açmış o bir an,
Ve hergün bin mektup doğuyor saçılıp sana koşuyor yarılan karnımdan...



09.55 kumlar ve kırılan cam.

I brewed the tea, my love

 
I brewed the tea, my love. I watered the flowers.
I fed the birds and cats; I petted the dogs.
I cleaned and fed the ants, turtles, dreams, and snails.
I washed the balcony. The pasta water boiled.
I cut the tomato, peeled the cucumber; their scent filled and wafted through the kitchen.
Oh basil, oh rosemary, oh thyme, I picked fresh love from the branch.
The jam boiled,
I waited on your warm lips until dreams turned pink...
Laws, rules, iron gates, barbed wire, and roses.
Those orphaned nightingales, braver than brave, who fly and sing poems to their roses and perch on the tips of iron spears...
I brewed the tea, my love. I watered the flowers.
I fed the birds and cats; I petted the dogs.
I smelled the books.
I've gathered salty seeds for you, my lips a parched monastery of altars...
I've collected all the beautiful dreams we'll see tonight from the branches of the heavens,
Let's sleep,
May God grant you peace, my love.


22.51 dream.

çayı demledim sevgilim

 
çayı demledim sevgilim.çiçekleri suladım.
Kuşları,kedileri doyurdum; köpekleri sevdim.
Karıncaları,kaplumbağaları,düşleri,salyangozları sildim besledim.
Balkonu yıkadım.makarna suyu kaynadı.
Domatesi kestim,salatalığı soydum;kokusu doldu dolaştı mutfağa.
Ey fesleğen,ey biberiye,ey kekik,dalından taze aşk'ı tuttum topladım.
Reçel kaynadı,
Hayaller pembeleşinceye kadar sıcak dudaklarında bekledim...
Kanunlar,kurallar,demirden kapılar,dikenli teller ve güller.
Uçup uçup gülüne şiirler söyleyen ve demir mızrak uçlarına konan cesurdan cesur o öksüz bülbüller...
çayı demledim sevgilim.çiçekleri suladım.
Kuşları,kedileri doyurdum; köpekleri sevdim.
Kitapları kokladım.
Tuzlu çekirdek biriktirdim sana,dudaklarım kavrulan sunaklar manastırı...
Gecesine göreceğimiz tüm güzel olmuş rüyaları fezanın dalından topladım,
Haydi uyuyalım,
Allah rahatlık versin sevgilim.


22.51 düş.

ANAKIN

 
Anakin.
Varoluşun erken yorgunluğu.
Acıyı güzelliğe dönüştürebilmek.
İçimdeki karanlık;
Gece,ateş böcekleri,yıldızlar ve ay...
Bir gazoz şişesinde iki bebek güneşlerden çiçek.
Kızarmış ekmek kokusu,balkonda fesleğenler.
Ah o çıtır çıtır sıcacık ekmekler ve düşler...
Beni durmadan mızraklayan yüz süvarisi aklımın,şu keder...
Kan kaybım,ağustosu üşüyen yüreğim.
Anakin.
Varoluşun sevda yorgunluğu.
Kaç yaşında büyümek zorunda kaldın sen ey güzel çocuk.
Dilini bilmediğim coğrafyalar yoğuruyorum ellerimde,
Saçlarında barut kokusu bin çocuk doğuruyorum her gün,
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Anakin.
Varoluşun düş yorgunluğu.
Toprağı kazan ellerim,sihirden yolum,kabir tozu parmaklarım.
Islanmış kesik çimler üzerine uzanıyor çocuk hayallerim,
Kutsal kadınlar uzatmış ellerini göklere benim için;
Dualar açıyor yaseminler gibi kadim dudaklarda...
Anakin.
Hain kılıcını vuruyor kendi karnına keskinden keskin saf hükmü diye.
Anakin.
Varoluşun ak yorgunluğu...
Zor nefesler zamanı bir mevsim doğuyor göğsümün seherlerinde...
Söyle,
Kaç çocuk öldürdün içindeki ateşten canavarı doyurmak için...?


18.32 grüne pflaume.

22 Haziran 2026 Pazartesi

bal yapmaz arılar mezarlığı

 
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Kimine göre sevda,kimine sevmek,kimine aşk...
Kimine savaş,kimine gönül bulantısı,his kusması.
Kimine çiş yarışı.
Kimine göre toprak buğday yağmur çamur.
Kimine ıslak çimenlerin kokusu.
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Kimine yara,kimine kara merhemi geçmez çile'nin.
Kimine bir kazan ayran;
Uyu öğlen güneşine karşı rüyalardan rüyalara,
düşlerden düşlere...taa ayı'na kadar gecenin...
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Kimi bilir,kimi bilmez.
İnan belki konuşmaya da değmez.
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Tadı,adı bilinmez.
Su misali satırlar erir kışların engin eteklerinden,
Mektuplardan devden dev çığlar düşer büyüyüp bahardan kuş yavruları gibi göklerden gördüklerimize...
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Edebi garez...?


10.41 bal yapmaz arılar mezarlığı susuşun yüzünde.

"Falling" in love ?

 
Cuma'dan damladı cennetin bir damla suyu yüzüne,
Ey kutsal suyum,
Ey Müküs çayım,ey saraybahçem...
Ey cennetin içilesi mavi okyanusu,
Ey güzel toprağım,kutsal anam,anadolum;
Ey anamın üç güzel kardeş suyu...
Fırat'ım,Dicle'm,Nil'im...
Cuma'dan damladı cennetin bir damla suyu yüzüne,
Sen iste,sen dile yeter;
Sekiz femtosaniyem,yüzüne değip sonsuz göklerinden kainatın dudaklarına düşüşüm...
Gönlümden gönlüne,
Gözlerimden,gözlerine,
Ey kimselerin bizi duyamadığı psiyonik sessiz mektubum...
Sevmek,düşmek mi ki...? 
İçimin,elinsiz çıkılmaz yusuf kuyusuna.
Ey bin yıllık kutsal sandığım,
Altın mağma'm,
Dilimde dileğim,kadim dua'm...
Gölgelice ağacın kesilmesin,
Güzel suyun kurumasın,
Kalbinin kılıcı kırılmasın...amin.


10.29 unutulmuş dua'm.

21 Haziran 2026 Pazar

kalbi kırık sabahlar

 
Kafamdaki yargıç;
Terazisi yok bende derdin,
Kimisinde hassas tartısı göz yaşlarının.
Yekpare tuzdan kaya içimde çile,oysa,
Dağ misali,belki bir in içine koşup saklandığım,
Kaldıramam,düşünemem bile...
Kafamdaki yargıç;
Terazisi yok bende sevmenin,
Kimisinde sahte ağırlıkları hesaplı kitaplı tüccar aşk'ların;
Gereği yok ölümlü ellerden yazılı yalan geleceklerin,
Gereği yok inan kopya kağıdı yazılı sahte kaderlerin.
Okumalara yazık,inanmalara kıyamet...
Kafamdaki yargıç;
Terazisi yok bende yaşamanın,
Kimisinde bakkal defteri edilen iyilikler,aslında savaşılması gerek kötülükler...
Yaşanır mı ki böyle,bilemedim,
Beceremedim; ben beceremedim...
Ben de koyunu muyum tanrım bu kadim sürünün,
Yanlışa,aldırış etmeden usul usul yürüyen uçurumlar,
Düş kervanları...
Durduramadığım,durmaksızın çiğnediğim,durmadan yeniden biten azalmayan aynı taze yeşil çimen günler...
Başımı kaldırdım göz göze geldim çoban ile,
Ne yapsam bilemedim...
Ey kurt neredesin...? Söyle geleyim.
Kafamdaki yargıç;
Terazisi yok bende ölmelerin,
Hakkını verelim yeter be sevgilim,
Hakkını verelim yeter...


08.46 kalbi kırık sabahlar,kırışıyor yüzümün kader çizgilerinde.

19 Haziran 2026 Cuma

Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler

 
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Uzanmış huzurla kurban veriyor kendini güzel düşleri o masum dünlerin,
Feda ediyorlar yaşanacak tüm güzel yarınları...
Büyüdüm tanrım,
Ağlamayı öğrendim baharda yeniden doğan çağlayanlar gibi.
Yaşım,bir peygamberin yaşı,
Yaşım; yanağım eteğinde bin yıl sonra püsküren tuzdan bir damla lav misali,
yanıyor yüzümde kalan son yeşiller dahi...
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Ve merhamet,bir bardak ateş tüm bu susuzluğumuza inat...
Ey kalbime saplı,elinin değdiği,sana ait hançer,
çekemem hayır yoksa ölürüm,
Kan kaybından değil,
Sensizlikten üşür,kururum...
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Otur bir lokma dün yiyelim,kana kana saf aşk'ı içelim.
Bir yarın yoktur belkide bizim için kimbilir,
Bırakalım artık düşünmeyi,boşver sevgilim,
Ay'ın ışığına uzanalım,
Mahşere dek sevişelim...



09.08 otuz dokuz basamaklı eski taş bir merdiven kalbim.

Kaç kez kuşatıldın o prenses kulende

 
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi,
tek tane toz değmesin zülfüne...
Kuşlar ölüyor,yuvalarından düşen kuşlar,
Uçmaya çabalayan düşler,ölüyor...
Kaderin ipi sağlamdır,keskindir.
Yürek ister üryan ayaklardan,adımlardan bedel olarak daima.
İptir yine de,kopabilir.
Kopan ip kopmuştur zaten,bağlanamaz da belki bir daha.
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi...
Sokaklar ağlamasın adımlarının ardından söyle onlara.
Üryan ayaklar,cesur adımlar bizimdir,
Olan bizimdir,yaradan akan kan bizim...
Bir yudum nefes bile oysa Hakk'tan Hüda'dan...
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi.
Yan bakmam yüzüne,gözüne,hakkına asla.
Seçtiğin yol senindir,
Bu yolda çekilecek her çile benim.
Senin savaşlarını bilmem,haklı mı haksız mı,
Kaç kez kuşatıldın o prenses kulende,kalbinin yekpare kadim taşlardan kalesinde,bilemem.
Kime teslim olmak istedin; kime teslim oldun; bilmem...
Senin savaşlarını bilmem,haklı mı haksız mı...
Ama benim seferlerim yalnız aşk'a...
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi.
Tavşanlar bizimdir,kuşlar,o kanbur balinalar...
Kediler koşar dört nala ve süt içer o doru kısraklar kapı önü merhamet,kutsal bakır taslardan...
En baştan,gözlerimden gözlerine kan basıp aşk ile and verdim sessizden buna;
Seçtiğin yol senindir,
Bu yolda çekilecek her çile benim...


14.22 loreena McKennitt "prospero's speech" çalıyor sürekli kapanan gözlerimin ardında,zihnimde...
Cappella Sistina'nın içine,yere uzanıyorum seninle elele,saatlerce;göğü izler gibi izliyoruz Sistina'nın boyanmış göklerini...Hiç ses çıkartmadan bir çıt bile,seninle göz göze gelip deviriyoruz çağları,yüzyılları...

Seni seviyorum,sevgilim.