31 Mayıs 2026 Pazar

bize bir ögleni kalmış yazın

 
Kağıt uçaklar satın alıyor herşeyi sevgilim,
Devir o devir,
Ruhları dahi,
Sancakları dahi...
Sallanan beton yuvalarından korkuyor sincaplar,
Üzerine yıkılır diye tüm zamanını satın almış bu çimento kutular,
Titriyor dizleri insanın...
Bırak yıkılsın her şey,
Yer yarılsın düşelim içine toprak ana'nın,
Anamızın kutsal karnına,ilk yuvamıza dönelim.
Kağıt gemiler satın alıyor herşeyi sevgilim,
Zaman bu zaman,
Yeminleri dahi,
Sevmeyi dahi...
Az'lar çok'lardan saklanıyor ilk defa sevgilim.
Aç aslanların savaşı başlıyor,
Mezbaaya döner mavi gökler birazdan,
Kızıl bir feza,örter bir örtü gibi üşüyen çocuk güneşin üzerini,
Kararır vahşet,kararır kabuslar,
Ve sonraki güneşi bekler korkan titrek dudaklarda saklanıp sinip o küçük çocuk dualar...
Leylekler ve kartalların savaşı mı bu mavi fezada,
Yoksa göklerin kara kadınları mı ateşler leşler vuruyor birbirine yine söyle.
İçimdeki bu ağırlık da ne,
Yaşamak savaşı değil bu;
Öldürmek sanatı,sana bile emanet olmayan etten suretinde,izinsiz giriştiğin...
Savaş borazanları çalıyor uzaklardan kulaklarımıza,baharda açan çiçekleri gibi mevsimin,
Gelincikler doğuyor binlerce hem de bir anda,
Toprak ana'nın göğsü kanıyor sanki hain bir ok ile fizandan,
Dökülüyor gelinciklerin yaprakları damla damla yerlere...
Kağıt sayfalar satın alıyor herşeyi sevgilim,
An bu an,
Maymunlar kafasına çaldıkları altın tacı takıp çıkartıyor,anlamını bilmeden...
Adı tanrıcılık kağıttaki bu oyunun,
Biri yazıyor diğeri oynuyor,
Tanrı bakmıyor bu dalkavukların yüzüne tüküreceği ana dek hiç oysa...
Kağıtlar satın alıyor herşeyi sevgilim,
Mahşer bu vakit,
Dudakları dahi,
Öpüşmeleri dahi,
plastik tatlı et yalanlar gezegeninden...



10.30 yaz kokusu vurmuş sabahına mevsimin artık.sabahın kör vakti kalkmış erkenden yola çıkmış,güneye uçmuş...bize bir ögleni kalmış yazın.

30 Mayıs 2026 Cumartesi

Tavşanlar,kaldırmış başlarını yalvarıyor kangurulara

 
Tavşanlar,kaldırmış başlarını yalvarıyor kangurulara.
Kim kimin putu olmuş taşlaşıp ibrahim söyle.
Ateş yere düşmüş,is kokusu sinmiş külleşen kinime.
Sancaklar uçuşuyor kopup direğinden kükreyip göklere,kime ne...
Otuz gümüşe satmış toprağını,
ve yeşil bir halı sermiş altın prangalı ayaklarına bilmem ki neden,
Çimenler yanar mı siyah suyuyla kadim merhumların peki,duyulmayanı dinle.
Tavşanlar,kaldırmış başlarını yalvarıyor kangurulara.
Kim kimin putu olmuş taşlaşıp ibrahim söyle.
Dökülüyor yüzü çamura kaçıp saklananların,
Yüzünü örtüp günahı içenlerin...
Gözlerin kapanınca kaçabilir misin sandın gazabından,
Hangi devenin kuşu uçabilmiş düşünce Tanrı'nın fezasından...
Kafanı soktuğun cehennemler ısıtmaz üşüyen yalancı yüzünü; çıkar savaş görmemiş süslü hançerini yaldızlı kınından gayrı...
Ne olacaksa olsun artık.
Tavşanlar,kaldırmış başlarını yalvarıyor kangurulara.
Kim kimin putu olmuş taşlaşıp ibrahim söyle.
Kim kimden daha yükseğe sıçrayacak savaşlarında,
Kazanan olmaz bilesin ey çekirge...
Daima çayır kazanır.
Zırhını boyuyor bülbüller,hiç savaşmamış masal çocukları dallarda,
Şiirden tahta kılıçları dillerinde...
Gergedanlar uzanmış toprağa bekliyor muharebesini zamanın...
Tavşanlar,kaldırmış başlarını yalvarıyor kangurulara.
Kim kimin putu olmuş taşlaşıp ibrahim söyle.
Kırk kapı bin makam,anahtarsız yeminli kilitlerde.
Yağmur ertesi yüzümde bir salyangozlar kervanı,
Çoklar çam ormanı olmuş,azlar kıvılcımı güneşin,
Bir yangın yürüyor yüz yıldır içimde...
Yıldızlar şahidi alınmamış öcümün...
Ay parlayan ışıldayan kalkanı zifir gecelerde savaşlarımın...
Ne zaman kılıçlar çarpışsa yüreğimde çelikten demirden seslerde,
Yıldızlar ateş alıp düşüyor karanlık göklerinden...
Tavşanlar,kaldırmış başlarını yalvarıyor kangurulara.
Kim kimin putu olmuş taşlaşıp ibrahim söyle.
Çoğu tutsak;
Ben özgür,şükür,düşüp de öldüm...


* özledim sevgilim...

12.33 alarmı ertelenmiş unutulmuş uyuyakalmış yeminler kurutuyorum sayfalar arasında.

28 Mayıs 2026 Perşembe

Tabaklar düşsün kırılsın

 
Tabaklar düşsün kırılsın,
Düşler tuzla buz olsun dökülsün göklerimizden...
Taşın tuzunu yalasın tatsın susuz ruhum,
Çölüm yansın yansın küle dönsün rüzgar ile süzülsün...
Kaybetsin tüm savaşlarını insanoğlu beşerde,
Ve aşk kazansın,
her savaşını şafaklarında rüyaların...
Yıkılsın göğe değen süngüsü cam binalar kağıt para zamanı devrin,
Denizler kudursun,
Isırsın kalbimizden bizi korktuğumuz siyah akrebi bileklerimizdeki saatlerin...
Ve geç kalalım kendi cenazemize,sonra koşturalım gerekirse,
Beklemesin o kadar umutsuz bir umutla hiçkimse...
Biz yine sürpriz olalım yaşamak şerefine...


20.08 başı bağlı sürtüşmeler atlası.

Gökler kükrüyor aslanları gibi tanrının

 
Düşkün değil ruhum şükür,hiç olmadım...
Aç bitap kararsa dahi gözlerim,
Susuzluk ile kurusa çatlasa dudaklarım gibi toprağım,
Baharımın yeşil filizlerini asla ama asla satmadım,
Satmam...
daima dik daima kan kestim topladım;
Gururum,benim ilahi suyum.
Bir aydınlık,bir karanlık...ardı sıra akar bize sormadan kanun-u zaman...
Düşkün değil ruhum şükür,hiç olmadım...
Zaman ki bileklerinizde başka gözlerinizde başka akar,
Sana sağanak belki,bana çiğ olup yağar damlar...
Heryer yahudanın dudakları sevgilim,
Otuz gümüşe satılık mı ruhumuz duyamayız dahi,
Büyüttüğümüz yılanlar ısırır mı bizi soramayız da üstelik,yazık...
Gökler kükrüyor aslanları gibi tanrının,
Titretir bacaklarımızı ihanet edenlerin sonu,bakamayız gözlerine bile...
Heryer yahudanın dudakları sevgilim,
Otuz gümüş erisin ve dökülsün hain dudakların kapılarına bir daha hiç açılamasınlar diye,and olsun...
Heryer yahudanın dudakları sevgilim,
Ve senden başkası ile tutuşamaz elleri dudaklarımın,
Senden başkası çivi vurmasın avuçlarıma,
Senden başkası almasın canımı haksız yere benden,kendimden...
Senden başkası gömmesin beni en sevdiğim yerine topraklarımın...
Heryer yahudanın dudakları sevgilim,
Sen zahmet etme lütfen,yakma kendini,zavallı korunmasız vicdanını;
Merak etme,
Ben kendimi ele veririm...


17.12 pişmanlık öğretileri kozasını ördü gözlerinde sevgilim...bırak kelebekler doğsun ölsün yarın kederlerimizde...

27 Mayıs 2026 Çarşamba

ve kemiğe dayadı başını kin

 
Gün gelmiş çoktan,
Haberi yok sahibinin,
Kapıda kimsesiz ayakkabılar...
Penceremde çamurlu bir yağmurun hezeyanı,
Bahçemde ısırganlar,
Etini yer haber bile vermeden baharda papatyaların...;
Hainler zorlu,hainler en yakınlarımız belkide...
Yazık size...
Yazık...
Gün gelmiş çoktan,
Haberi yok sahibinin,
Kapıda kimsesiz ayakkabılar...
Umman ağrılar açar baharın gelincikleri misali sırtında,
Dokuz kadim taş dizilir durur ve göklere ardından...
Zehri öper içip yarandan ve tükürür ıslak toprağa,
Düşü savurur sarp kayada seherin soğuk yeli,
El titrer,göz kaçar,
Kalp sallanır yerle bir olur...
Geriye kalmaz hiçkimse ruhumun köyünde,
göçer her kırlangıç damından günü gelmeden güneyine...
Gün gelmiş çoktan,
Haberi yok sahibinin,
Kapıda kimsesiz ayakkabılar...
Sessizdi heryer etrafta;
Ve dostlar saolsun diye fısıldadı Tanrı,kendi katında...


23.46 köpekler eti geçti dişlerinden,ve kemiğe dayadı başını kin...

25 Mayıs 2026 Pazartesi

Dead cat strategy

 
Bir duvarın yüzüydüm,döküldüm.
Ham beton kaldım,gri bulutları misali zifri karanlık yağmurlu günlerin...
Bir dalda meyva idim,düştüm kırıldım,
Bekledim,çürüdüm,bir tohum kaldım gerime yalnız.
Tut sakla beni yeniden en değerli hazinen gibi ellerinde yine,
içine ek özümü özünün taa içlerine,dök can suyumu yüreğinin kar suyundan bir kez daha yine; filiz vereyim,fidan düşeyim yine gözlerine...
Toprak gözlerinde çimen olayım,baharımız gelsin.
Bir duvarın yüzüydüm,döküldüm.
Ham beton kaldım,gri bulutları misali zifri karanlık yağmurlu günlerin...
Geç kaldım,arkadan geldim,yokuş yukarısına,hep zaman sarp büyüdüm...
Düştüm yüzüm üstüne kaç defa,
kalkmadım,bakmadım,öylece uyudum toz toprak nefesler ile; sırf geçsin gitsin diye...
Tut sakla beni yeniden en değerli hazinen gibi ellerinde yine,
Ve göm beni dudaklarındaki gamzene,
Kan vereyim,çiçek açayım kabirde uzanıp masmavi göklere...
Durma haydi;
Ek beni içine,derinlerine yine;
Ve iç kutsal suyunu,tükür yüzüme; 
ruhumu kesip can kordonumdan,cennetinden çekilip,sana koşayım,yeniden can bulayım yüzünde...


09.30 birds chirping...dead cat strategy...?

23 Mayıs 2026 Cumartesi

sevdanın balinaları yüzer sevmenin rüzgardan yeşil su dağlarında

 
Yılda var iki bayram;
Kaç bayram oldu görmedim seni,
Hangi sokakta yürüdün,hangi yoldan döndün eve görmedim bilmedim.
Aklım bir sinek olmuş,
bir oraya konmuş bir buraya her sene her gece,
Ben kovaladım,o uçtu uçtu yeniden kondu aynı yerine usanmadan gönlümün...
Ah aah,kaşındım durdum da,
saldım sonra,bıraktım sandım...
Hangi his'ten düştün dizin kanadı canın yandı dün gece mesela hiç bilemedim...
Yılda var iki bayram;
Kaç bayram oldu görmedim seni,
Hangi sevdaya,hangi aşk'a düştün,
kaldın seni bilmez karanlık kuyularda görmedim bilmedim...
Düşündüm düşündüm de alevsiz tüttüm tutuştum her defasında,
Bir hasret,umman mı umman,bir vuslat hayali sızısı genzime çakılı,
Geçen seni,gördüğüm yeni açmış bir çiçeğe benzettim irem bağında,
Eğildim kokladım,
Yaprağını okşadım,sonra öptüm,
Utandım...
Yılda var iki bayram;
Kaç bayram oldu görmedim seni,
Söyler misin peki,
Gün oldu belki göğsün daraldığında;
Hangi hatırada döndün biz otağına,
O her mevsim duman tüten sevda çadırına...


09.40 boz denizler çayırında,sevdanın balinaları yüzer sevmenin rüzgardan yeşil su dağlarında...

Bir dal pamuk

 
Bir dal pamuk kuğu boyunlu cam sürahimde,
Sonbahardan bir yeşil kurumuş yaprakların teninde,
Üşürsün,
Düşünürsün,haziranım nerede...?
Bir tırtıl,bir kelebek,bir koza yanyana önündeki fidan dalında;
Anlatır sana her gün yaradan tüm hikayeni göstere göstere aslında,
Doğuştan âmâ'sın,nedense hem görmez ve de duymazsın.
Çın çın öter içimde her gece korkular ve tepemde tacım şu yalnızlık.
Bir başına;ama hep kalabalıksın...
Bir dal pamuk kuğu boyunlu cam sürahimde,
Sonbahardan bir yeşil kurumuş yaprakların teninde,
Üşürsün,
Düşünürsün,sevdiğim nerede...?
Düşünürüm;elin adamı ne anlar ki senden...
Elin,elini tutmuşsun duydum ki,
"Er ki ölmeden ölür,yıkar kendini,defneder" derler.
Yeşil örtülü atıma binmişim kendi cenazemde,
Ve yüzümde beni saklayan bir peçe,
Bektaş olmuşum bu pervane ömre...
Bir dal pamuk kuğu boyunlu cam sürahimde,
Sonbahardan bir yeşil kurumuş yaprakların teninde,
Üşürsün,
Düşünürsün,ey Canan benim mahşerim nerede...?

Bir de gözlerimi görürsün;
Bir de gözlerimi görürsün,
Bir de gözlerimi görürsün,
Kimbilir belki memleketinin nisan çayırlarını...


09.10  "Allah kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı."

Yaşar Kemal usta.

Güneyim sensin

 
Başımı eğerek geçiyorum asma dallarını,
Islak kaldırımlardan yürüyorum seni.
Bir salyangozu ezmiş bilmeden ileride birisi,
Üzüldüm,ona yeni yepyeni kabuklar aradım...
Kendime benzettim evsiz kalışlarını,
Acılarını,sızılarını,ve canını daha çok yakan tuzdan gözyaşlarını...
Başımı eğerek geçiyorum asma dallarını,
Islak kaldırımlardan yürüyorum seni.
Cırcır böceği türkülerini sarıyorum hayalimde saçlarına,
Kokluyorum tararken yüzünden süzülen bakışlarını...
Sabır,düş,aşk...
Neye sarsam,yada neye açsam kanatlarımı,
Kalbim eylül ise ve bir de,
Güneyim sensin...
Başımı eğerek geçiyorum asma dallarını,
Islak kaldırımlardan yürüyorum seni.
Gözlerime umman karanlıklar düşse,
gök kapatsa da ışıklarını sormadan, 
Kuzey yıldızım,sensin...
Göklerim inançsız kalsa,titrese tüm imanlar karşımda,
Besmelem sensin...


22.01 fısıltı dualar,yankı sevdalar.

Soğan kabuğu

 
Soğan kabuğu.
Suyunu demleyen çayı kalbinin,
Düşünü simleyen umudu ruhunun.
Verandada kurutulmuş domateslerin eşsiz kokusu gözlerin,
Bir kaşık zeytinyağı ışıldıyor güneşin ışığında bir yakut gibi.
Ve yeni kesilmiş çimlerin çıplak ayaklarımızın altındaki huzuru...
Soğan kabuğu.
Çayını koklayan huzuru içimin.
Aynı zamanda;
Kafamda atıma binip kaçtığım uzaklar,
İçimde bin yıl sürecek bir ömürde sönmez yangınlar var.
Soğan kabuğu.
Kendi kanını içen kahramanı bu savaşın.
Bir aslanağzı,bir kasımpatı açmış pencerende gördüm şimdi,
Ben farketmedim,bahar mı gelmiş söyler misin sevgilim...


10.37 sevda yamacı,cam kenarı.

21 Mayıs 2026 Perşembe

Ve göğsümde bir güneşin kadim ecdadı

 
Yere düşmüş parlayan bebek bir yıldız var önümde şimdi,
Birkaç tüyü yeni çıkmış tutuşmuş henüz daha,
Işıl ışıldı gözleri,
Her rengi yanıyordu kainattan çalıp sanki...
Göğe yukarı kaldırdım başımı,
Yuvasına baktım...
Annesi de yoktu etrafta,
Ey uzay söyle bana nerdesiiiiin...?
Uzat al artık haydi tüm kaybolmuş evlatlarını...
Yere düşmüş parlayan bebek bir yıldız var önümde şimdi,
Kimsesi yok,
Avcuma aldım,
Büyüsün uçar gider sonra göklerine gecelerine diye inandım,
Onu cebimde mendilime,düşlerime sardım.
Ona mısralar ezdim,kırık buğdaylar gibi kırık kelimeler böldüm verdim kursağına...
Hiç üşenmedim,
Sevdim...
Her gece eğildim kulağına dualar ektim,fısıltılar ile suladım.
" güneş olasın kanatlarını açıp sonsuz umman fezaya,altın ışığınla dolsun kainat ve büyüsün üflediğin sonsuz can ile her gün tüm beşer,amin..."

Yere düşmüş parlayan bebek bir yıldız var önümde şimdi,
Ve göğsümde bir güneşin kadim ecdadı ve kutsal kaderi...


09.30 güneşin yüzüne dokunan ellerini özleyen sabahlar uyanır gözlerinde.ve kimi mayıs öper haziranı alnından daha uykusunda iken o şanlı veliaht "yaz"...

çam odununun kokusu sinmiş kül beni yıkamadıysa

 
Aşk ve sevmek,
İşte bütün mesele bu,
Sen İstanbul'u içmişsin;
İnan gerisinin bir önemi yok sevgilim.
Bu gezegenin tüm iki ayaklı karıncaları yalancı,
Düşler bu kadar ucuz olamazlar,
Farketmedik,bizi kandırdılar...
Aşk ve sevmek,
İşte bütün mesele bu,
Sen İstanbul'u içmişsin;
İnan gerisi bomboş be sevgilim...
Toprağı kazmışlar,mermerler yekpare kayalar sökmüşler kadim toprağın göğsünden,
Saraylar dikmişler,kuleler,resimler,tapınaklar,
Bitmeyen sagrada'lar...
Ne önemi var et'in yada taş'ın,
Ruhun,sırtını yarıp kanatıp kanadını açmadıysa...
Ya pervane,ya ateş...
Ya bülbül,ya gül...
çam odununun kokusu sinmiş kül beni yıkamadıysa,
Yaşayıp çamur olmanın ne faydası var...
Aşk ve sevmek,
İşte bütün mesele bu,
Sen İstanbul'u içmişsin;
İnan gerisi açılan avuçlarımda sahranın dem kumu,durmaz tutunmaz dökülür gider be sevgilim...


09.02 kapat gözlerini.nefes'ini al.düşün.hisset ardında kanatlarını.şimdi uç.sakın korkma.

ve düşler saat takmaz sevgilim

 
Açık gözlerimde gördüğüm bir rüya bu,
Durduramam.
Gök başka bir hızda akıyor baharın eriyen karıyla güçlenen nehirleri gibi,
Bulutlar koşarak geçiyorlar tepemizden ak,kara ve boz,
Yerde ise her şey çok yavaş; her adım her bakış dahi salyangozlar gibi...
Açık gözlerimde gördüğüm bir rüya bu,
Durduramam.
Saçların başka esiyor senin,gölgesinde uyurken parmakları yüzümde usul usul gezinen söğüt dallarından bir anne gibi...
Gözlerin başka derin senin,gezegenin kalbinden o altın rengi lav'a değip sanki kana kana içer gibi...
Nefesin başka senin,yaralarıma üflediğin içime akan ılık bir merhem gibi...
Dudakların başka senin,babil'in asma bahçelerine uçup konmak gibi; gözlerimi kapadığımda bir dut dalına başımı dayamışım gibi...
Açık gözlerimde gördüğüm bir rüya bu,
Durduramam.
Kar erir,su akar,çimen biter her bahar gibi sevmek de ah güzel kadın,ah be sevgilim...,
Ne yapsan da bu içimizdeki heyelanları engelleyemezsin...


08.41 içi heyelan sonsuz çayırlar zamanı sol bileğimde...ve düşler saat takmaz sevgilim.

nefesine,beni uyutan ve kandıran bir zehir sürülü sevgilim,farkında mısın

 
Taç kırıldı,göz karardı.
Ve işte kral düşüyor sevgilim.
Etin hanedanlığında kudret ölümlüdür daima,sonsuza dek yaşayamaz.
Yaz'ın güneşi soldu tepemizde işte,
Karardı mayıs,haziran bile,
Boyun eğdi,kararan gri perdeler ardına ve çekildi güneş...
Taç kırıldı,göz karardı.
Ve işte kral düşüyor sevgilim.
Çağın karnında kocaman kocaman ağrılar doğdu filiz verdi sonra,
Korkuya düştü,kaderi toprağa düşmek olan yağmur tanesi bile,
Karıncalar çıkmadılar yuvalarından o yaz...
Taç kırıldı,göz karardı.
Ve işte kral düşüyor sevgilim.
Savaşın davullarını çalmaya başladı bir fırtına ile elele verip de sonra o kadim rüzgar...
Ölü meleklerin isimsizliğine ve boş kırık mezar taşlarının huzuruna elini sürdü,
koydu toprağın üzerine ve yemin verdi tüm sevdikleri üzerine;
Gezegen yansa da tamamı ile,
kazanmanın kutsal suyuna değmeyecekti asla düşmanın kirli dudakları,and olsun...
Gezegenin hainleri,bir yeşil yaprak bulamasın kurusun dedi,amin...
Taç kırıldı,göz karardı.
Ve işte kral düşüyor sevgilim.
Ve sevmek,hiç bu kadar değerli olmamıştı şimdiye dek inan...


08.10 nefesine,beni uyutan ve kandıran bir zehir sürülü sevgilim,farkında mısın...?

20 Mayıs 2026 Çarşamba

Dân-i dân-i dastâna

 
Tesis kurmuşlar sevgilim,
Okyanusları da içmeye karar vermişler.
Mavi kanını emiyorlar şimdi de gezegenin.
Balıkları,balinaları yediler doymadılar,
Bu bitirme telaşı ne anlayamadım.
Mavi misket dönüyor ama onun da bi canı,cananı var bilmeli adem evladı;
Uyanmalı artık.
Geç kaldı yetişemeyecek yaşamaya bile gayrı...
Elindeki bardağı yudumla ey insanoğlu,
Sürahiyi bu kırma telaşı da ne yeter artık anla.
Kardeş payı edildi her güzellik zaten,
Elindekini kokla,iç ve yudumla,
Kardeşini de tutup yemek nereden de çıktı ey yamyam derviş...
Tesis kurmuşlar sevgilim,
Okyanusları da içmeye karar vermişler.
Tıpkı aşk'ı ,sevmeyi içip tükettikleri gibi,
Bir çöle çevirme yarışıdır sürüyor bu cehalet olimpiyatlarında sevgilim;
Hepsi kötü artık kalplerin,ruhların ne yazık ki;
Şeytan dahi işsiz,uzanıyor evinde...
Kıyamete dört nala koşturuyor bir körebe oyununda insan,
Ve bir kor ebe koşuyor elinde ateş ile sakız kokulu bir çam ormanına sessizce...
Tesis kurmuşlar sevgilim,
Okyanusları da içmeye karar vermişler.
Bitmedi ya insanlık,
Durmaksızın bitirmeye uğraşıyorlar...


09.59 nedenler; nedenler içine doğup büyüyor sevgilim.

19 Mayıs 2026 Salı

kızarmış kuru domatesler ve sevda isi sinmiş aşklar tabağı

 
Ruhum ingilizce klavyeli,kalmış bilmediğim bir yolda sanki,
Noktalı virgüllü harflerim eksik hep içimde gibi,
Ben tamamlıyorum hatırladıklarımla inatla tüm geçmişi; peki neden...
Mutfakta kağıttan havlular ne de çabuk biter kimseden habersiz değil mi...?
Ve ne de çabuk geçer ömrün yarısı duvardaki saatlerden.
Gözü açtık evet ama kapanmadı bile oysa peki söyle neden...
Sen de bilmiyorsun muhtemelen,
Anladım.
Çayı demle ey ruhum,ve kaynasın yumurtalar o küçük yetim çolak tencerede;
Hazırsan bayat ekmeğimizi çıkar poşetinden al gel,
Kızgın tavamızda dövelim tüm insanlığın açlığını haydi,lütfen üşenme çık gel sevgilim...
Biraz tereyağı ve birkaç zeytin yeter inan tüm dünyayı doyurmamıza,
Yeter ki tabak tabak,kazan kazan gülelim tüm dünyaya yetecek kadar,
gülelim kahkahalar ile bir tarla dolusu buğday başağı misali biz masamızda,
Kalmaz gezegende açlık susuzluk sakın merak etme sen o zaman;
Gülelim yeter,
Sen kızarmış ekmeklerimizi dikkatle al lütfen,
Elin yanmasın sevgilim...


09.23 kızarmış kuru domatesler ve sevda isi sinmiş aşklar tabağı...
kahvaltı ve aşk,bu gezegenin gizli adı bence sevgilim...

gül,kan ve bülbül cinayetler akşamı

 
Ne atlar,ne filler,ne yatlar,
ne de uçsuz bucaksız kara uzayında okyanusların uçuşan devden dev balinalar sevgilim;
Sevemez bir şairden daha büyük asla inan bana.
Bana beyaz çizikler ile dolu ihtiyar bir bardakta sıcacık bir çay döker misin sevgilim,
Yine de teşekkür ederim,
Canın saolsun...
Ne atlar,ne filler;
Hayır hayır,bu savaşı kazanamaz sevgilim.
Elimde diş fırçam bir samurayın kılıcıdır cebimde,
Ayırmam yanımdan,yamacımdan;
Kolsuz ve yolsuzum,en ama en yamanından.
Sorsalar bir güneşim,yüz gezegeni yakar onunu soğuklara terkederim...
Hakikat;
Sorma,bırak bana kalsın sevgilim...
Ne atlar,ne filler;
Hayır hayır,ne söyleseler ne düşünseler nafile sevgilim.
Bu savaşı kazanamazlar...
Karşılarında ben bir don kişot,
karşılarında bir ben köroğlu olup dirilirim...
Bana yer yer pas tutmuş elle tutulmaz bir demir tasta sıcacık bir tarhana döker misin sevgilim...
Ne atlar,ne filler;
Ne de o gül bağındaki bülbüller,
Hayır hayır,
Sana benim baktığım gibi bakamazlar asla sevgilim...
Üzgünüm;
Unut bunu,
Ve unutma beni...


09.01 gül,kan ve bülbül cinayetler akşamı.

Anadan üryan halim,yaşım üç yada otuz üç bilmiyorum

 
Anadan üryan halim,bir parktayım,
şehirde kimse yok,bomboş her yer,
kan kaybetmiş artık kanı kalmamış kalbim gibi...
Yaşım üç yada otuz üç unutmuşum,hangisindeyim..
Anadan üryan halim,bir araftayım,
Kendimi unutmuşum,sanki bir rüyadayım...
Benim türkümü kuyruklu piyanolar çalıyor sevgilim,
Göğü kaplayan bir ejderha gibi upuzun kuyrukları üstelik...
Anadan üryan halim,bir öpüşmenin tam öncesindeyim,
Sevişmek bir adım kadar yakın,ama,
Ben kovulası bir durgunluğun tam da pişmanlığındayım;
Kızma bana ne olur,
Kalbim çok acıyor,
Ve hayır inan hain değilim,sadece insanım...
Anadan üryan halim,sen beyaz papatyalardan bir örtü,ve kızıl gelinciklerden kadife bir çarşaf gibi uzanıyorsun boylu boyunca o kutsal çayırda,
Yeşil bir denizin koynundasın,
Ben de içine uzanıyorum cennetin usulca,
Korkmadan,
Varsın alsın götürsün beni şu ölüm...
Tutkulu sevişmeler atlası,
Bin deniz,bin okyanus geçiyoruz,
Kulağımızda ölüm türküleri,geçmişiz karşılarına sirenlere gülüyoruz,
Korkutmuyor beraberken yalnızlık yada ölüm bizi,
Eleleyiz,göz göze...
Unutuyoruz her şeyi,ölümü bile...
Sanırım yaşadığımızı hissediyoruz taa iliklerimizde bile...
Anadan üryan halim,sanki bir zırhı giymişim üzerime,
Bir tüy kadar hafif oysa sevmek ve bir deli'nin cesareti sadece,
Sorsan,
Hiçbir şeyden artık korkmuyorum...
Anadan üryan halim,yaşım üç yada otuz üç bilmiyorum;
Seni gördüm,yeniden yeniden kan okyanuslarından doğup geçip sanki bir kez daha doğuyorum...
Anadan üryan halim,
Üzerimde beyaz tertemiz bir çarşaf,
Kefen mi,anamın beyaz elbisesi mi inan artık hiç bilmiyorum...


08.21 anadan üryan halim...ve bir deli'nin cesareti tüm yürümelerim,attığım her bir adım...

Pencere hasretler,pencere vuslatlar vakti idi

 
Sen bi karahindiba çiçeği doğmuşsun,
saçılmışsın üflenen bir nefes misali rüzgarı ile sanki Tanrının;
Ben seni içime ekmişim,
Şehrin yağmurlarından sulamışım seni...
Bir mezarlık kenarına açmışız ilk çiçeğimizi seninle elele,göz göze.
Unutmuşum,
Sen bana bir şiir ile kürek çekmiş gelmiştin,
Ben sana şarkılar dinlemiştim...
Pencere hasretler,pencere vuslatlar vakti idi hergün bilmem kaçıncı katta,
Ve kaldırımlar,o yollar hiç bu kadar güzel görünmedi gözlerime bir daha...
Sen bi karahindiba çiçeği doğmuşsun,
saçılmışsın üflenen bir nefes misali rüzgarı ile sanki Tanrının;
Ben seni içime ekmişim,
İçtiğim suyumdan sulamışım seni...
Tavşanlara binmiş koşturmuşuz dört nala kaçıp bu şehirden dağlara...
Seni içime gömmüş büyütmüşüm,
Seni içime saklamış kendime miras bırakmışım kimsesiz o yarınlar için...
Beni sevmez,kimseyi sevmez o bakışları sözüm ona güzel insanların,
Kim tükürse yüzüme,kınında kılıcımın neden duruyoruz diye bağıran haykıran o göz yaşları...
Sen bi karahindiba çiçeği doğmuşsun,
saçılmışsın üflenen bir nefes misali rüzgarı ile sanki Tanrının;
Ben seni içime ekmişim,
Gözlerimin çiğ'inden sulamışım seni...
Yine de bir kez olsun,sorgulamamışım katilimi...


17.08 katilini bilen ve yine de susan çaresizliği kurutuyorum ilkokul defterimde...

17 Mayıs 2026 Pazar

Gözlerinden düşeyim tüm ölümlerine mahşerin

 
Ölümden döndüren sevmeler.
Ölümü dirilten aşk'ı var ruhunun.
Hiç hissettin mi,hiç duydun mu fısıltılarını,
hiç kokladın mı güneşin çocukları ışıklarını...
Kim daha hasta,kim daha sakat bilinmez,
Kim daha yakın ölüme sayılamaz,
Sisli,zifir beyaz bir yol yaşamak sevgilim,
Bir adım sonra ne var görünmez...
Kim derman,kim zehir sanılmaz.
Hiçbir zahir,dudaklarını saklayamaz gözlerimden,
Gözlerimi kapar yine de bulurum güzel kokusundan dudaklarını,
damar bir güvercin gibi yuvasına,
Beni mahşerden salsa Tanrım kadim ellerinden savurup göklerine,
Kimine bin ömür,kimine bir nefeslik zaman,
Düşerim iki göz kırpman arası tam da önüne...
Ölümden döndüren sevmeler.
Ölümü dirilten aşk'ı var ruhun.
Çekip alıyosun beni tüm adımlarımdan,kaderimden bilmiyorum belkide...
Ah sevgilim,
Güzel sevgilim,
Uzat dudaklarından en kudretli zehrini dağların,karların;
Gözlerinden düşeyim tüm ölümlerine mahşerin...


09.06 gözlerine kurulu bin çalar saatler okulu.

14 Mayıs 2026 Perşembe

Ve çölün başını okşuyor kaynayan kumlarından "sevmek"

 
Ellerim eski yağ tenekesi bir saksı,
Ruhum saksıda bir pamuk tarlası.
Kurak dudaklarım içine içine mırıldanıyor beklediği yağmurları.
Ve çölün başını okşuyor kaynayan kumlarından "sevmek" ,
En sakininden,en afillisinden hem de...
Ve kulağıma sokulup amin diyor uğur böcekleri,
Kuşlar ebelemece oynuyor ağaçlardan göklerden koşup birbirine,
Ve saklankaç'ında tüm çocuk yılanlar mayısında düşlerinin...
Adı şifa zehre sürülü dudaklarının,
Uzanıp öpsem dayanamam ey mis kokan kırmızı elma'm,
İstemsiz ısırıp tadına bakmak isterim aşk'ının üzgünüm...
Hangi günah atacak ise beni cehenneme sen bahanesi ile,söyle beklemesin,
herşeyden önce hemen atsın,çünkü tutamam kendimi,duramam;
Cezamı vursun yüzüme,zaten yanan bu emanet-i bedeni varsın hemen benden alsın...
Ellerim eski yağ tenekesi bir saksı,
Ruhum saksıda bir pamuk tarlası.
Kurak dudaklarım içine içine mırıldanıyor beklediği yağmurları.
Ve çölün başını okşuyor kaynayan kumlarından "sevmek" ,
Söylesinler sana çoktan toprak olduysam şayet eğer,
Çıkar al bu emanet bedenden etimden kırıp göğsümün kemikten kafesini,al emanetin yüreğimi benden,
Zaten hep yaptığı gibi,bundan sonra başucunda avuçlarında yalnız senin uğruna atsın...

Ellerim eski yağ tenekesi bir saksı,
Ruhum saksıda bir pamuk tarlası.
Kurak dudaklarım içine içine mırıldanıyor beklediği yağmurları.
Ve çölün başını okşuyor kaynayan kumlarından "sevmek" ,
Ve ip olup üzerine işleniyor ruhum pamuktan bir elbise,hatta belki bir gelinliğe dönüşüp...



09.12 hayaller,kabuslar ve susuzluk.

rotasız sevmeler atlası kafam denen toprak mezar

 
Dans ediyor gölgesinde bir sehpanın bir bardaktaki resim,
Üç beş adam hoplayıp zıplıyor sanki,bilemedim.
Kapıda küçük bir insanın pantolonları asılı kurumaya yakın,gülümsedim...
Ne yapsam ne etsem,bir türlü sönemedim,
Yaz yaz tükenemedim,kendimi tüketemedim...
Dans ediyor gölgesinde bir sehpanın bir bardaktaki resim,
Üç beş adam hoplayıp zıplıyor sanki,bilemedim.
Dolup dolup taşıyorum,
durmadan,durmadan,durmadan,yoruldum inan;
Sanırım,bir güneş gibi asla sönmeden,yana yana öleceğim...
Dans ediyor gölgesinde bir sehpanın bir bardaktaki resim,
Üç beş adam hoplayıp zıplıyor sanki,bilemedim.
Sorsalar,susarım belki,
Ama,
Seni çok özledim...


08.46 bir diyardan bir diyara,bir alemden bir aleme,bir düşten bir düşe...rotasız sevmeler atlası kafam denen toprak mezar...

Kim kimin definesi,kim kimi sakladı izinsiz diyarlara inan bilemedim...

amin,amen ve düşler

 
Kapat gözlerini,
Sorma soru,
Yıkık duvarlar üzerine sevişelim sevgilim,
Varsın olmasın o üç katlı mavi pancur güç bir rüya,tek gerçeğimiz,
O bal kabağı arabalar,o gazozdan denizler varsın hiç olmasın,
Kapat gözlerini,
Sorma soru,
Bırak kulağımızı doldursun tabağımız gibi kuşlar,rüzgarlar ve ağaçlar;
Biz sessizce yıllar boyu öpüşelim...
Kapat gözlerini,
Sorma soru,
Bırak okusun hoca duamızı,
Yıkasın bizi yağmurların bidonlara hapsedilmiş dinlenmiş suyu,
Biz elele cennete yürüyelim...
Kapat gözlerini,
Sorma soru,
Güzel miydi kötü müydü yaşamak,
İyi miyiz yoksa kötü mü,
Boşver,
Haydi bırakalım kendimizi bizi isteyen yeşil uçurumuna tanrının,
Adı ölmek ise bu yolun,
Bırak ölelim sımsıkı sarılıp birbirimize;
Kokumuz sinsin birbirimize,
Hiç ayrılmayalım...


08.29 amin,amen ve düşler.

* ps: pancur; bile isteye hatamdır,nasıl yazıldığını bildiğim hatalarımdandır...

Ve yüzünü boyadı bir hamamböceği

 
Ve yüzünü boyadı bir hamamböceği,
Belki severler onu bu sefer diye belki,
Ne vardı ki sıcacık odaları sevmesinde dışarıda sonsuz kış soğukları...
Hem hamamlar sıcacıktı,tertemizdi,sabun kokardı,
Peki orayı sevmek neden günahtı.
Hızlı koşuyorum diye neden bu korku bilemedim inan hiç,
Koca koca atlardan korkmuyorlardı hiç oysa,
Seviyorlardı onların yüzünü,
Besliyorlardı onları kendi elleri ile üstelik...
Sevilmek,neden bu kadar zordu ki,öğrenemedim.
Ve yüzünü boyadı bir hamamböceği,
Belki severler onu bu sefer diye belki,
Birbirine kızdılar hep,bombalar yaptılar attılar,
Öldürmek için hep;ama ölenleri yemediler bile,
hiç anlayamadım anne...
binlerce ölü yanmış beden,yatıyor yerlerde nedensizce...peki neden...
Çok korktum o patlamalarda,
Yerlerin en diplerine dek koştum dokunamasın bana o koca koca ateş denizleri,okyanusları hiç ama hiç diye...
Toprak sarılır çünkü daima bana,sen öğretmiştin,
Ve Tanrımdan armağan sırtımdaki yanmaz kırılmaz zırhım bana...
Unuttular galiba,beni de Tanrım sevdi ve yarattı...
Ve yüzünü boyadı bir hamamböceği,
Belki severler onu bu sefer diye belki,
Ne vardı ki uçmayı öğrendiyse kuşları izleyip kıskanıp sonra,
Ne vardı ki insanı sevip merak edip konuşabilmek umuduyla yaklaştıysa sonra,
Çığlıklar,çığlıklar,çığlıklar,
Tıpkı bombalar gibi çınlıyorlar antenlerimde,
Çitalar kadar hızlı koşmalıyım diyorum kendi kendime,
taaa o en güvendiğim yerlere dek,
Yerin binlerce adım derinlerine kadar...
Çok korkuyorum anne,
Neden sevmezler ki beni bir uğur böceği,bir kedi,bir at gibi;
Kıskanıyorum,susuz bir toprakmışcasına dayanamayıp çatlarcasına inan,
Ben de uçtum hoşlarına gidebilmek için oysa tıpkı bir kelebek gibi...


07.53 sevmeler üzerine; sevilme düşlerini işliyor gözlerimize içimize baharda,hergün yeniden uyandığını sandığımız,oysa hiç uyumayan ve yüzünü inatla bizlere gösteren gülümseyen tüm yorgun güneşler...

Paramparça aşklar ve dervişler

 
Yarım kalmış,yıkılmıştı camiler,
Sanki bombalanmış gibi,
İçi görünüyordu açık yaralarından gibi,
Kan kaybı misali ıslanmış aşağı sarkan halılar kenarlarından yağan yağmurları damlıyordu kan damlarmış gibi...
Tek minareye tutunmuştu sağından bir asa gibi sanki.
Yaralıydı ezelden adem'den kalbi,
Yaralıydı "inanmak" gözlerinde artık tamamen sanki...
Yarım kalmış,yıkılmıştı camiler,
Sanki bombalanmış gibi,
İçi görünüyordu açık yaralarından aşk'ın,sevmenin ve iman'ın...
Ateşsiz yangınlara düşmüştü ruhu,
Kar yakıyordu teninde kış'ı,
Aşk öpüyordu perçemi altında alnından onu...
Yarım kalmış,yıkılmıştı camiler,
Sanki bombalanmış gibi,
İçi görünüyordu açık yaralarından tüm kendini tutmaların,bir adım atmamaların şimdi...
Üşüyordu kan kaybı ceplerinde usul usul,
Ve uyumak,çağırıyordu ısrarla kapısız geçitlerden seni saniyelerde süzüleceğin tüm kainatlara...
Çürümüş sevmeler bahçesi...
Paramparça aşklar ve dervişler kahvesi...


21.13 kapısız geçitler,anahtarsız düşler zamanı kan kaybeden bileklerde...

13 Mayıs 2026 Çarşamba

Ölemem bile

 
Savaşırım tüm canavarlarla ve devler ile,
Tükettim hepsini,korku yok hiç,kalmamış ceplerimde.
Atlarım atlanmaz yerleri,uçarım uçulmaz yarları,
Bir adım dahi geri atmam,durmam,duraksamam kati.
Ateşe koşarım,lavlara basar geçerim tüm savaşları,
Yaparım her şeyi,en yapılmazları dahi,
Ama,
Elimde değil,
Ölemem bile;
Bırakamam seni...


16.14 kaç piano notası daha gerekli dumanı üzerimde iken hala,kesilen tenimi dikmene...

12 Mayıs 2026 Salı

sonsuz son'lar topacının ipini sarıyor mavi gökte beyaz kefen bulutlar

 
Demlenen çaylar kasabası içim sevgilim;
Dışarıda bin savaş,bin dert,bin hainlik var sevgilim,
Dışarıda zelzeleler,dışarıda bombalar sallıyor boş beşikleri yıkık evlerde,
Kadim ruhlar bizi çağırıyor sevgilim,
Bizi çığırıyor baharın cesur çocukları ve kırlangıçlar...
Demlenen çaylar kasabası içim sevgilim;
Dışarıda bin hayal,bin umut,tek sevda'n var sevgilim,
Ve ben artık kendi çayımı demliyorum,
İçime çekiyorum kocaman,kokluyorum dünki dem'i soğumuş çanağından sevgilim...
Zaman,ellerimizden akıp düşüp gidiyor hep zamandaki gibi,değişen bir şey yok yani,
Ama farkediyoruz artık biz de,
umursamazlığımızın ekim'i gelmiş kapımıza artık,
Solmuş pervasızlığımız artık,kopmuş dalımızdan istemesek de...
Demlenen çaylar kasabası içim sevgilim;
Dışarıda bin sen,bin ben,bin kıyamet var sevgilim,
Sana has,sana yazılanı değilse eğer tadı,anlamı,kokusu yok...
Manası yok;
Varsa eğer içinde sana has bir son,
Beğen beğenebilirsen...


09.13 sonsuz son'lar topacının ipini sarıyor mavi gökte beyaz kefen bulutlar...

Dem kanamasın,daha fazla

 
Çayımı bıçakladım bu sabah,
Saplı duruyor bardağın göğsünde hala bıçağım;hayır çıkarmadım.
Göz kapaklarımda bebek depremler var sevgilim,
Titreyip duruyorlar kaygılı alevleri gibi gecesinde bir mum'un...
Çatıya tırmanmış elinde mor çiçeği ile bir devedikeni,
Nasıl çıktın sen oraya,nasıl ulaştın demedim sormadım,
Bir damla toprağın yokken tutunacak boynunu kaldıracak,
nasıl tuttun mavi göğü boynundan,nasıl tırmandın kat be kat bir beton evi sanki bir ağaca tırmanır gibi...
Çayımı bıçakladım bu sabah,
Saplı duruyor bardağın göğsünde hala bıçağım;hayır çıkarmadım.
Bukowski'nin mavi bir kuşu varmış;
Bende kuş çok sevgilim,
İçim bir mayıs bahçesi,içimde gökler kırlangıçlar dolu sevgilim...
Göç ediyor düşlerim mevsim mevsim tüm soğuklardan yalnız senin sıcağına;
Sanki yazılmışsın gibi herşeyden önce kanıma,
Hep aynı yer çağırıyor beni içimden çırp kanatlarını haydi durma diye senin sıcağına...
Öyleymiş gibi görünse de,bir şey bildiğim yok sevgilim,
İnan sen güneşe,ağaca,çimenlere...
Ağaçlar ve insanlar tutuşacak çünkü eninde sonunda elele,
Ve yenecegiz tüm ama tüm kötüleri...
Isırganlar dahi ısırmayacak artık bizleri,
şifası olacak her derdin,ve dermanı bile gerekirse aşk'ın...
Çayımı bıçakladım bu sabah,
Saplı duruyor bardağın göğsünde hala bıçağım;hayır çıkarmadım.
Bıraktım;
Dem kanamasın,daha fazla...


08.24 kanayan kaynayan demler dergahında,
yeşil filizleri kesip eziyor bir kadim,
her güzel umudu öldürmek istiyor yorgun bir umut,
neden ve neden bilmem ki; 
söylesene anakin,seni annen hiç sevmedi mi,
başını okşamadı hiç "bir damla saf sevmek" gayesiz ve amaçsız daha önce...?

* her güzel şeyi; an gelir neden ezmek koparmak yakmak yok etmek ister ki bir ruh,bilemedim ben bu insanı...

Ağzımın içi kutsal yaralar manastırı

 
Sallanıyor her yer,
Sallanıyor yerler,kafamın üstünde kızıl mavi renk renk dönüyor şu sonsuz tükenmez gökler.
Ayakta duramıyor ne şişeler,ne uzaklarda koşturan o yıldızlar...
Canım yanıyor sevgilim,
Dilimi bağlamış belki bir yemin,belki bir dua,
Kendimi yiyiyorum ısırıp içimdeki kainatı,
Ağzımın içi kutsal yaralar manastırı,
Ağzımın içi yazıp yazıp sana gönderemediğim mektuplar çöplüğü...
Bir dağın ırmağı gibi birikiyorum saklanıp mavi denizler içine,mavi okyanuslar aşkına.
Değişen bir şey yok yine önümüzdeki renkli boş kutularda inan sevgilim,
O yalanlar,şu yalanlar,bu yalanlar,hepsi aynı hala.
O bu şu dışında değişen bir şey yok eskilerden yada şimdilerden...
Sallanıyor her yer,
Sallanıyor yerler,kafamın üstünde kızıl mavi renk renk dönüyor su sonsuz tükenmez gökler.
Ayakta duramıyor elli yıllık bile binalar,
Oysa bin yıllık taşları ziyarete gidiyor zamanın yolcusu olup insanlar,
Neden diye sormaları yeter oysa,
Ama yetmiyor kimseye hiç birşey bugünlerde.
Aranan kim,yada aranan ne...,sor sen de kendine.
Sallanıyor her yer,
Sallanıyor yerler,kafamın üstünde kızıl mavi renk renk dönüyor su sonsuz tükenmez gökler.
Sorular dönüyor kafamda,kafamızda durmadan,
Kim cevap verse suçlu,neden bilmem...
Sorular,sorular,sorular...
Cevaplar nerede,nereye saklandı bu oyunda o güzelim düşler,inan bilmem hiç...


15.59 tüm sorular ve tüm cevaplar...
saklanmışlar,oynuyorlar galiba...

11 Mayıs 2026 Pazartesi

özlemler sarayı; martılardan soytarılar ve kartalı göğercin sevmeler mahşeri

 
Ekşi ayranlar imparatorluğu.
Çok sıcak savaşmak için,ve sevişmek için çok mu geç acaba tüm masumluğu ile ah şu günahsız zaman...
Bir hafriyat çöplüğü yersizce gözlerimde ruhum,
Oysa kaç kadim binanın kutsal mezarı ah bu vurulmuş ölmüş yere uzanmış sessiz taşlar...
Ekşi ayranlar cumhuriyeti.
Özgür atlar,emekli düşler,yeşil okyanuslardan çayırlar...
Başımızın üzerinden usul usul düşüp yağan mor yağmur misali erguvanlar...
Ah aşk,
Ah de vefa...
Bir gecedir,belki bir rüya,
Adı sevda,adı bir başka...
Bin özgür gün kapılır dalından da rüzgara,
Ben yine uğraşır,ne yapar ederim,senin dibine düşerim...
Kim demiş çürümüş,kim demiş mahkum,
Değil umrumda bin ateş olsan yine yakar kanadımı uğruna,sen yoluna düşerim...
Sazlar dans eder,sözler edasında,ve bir gece düğünümüzde ansızın rüyamda,
Yüz çiçek feda eder kendini çıplak adımlarının altına sevgilim...
Ekşi ayranlar imparatorluğu.
Tuzdan kayalar,bir ekmek fırını misali yekpare dağlarda öğlen,
güneşin elleri hamurdur,kardır,usta...
Ah aşk,
Ah de vefa...
Bir gecedir,belki bir rüya,
Adı sevda,adı bir başka...


11.44 özlemler sarayı; martılardan soytarılar ve kartalı göğercin sevmeler mahşeri...

9 Mayıs 2026 Cumartesi

hangi yüzyıla düşsem de öpsem seni bilemem

 
Bir sınır vilayeti,dağ dahi yalnız,düşler izbe.
Karakolsuz tepeler,hırsız esen tüm rüzgarlar.
Paslı yağ tenekelerinde çiçekler,baharlar açar,
Mum erir akşamları,gaz altın; pahalıdır.
Bir kitap açar sayfalarını,dökülür pembe çiçekler yapraklar,
saçılır bahar mevsim,ve kimsesiz düşleri öksüzlerin...
Üşür bir çocuk,çeker ayaklarını taa karnına dek,
taa anasının huzurlu karnına dek,
Bilir yün yorgan,dokunmaz,
Ayırmaz evladı annesinden...
Atlar ağlar,insan çığlıklar atar sevgilim,
Ve rüyalar durmaz çağırır zahire...
Söyle, sor ;
Kaç misket daha kazansan dolar taşar cebin,
Kaç dost daha taşınsa kalmaz hiç kimse...?
Kaç bin ölüm var ki içinde o bayat siyah suyun,
Kim koklasa benzini kusar söyle...
Bir sınır vilayeti,dağ dahi yalnız,düşler izbe.
Karakolsuz tepeler,hırsız esen tüm rüzgarlar.
Paslı yağ tenekelerinde çiçekler,baharlar açar,
Mum erir akşamları,gaz altın; pahalıdır.
Dışım ettir,duvarlar virane,
İçim kurumuş bir yaprak,içim sevda,
içim kızıla çalan bir sessizlik...
Dışım bir köy ocağı,istir zifirdir,
Dışım köyde taştır,bir şubat duvarı,
İçim sevda,
İçim paslı saksısı baharda kızıl gerdanların;
İçim sen...


08.41 bir zaman yolcusu zihnim,gözlerim...ararım,istesem de bir türlü bulamam; ah aah,hangi yüzyıla düşsem de öpsem seni bilemem.

Karşımda,çamaşır askısında uyuyan bir jaguar var

 
Karşımda,çamaşır askısında uyuyan bir jaguar var;
Belki güneşe uzanmış,ışıl ışıl parlayıp demir tellerin dalında uyuyakalmış,
ipekten bir gömlek ve başı da,gözleri kapalı bir çorap; bilemem.
Uyuyuşundan belli ama,karnı tok...
Başımda zamanın durmadan ruhundan bileylediği keskin mi keskin bir zafer adam,babam ;
Parlayan zırhlar ve paslı gürzler salonu...
Ve plastik çiçeklere yanlışlıkla su veren,
yapraklarını okşayıp öpen,
onlar ile konuşan,toprağa şiirler okuyan bir ben...
Karşımda,çamaşır askısında uyuyan bir jaguar var;
Parfüm kokan,rüzgarda salınıp dans eden hayaller belkide bunlar,bilemem...
Başımda durmadan kendini çarmıha gerip çivileyen çığlıklar var... ;
Savaşlar ve pazarlar,
Aynı yola çıkan,iki ,sadece "birbirine yavşak" kardeş...
Ah aaah,
Kim daha hain,kim daha suçlu bilmiyorum artık hiç inan Tanrım,
İnan Tanrım,en çok  sen inan,çünkü sen inanmazsan kendine,kimse inanmaz...
Kokusuz domatesler,tatsız gelecekler ısırmanın hiç bir anlamı yok ve olmaz inan...
Tut elimizden,lütfen.
Karşımda,çamaşır askısında uyuyan bir jaguar var;
Aynada mektup satırlarından durmadan akan cümleler ve "yıldız savaşları" misali bir yüz var.


07.29 tekler,çiftler ve tavşan ayakları.

journal des amoureux

 
Gece bilmem kaçın suları,
Rüyamda bir güller bahçesi.
Basamak basamak göğe açan renklerden bir merdiven ve hayalleri...
Düşler,mevsimler ve mandalina kabuğu kokusu.
Gece bilmem kaçın suları,
Rüyamda,yapraklarına ak düşen bir ağaç memleketi.
Aklımda,altın rengi akan kor lavların şelaleleri...
Kağıtlar,kalemler ve kalkanlar cumhuriyeti.
Söyle,
Hangi kılıç seçmiş ki ruhunu kavrayacak o kadim kutsal eli.
Kelimeler,latifeler ve gürzler,
Rüyamda,başı vurulan ve düşen bir hakikatler bahçesi.
Gece bilmem kaçın suları,
Göğsümde,sıkışan nefesler ve onların elleri soğuk buz gibi sonsuz siyah alevleri,
Düşler,komşular ve dostlar.
Vefalı bülbüllerin ağaçları ve sokakları.
Söyle,
Hangi sevdalı seçmiş ki ruhunu teslim edeceği o kadim kutsal kaderi.
Gece bilmem kaçın suları,
Aklımda mektuplardan şiirlerden yanma bir demir ocağı,
Neyi atsan yutar,kimi döksen erir,
Hangi suya vursan odana devden dev bulutlar doğar,
Adı sevda çekiç vurduğum çeliğin,
Ve adı "kutsal" evladımın...

Gece bilmem kaçın suları,
Ve rüyamda bir sandal sisler arasında karanlık ve küreksiz...


06.51 ruhumda,taa içimde rotasını bir benim bildiğim fetihler filiz veriyor sevgilim.

Merhaba...


Laissez-faire

 
Ey gönül dergahım,
Ey kemiğime dayanan altın hançer,
Ey kaburgamda kırık,yangın sızım,
Bir derdim,bin dermanım,
Buz yangınım,
Kıymık azabım,
Belimde kuşağım,
Başımda bulutlardan sarığım,
Kavak boyu ardıç'ımda kara kovanım,sevda balım,
Ey gönül dergahım,
Kırk kapım,
Keçi derim,yün seccadem,
Adı yaşam ölü çağım,ölsem doğsam gerçeğin cennetine,
Düştüğüm cennet,uyandığım baharın bahçesi,
Ey gönül dergahım,
Kaburgamda noksan'ım,
Yürek kovuğumda ılık,boş kalmış yuvam,
Zaten içime saklanmış,saklı cennetim,
Ve ,
Sobe...

Nasılsın iyi misin...?


14.24 zaman,öğlen ölüp şafağa yeniden doğanlar mevsimi...

6 Mayıs 2026 Çarşamba

sırtı hançerli masumlar kumpanyası

 
Sanrılar tanrıçası.
Kafamda bir düşler konçertosu var sevgilim.
Zar atılmaz,el titreten,riske edilmez olasılıklar var ömür bir,bin durakta,
Ve ben yürümeyi seçiyorum son-a giden patikalarda...
Yer altında trenler var dev karıncalara,
Yer altında kalabalıklar gözlerimde,
Yürek kovuğunda sırlar,düşler ve sadece eski bir anahtar var;
Aç açabilirsen...
Çimenler üzerinde yarım bir lavaş,
Duvar kenarlarında ölü uzanmış,yenmemiş pırıl pırıl parlayan gözleri hala açık bir balık var...
Bir yağmur ertesi sabahı kalbim,güneşin dudakları değiyor sanki ilk ensemize,
Ve bir salyangozlar kervanı,ardı sıra adımlarımıza yavaşla diyen ayaklarımız dibinde sessizden sanki...
Sanrılar tanrıçası.
Kafamda bir düşler konçertosu var sevgilim.
Bir bomba patladı,bir kaza anı koptu sanki bir an yırtılarak.
Ve buz gibi oldu mayısta bir dağ zirvesi misali etraf,
Bir kar soğuğu tuttu taş'a döndürdü eti,bedeni...
Dondu kaldı dünya sanki,durmadığını içten içe bilsek de durdu bizce...
Sanrılar tanrıçası.
Kafamda bir düşler konçertosu var sevgilim.
Yemesem de olsun,kokusu yeter dumanı üzerinde bir vapur misali o bardaktaki kızıl çayın,kokusu yeter kesili ağlamış bir domates ve bir salatalığın...
Doydum,tüm doyumsuzluklara sevgilim,
Bileylenen bıçaklardan saçılır ateşten ışıklar,
bir akşamüstü vakti sanki gecede düşen kayan yıldızlar gibi;
Gözlerin;dalından kendi kendine kopup usul usul düşüp,toprağı misali gözlerime kavuşup değen...



08.11 sırtı hançerli masumlar kumpanyası,zamanın adı;ve ben isimsiz büyüyen yetimiydim o kadim,içimde uçsuz bucaksız Tanrının...

2 Mayıs 2026 Cumartesi

plastik tavşanlar imparatorluğu

 
Gönlümü geçmiş fani semtime gelmişsin,
Bir merhabasız,bir selamsız sabahsız,
Çayırlarımı toprağımı yürümüşsün...bensiz.
Ruhumu terketmiş kenan ili'me yürümüşsün usul usul.
Kainatın siyah göklerinden sözlerimi tutup,
Çii böreklerden beni sormuşsun...
Bir güvercin uzağındayım daima oysa,
bir sayfa bir mektup,bir ses uzağında ve hep daima...
Kimsenin olmadığı yerde,
elinde anahtarı altın taşlı kilidinin,
kendi ayağına prangalar takıp takıp ağlamış durmuşsun.
Bilemedim,bilemezdim,
Üzgünüm.
Bir uçurum kenarında tuzlu yekpare kayaların diyarında,
Kendini bırakmışsın biz'e ulaşmak için hiss-i kable'l- vuku'nda,
Belli ki yanılmışsın,
Hayatta kalma korkun ile bu düşmelerde gidip bir yalan kuru dal'a tutunup kalmışsın...
Yaşamak çabasını sevmek sanıp sulamışsın.
Yazık etmişsin,
Yazık etmişsin,kutsalımıza...
Gönlümü geçmiş fani semtime gelmişsin,
Bir merhabasız,bir selamsız sabahsız,
Çayırlarımı toprağımı yürümüşsün...bensiz.
Ruhumu terketmiş kenan ili'me yürümüşsün usul usul.
Kainatın siyah göklerinden sözlerimi tutup,
Eski güzel dostlardan beni sormuşsun.
Ah aaaah...
Yanık kanatlarım sırtımda,
küllerin çölünden yürümüş bir ömür ayaklarımda,
Evliyası olmuşum zayıf pervane bacaklarımda,
Bir dalın sana bakan saklı gölge bir yanında,
Bakıp bakıp yeniden yeniden yanmışım,
Sırtımda yangını sevdanın,
On üçüncü kaburgam,kalbime en yakın beni koruyan saran narin kemiğim,kaderim;
Bu çift tarafı keskin bıçak söyle niye...
Gönlümü geçmiş fani semtime gelmişsin,
Bir merhabasız,bir selamsız sabahsız,
Çayırlarımı toprağımı yürümüşsün...bensiz.
Ruhumu terketmiş kenan ili'ime yürümüşsün usul usul.
Kainatın siyah göklerinden sözlerimi tutup,
Beni düşlere,beni yaşlara,beni izlere,beni kainata sormuşsun...


09.24 plastik tavşanlar imparatorluğu.

* neden,neden,neden...

Birn3k...kader,kıyamet,kayb.

1 Mayıs 2026 Cuma

miras,mektup ve düşler

 
Sesim,sesin olsun içinde;
Hep konuşalım,dinle beni söylediğim tüm güzelliklerde.
Yazdıklarım,her sabah her akşam kuşlarınca şehrin kulaklarına cıvıldasın her bahar mayıs.
Varsın olmasın ekmeğin en sıcağı,pastanın en tazesi...
Önemi yok geriye kalan hiçbir dileğin inan...
Kalbimin sesi,metronom olsun sözüne,adımlarına,
Düşlerim,ışık tutsun bir ay gibi göğünde karanlıklarına.
Korkma,
Demlenen bir çayın kokusu yeter yanına bir saniyede konmama...
Sesim,sesin olsun içinde;
Hep konuşalım,dinle beni söylediğim tüm güzelliklerde.
Çıplak ayaklarının altında yemyeşil bir çayır,
bir bahçen olsun gözlerinde ve bir ordun en sevdiğin ağaçlardan; ve mavi altından durmadan sonsuzluktan sana akan pınarlar...
Şimdi sana verdiğim sözlerim,cümleler tohumları aslında heybemden sana avuç avuç uzattığım,yarınlardaki bahçenin...
Sen dinlemek istemeyip ne zaman vursan ellerime bir hışımla,saçılır yarının çimleri fidanları yine de etrafa,
Bir yağmur yeter orman olmamıza,merak etme;
Her şey çok güzel olacak,
Her şey olması gerektiği gibi yine yine yeniden...
Sesim,sesin olsun içinde;
Hep konuşalım,dinle beni söylediğim tüm güzelliklerde.
Sen prensesi devranın,ben ak tolgalı muhafızı avcundaki kalbinin;
Haydi durma at atabildiğin kadar ey yürek,
Haydi durma sev,açabildiğin kadar bin yeşil yaprak...
Avcumdaki gamzeye yazıyorum senin mektuplarını,
Avcundaki aden bahçesine sür,sakla beni...
Yüzümdeki gülüşe can su'yu versin ölüm eğer ki gerekirse...

Sesim,sesin olsun içinde;
Hep konuşalım,dinle beni söylediğim tüm güzelliklerde.
Seni seviyorum,hep sevdim,hep seveceğim...
Etimden kestim verdim,ruhumu demledim döktüm,
Şiirimden taneler döktüm de güzel ruhuna,
Adaletin yayına gerdim de tuttum senin bin şifa bin zehir ruhunu;
Hakedene hakettiğini uzat diye sadece...


09.18 miras,mektup ve düşler.

* düşüm'e.

Nefes-i teneffüsüm

 
Dudakların senin olsun,
Saçlarındaki rüzgar,parmak uçların sende kalsın,
Gülüşün senin olsun,gamzen orada,o güzel yerinde kalsın.
Tüm kupaların,başarı kağıtların senin olsun,
Elinin sıcaklığı,o eşsiz nefesin dudağında kalsın,
Boynunda kalbinin sesi o tıp tıp atan damarın senin olsun.
Göğsünde her nefeste alçalıp yükselen o iman,
o sıcacık ten sende kalsın,
Nefes-i teneffüsüm,o gülüşün varsın yüzüne miras kalsın,
Dudakların senin olsun,
Sevgilim,
Hurma çekirdeğim,
Ey benim sahra kalbim...
Dudakların senin olsun,
Avuçlarının kokusu senin kalsın,
Bir düşler tiyatrosu,yaz sineması gözlerin güzel yüzünde,sende kalsın...
Ben karanlık uzay,sen göklerin yıldızı ayı;
Kainat yüreğin bırak yine sende atsın,
Gülüşünün o su şırıltısı,cennetten kopan kulağıma düşen sesi varsın düşmesin...
Dudakların senin olsun,
Sevgilim,
Mariana'da çıkarılamaz incim,
Ne olur,
avcumun içinde bileğimi ovan,bilmem belki de beni kandıran uzattığın o güven bir tek,
bana kalsın,yeter...
Dudakların senin olsun,
Öpmesem de olur,olsun...

Seni kalbinden öpüyorum sevgilim...
merak etme hayır vurulmadım,
ama yaralıyım,
kalbimde pencereler zangırdıyor,ve kan kaybı günler buğulanıyor...
Kalbimde küçük küçük ağrılar,ısırganlar açıyor.


00.13 rumuz: şanslı şanssız.

Gök, yer, bulut

 
Gök, yer, bulut...
Üç kuşum var,
Evet sanki dilek gibi...
Olduğu gibi kalsın,bırak lütfen,değiştirmeye çalışma hiçbir şeyi,
Her şeyin başladığı,başladığımız o dakikalara yakın kalsın her şey,ne olur...
Saçlarını taradığın rüzgarındaki o ufacık yön bile,
Bırak aynı kalsın.
Darlama kendini...
Gök, yer, bulut...
Üç kuşum var,
Evet sanki dilek gibi...
Kaçıncı yeniyim yada kaçıncı eski bilmem inan,
Yazarım nefeslerimden topladığım yaprakları,
otları,yemişleri sadece...
Dönemler,tanımlar,sınırlar inan umrumda değil.
Bir sen bak bana,
sen kokla,
yeter...
Gök, yer, bulut...
Üç kuşum var,
Evet sanki dilek gibi...
Parmaklarına istemeden bulaşan bir damla bal gibi yapışkan,tutkulu ve aslında lezzetli,
Endişe ile silmeye çalışmak,kızmak yersiz sevgilim,
Daya dudaklarını,em bir damladaki o lezzetli kainatı,inan başka bir şey yapmana gerek yok,
Bu herşeye,ama her şeye, yeter...

Gök, yer, bulut...
Üç kuşum var,
Evet sanki dilek gibi...
Konuşmasalar da önemi yok,öyle seviyorum hepsini...



10.15 Gök, yer, bulut...

(mavi,yeşil,beyaz bir kuş göğüs kafesimde...)

30 Nisan 2026 Perşembe

uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası

 
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Nasılsın desen,sorsan bi ihtimal,
Karmakarışığım,yorgunum ilk defa tüm sayılarından bağımsız ömrün inan...
Koşuyorum köpeklerimle yarışırcasına ve ben kazanıyorum hep hala,
Seviyorlar beni çok galiba...
Koşuyorum atlar ile; tüm hayaller,tüm yarınlar ile...
Zıplıyorum kangurularla,değmek için ağaç dallarına,
Yetişiriz diye,
Kaçıyor tüm erikler kirazlar dallarından yapraklar ardına...
bir tane bile yemesem dahi.
Ve bu bana yetiyor.
Uçuyorum kuşlar ve tombul arılarla,çayırlarda durmadan dört nala...
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Tosbağasıyım çocuk gözlerde tüm yarışların,düşlerin,denizlerin...
Kazıyorum köstebekler ile,geçmiş ile,ellerimde yorgun tüm günler ile...
Uzanıp su içiyorum aslanlar ile,sinekler ve valeler ile...
Süzülüyorum bir ornitorenk ile suyun ipek teninde.
Ölüyorum ısırılmış yakalanmış boynumdan bir karaca ile.
Konuşuyorum yağmur ertesi bir güneş sıcaklığında ışıl ışıl,bir salyangoz ile...
Ve boyuyorum heryeri binbir renk,yeni doğmuş güneşin sıcacık ışığı ile...
Yaşamak şu,yaşamak bu diyenleri de sevmiyorum sevgilim,açık konuşayım;
Yaşamak anlatılmaz,yaşanır çünkü sadece...
Yaşamak,bir sincaptan cevizini alıp kaçmak mesela.
Yaşamak,bir karga ile bile bile inatlaşmak belkide,kimbilir...
Ahkam kesmek,ağaç kesmek ile aynı cinayet benim için sevgilim...
Ah aah...
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Bir saç telin düşmüş unutulmuş,gözden kaçmış,
eski bir mektubunun sayfaları arasında,

Ve bu bana yetiyor,inan...


09.21 kış baharı almış kollarına öpüyordu;
ve şüpheye düştü bir milyon kırlangıç,
uçsuz bucaksız mavi bir gökte asılı kaldı hepsi, odadaki bir gün önceki partiden kalan uçuşan yorgun balonlar gibi...

29 Nisan 2026 Çarşamba

virgülün sustukları

 
- nasılsın,sence ne durumdasın...?

- kimseler yok belki,duymuyorum,emin olamıyorum; 
anlayanımız da yoktur belki,inan bilmiyorum,
lakin hissedenimiz vardır mutlaka buna eminim.
Bir sonsuzluk mücadelesinden büyük uğraşlarım ve inandıklarım;
Tüm savaşmam,inan bundandır...


08.46 iki nokta bir virgül ve virgülün sustukları...

Kelebekler uçuyor sadece,kelebekler

 
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Kararlar,hatalar,ve tüm bu aceleler.
Yaşamak,daha fazlası değil nefes almaktan halbuse.
Yu yüzünü,suya sür dudağını gözünü,
İç kainatını kana kana,yaşamak tanrının sana hediyesi;
Ee durma o zaman,saklama aç paketini...
Olmaz insanın küçüğü,büyüğü,kocamanı,
Bırak tartmayı,ölçmeleri...
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Arama daha fazla yana yana dört nala,bırak yeter.
Anla gayrı,
Bir nefes,bir sohbet her şeyin tek yegane ilacı...
Bir çocuk dinle yeter izlerken kainatı;
El kadar mavi kelebekler uçmuyor aslında başın üzerinde,anla,
Kelebekler uçuyor sadece,kelebekler...
Ayırma kimseyi kimseden,kendini kendinden artık...
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Bir buğday,bir ekmek...
Bir nefes,ve yaşamak,ve yaşamak...


08.41 savaşlar ve atlar .

Etim nefesinin ateşinde yansın,kurusun

 
Kırgın kalplerin kıyı şehri yüzün,
Bir deniz kenarı huzuru kaçıp saklanılası,
Tüm derdi,dünyayı düşünsün insan burada karmaşası,
Tanrı,insan aldatmacası...
Oysa tanrı kendini içine sakladı insanın,
Kainatı içinin duvarlarına çizdi boyadı...
Tüm dünyalar,tüm yaşamak sığar mıydı oysa bir avuç toprağa düşünsen,olmazdı sence;
Ama oldu...
Topraktan yaratılmalıydı zaten insan,yoksa bin yaşamak sığamazdı asla içine...
Kaburgamın altın yaldız sürülü köşesi,cennet düşüm,yasemin kokum,gül dibim,dilek toprağım...
Bir ömür bir ağaç kovuğuna saklanan balım,
Beni dudaklarının gölgesine gömsün huda,
Etim nefesinin ateşinde yansın,kurusun,ölsün,çürüsün...
Düşüm,düşüne sürülsün...
Feza çöküyormuş,gök düşüyormuş öyle diyorlar,
Bir kıyamet türküsü,sesi güzel olmayan yalancıların dilinde,
Bir cennet yalanı,kan içmek isteyen vampir ağızlarda...
Kırgın kalplerin kıyı şehri yüzün,
Bir deniz kenarı huzuru kaçıp saklanılası,
Yanağına sokulup uyuya kalmışım ben,
Ve uyandıran olmamış bir ömür,
unutmuş herkes,unutmuşuz sen ve ben de...


08.19 dağa çıkan tırmanan arsız üzüm dalları rüzgarlarıyla yıkıyorum yüzümü,çimene sürüp avcumu yüzümü,uzanıp gerisin geriye göğün mavisine bakıp bakıp okuyorum sevdanın kitabını...

27 Nisan 2026 Pazartesi

tanrının altın iğnesini ipek saçının teline ip eyledi vesile-i kader

 
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Bir güneş bir rüzgar geldin getirdi seni bana yanımdan,
Geçip gittin yanımdan,şanımdan,ruhumdan,
Alıp gittin canımdan,ömrümden,demimden,yüreğimden...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yerlebir edebilir mi ki bir deniz taştan kıyıları,duvarları ne kadar kızsa da,
Bilmezdim;
Yerlebir oldum,yerlebir oldu içimde başını denize maviye güvenip dayamış tüm şehirlerim...
Geriye kalmadım...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yanmaktan korktum gözlerinde yangınlar,gözlerinde kızıl çamdan ormanlar...
Kurumaktan korktum da sen uzaklaşırken,
Yapayalnız kalmaktan,sensizlikten,yokluğun cehenneminden,
Ateşine çırptım her kanadımı,pervane ruhumu.
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yokluğunun soğuğu üşütmesin iki yüz yıl dahi bile,
Saniye yeter ataşında;yanıp kül olmak pahasına sevdanda...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Bir sabah geçip gittin yanımdan,
Bin diyara düştüm yuvarlandım,yuvalandım kainatın zifrinde ateş böcekleri misali yıldızlardan göklerine...
Söktün,söküldüm,
Ve tanrının altın iğnesini ipek saçının teline ip eyledi vesile-i kader...
Ruhumu dikti mısralar ıslak nefeslerine sürülen dudaklarının ılık şelalesinden dökülüp düşüp yüzüme...,
Ve sen yüzüme baktın,
gözlerimden girip taa içime...


23.53 çaya düşen mısraların yanar mı dili,damağı.

26 Nisan 2026 Pazar

savaş,satranç ve koşan atlar

 
Yüzlerde kuruyan kanı yıkayan yağmuruyuz göklerinden düşen,tanrının...
Kim suçlu kim masum konuşmanın manası yok gayrı,
Her şey doğan güneşin kızılı gibi ortada;ey hakikat.
Zaten böyle başlamamış mıydı her şey sanki masummuş gibi,
Yıkılsın isterken nefret alevleri ile,
yakarken o kadim taşlarından bu eşsiz şehri,
Sebepsiz bir hayranlık yağmur olup söndürmemiş miydi her şeyi,
Sanki hiç suçlusu değilmiş gibi...


14.49 savaş,satranç ve koşan atlar...

kızıl savaşlar ve mavi gergedan ağaçlar ütopyası

 
Mutfağın bir ağacınkinden ılık gölgesinde,
Kırmızı ekose bir bardak ile okyanusları içiyorum doldurup doldurup.
İçimin yolları dağ kekiklerinin kokusu ile güneşi sürüyor yerdeki taşların yüzüne.
Bir kazanma telaşı herkeslerin saklı iç cebinde,
Durmak bir adım değil sanki gözlerinin ardı zihinlerinde...
Et et et,büyümüş birikmiş yedikleri karınlarında, hörgüçlerinde.
Vur satırı derya deniz orman,ye iç maviyi yeşili kırmızıyı kanayan göğsünün bulutlu beyazından ey adem evladı...
Daha akılllı,daha güçsüz,daha keskin,daha plastik...
Düşüyor tarih-i zaman gözlerinden,bileklerinden,
Kulaklar duyduğunu işitmiyor gayrı,
İçindeki kan uyutulmuş uyanmıyor o ölüm kokan uykusundan...
Şanlı ölümleri çalıyorlar tozlu sayfalarımızdan,
Plastik mezarlar imparatorluğuna krallar arıyorlar kağıt paralardan evcilikler ve türlü yalanlar ile...
Mutfağın bir ağacınkinden ılık gölgesinde,
Kırmızı ekose bir bardak ile okyanusları içiyorum doldurup doldurup.
İçimin yolları dağ kekiklerinin kokusu ile güneşi sürüyor yerdeki taşların yüzüne.
Aşkın,sevmenin kanını içme derdinde her suret nedense,
Vampiri olmak sevdanın,
daha fiyakalı ne zaman oldu ki yalan dolanlar kumpanyası şarkıları ile dans eden dünyanın...
Bir ağaç dolusu güneş rengi mandalina,mis kokulu narin ruhlar,
Ne zaman,dalından koparılmadan daha vurulup kanı içilir oldu geriye kalan posa saydıkları canların...
Günaydın;
Uyan ey içimdeki koca canavar,
Aç gözlerini,
Devir bin krallık sözüne nefesine düşen volkanlar ile yak tüm bu günahkarlarını alemin...


10.39 kızıl savaşlar ve mavi gergedan ağaçlar ütopyası...

24 Nisan 2026 Cuma

Annus mirabilis

 
Aklı terk eyledik önce;
Etinden soyunmadan suret,
basitlerin dilindeki,o hergün gizli gizli içtikleri günahlarından arınamazdık yoksa çünkü...
Ruh'a düştük,yol olduk,yola koyulduk da har olduk.
Çok kan yağdı göklerimizden,
Çok ağıt yakıp yanıp kül oldu yükseldi göğe,uçtu göç etti diyarlara.
Bir cümle idi,türkü oldu,masal açtı baharda dallara...
Aklı terk eyledik önce;
Et düştü,beden eridi toprağın göğsüne,aktı karıştı toprak okyanuslardan çiçeklerin yüzlerine...
Aklı terk eyledik önce;
Ruh'a düştük,düş olduk...
Kaybolduk hasretten vuslatlara dek sonra,
Bir nefes idik,bir kelime tohum verdik,
Kağıda süzüldük ilk kanatta daha henüz,
mektup olduk...

Bir ömür bıraktım,
Bir ömür doğdum...

Dişimin kırılgan ince hassas minesi,
Bahar kokum,
Dolunay düşüm,
Kaçtığımı kendime dahi itiraf edemediğim nazlı korkum,
Ram olmaya düşüşüm,
Mekteb-i sevdam,
Hücremde,kainat kargaşam,
Birleşik alan teorim,
Annus mirabilis'im,
Bin yıldızımın yakıcı nefesi,
Kızgın mutluluğum,
Huzurlu son'um,
Nasılsın iyi misin...?
...boşver söyleme;
Özledim...


08.10 peki neden diye sorduğunda bugün,yalnız kaldığında kendi kendine;cevabı, sustuğun budur belkide...

14 Nisan 2026 Salı

Azığımda bin savaş

 
Azığımda beş günlük ekşi ayran sadece.
Yol uzun,yol taş toprak,yol sarp yamacı çıkılmaz yokuşların.
Azığımda üç güzel anı dudaklarından dökülen eriyen kar sularının.
Sevmek hiç kolay değil,sevmek sırt ağrısı,kalp sızısı,
Sevmek yürekte kıramplar hançeri,durmadan girip çıkan kanlı içimize.
Azığımda tek,sana sürülü bilmeden senden esen kokunda rüzgarın.
Umutsuzluk şeytanın sisi umut arayan mum ışığı gözlerde.
Azığımda sen,
Azığımda bir mahşer,
Azığımda sensiz bir sensizliğin cehennemi çıtırdıyor sevgilim.
Azığımda bin savaş,
Azığımda bir öpücük,bir barış dalı zeytine konmuş yağmurun dinmesini bekliyor...
Unutulmuş tüm hatırdan silinmemesi gerekenler,
Kül soğumuş,sözler uçuşmuş dudaklardan ve gömüldükleri kutsallardan bir bir...
Azığımda bin sevişme,bin ölüm,
Azığımda yalnız seni düşleyen bir yeşil yarın yaprağı,
Kuruyor şu gün,bu mavi gökler ve o güneş...
Azığımda beş günlük ekşi ayran sadece.
Yol uzun,yol taş toprak,yol sarp yamacı çıkılmaz yokuşların.
Azığımda yana yana külden bir güle çalan simsiyah bir nefesin var.
Ve aşk dört nala koşuyor şu savaş meydanlarından şerbetine tüm bu şehadet sevmelerin...


20.39 dudaklarından bir damla ılık nefes,
bir yudum ekşi ayran yeter bin yıl bana,
doyarım hem kadere,hem kedere hem kendime...
Bana seni gerek seni...

12 Nisan 2026 Pazar

Ey ademoğlu

 
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Senin olmayan yerleri başkalarına yasak etmişsin,
Gitmeyelim denilen cehennemleri,dünyaya bugün etmişsin...
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Toprağı kızdırmış küsmüşsün,sırtını dönmüşsün genç sürgünlerin hepsine,neden.
Sana uzattıklarını bırakmış;altında tarihini,tüm mezarlarını kazmış çalmışsın.
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Suyu,havayı bırakmış,terketmişsin.
altını üstünü yakmışsın tüm toprağın,yeşilin...
Neden...
Senin olmayan yerleri hapsetmişsin yerde duvarlar ,zihinde düşünce ile...
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Başkasına ait bile olmayan kalbi,ruhu çalmak istemişsin emaneten taşıyanlardan...

Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.


08.13 uyanma zamanı ey insan.

11 Nisan 2026 Cumartesi

Bir güneş ve bin kahraman yıldız

 
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Ey anam,zeytin ağacım,bin yıllık sonsuzluğum,
Gençlik suyum,
Kolumda kuvvetim,
Gözümde sevdam,
Göğsümde durmadan çarpıp atan kinim...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Çıkmış hırsız bir tilki,hayin bir sıçan,
Aslana altın bir kafes,pırlanta bir tasma hediye uzatıyor,
Yazık...
Dişlerde;rahmetli,bereketli o kadim ceylanın kanı bile sızlayıp üzülüyor düşülen bu zavallı hale...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Avuçlarda kahramanlar doğup büyüyor kutsal arpa buğdaylar gibi,
Saçılıyor anaların ellerinden altın ışıltısıyla bin yıllık tarih,kana doymuş kızıl bir ırmak misali çıplak adımlarımızın altında uzanan bu cennetin toprağına...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Uyan !
Uyan artık içimdeki kin,yeşil filizi kadim kükreyişlerin.
Kış uykusu köstebeklerin olsun tıpkı eski günlerdeki gibi,
Biz ısıralım parçalayalım yine tacı çalan,kendini kandıran hain maymunları bir bir;
Adaletin ılık meltemi essin sarsın değsin yeniden,
tüm masumların,tüm yetimlerin en son annelerinin öptüğü o güzel o cennet kokulu saçlarının örtüp sakladığı ense köklerine...

Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...

* lütfen hatırlayınız;kanınızdaki tarihi,fıtratı ve o cennetin ırmağından sırf size dökülü arı damlalarını korkusuzluğun ve adaletin...

08.18 aslanlar uyanıyor,ve kanlı savaşın şafağı esiyor yüzlerine...