12 Nisan 2026 Pazar

Ey ademoğlu

 
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Senin olmayan yerleri başkalarına yasak etmişsin,
Gitmeyelim denilen cehennemleri,dünyaya bugün etmişsin...
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Toprağı kızdırmış küsmüşsün,sırtını dönmüşsün genç sürgünlerin hepsine,neden.
Sana uzattıklarını bırakmış;altında tarihini,tüm mezarlarını kazmış çalmışsın.
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Suyu,havayı bırakmış,terketmişsin.
altını üstünü yakmışsın tüm toprağın,yeşilin...
Neden...
Senin olmayan yerleri hapsetmişsin yerde duvarlar ,zihinde düşünce ile...
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Başkasına ait bile olmayan kalbi,ruhu çalmak istemişsin emaneten taşıyanlardan...

Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.


08.13 uyanma zamanı ey insan.

11 Nisan 2026 Cumartesi

Bir güneş ve bin kahraman yıldız

 
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Ey anam,zeytin ağacım,bin yıllık sonsuzluğum,
Gençlik suyum,
Kolumda kuvvetim,
Gözümde sevdam,
Göğsümde durmadan çarpıp atan kinim...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Çıkmış hırsız bir tilki,hayin bir sıçan,
Aslana altın bir kafes,pırlanta bir tasma hediye uzatıyor,
Yazık...
Dişlerde;rahmetli,bereketli o kadim ceylanın kanı bile sızlayıp üzülüyor düşülen bu zavallı hale...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Avuçlarda kahramanlar doğup büyüyor kutsal arpa buğdaylar gibi,
Saçılıyor anaların ellerinden altın ışıltısıyla bin yıllık tarih,kana doymuş kızıl bir ırmak misali çıplak adımlarımızın altında uzanan bu cennetin toprağına...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Uyan !
Uyan artık içimdeki kin,yeşil filizi kadim kükreyişlerin.
Kış uykusu köstebeklerin olsun tıpkı eski günlerdeki gibi,
Biz ısıralım parçalayalım yine tacı çalan,kendini kandıran hain maymunları bir bir;
Adaletin ılık meltemi essin sarsın değsin yeniden,
tüm masumların,tüm yetimlerin en son annelerinin öptüğü o güzel o cennet kokulu saçlarının örtüp sakladığı ense köklerine...

Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...

* lütfen hatırlayınız;kanınızdaki tarihi,fıtratı ve o cennetin ırmağından sırf size dökülü arı damlalarını korkusuzluğun ve adaletin...

08.18 aslanlar uyanıyor,ve kanlı savaşın şafağı esiyor yüzlerine...

7 Nisan 2026 Salı

durmaz dualar atlıkarıncası

 
- bana üç oğul doğur,bir kız aç yüreğinin güzel yüzlü dalından sevgilim.

Amin.


22.24 durmaz dualar atlıkarıncası.

Ey solastalji...!


* elimi tut yeniden seni küçük aptal,kalmadı gayrı zaman,ölüyorum...

monodialog öpüşmeler atlası


- kurtulduk mu ?

- ...dur;yeni düştük daha kör karanlık yusuf kuyumuza,...haydi,sokul bana.


* bana kaçma sevgilim;bana çık gel.İkisi de aynı son görünür ama onsekizbin alem fark nefes alır ikisi arasında...

22.16 monodialog öpüşmeler atlası.

Kör kor turuncuları,kırmızıları sana üfleyeyim

 
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Hangi yokuş yorar en çok seni şimdi söyler misin,
Hangi dudağa tanrı misafiriyiz peki ya şimdi...?
Kim kimi terketti bilmiyorum inan,
Kim kimden gitti,
Kim daha kızgın yada kim daha haksız,
Düşünüyorum,düşünüyorum ama bulamıyorum.
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Geriye dönmüş koşmuşsun gücün yettiğince,
Kaçmışsın benden belkide,
Ama unutmuşsun bu gezegen mavi yuvarlak bir misket,
Yanıma dek her gece düşlerinde,durmamışsın asla,
Kaç kaç kaç,
Koş koş koş,
Uzaklaşabildin mi peki ne olursun söyle ?
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Bin mavi gökten düşmüşsün,korkmuş tanımadığın bir dalın elini bile tutmuşsun,
Gözlerim yanıyor,heryerim ocakbaşı heryerim duman...
Yaşlar,yaşlar,ve yaşlar...
Tutmuş beni diğer diyara uğurluyorlar...
Hey tembel kıss;
Özledim,diyemedim affet,
Gururum tuzlu ak kayalardan bir dağ içimde,
Tırmanamayıp her gün düştüğüm yuvarlandığım,
Her gün bin defa ölüyorum biliyor musun,
Kafamda bir gülüşünün hayali ile uyanıyorum her ölümden,
İstemesem de buldum galiba istemeye istemeye ölümsüzlüğü,
Dudaklarından bana esen ah o dut kokulu nefeslerini,
Hayalime sarıp sürüp kokladım,içime içtim...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Ne olmak istemiştim,ne oldum bak,
Tanrının atıyım istemediğim yarışları koşup kazanan,
Ölümü öpen yorulmalar demleniyor her gün etimde,ellerimde...
Ve bir rüzgarın hayali beni yaşatan sevgilim,saçlarının arasında elleri esen dolaşan,
Kokunu alıp çalıp sonra benimle tokalaşan,
Elime sinen kokunu çekiyorum içimin derinlerine inan o bir damla şifam diye...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Aklın değdi mi göklere,tanrı katına ?
Bir ornitorenk,bir köstebek,
Ve kuşların hayalleri yeşil bahar dallarında,
Karıncalar,ah o karıncalar,
Çok seviyorum ağacının gölgesine uzanmayı ve kalkıp sımsıkı sarılıp başımı dayayıp bir saklambaçta sayarken kaçta kaldığımı unutup orada uyumayı...
Sobesi kim bu kaçmaların inan bilmiyorum,
Cevabı saklamış rüzgar yada gözlerin,
Gülsen yeterdi aslında,
Yaşamayı seçtim neden bilmem yine de sıratımda,
İzin verilmese olmazdı da zaten...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Koşma artık yeter,inan yetişemiyorum...
Kırılmış arka ayaklarımdan biri,anlamadım,
Bekliyorum kazılı çukurumun uçurum kenarında,
Tut elimi düşelim,
Öp beni kanat çırpalım güneyine bu soğuk kederlerin,
Tut elimi,
Öp gözlerimi,
Aitim sana,farketmez gayrısı inan.
Sussan yanarız,sen gül boğulalım,
Hangi okyanus örter üstümüzü üşüdüğümüzde bilmem,
Ayağını ayağıma yasla paylaşalım etimdeki ateşi sevgilim,
Yüreğimin ocağında döveyim sabahlara dek dünyadaki bütün gülleri,
Kör kor turuncuları,kırmızıları sana üfleyeyim her öpüşünde beni;
Ve dudağını,dudağıma aşıla sevgilim,
Seni açıp seni doğurup büyüteyim ve tüm dallarımda...



21.58 çatladı eski gitarda tozlu bir tel,ve kimse duymadı...

5 Nisan 2026 Pazar

kırılmış günahların terazisi

 
Bedelini ödemediğimiz savaşmadığımız,arkamızı döndüğümüz her bir gün'den suçluyuz,üzgünüm sevgilim...
Düşmüş kırılmış günahların terazisi çoktan,
Korkmana gerek yok artık kavurucu şüphelerinden zihninin,
İyilik mi kazanacak yoksa kötülük mü,endişelenmene...,
Hepimiz cehennemlerimizin mavi dev alev okyanuslarına kapılıp gideceğiz düşüp analarımızın huzurlu kollarından...
İnandığımız yuvamız;içimizdeki o cennet hayali hemen kapanan gözlerimizin ardında,
en sevdiğimiz sahnesinde bir an donmuş takılmış sanki ve bir fotoğraf gibi uzanıyor zihnimizde.
Ve inandırıldığımız sesler var eskilerimize sadece benzeyen beton küçük hapsolunmuş evlerimizde,
Kandırıyoruz yalnızca kendimizi,
içten içe tutuşmaların dumanı sadece yüzümüzdeki bu inancını yitirmiş gülümseme;saf mutluluktan birkaç ömür uzakta kederin nasırları ile sarılı ayaklarımız...
Bedelini ödemediğimiz savaşmadığımız,arkamızı döndüğümüz her bir gün'den suçluyuz,üzgünüm sevgilim...
Saatler durmuş,yorulmuş tükenmiş ama sonuna kadar hala inançlı kalan bileklerimizde...
Kim kurtaracak bizi acaba,hangi masal hangi hikaye asılı göklerden inecek kahramanın boynunda söyle haydi,bırak düşünmeyi artık...
Vakit çaylar vakti;uzan haydi tut yüzümü üşüyen ellerin ile çek kendine dudaklarımı ve al tam oradan ruhumu,canımı,
Öp usulca,
Bırakma cehennem ateşlerinin ellerine beni...


11.07 mahşer mi kıyamet mi zar atamazsın etin suretinden ey adem evladı;çek nefesini içine ve üfle yeniden kainatı fezadan onsekizbin alemine dek faniliğin...

* liman'a selam olsun,ey dost merhaba.

4 Nisan 2026 Cumartesi

gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler

 
Ey gök ve cinler,
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Kaldırım aralarına düşmüş,kuyusunda bekleyen yusuf'un kırık buğdayları,
nasibini bekleyen umutlar...
Göğercinler...
Göğe eren cinleri zahir'in,alemin bulunmaz saklanbaç çocukları...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
çiğlerin serinliği okşuyor adımlarımızın altını,
üşüyor ürperiyor yer yer içimizdeki şüpheli çekingen cesaret,
Gıdıklıyor seherin üşüten rüzgarı içimizdeki bin yıllık susamış kızgın volkanı...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Yüzlerce kurbağa sıralanmış ardımda,
karşıya bakıyor nizami aralıklarıyla,
sırtımda yüzlerce kararlı bakışın sıcaklığını hissediyorum;ve hiç susmuyorlar,dağınık birbirlerinden ayrı duran bir bütünlük ile sürekli konuşup,yeşil su cennetlerinin şarkılarını söylüyorlar...
Ardımda,bir yanardağın kalp atışlarını duyuyorum sanki,
Lavların,damarlarımızdan geçen adımlarını duyuyorum...
Katılıyor yekpare kadim kayalar bir bir ordusuna bu kor ırmağın...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Bir anda dönüyorum gerisin geriye ardımdaki mahşerin mavisine,yüzler binlere,binler yüzbinlere dönüşmüş,sürgün vermiş içimizdeki her ateş sanki,
kıyamet,nuh'un suyunu terketmiş,bir yangına dökülmüş yanmış tutuşmuş kader;
Sevda,çırası olmuş sonu belli şehadet ocaklarında sabahın...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Bir anda dönüyorum gerisin geriye ardımdaki mahşerin mavisine,
Ve kendimi görüyorum en ardında yeşilden binlerin...
Göz göze geliyorum kendimle,
Onaylıyor ruhum gözleri ve başını hafifçe eğip selamlayarak kıstığım gözlerimden suretimi...
Göğercinler...
Ey gök ve cinler,
Ey göğün cinleri,ey boz bulutları uçuşup süzülen mavilerin...
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Varsın yeryüzü,kırmızı kandan bir deniz misali ayaklarımız altında toprağımız,
Tertemiz sevmek,arı bir damla saf iyilik içecek tek bir damla suyumuz olana dek savaşalım ölelim sevgilim.
Tertemiz alnından öpüyorum,
Sevgi ve selamet ile kucaklarım güzel gönlünden seni...
Kaç tövbeyi yırtar kanlı kırılmış pençelerimden yüz metrelik ağaçlarıma asılı sevda'mın kara kovanlarından bilmem...
Ey gök ve cinler,
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Ve kokusu,ne zaman gözlerimi kapatsam beni memleketime tutup uçuran canına kıyamadığım dudaklarının...


10.03 üç dua bir dilek.

3 Nisan 2026 Cuma

Beni yüzüne sür,yeter

 
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ey içimdeki sonsuz umman,
Yolumu benden alan,beni kaybolmuşluğa terkeden kadim sis,ey zahir ve batın,
Ey kalbimi yakıp kavuran merhametsiz ızdırap,
Söyle bana neden...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ey Ledün ilmi'm,
Ey göklerimin kuşlarına yerin taşları göğsünde su kemerlerim...
Yüzün ki; uçuşan düşlerimin saka tuzağı,
Bilsem de düştüğüm,düşülesi tanrı kapanım...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ben; hızırsam,benim musa'm nerede...
Bildiğinizi sandığınız zahirler katlıyor mektubunuzu bilin lütfen,
Ve güvercinlerin kanatları tutuşmuş yanıyor,
ayaklarında şiirler taşıyor bülbüller,
Kainat susmuş buz kesiyor...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.


02.27 ıslak,yağlı gül yapraklarına yazılı dünler.

2 Nisan 2026 Perşembe

Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu

 
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Yazı tura çabası bakışlar ipi,
Süzülen çamaşırlar ordusu,
rüzgardan savaşlarda düşen kamikaze sinekler,
Ve sen semti bir ömür içimde bir kahve finvanı su döküp suladığım...
Ölüp ölüp asla değişmeyen yüzlerin sureti kafamda,
Sensizlik gerilir gök gürültücü sağanak akşamlarda.
Bu şehir sevdiğini söylemez gözlerine bakıp asla,
Kesilmiş çimlerin kokusunu uzattığında anlarsın sevdiğini ama...
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Kim katlamış cennetini koymuş sırtındaki çantasına,
Ve kim tutuşturmuş cehennemini aydınlatsın geceyi diye bitmeye yüz tutmuş o çatlamış ince camlı gaz lambasında,
Lüks ışıklı bir ay girmiş karanlık gecede kolumuza,
Korkmayalım diye aslında sabahını iyi bildiğimiz yollarda...
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Ser'den geçmek neymiş bilmeyiz,
Ser'den düşeriz sır'dan dem süzüp oysa biz...
Varsın,olsun...
Sevdik bi kere;
Nefesten düşsek ise de,merak etme,
Asla ölmeyiz...


23.35 ser'e veda esintisi akşamın.

29 Mart 2026 Pazar

Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar

 
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Peşime düşüyor yeniden tüm boşverdiğim korkular.
Ah sevgilim,güzel sevgilim,
Bırak fakir kalalım ellerin dillerinde,
Varsın bizim olmasın gecede ay,günde güneş,
Ve çok uzakta olsun tüm o zaten içimizi asla ısıtmayacak yalancı yıldızlar...
Bırak gözlerimizden silinsin tüm bu yalancı umutlar.
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Bir revolverin tetiğine yazılmış demirden ve paslı ismim.
Ne zaman vurulsam beni tanımayan yabancı gözler
tarafından defalarca üstelik,
Gözlerinin,nefesinin ve gülüşünün hayalini basarım sımsıkı kan kaybettiğim bugünlerimin derin yaralarına...
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Mermiler,mermiler ve ah bitmez tükenmez o gecede ateşböceği mermiler,
Kulağımda korkulu ıslıklardan şarkılar...
Anlamsız savaşın anlamlı mektuplarını taşır ve postacının çantasında eski yorgun zarflar...
Ah sevgilim,güzel sevgilim,
Bırak hain kalalım ellerin dillerinde,
Şehidiyiz biz sevdanın,kainatında ruhları daima ve asla durmadan sıcak güneye uçan...
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Bırak soğusun dağından kan revan patlayan tüm o güneş rengi lavları bu yalnız gezegenin;
Kim dokunsa bize,bin yıl geçse de ruhları dahi kül olur yanar...


18.51 tüfeklerin küfürleri kulaklarımızı yakarken siperlerin toprak kuyularında,minaresine kuşlar uçuşup konuyordu şehadet şerbeti kurumuş gül kokulu dudaklarımızdaki cennetimizde...
Gülümseyen ölümler diyarından bir gün daha kayıp mavi göklerinden,kül olup ılık yaz meltemiyle uzaklaşıyordu hepimizden...
Ve hayır,hiç korkmadık sevgilim...

Gönlü alçak ebediyetler

 
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Kaç resim daha çizilmeli peki,
Kaç mavisi var öğrenelim tepemizdeki göğün.
Yine de bitmez bugünü şu binbir çeşit mavilerin...
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Kaç kez daha sevişmeli peki vişne ağaçlarının gölgesinde sevgilim,
Kaç kum tanesi kaldı bize ait öğrenelim,
bu sonsuz görünen kum saatinin durmadan akmaya devam şelalesinden...
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Ah o gülüşün...
Kaç kez daha öpüşsek peki,
Unuturuz ölümü bile acaba...


16.38 devir filiz verir yeşilden,devir çiçek açar,devir meyve olur,ve devir sararır solar;düşer süzüle süzüle gözlerimiz köprüsünde zamanın dalından...

Siyah okyanus

 
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Islanmak güzel şey imiş,
Şemsiyeler,miğferi oysa habersiz tüm bu masum binbir askerin...
Ve mermiler yağıyor sağanak,ya şu mavi gökler,
güm güm patlıyor geceye saklanan sahte gök gürültüleri gibi demirden kuşlar balıklar;
ah o zengin soysuz bombalar...
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Kaçıncı dünya savaşı bu sevgisiz dudaklarınızda,susamış gözlerinizde...?
Kaçıncı ölüm bu inkar edip gözlerinizi yumduğunuz...
Kaçıncı yalanı bu ıslanmış günahlarınız ile dilinizin.
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Hainsiniz,yalanlar dahi utanır sizden,yalanın ta kendisisiniz,
Aptalsınız,oturduğunuz dalı kesmek için çekip itiyorsunuz elinizde testerenizi...
Aşağı dökülenler talaş yada toz değil,ağacın kanıdır ey merhametsizler...
Alın siyah suyunuzu ve defolun gidin,
Boğulun kara okyanusunda altını yakmaya çalıştığınız cehennemlerinizin...


16.05 1965'den ne farkı var bugünlerin...?
Zamanı gelir her hükmün,siz merak etmeyin...

27 Mart 2026 Cuma

Kabir bile tutuşur

 
Hüküm düşer,
Su dahi uyur,
Adem bakar bakar ama görmez olur,
İki bin aslanın haksız yere gözleri çalınır da,
Yine de bu gezegen döner döner devam eder durmaz ve yorulur...
Hüküm düşer,
Konuşur omzun,gün gelir hakk'ın divanı kurulur,
Dilin sus etse de o terazi dayanamaz çatlar kırılır...
Hüküm düşer,
Toprak ataş alır yanar,
Kabir bile tutuşur da her yer cehennem olur...

09.37 az'lara...

24 Mart 2026 Salı

kurabiye kavanozu ve hayal akvaryumlar

 
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Birileri için yaşamalara çabalamak ne kadar zor oysa,
Bırak beni yapayalnız,korkma.
Bir çay demler unuturuz savaşı,
Bir çay içer bakışırız belki uzun uzun,ve unuturuz içimizdeki kıpır kıpır her sevişmeyi...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Çalışmak istemiyor artık karıncalar,
Ölmek istemiyor plastik adımlar altında ve çimenler...
Arılar uyuyakalmış taç yapraklarında ay'ın,
Ve dudakların üşümüş,mor kesmiş çizgileri üzerinde yaşamanın.
Ve müzik,ve müzik,ve müzik sevgilim,
Bir gelinliğin yüzünü sevdiğinden saklamak istemeyen ince tülden cesareti...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Bin doğmak sürgün versin tenime toprağıma dalıma,
Bir ölmek alsın beni kainata tutsun götürsün...
Sevişmek sayılmasın artık,
Dualar ıslanmasın dudaklarında yağmurlardan bile uzakken üstelik...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Toprak uyusun,
Ve rüzgar üzerimizi örtsün tüm üşümelere inat gecenin uyanılası aralarına saklanıp...


23.38 kocaman cam kurabiye kavanozu ve hayal akvaryumlar kırmızı plastik kapağında...

21 Mart 2026 Cumartesi

Ventral vagal sabahım

 
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Esir; bakışlarımızda sevmek,aşk ve iyiliği sulaması gereken cesaretlerimiz bile...
Eksik gitar tellerinden uzayıp giden bir patika yol var kapanan gözlerimin ardı düşlerimde,
Ve aklım sen...
Gecenin bir körü dürter uyandırır beni ruhum,
Duvarda ince çizgili bir karanlık aydınlanmış izliyor bizi.
Ve ben yaralı kan kaybeden aslanıyım bu kimseleri umursamaz cehennemin...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Ve herkes ölmeye mahkum yine de...;
Kimse masum değil...
Gökten yağmurları topluyorum bardaklara ve tencerelere,
Gök delinmiş misali,kan kaybediyor ölüme çok yakın bir yürekcesine,ardı sıra...
Yine de yavaşlıyor her damla,kendini gömerken birikmiş kabirler kenti,içilesi kadavraların birikintilerine...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Gözlerimiz avlusu günlerimizin,
Ve yatarı,nefeslerimiz adımlıyor üşüyen ürperen tenimizde bir bir...
Şafağı aynı her günün,
Ya da farklı her nefes ciğerde,inan bilmiyorum...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Ve aklım sen...
Ve herkes ölmeye mahkum yine de...;
Kimse masum değil,sevgilim...
Ventral vagal sabahım,
Çayımda bisküvi tadım,simit kokum,
Pazar şafağım,kahvaltı masam,düş sabahım...
Dünya ölmeme günüm.
Hoşgeldin aklıma,yeniden;
Ve aklım,fikrim,
tenim,bedenim,
hissim sen...


01.54 amansız düşleri tarıyor saçlarımızdan ılık rüzgarı nefeslerinin...kimseye sormadan dudakların,dudaklarımın tuzlu denizine süzülüp iniyor...

monodialoglar labirenti


- zaman bu sevgilim,üzülme sen,her ne yapsan da yine de kayıp gidecek tutamadan biz o kum tanelerini,tutmaya çalışırken herbirini biz,yine de birkaç tanesi takılacak avuçlarımızın kırışan çizgilerine sadece...
zaman bu sevgilim,üzülme sen,
Geçecek gidecek o; seninle sevdiğimiz,o en mutlu olduğumuz an bile gözlerimizden,yaşamayı bir otobüsün başımızı yaslayıp izlediğimiz camından görüp beğendiğimiz an'lar gibi,düşüp geride kalacak her şey...
O sevindiğimiz an,o ağaç,o çocuk kahkahaları,o bahar akacak henüz biz bile anlamamışken bize iyi geldiğini mutlu oluşumuzun...

- mumlar,kibritler ve dilekler sevgilim...bir tabloya dayıyorum başımı yokluğunda,gözlerimin sırtını sıvazlıyor aklımızın ağına takılan o kıpır kıpır tutulmaz küçük hatıralar ve sonra...ne yapsak kurtuluruz bilmiyorum,ne yapsak kurtulurlar...? Çaresizliğine direnemediğimiz şu zaman bıçaklasın sırtımızdan seçebildiğimiz sonumuzda bari...
Fıtrat bu sevgilim,üzülme sen,her ne yapsan da yine de ısıracak elimizden ona ekmek uzattığımız korkmuş köpek içimizden bizi...Bırak doğsun büyüsün ocak,şubat; ve bırak ısıtsın içimizi sonrasında bu kara amansız başedilmez soğuklar...
Ellerimiz bulur,sıcacık akarken kanımız avuçlarımızdan yanıp tutuşup,birbirini...birbirimizi...
Hem ne var üşüsek ölsek sokulup sarılıp kokuna dokunup kapansa gözlerimiz istemeden ağırlaşıp; huzurun uykusuna gömülsek birbirimizde...

- hangi son kabul eder bu kadar zaman canı yanmış,yanan kederimizi.yarı ölü,yorgun kızıl külümüzde hangi karar çıplak adım yürüyebilir ki canı yanmadan lütfen söyle...

- uzan yakala beni bu sonsuz düşüşten,bu bitmez tükenmez uçurumdan sevgilim; bırak elimi kolumu tutmaya çalışmayı artık,zaman yok,tut beni dudaklarımdan,öp ve al çıkar ayaklarım altında kalbi durmadan atan yokluğunun korkularından...
Başaramaz isen şayet,morfini olur dudağının sıcağı,nefesinin serini,gözlerinin gün ışığı o son acılarıma belki...


11.37 monodialoglar labirenti,kaybolan takvim yaprakları ıslak baharın çatlamış kırgın duvarında...

* cehennemin uzaktan yüzümü ısıtan ışığında,zifir rengi korkuları çıkardım,soyundum ve yürüyorum sevgilim; seni seviyorum...ve donup öldüğüm sensizliğin başedilemez soğuğunda çırılçıplağım,uykum tuttu gözlerimden ellerimi,çekiyor tatlı tatlı bedenimi gözlerimden iteleyip.ve korkutamaz hiçbir alev beni; söyle onlara,susuz kuru dudaklarımın mirasıdır,suyunu içemediğim okyanuslara gömsünler kor etimi,bedenimi...

19 Mart 2026 Perşembe

Love and graves

Love and graves.

Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Ve kenarındayız yaşamanın seninle elele ve ılık hala içimizde tüm umutlar...
Milyon karıncanın ve binlerce yaban arının üşüştüğü çöpün kenarına fırlatılmış eski bir et parçası gibi kokmuş ve gölgelenmiş,belkide çoktan ölmüş nefessiz bir kırmızı karşımızda en çıplak haliyle oysa insan...
Sevmek,mezar taşlarındaki eşsiz mısralar gibi buz gibi ve soğuk sevgilim...
Gömüyorlar bizleri diri diri,gözleri kör,gönülleri yosunlar ile kapanıp bağlanmış sanki,
ve ağzımız burnumuz nefeslerimize yapışıp uçuşan ıslak topraklar vakti...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Elinin içi kalbimin üzerinde şimdi;
Duyamadığını söyledin sesini yüreğimin,
Gitmiş,terketmiş sanki bizi,
Sen merak etme sevgilim,hilekar saklanmış izliyordur mutlaka kıkır kıkır atarken sessiz uzaktan ikimizi...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Artık kimsenin beğenmediği,çiğ taneleri yıkıyor bahar dallarında yeşilden aldan filizlenen erdemlerimizi...
Güneş koşa koşa gelir şimdi koklamak için şafağın ilk açan o alev rengi gelinciğini; 
usul usul açan kadife yapraklarından öper günü...
Ulaştığını düşünürken tam da parmak uçlarından her şeye,
Dokunacak iken tanrının en güzel elma'sına,
Nasılda kayar ayağı insanın sevgiyle koşturan dillerde.
Etini çimenlerine emanet edersin toprağın,ruhun uzanır boylu boyunca yeşiline kainatın...
Ah,ey hayat
Sen aynı zamanda ne hoyrat ve ne de güzelsin...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Ve elele,ılıkca aksın içimizden yaşamak,sadece ve sadece,
Başka hiç bir şeye ihtiyacımız yok inan.


11.06 aşklar ve mezarlar.

15 Mart 2026 Pazar

Avcumda sımsıkı saklı bi sen

 
Düz çatı hayaller bahçem.
Su çeviriyorum karanlık şafaklarda susuz düşlerim içsin kana kana mavi yeşil umutları diye...
Düz çatı hayaller bahçem.
Dama ördüğüm kuşlar hapishanesi dünler gözlerimde...
Yalanlar yemliyorum uçabilsin diye beyaza boyalı inanmadığım rutinler,
Kanat çırpar tüm o palavralar,pembe yalanlar maviye çalan umman göklerde,
Ve düşmez gökte ölenler bir daha asla toprağa,
Bunu bilmezler...
Düz çatı hayaller bahçem.
Kandırıyorum kendimi de bazı,
Yalanlar demliyorum susuz eski çanaklardan,
Her dilde figan dumanlar tütüyor yangın ertesi çam ormanı ruhumdaki kefenden...
Düz çatı hayaller bahçem.
Geceler,geceler ve ah geceler,
Damda yıldızlardan bir gece,sanki bir mektup,bir haber.
Uçuşan göğercinler kuşlar gökte mavilere karışıp yüzen,
Serde yeni sürgün filizden hayaller,
Kalpte yerin yüzü,lavlardan kanı dönen mavi misket gezegenin,
Yüzümde küçük bir çocuk,dünler...
Avcumda sımsıkı saklı,kimse açamaz,kimseye vermem bi sen...
Ve elimde terliyor mısralar,ve tüm şu canı yanan,kırılmış şiirler...


13.37 figan,suyun hasreti ve sevda.

14 Mart 2026 Cumartesi

Kırmızı elmas

 
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Alp mimarim,
Bruno rüyam,
Kartal dans'ım.
Sende avrupanın en güzel şehri,
En güzel taşından saray evleri ruhunda yüzün,
Bende yörük çadırı,göğsümün ortasında ateşten bir yürek...
Çayırda yeşilden,çiçekten bir nevresim,
Başımın altında kadim taşlara emanet yastığım,
Dökülüp kurumuş bir deniz gibi toprağın yüzünde,çam dikenlerinden kulağımda sadık nöbetçim.
Yüzümü yıkar güneş sular misali dökülüp ilk ışığı ile,
Limon çiçekleri kokusu,
Ve yaseminlerden parfümünü sürmüş yine,
yüzüme selam veren,ey güzel rüzgar,
Hoşgeldin...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Yeşilden ırmağım,
Kızıl gerdan denizim,
Binbir tona bulanmış kadim göğümün güzel kuşağı,
Ah aah,bulutlardan gelinliğin hazır sevgilim,
Çok güzelsin;
Ve örümcekler örüyor şimdi güneşe ışıl ışıl o dantel duvağını,
sen merak etme sakın.
Binlerce metrelik rakımlara doğmuş tuz ile ceviz yaprağı ile ovulmuş etim;
Sen iste yeter,
bin şehir yıkılır,binbir cennet o sökükten yeniden örülür dikilir ey canım sevgilim.
İnsanoğlu,insan evladı susamış kana,acıkmış masum ruhlara yine;
Korkma sen,
Demirin kızgınlığı,taşın suyu,ağacın ruhu lav ile yeniden dövülür...
Yakılır kötünün korkaklığı dalında yeşilken henüz,
Ve kesilir kılıcı en güçlü,en kırılmaz sanılanların bile kolu kökten,
merak etme sen...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Ya hoy,ya goy goy...
Omuzda ellerimiz,ey "görmeyen gözler" ordum,
Ey kaygılı gönlüm,
Ferah rüzgarını iç nisan çiçeklerinin,
Kanaya kanaya kazanmak bizim fıtratımız...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Tahleguah'ın on yedi günü,bin altı yüz kilometresi,
Sönmez ateşi,yanardağ kalbi...
Kederin yağmurlarını yüzen anne,
Sevmek nedir,yanmak nedir ey umman denizlere öğreten ana;
başımız saolsun...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Taneciklerim sıkıştı kaldı kalbimin koridorunda,
Hiç hareket edemiyorum,
Dökülemiyorum göğümden toprağıma,takıldım mavilerine...
durakaldım nefeslerim içinde dahi...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Bir sincap olsam koparsam seni renk renk yaprakların arasından,
gömsem saklasam seni ve sonra,
Unuttum desem kendimi dahi kandırsam,
Ve binlerce yıl sonraya gizlesem seni içimde,
Hiç dokunamayacağım yarınlara saklayıp açsam seni ulaşılmaz mahşerine dek o kutsal cennetin...


13.41 hangi son tutup öper beni kan kaybettiğim yaralarımdan...


12 Mart 2026 Perşembe

sonsuz son'lar tramvayı

 
Tüm insanların akıp gidişlerini seyrediyorum sıcak trenlerin ardından sevgilim.
Yığınlar dökülüyor gözlerimin önünden şelalelerden,
ağırlığının kaderine kapılıp düşen sular misali...
Bir kadın,bir kediye bakıp uzaktan gülümsüyor bugününe ve sonra,
Buzdan adımlarımıza inat ben buradayım diyor yüzümüzde üşüyen ruhumuza güneş.
Kendi ellerimizde,bir avuç camlarda yalancı pencerelerine hapsolmuş gözlerimiz sözde yarınların sevgilim,
Ve ben; bu gözlerimizin bir avuçluk hapishanesinde,bu yaşamaya devam eden mahşerinde ucuz bugünlerin,
her adımımda seni arıyorum avlusunda ömrün sevgilim.
Kuşlar ölüyor yol kenarlarında bir kaç tozlu kırık buğday,bir kaç kırıntı uğruna sevgilim.
Aylardan Mart,ve güneş soğuk bıçağını vuruyor yüzümüze acımasızca,
Gülüşüyor yollarda çocuklar,
Martıların valsi göğercinler arasında,
Beyaz bulutlardan battaniyesini çekiyor üzerine mavi gök,
Rengi toprak gözlerinden baharın beyaz yaseminleri açıp esip kokuyor misler gibi sevgilim,
Seni örtüyorum üzerime kapatıp gözlerimi yaşamanın her satırına,
Ve mezar taşım gelincikler sadece dudaklarından dökülen taze dualar ile sulanan yemyeşil sonsuz bir çayırda...


19.30 sonsuz son'lar tramvayında.

8 Mart 2026 Pazar

Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine

 
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Boyuyorum ağaçları,sonsuz yeşilden bir ormanı,dağları yolları,göğü,denizi...
Sonra uzanıp öpüyorum üşümüş,ılık alnından toprağı.
Güllerin kadife yaprağına yüzümü sürüyorum,
Onları tek tek sevdiğimi kulaklarına fısıldıyorum,
saçlarından öpüyorum bir bir onları...
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Filmler sonbahar yaprakları gibi sararıp solup düşüyor sinemaların dallarından,
Kediler dileniyor aşk'ı gelip geçen insanların gözlerinden sevgilim,
Ve o güzel çiçeklerin bekçisi şaman ruhuyla o muhterem kadim teyze ışınlanmış zamanın başka boyutlarına sanırım,başka başka aşklara bilgeliğin tohumlarını serpmeye;
Uzun zaman oldu,görmüyorum...
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Tadı değişmiş evde demlediğim çayımın,neden bilmem.
Ekmekler başka kokuyor artık,aşklar başka bitiyor 
Yaralanmış kanlı avuçlarda...
Neden sormam.
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Haftada iki görsem şans eseri,
zenginim Allahım,teşekkür ederim;
Cumartesi gurbetiz,hasretim.
Herkesin aksine,pazar ertesini sırf sen ihtimali,
iple çekerim...
Seni görene dek penceremde,göklerden bin şiir sürer,ekerim.
Gördüğüm an sokağın köşesinde adımlarını,
Kurur zihnimde bin şiir sanki,tüm ölümleri aklımdan bir rüzgarın tokadı misali sallar dibime dökerim;
Yeniden tohum kırarım,en derininden bir nefes alır,filiz verir ve tekrar başlarım yaşamaya,
Bu sefer en güzelinden,
Bu sefer en korkusuz,
Bu sefer en teslim;yüreğimden,taa içimin içinden,içimin en saklı yerinden...

Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Sığmıyor,sekizi istiyor harfler,taşıyor isminden dünler,bugünler ve tüm umuda gebe yarınlar...


14.23 Heute ist Montag.

6 Mart 2026 Cuma

Demli çaylar sokağı

 
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Deniz kenarında oturduğumuz çay bahçesi sular altında kalmış,gitmiş belli ki buradan çok çok uzaklara...
Bir deniz altı antik şehri demek artık kutsal dünlerimiz sevgilim;
Ve rüyalar buğulanıyor sisli sabahlıklarını giyinip,salınıp kızıl şafaklara,
Sokaktaki koyuna benzeyen ihtiyar paspas köpek kanat çırpmış çoktan güneydeki sıcaklara...
Anne sana geliyorum,
Özledim,dizine uzanıyorum,haydi lütfen,tekrar saçlarımı okşa.
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Çocuk gitarlar kursunun cam önünden geçiyorum da sonra,
Gelemediğim kaçırdığım şarkılara pişmanım ve hala...
Kamyonlar kavun taşıyor kanımda,
ve sevdan bir ateş kalbimdeki köy evimin ocağında hala...
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Saklambaç oynayan kediler sokağı yüzün,
Kim sırnaşsa sobeleniyor hemen güneşe,
Kim gırrrlasa iyileşiyor tüm mutsuz yüzleri sabahın...
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Üç dua bir dilek yazılı boynumdaki mor muskada,
Taze çay yapraklarının kokusuna sürüyorum yüzümü,dudaklarımı,
Saçlarının uçuşan örtüsünden uyanabilmek için tekrar yüzünün güzel kokusuna...



21.50 uyumak için geç,ölmek için çok erken saati ömrün be sevgilim.

5 Mart 2026 Perşembe

elinden ekmek yiyen kuşlar parkında

 
Bahar ve gözlerimizde açan bir film misali şu taze çiçek dalları aşklar;
Ah bu yaşamak ne güzel dedirten anları kış'ı ılık nefeslerinin...
Burna vuran çıra'nın kokusu,çamda akmış donup kozalanmış sakızlar...
Tam da kendini kaybettiğin,arayıp arayıp bulamadığın o anda,
Yamacına sokulup sevdiğini sana fısıldayan bir kedi,
Ve elinden ekmek yiyen kuşlar parkında beklerim seni,
Ah bu yaşamak ne güzel dedirten anları kış'ı ılık nefeslerinin...
Mart,sobanın başında bana kazak ören bir anne gibi ısıtıyor sarılıp içimizi,
Ve eninde sonunda sevgilim,
üşümek Allah'ın emri.


08.39 bahar çalmış kapımızı,duymamışız.

1 Mart 2026 Pazar

kızıl şafakları kim boyadı gökte

 
Yorulan neşeler kumpanyası.
Aklımın tüm düşlerini soyunması.
Yüreğimin kemik parmaklıkları,
Sevda hapishanem.
Limon yaprakları,biberiye ve karınca.
Saatler,vakitler ve uçuşan takvim yaprakları.
Hayaller,cellatlar ve şiirler.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Düş kırıklarım,rüya depremlerim,aklımın seli.
İçimin okyanusları,kıyametten de büyük dev dalgaları,
kırıntı aşklar,gırgır kediler günlüğü.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Artık emekli olmak isteyen tüm savaş hırsları.
Aç bitaplar,susuz kurumuş çimler imparatorluğu.
Ve durmadan çalışan çalışan çalışan arılar,karıncalar...
Kaç savaşa hayır diyecek bu gönül peki,
Kaç gün geçecek tenimizde kuruyan kanın kabuğundan...
Kaplumbağa yaralar zamanı,
Yara kabuklarının ardına kaçıp saklanan kırgın ruhlar...
Yorulan neşeler kumpanyası.
Yalanlar,yalanlar ve yalanlar ile dolu dudaklar.
Dünyanın kendi renklerinden çalınan konserve boyalar.
Kim daha masum ve kim daha yalancı yarışmaları.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Sence de zamanı gelmedi mi...?
Haydi taştan kınına saplanmış kılıcımızı çekelim ya artık...


17.17 kızıl şafakları kim boyadı gökte.

dönen kainatlar atlıkarıncası

 
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Bi seninle konuştum ben biliyor musun,
Geceyi bi sana anlattım,döktüm.
Eteğimden tutuşmuş taşları bir bir seninle el yakıp sulara firlattım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Bi o 'na yazdım ben biliyor musun,
İçimi,dünümü,gözümdeki yarınları bi o' na demledim,döktüm.
Avcumda acıyan geçmişin nasırlarını bi o' nunla okşadım sardım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Vuruldum uyudum,bir su'ya düştüm karıştım,
Kanımı,canımı su'da yıkadım,
süzüldüm su'yun yüzünde,
su'ya bıraktım canımı kanımı,
temizlendim,arındım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Uyudum,uyudum,uyudum yüz yıl...;
Öldüm,
yazılmış,bile bile karalanmış,yer yer silinmiş bir kağıttan göremediğim bir deliğe düştüm,
bembeyazdı,bembeyazdım,
bilmez idim,
Yaşamaktan düştüm,bir cehennemden tutuşup bana temiz tutulmuş cennetime arayıp arayıp bulamayıp,
uyandım...

Ve gözümü bir O'nunla açtım...


12.10 dönen kainatlar atlıkarıncası.
at'a binen karıncanın atlası.

28 Şubat 2026 Cumartesi

yürüyen bin kırmızı okyanus

 
Işıldayan,kınından yeni çekilmiş tertemiz baltalara yansıyıp düşüyor masmavi gök,
beyazdan beyaz bulutlar süzülüyor usul usul yürüyüp geçercesine baltanın yüzü üzerinden;
bir sefere niyetlenmiş gidercesine...

Ser'den geçmiş çoktan göğe eren kuşlar,
göğercinler,kutsal satırların taşıyıcıları,
uçuyor tepesinde savaşa yürüyen tüm o kadim ruhların,
Ve kutsal şerbetini taşıyor otacılar mataralarında o çok uzaktaki cennet kapılarının...

Ağacımızın boğazına dayamışlar yepyeni baltalarını,tehdit ediyorlar sinsi bakışları ile tüm bu kutsal kadim toprakları,
çıplak ayak büyüdüğüm toprak rengim,çimenlerimin yeşili,
Kanımdaki yeminli kırmızı,akmaya hazır beslemek için seni,
bir damla su kalmayacak yalanı mevsim açmaz bu kulaklarda asla,inanma,
yarımdan ötemiz su içimde eğer ki ihtiyaç varsa,
ve korkma yürüyen bin kırmızı okyanus var ve nefes alıyor hala bu kadim topraklarda...
Uzan ağacımızın gölgesine,tırman dalına,sarıl anlat,
daima koru ve asla kestirme...
Bırak dolansın yaban domuzları dahi bahçende,beşerdendir nihayetinde,
lakin bir hain bile giremesin seyrine hayran toprağına bir ısırganını almaya,değil ellemeye bile...

Yeşilden öte sözler; yeşilden öteye sözler bunlar...
Alsın,ve uçursun ağzında bin diyara bu satırları tüm göğercinler...


09.00 Köleler,tanrılar ve hainler.

27 Şubat 2026 Cuma

Son sahur gözlerinde

 
Gecenin bi körüydü karanlık yıldızlı gökte zaman.
Ateş bir dağın kalbinden çalıp turuncu lavını, bıçağın ucuna düştü,
Derimi kesti ayırdı etimden,doğradı kopardı ruhumu kemiklerimden...
Çoktan ölmüştüm,
Açık kalan gözlerimden izliyordum hala seni hayran...
Usul usul soğuyan yüzümde bir son gülümseyiş soluyordu yavaş yavaş...
Gecenin bi körüydü karanlık yıldızlı gökte zaman.
Ateş bir dağın kalbinden çalıp turuncu lavını, bıçağın ucuna düştü,
Parlayan keskin çelik uçlu bir bulut kalbime saplandı sanki bir an,
bütün melekler koştu uçup yüreğime üşüştü...


23.15 dudaklarından bir yudum su; değmese de hiç dilime,
düşmese de yüreğime,iftar olsun ıslak gülüşün kaderimin ellerine emanet bahar bahçesine,
Ve biliyorum,bu son sahur güzel gözlerinde...

26 Şubat 2026 Perşembe

Cymatics


A rain of knives hangs over us. 
Downpours of needles, threatening glances from the clouds in our past, upon our taut skin. 
We didn't come out, we hid under the eaves of the loves within us, 
And we wiped away our wet dreams one by one from our faces. 
Forbidden tones trembled within us again, 
we awoke from that great sleep from which we had never, ever awakened before... 
My song sung to the water, 
The evening from the setting sun in my gaze... 
A rain of knives hangs over us. 
Downpours of needles, threatening glances from the clouds in our past, upon our taut skin. Prayers falling like raindrops on graves, 
And my dusty tears collected from my five-liter eyes that wash the faces of the deceased... 
And the clouds of God pouring down on us, 
The meadows where I ran barefoot in my childhood...
My hidden wedding, 
My secret intimacy, 
My lines waiting again for your half-faded eyes in buried letters... 
Rain of knives above us. 
Showers of needles, threatening glances from the clouds in our past, on our stretched skin. And there are funeral prayers from the minarets every day, every day, my love... 
And that child tree from our childhood, now grown so big, my love, 
Who knows what we have turned into, on our distant branches, my love, 
Ah ah, 
And when will autumn come and steal our withered, faded hearts with its cold, wind-like hands...? 
Rain of knives above us. 
Showers of needles, threatening glances from the clouds in our past, on our stretched skin. Candles burn and smoke in my room, dripping into my darkness with fairytale dances, 
The lights of sirens from the road fall one by one on my wall, screaming... 
Ah ah my love, 
I don't know who is dying or struggling now, clinging to the rope of the bridge of Siren with one hand... 
A rain of knives above us. 
Downpours of needles, threatening glances from the clouds in our past, on our stretched skin. 
Let wars burn and surround us, I'm not afraid... Because I know I will win all my battles until my last battle that I will lose. 
I'm thinking of you. 
My powdered morphine, my wounded-legged, bleeding heart. 
Now I don't feel any pain, any ache anymore... My eyes are slowly closing, 
I can't bear it, I'm sorry, 
I can't stop it, 
Now I'm sleeping... 
Oh my flowing dream, 
Find me, 
And hold my hand, I'm afraid....

20.25 winning endings library.

* God threw a glittering pebble into that beautiful blue lake, and my soul scattered in rings, expanding from within me into the universe...

Cymatics

 
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Çıkmadık,saklandık saçaklarına içimizdeki sevgilerin,
Ve ıslanmış düşlerimizi sildik yüzümüzden tek tek.
Yasak tonlar titreşti yeniden içimizde,
uyandık,daha önce hiç ama hiç uyanmadığımız o büyük uykumuzdan...
Suya söylediğim şarkım,
Bakışlarımda batan güneşten akşamüstü...
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Yağmur damlaları gibi kabirlere düşen dualar,
Ve beş litrelik,rahmetli yüzleri yıkayan gözlerimden biriktirdiğim tozlu yaşlarım...
Ve üzerimize dökülen bulutları tanrının,
Çıplak ayak koştuğum çayırları çocukluğun...
Saklı düğünüm,
Gizli halvetim,
Gömülü mektuplarda yarı silik gözlerini yeniden bekleyen satırlarım...
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Ve minarelerde sela'lar var her gün hergün sevgilim...
Ve büyümüş kocaman olmuş çocukluğumuzdaki o çocuk ağaç şimdi sevgilim,
Kimbilir biz neye dönüştük birbirimizden uzak dallarımızda sevgilim,
Ah aah,
Ve sonbahar ne zaman gelip çalacak rüzgardan soğuk elleri ile uzanıp sararmış solmuş kalbimizi acaba...?
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Odamda mumlar yanıp tütüyor masaldan dansları ile damlayıp karanlıklarıma,
Duvarıma yoldan sirenlerin ışıkları düşüyor bir bir, çığlık çığlık...
Ah aah sevgilim,
Bilmiyorum acaba şimdi kim ölüyor yada can çekişiyor sıratının ipinde tek eli ile tutunup...
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Varsın yansın doluşsun savaşlar etrafımıza,korkmuyorum...
Kaybedecek olduğum son savaşıma dek kazanacağım tüm savaşlarımı çünkü,biliyorum.
Seni düşünüyorum.
Toz morfinim,yaralı bacaklı kan kaybeden kalbim.
Şimdi artık hissetmiyorum inan hiçbir acımı,sızımı...
Yavaş yavaş kapanıyor gözlerim dayanamıyorum,
Üzgünüm,engelleyemiyorum,
Artık uyuyorum...
Ey akan rüyam,
Bul beni,
Ve tut elimi,korkuyorum....


20.25 kazanan sonlar kütüphanesi.

* tanrı o güzel mavi göle parlayan bir çakıl fırlattı,ve ruhum halka halka dağıldı genişleyip içimden kainata...

23 Şubat 2026 Pazartesi

nihayete kavuşan kaktüs saksılar zamanı

 
- Bi babam kaldı,gidemedim hiçbir yere...

- korktun mu...?

- ... ... çok korktum,hem de çok...
sustum,kendi ağzımı kapattım tuttum;ve çok çok korktum...

- hoşgeldin.haydi durma,sok elini kovana...
ve korkma sakın acının içine düşmekten...
Bırak o kaçsın şaşırıp yeni senden.

- kolay mı peki ?

- hayır,aksine çok çok zor ama başaracaksın merak etme.

- nereden biliyorsun ?

- çünkü gördüm,kokladım yarınları...; tıpkı kimsenin uyanmadığı bir saatinde daha doğamamış sabahın,çiğlerde ilk yapraklarını açmış çiçekler gibi...


23.41 nihayete kavuşan bir porsiyonluk kaktüs saksılar zamanı gülüşündeki an...

kuantum tünelleme bakışlar hapishanesi

 
Yaseminler kokuyor esiyor saçlarından yüzüme.
Bahar,ve yazı tutmuş öpüyor usul usul bir güzel mevsim.
Tatlı ılık rüzgarlar tarıyor saçlarımızı.
Yasemin ballarını eğilip içiyor güzel kalpli arılar tepemizde.
Kalbimi sökmüş yiyiyor kanlı canlı bir yamyam,
Henüz atarken ve aşkını atıyorken hala...
Yaseminler kokuyor esiyor saçlarından yüzüme.
Bahar,ve yazı tutmuş öpüyor usul usul bir güzel mevsim.
Katil karıncalar mevsimi gözlerin...
Ve kağıt değerler çöplüğü bir kapitalizm suları kesiyor kuğu boyunlu musluklardan...
Yaseminler kokuyor esiyor saçlarından yüzüme.
Bahar,ve yazı tutmuş öpüyor usul usul bir güzel mevsim.
Saat kaç oldu diye sordun ve korktun gittin,
Sormadın hiç ama inan cebine dolar gelirdim seninle gecede ay'a kadar,yada küçük mor güzel odan'a dek de taa .
Bir merdivendi cennet; en alt basamaktan baksam,dursan bir an daha,görsem keşke seni diye içimden geçirdiğim,
En üst basamaktan bana yüzünü bir kez daha dönmeni ısrarla beklediğim;
Ve daima dönerdin...
Seni özledim...


23.30 kuantum tünelleme bakışlar hapishanesi ve içi boş nezaretler kütüphanesi...

18 Şubat 2026 Çarşamba

seni seviyorum küçük aptal

 
- geçebilir mi ateşten sevişmeler bakışmalarımızı ?

- hiç bir şey geçemez bana değen bir bakışını,uzandığın dizlerimden gökteki mavilere bakarken sen.hiç bir şey geçemez yanağın yanağıma dayanıp taşırken tüm kainatı kalbimdeki kanat çırpan binbir küçük kuş...

- yalan söylüyorsun,yalan,yalan,yalan...

- yüzünü külümle yıka kadınım,ateşi yak ak göğsünden ve tutuşsun dudaklarından dudağım,ruhum...yansın içimde doğru olmayan ne varsa,kalmasın gerekirse alemimde,gezegenimde kurumaya yüz tutmuş son bir yeşil yaprak...

* seni seviyorum küçük aptal.

Rumuz: bir korkusu seni kaybetmek olan bal porsuğu...

22.21 fiN.

Eridi dudağın,kemiklerimiz

 
Mumlar bıraktı huzurlu yanışını.
Titriyor bedeni alevin,tütüyor sevdası tüm yanmaların...
Öpüşüyoruz karışırcasına lavlarına volkanlar okyanuslarının...
Dudakların dudaklarıma eriyip karışıyor.
Kan kokuyor dilimiz dudaklarımız,demir tadı var dilimizden akan ırmaklarda.
Yanacaksak yanalım bırak,utansın tüm cehennemler bizden...
Mumlar bıraktı huzurlu yanışını.
Titriyor bedeni alevin,tütüyor sevdası tüm yanmaların...
Sevişiyoruz saçlarından nefeslerimize dek karışıp birbirimize.
Gözlerin gözlerime değip dağlanıyor...
Mumlar bıraktı huzurlu yanışını.
Titriyor bedeni alevin,tütüyor sevdası tüm yanmaların...
Aşk,gömdü kendini...
Eridi dudağın,kemiklerimiz.
Mezar çicekleri aldı ruhlarımızı açtı senin tüm güzelliğini beş litrelik duaların yağmurlarında...
Yaşamak ölmek umrumda değil,
Bu dünyada yada diğerinde,al beni götür derinlerine...
Üç beş mum etrafımda beni sarıyor.
Umrumda değil aşk,sevda,sevmeler umrumda değil;
Tek derdim sensin yalnız,
Yan,tutuş kül et kendini gerekirse,
Dumanını al gel içimin de taa içine...
Mumlar bıraktı huzurlu yanışını.
Titriyor bedeni alevin,tütüyor sevdası tüm yanmaların...
Eri dudaklarından dudaklarıma damla damla kar ruhundan sevgilim,
Baharın kışı belinden sımsıkı tutup yakalayan öpen seven ilk güneşi gibi...
Eri; ak dağından dağıma,suyundan suyuma...


22.04 sevmek; kül ile yanıp yıkamak mı tertemiz toprakla kirlenmiş ruhumu...

16 Şubat 2026 Pazartesi

Yas senin,is benim olsun

 
Hay bin toprak.
Bin yağmur değmeyin göz yaşlarıma,figanıma değmeyin.
Kalmadı üzerimde bir avuç toprak ey arılardan miras tohumlar,
Affedin beni yüz bin çiçek,
Affedin beni sonsuz çayırlar,kutsal bahar...
Kurudum,döküldüm,kalmadı sevilecek yanım belki,
Efkarım asırları yedi içti,
Yüreğimin ayağında onlarca pranga pas kırdı düştü,
Mezarlar acıktı da üst üste kaç beden yedi yuttu,
Say haydi durma,
Kardeş payı olsun,
Yaz senin,kışlar benim olsun...
Et çürüdü,kemik sızı filiz verdi,
Kan tükürdü akşam,ağladı bulutun gözü,
Yalnızlık bıçakladı sıcacık ardımdan beni,
Kan tuttu,düştüm tutan olmadı beni...
Gün düştü yağdı da toprak içti zamanı ben susuz iken.
Hay bin toprak.
Bin yağmur değmeyin göz yaşlarıma,figanıma değmeyin.
Say haydi durma,
Kardeş payı olsun,
Yas senin,is benim olsun...
Ataş başında ısınan el senin,küle yanıp düşen pervane kanatlar benim olsun...


21.23 bir gün gelecek...her şey yeniden,çok güzel olacak...

15 Şubat 2026 Pazar

"düveli muazzama"

 
- Das Kapital ?

* konuş diye bağırdılar yüzüme durmadan; bebeklikten bu vakit'e dek,daha da sustum zifiri sessizliğe başımı dayayıp,içime düştüm daha da,çekiç çekiç dövdüm kendimi yıllar boyu durmadan,ve konuşmadan hiç,tek sesim içimdeki çekiç yankıları idi...
Yalnızca yankılar ve ben...; beraber büyüdük...


Zihnim cinayetler ardı,bir savaş alanı...
Ayaklaraltı bir zaman; kan ve çamur...
İçime saklanan bu devasa korku,
gördüğüm,ruhumun derinlerine,içimin loş duvarlarına düşmüş sureti mi ve gözlerimi kamaştıran şu karanlık leke de neyin nesi...?
Gece temizliğim,kustuğum pişmanlıklar,
Ey gecemin ateşi,ey adını koyduğum karanlık,
korkutamazsın gayrı beni...
Zihnim; intikamımın kılıcı olur,taşa sürer yüzünü,bileylenir her nefesim ile yeniden ve yeniden,
gözlerim kını olur içimdeki karanlıkta ışıl ışıl parlamaya yüz bulamayan o kızgın keskinliğin...
Yağmurun biriken saf suyuna vururum yanan tutuşan kor turunculuğunu kederimin;
Güçlenir,kırılmaz olur çelikten hüznün mevsimi,
üşüyen ellerine üflediğim ciğerlerimden demlediğim ateşin ılık nefeslerinde,
Bir at'a çevirdiler ruhumu,
Ahal teke oldum,doğdum yeniden soysuz katilliğinizin asil intikamına,
Çekin titreyen elleriniz ile altınlardan dövdüğünüz kılıcınızı...
Ey sevgilim,
aç gözlerinin güzel kapılarını ardına dek durma haydi,uyan artık,
Ruhsal ölümüm,
Neredesin ey uyanış...?
Bir yeşil yaprağın üzerine tırmanıp aşağıya baktığı için sadece,
Kendini dünyanın mimarı sanan bir avuç karıncanın tavlası sadece bu...
Elit yalancılar kulübü; ve artık ayak basmadıkları bu çamurdan yol...
Ve bu ışıkları söndürülmüş karanlık tiyatro,
Ya bu teslimiyet...?
Bu korku senaryoları,gökler ve plastik yağmurlar,
Zehrimi ellerime derman diye döktüler,
Ölümü bile isteye ben kendim içtim...
Ey çoban aldatmaca'm,
Korkak ressamların boyayıp sakladığı tüm bu gurursuz şahsiyetsiz yalanlar,
Kaçın,saklanın artık,
ebe'si yüze kadar saydı bekledi,açtı gözünü ve peşinizde şimdi yeniden artık...
" ve sobe..."
düveli muazzama imiş aynada metal filin adı,
Ve bir tırnak boyunda parlayan kıpkırmızı bir kurbağa alır gider tükürüğü ile devden dev bin filin canını...


12.32 kızgın bıçak keser açar tenimi,ve çıkartır çığlıklarımla içime yüz yıldır saplı o paslı mermi çekirdeğini...

14 Şubat 2026 Cumartesi

nefesin ile sonsuz mavilerine gezegenin

 
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Bülbülller gibi uçuşuyor elma bahçelerinde düşler,
Burnumuzda limon çiceklerinin yeni açmış kokusu,
Ve kanı üzerinde kurumuş aslanlar misali kükrüyor tepemizde masmavi kadim gökler...
Yüzümde,huzurun sessiz çocuk adımlı ılık rüzgarı,
Nefesin; ve sabahı şeriflerin,
Günaydın demese bile daima bana günaydın diyen ve karşımda o mahmur güzel gözlerin...
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Ah ki ne ah be sevgilim,
Kaçırmışız seninle bir nergis'in daha henüz güneşsiz sabahında ipek kadehine doldurduğu o ilk yudumunu göklerden sağdığı çiğ ile koruduğu efsunlu balının...
Olsun,eğilir içeriz birazdan tuzlu kayalardan dökülüp ayağımıza kadar gelen o yüce dağların buzdan suyunu.
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Dört bir yanım savaş,
Cenneti bir mi peki bu onsekizbin alemin,
Yüreğinin ocağında hangi nefes ısıtabildi üşüyen avuçlarını ve eflatuna çalan dudaklarını lütfen söyle...
Dört bir yanım naylon sevdalar,
Bitmez esintisinde rüzgarlar,rüzgarlar...
Ve plastik poşetlerin hemen atılası rengarenk yazdıkları tüm satırlar,
Oysa biz üzerine yazdığımız beyaz ağaçları saklamıştık en çok yüreğimizin çekmecelerinde...
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Dört bir yanım mahşer,
Dört bir yanım kıyamet,
Beğen her gün hangisini beğenebilirsen,
Seç en sevdiğin,en güzel sonunu haydi ey insan,çekinme lütfen.
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Tüm duydukların,duyabildiğimiz kadarı herşeyin yalnızca,
Tüm anladığımızı sandıklarımız,yüzümüze değen düşen damlaları sonsuz yağmurların ve sadece...
Ve sen ayağına mavi gökleri giyen ipekten adımlarıyla yürüyüp gelen kadın,
Al beni cennetinin elma bahçesine ve cehennemlerinin mağarasına,
Savur ruhumu küllerinden üfleyip kadim nefesin ile sonsuz mavilerine gezegenin...


09.13 Kapital 8. Wie spät ist es?

12 Şubat 2026 Perşembe

Alzati!

 
Ey libretto'm,
Ey battaniye altında üşüyüp sıcacık ayaklarını düşleyip bekleyen umutlarım.
Ey kenarı kesik hırka'm,
Ey iki kefenli'm,
Ey hasreti'm,
Ey vuslatsızlığı'm...
Ey cennet atlası'm,
Ey en derin yara'm...
Ey yoshuku'm,
Ey şok doktrini'm,
Ey kan bağımın hafızası,
Ey vecd'im,
Ey derin karanlığım,ey kutsal fısıltım...
Ey duru koku'm,ey saf niyeti'm...
Ey mezar taşımda urne'm,
Ey arı'mın cam kanadı,
Ey kül'ümün rüzgarı,son alev'imin nefesi...
Ey kadim harabe'm,
Ey soy'umun kutsal kütüğü,
Ey romantize edilmiş,kınımda keskin ölüm'üm...
Ey kan ile doğduğum özgürlük,ve sonra ardı sıra zincire vurulmuş'luğum,
Ey tüm göklerden ağır,yüreğimdeki yük'üm,atlas kişiliği'm...
Ey titanomakhia'm,
Ey her kaybedişi'm,
Ey tutsaklığı'm,
Ey sonsuz kutsal ceza'm...
Ey beyaz carrara mermeri'm,
Ey içimdeki kutsal otorite'm...
Ey " perchè non parli? " 'm...
"Zaman bir an askıda kalır" 'ım,
Turner'dan fırtınalar'ım,thomas cole bulutlar'ım,
Soğuk mavi'm,sıcak ışığı'm,
Seni çok özledim,
Seni seviyorum son sela'm...


19.43 " Alzati! "

3 Şubat 2026 Salı

Ecel perçemim,ayak basılmaz mavi kabrim

 
Etime saplanmış şarapnelleri,
Tek tek bulup çekip tenimden yedim de durdum.
Kırk saattir soğuk soğumuş çayı yudum yudum içine daldım daldım gördüm.
Eli kanlı tanrıların hamamına elimde kör balta girdim.
Gördüm ki sonlarından kaçan pervane tanrılara ateşten de ataş oldum yandım.
Yeşildi iyilik,yaktı benzinler onu kurudu...
Zaman sustu sadece ve durdu.
Kimse yardım etmedi masum'a,
Kimse el uzatmadı o yalnız çocuğa...
Etime saplanmış şarapnelleri,
Tek tek bulup çekip tenimden yedim de durdum.
Analysis paralysis ? Adı korkaklık mı oldu şerefsizliğin ? Tembellik ısırıp kanını mı içti cesaretin ?
Ecel perçemim,tuzdan okyanusum,
topraksız denizden ayak basılmaz mavi kabrim,
tek elimle sımsıkı tutunduğum uçurumlarımdaki yemin...seni seviyorum.
Etime saplanmış şarapnelleri,
Tek tek bulup çekip tenimden yedim de durdum.
Ah aah bu kötü kötü haberler,
Bu boklardan çamurda ayak izi yoklar,
Nedir sizde bu saçma tanrı kompleksi narsist .içler ?
Tek derdiniz kutsal olanı çiğnemek,sizi sevilmemiş hiçler...
Tanrı sizi pireleri ile bile yer,filler size yersiz,kutsal ve fazla...
Cellatlarınız körler,
Gören gözünüze tükürsün lavlar
Azrailiniz,sağırlardan ordular olsun gebe çığlıklarınıza yağlı urgan...
Soysuz boyunlarınız vurulsun vurulsun dönsün,
yeniden yeniden bir güneş patlasın doğsun ve her akşam istemese de durmadan ama durmadan tekrar ölsün...
Sağanak kıyametler gökte doğsun yağmurlar gibi koşsun yağsın ve üzerinize ateşlerden okyanuslar düşsün...
Bin metre alevlerin dalgalarında boğulmak tek cennetiniz olsun...
Etime saplanmış şarapnelleri,
Tek tek bulup çekip tenimden yedim de durdum.
Yeniden doğsam keşke,
Vicdanımı anadan üryan soyunsam,
Ve adım "azrailiniz" diye okunsa kulağıma...


23.23 karnımda sebepsiz ağrıdan dağlar misali acılar...kuzukulağı ve baldıranlar...

İnsan...? Etini .iktiğim .içler yurdu,

Size bin yıllık merhametsizliği öğretmeme izin verin...

2 Şubat 2026 Pazartesi

bir cennetin is kokusu, bir yangının aman'ı

 
Gel tut elimi,
Dön gerisin geriye tüm dünleri.
Sök beni,lekemden koparıp bir dut gibi sür suretime yapraklardan günleri...
Koklat bana yüzünü,gözlerini,
Öpmeliyim dudağından yakalayıp içip sızıp akan nefeslerini...
Gel tut elimi,
Dön gerisin geriye tüm dünleri.
Dök beni,yakıp eritip taş ovuklardan zarflara...
Koklat bana avuçlarını,hasretini,
İçmeliyim ak göğsünden yalnız tüm gecelerini...
Gel tut elimi,
Dön gerisin geriye tüm dünleri.
Gök beni alsın,bulutlardan süzsün senin için demimi...


23.14 kızgın kumlar,vuslat sayfalar zamanı saçların esintisi yüzümde;burnumda bir cennetin is kokusu, bir yangının aman'ı...

kaçı beş geçiyor yüzün gözlerimde

 
Kaçak sevişenler,kaçak dövüşenler...
hangisi daha hain kim tartacak arsızların tezgahında.
Bağırmadan öpüşenler,sarılmadan ağlaşanlar...
Hangisi daha ıslak yağmurdan akşamlarda.

- herşeyi yaşamışsın...? Ya sözler...?

- herşeyi bırakmışsın...? Ya yeminler...?

Kaçak ölenler,kaçak gömülenler...
Hangisi daha masum kim ağlayacak yetim gözlerde.
Su içmeden çölü yürüyenler,üşüse de soyunanlar...
Hangisi daha sevdalı denize eriyip düşen gecelerde hilal'lerden...


23.01 kaçı beş geçiyor yüzün gözlerimde.

özü çürük imiş,sızı erik

 
Kafası güzel sevişmeler yağıyor en yavaşından göklerden sessiz karlar gibi gözlerimize.
Duvarda ateşlerin dansı okşuyor ılık ılık yüzümüzü,
Kimseler sormuyor halimizi...
Kimse benden daha aşık değil,
Kimse benden deli değil alemde...
Bin şarap yusun yüzümü de,
Nefsimi yüz okyanus yıkasın dursun...
On mecnun kurşuna dizsin yüzümü de,
Bir leyla gelsin tutsun elimden son nefesimi...
Kaç sevsem bir etmez saysa da onca soysuzlar,
Yüküm yeşil eriktir,
Derdim gecede karanlık,uzak göklerde binbir yıldız...
Kah biri kayar düşer ellerime,
Kah diğeri kayıp düşer yüzüne,munzur'una,ve gözlerine.
Geleceksin,ama ne zaman ah be sevgilim...?
Çok güzel olacak,
Kaç ölüm sayacak bizi avuçlarından,cebinden.
Kaç mahşer doğuracak bizi doğruyu seçmemiz için artık yeniden ve yeniden.
Doğum günün kutlu olsun sevgilim,
İyi ki yar'sın...
Kafası güzel sevişmeler yağıyor en yavaşından göklerden sessiz karlar gibi gözlerimize.
Duvarda ateşlerin dansı okşuyor ılık ılık yüzümüzü,
Kimseler sormuyor halimizi...


22.44 özü çürük imiş,sızı erik...

kelebek mektuplardan bir bahçede


Duvarların akşamı loş perdesinde yaşamanın,
Sobada ateşlerin çıtırtısı dans ediyor,
Ve kapıda saçaklar uçuşuyor.
Dudaklarının şelalesinden ılık nefeslerin yüzüme dökülüyor.
Bir kedi güneşine dönmüş yüzünü ayak dibimde uzanıyor.
Yüz karınca yerin altındaki piramidine ekmeklerden taşlar taşıyor.
Dudaklarından yüzüme cennetinin rüzgarları kelebek olmuş uçuşup saçılıyor...
Kafamı patlatan top mermileri,
Alabora kalbim ruhumun dalgalarında boğuluyor...
Duvarların akşamı loş perdesinde yaşamanın,
Sobada ateşlerin çıtırtısı dans ediyor,
Ve kapıda saçaklar uçuşuyor.
Kalbimi delen ok öperek dilindeki zehrini etime zerk edip ekiyor...
Kalbimi bıçaklayan hançerler yusufcukların ellerinde...
Gözlerinde son bulan yaşamımın sararan yaprağı,
Kopup dudaklarına süzülen göklerden inen yapraktan sandalım,
Düşlerim ve ahlarım...
Duvarların akşamı loş perdesinde yaşamanın,
Sobada ateşlerin çıtırtısı dans ediyor,
Kapıda saçaklar uçuşuyor...

Ve ben hala parmak uçlarından öpüp seni,yalnız Seni seviyorum...


22.07 kalbime saplanan kırık bir dal var sızan kanımın sıcağından tutunup tüm üşümelerden kaçan bir sevda tırtılının kozasında büyüyen kelebek mektuplardan bir bahçede...

26 Ocak 2026 Pazartesi

bir ısırımlık ekmek ve üç zeytin

 
Çekmiş bana kağıtları kesip katleden keskinlerin keskini ışıldayan yakutlarla işli kılıcını;
Tuttum,yüzümü sürdüm önce,yüzümü dayadım ışıldayan zengin çeliğine,
Gözlerimi kapadım ve sonra sarıldım kılıcının keskinliğine öylece...
Birkaç aptal savaşıyor sokağın köşesinde,çamurlu katran rengi bir su birikintisi için belkide,
Zamanın yüzü yok başını kaldırıp yüzümüze bakmaya artık,
Adı para kağıda basılı hainliğimizin...
Taştan piramitler zamanı değişti sevgilim,
Çöller,sadece yalnızlık ve soğuk şimdi,
Camdan piramitler zamanı artık kimsesizlerin bilmez düşleri...

Çekmiş bana kağıtları kesip katleden keskinlerin keskini ışıldayan yakutlarla işli kılıcını;
Tuttum,yüzümü sürdüm önce,yüzümü dayadım ışıldayan zengin çeliğine,
Gözlerimi kapadım ve sonra sarıldım kılıcının keskinliğine öylece...
Derinler,derinler ve derinler ayaklar altından akıp giden gezegenin turuncudan kalbine,
Dağlar,taşlar,yekpare kayalar,ve altınlar güneşten...
Eriyip gidiyor bir lokma ekmek gibi,
mavi misketin damarlarından akan bir pınar gibi.
Ve biz bir bardak sıcak mahşeri bilmeden usul usul yudumluyoruz ısınabilmek için şimdi,
Çay kaşıklarımızla kazıyoruz damla damla o hiç gelmez sandığımız önümüzdeki kor ateşten kıyameti...


09.36 bir ısırımlık ekmek ve üç zeytindi yaşamak.

25 Ocak 2026 Pazar

Tutulsun ayın güneşin yüzü

 
Mayhoş dudağından bir nefesini çalmama izin ver ey saray kızı,
Alıp saklayayım onu bir ömür ciğerimin en kuytu derinlerinde,avuçlarımın can içinde...
Dolsun silahlar,tüfenkler kaç yazar,
Patlasın gök,yansın kükreyip kara kara bulutlar farketmez,
Ben yine aklıma bir seni ekeyim,
Yeter tüm savaşlarımı kazanmaya;
Kazanıp kazanıp herşeyi kaybetmeye,var mısın sevgilim...?
Mayhoş dudağından bir nefesini çalmama izin ver ey saray kızı,
Alıp saklayayım onu bir ömür ciğerimin en kuytu derinlerinde,avuçlarımın can içinde...
Uğruna vermişim dokuz,on sefer canı bedeni...
Yıkılsın uğruna bir yüce dağ,düşsün yere kızıl kirazlar gibi tüm tanrılar...
Kurusun yeşil çamlar,dökülsün bin yıllık köyde tozlu tüm camlar,
Yine de düşürmem seni aklımdan,elimden,dilimden...
Emanetin göğsüme işli sırf şahsına yazılı bir şiir,bir dua...
Tutulsun ayın güneşin yüzü,beli anlamam,
Bin yaşına bassa da her gün her gün yine de dünyam,
Ne zaman tutsam elini,ne zaman koklasam yanağından tekrar cennetimi,
Yaşım beş,on,yirmi o vakit yeniden ve yeniden...
Zamanın yolcusuyum sevdana kesili her cam kenarında...
Mayhoş dudağından bir nefesini çalmama izin ver ey saray kızı,
Alıp saklayayım onu bir ömür ciğerimin en kuytu derinlerinde,avuçlarımın can içinde...
Son nefesim sen olsun,ve senin olsun her neyim varsa.



23.23 sobanın kıyamet kızılı ile aydınlattığı şu karanlık duvarda,
yüzümü uzaktan öpen okşayan bu sıcaklık,
senin kanat çırpan nefeslerinden bana esen mirasın mı sevgilim...?

22 Ocak 2026 Perşembe

çalamadığın eski bir gitar öper yüzümü

 
Hedef olmuşum,haberim yok,karşımda bin tüfenk.
Neyse koymaz sevda ile uyuşana,
Bir salavat yıkar yüzümü.
Tozlu saz,tozlu tel.
Dert binbir olmuş çatlamış söğüt,çatlamış göbek,çatlamış ceviz...
Ataşa bırakmışım çoktan canı bedeni,
Ser senin olsun,gerekirse bana kalsın derdi kederi,
Kırk memleket yürüdüm geçtim,
Bulamadım toprağımı.
Gözlerinin içinde bir güneş var ki hergün doğup eşsizce sırf benim için yanan göklerde,
benden belki bin yıl uzakta da olsa farketmez inan,
Ah o gözlerinin beyaz zambaklar ülkesinde,
Kollarında,dizinde,
Yüzünün gölgesinde,koca koca mavilerin,
gökte beyaz pamukların altında bir yerlerde,
Külüme,bir karış toprağından ver yeter sevgilim yarım da olsa kafi bana tam bir kabir diye...
Şair düşmüşüm bu mahşere,
Şair kalmışım bi başıma bu okyanustan diplerde.
Hedef olmuşum,haberim yok,karşımda bin tüfenk.
Neyse koymaz sevda ile uyuşana,
Bir salavat yıkar yüzümü...


00.49 çalamadığın eski bir gitar öper yüzümü.

ısırganmışım deyu

 
Terkettim karı boranı ayağımdan,
Terkettim tüm üşümeleri yanağımdan.
Tuza verdim de cayır cayır yakıp göklerden söküp göğsümde yaramı,
Kor köze soktum dünün ataşlarından gayrı elimi,
Çakıl çakıl döküldüm,kül oldum düştüm damımdan
musalla rüzgarının kollarına...
Günde başka başka on geyer,
Beni görür de yürür gider; susar.
Ah ki ne ah gönlüm,
Dilim on gün oldu ne ıslak ne ekmek, oruç,
Yediğim yüz yıllık bitmez tükenmez bi dayak.
Ah nerede bu herkesin aradığı o edep,ahlak...
Yamyam çamurlar ve bu bataklıklar,
Dilin demiş duydum ki " bizden olmazmış... "
Ah ki ne aah gönlüm.
Terkettim karı boranı ayağımdan,
Terkettim tüm üşümeleri yanağımdan.
Tuza verdim de cayır cayır yakıp göklerden söküp göğsümde yaramı,
Kan kurumuş da yaranın izine sen sinmişsin...


00.15 doğduğum topraktan; ısırganmışım deyu, yoldular beni...

20 Ocak 2026 Salı

duvar ağladı ağlayacak

 
Kasıp kavrulan etim,
Kasılıp tutuşan bedenim,
Ruhumun yangın yangın dökülen ıslanmış çimenlerden bahçesi,
Korkan saklanan ağaçlar yüzümün üzerinde,
Ve dostum yağmurlar,
Düşmanım ey rüzgar...
Kulağımda bir fısıltıdır sevdan,
Rüyalarımda fırtınalar var,çocuğum daha,
Yumuyorum sımsıkı gözlerimi,
Ve "çiçimamatoştik" diyor kulağıma usulca eğilip hatıralar...
Kim kimi hatırlasa mahşer yeri,
Kim kimi çağırsa seslenip ardından,
Sanki bir cehennem daha sönüp son bulacak ikimiz de bilmeden...


21.47 kulağımda bir türkü var,duvar ağladı ağlayacak...ilerideki saraydan bir ses geliyor,
bir çocuk sanki kırk gün düğün yapıp söyleyecek...

balinanın altında kalan karıncalar


Ey masum Topsy,
Günahsız tanrısı bilgeliğin.
Katil edison ve merhametsiz çürümüş etler çöplüğü şu kıtalar.
Ödeyebilirler mi peki senin günahsızlığını boş ceplerinden.
Ey masum Topsy,
Günahsız tanrısı yıldızların karanlık göklere ışıl ışıl döküldüğü uzun göçlerden yürümelerin.
Kaç zaman yansalar bedeli sayılır tertemiz ömrünün.
Bir balinanın altında kalan karıncalar gibi ezilsin vicdan yoksunu ruhunuz,
Ateşler bile almasın canınızı sizlerden utanıp.
Ey masum Topsy,
Allah'ın sessiz tanığı;
Anlatsın gözlerin,dilin herşeyi Yüce Yaradan'a,
Şimşekler yağsın sağanak yağmurlar gibi tüm susanların üzerine.
Susayanlar boğsun tüm vicdansız nefeslerini katillerin.
Ey masum Topsy,
Günahsız tanrısı tüm güzel çocuk gözlerin...


19.03 üç dua bir amin.