22 Eylül 2026 Salı

fin sokağı sakinleri

 
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım sevgilim...
Çok vakitlere gerek yok,
Azgın sarmaşıklar gibi yaprak açalım durmadan durmadan,ve göğe uzanalım...
Kolsuz,bacaksız,gözleri terkedilmiş ey kahramanlar,
Ve dudaklarınıza tanrının sürdüğü mühür,o kutsal bal...
Ey kızıl seher,
Ey kanlı söğüt,
Ey güzel kokan ince dalım,ceviz yaprağım...
Söyle ben kimin cennetiyim,
yada kime odunu günah etler kemikler,
o kutsal sopa,kimin cehenneminin ateşiyim...
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım sevgilim...
Dağları kessin bir doğumun hatıra pastası gibi zelzeleler;
Ve o dağları ben deldim,yolları ben açtım sana sevdadan diye yalandan övünsün o saf,temiz,aşık çocuklar...
Ve inansın geriye kalan,aşk'ı dinleyen tüm güzel insanlar...
Yıkılsın bin yıllık,dillerde yıkılmaz o yekpare dağdan kuleler,kaleler ve o yapayalnız taşlar...
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım sevgilim...
Yoğursun merhume analar asırlık yorulmaz kollarında aşk'ın hamurunu bin yıl ve sonra...
Aşk'ın iki buğday tanesi olalım bir dalda elele seninle,ve kırılalım...
Kırıla kırıla,toz olalım,toza dönelim,
Ve sonra aşk'ın hamuruna düşelim seninle,
Tüm cehennem fırını olsun Aş'ın ve aşk'ın,
Ekmeği olalım sımsıcak,ellerinde tüm açların,susuzların;
Ve doysun aşk'a,kutsal kadim lakin unutulmuş tüm beşer,tum alem,tüm vatanlar ve dudakları susuz kalıp çatlamış ellerimizden zamanın kum taneleri misali akıp giden üzgün bu sonsuz toprak...
Düşleri kazıyan merhametsiz hançerler;
Piç bıçaklar sürgünü arsız köpek bir devr-i zaman...
Kim kimi bıçaklasa durur bu yalanlar,
Ve kim kimi öpse kazanır seferlerini kalplerde "gerçek inanmak..."
Bir babaanneler zamanı bahar bahçe tanrıdan hediye çayırlarda,
Tüm anneanneler ölmüş oysa çoktan...
Toprağı kazıyıp kazıyıp özenle,ve sonra çalıp götüren düşman...
Yecüc mecüc bırakmış eti kemiği çoktan,
Nefeslerine tükürmüş o kutsal laneti misal-i yoktan...
Soysuz ölümler sokağına yağmur yağıyor sevgilim,
Terketmiş eskimiş yara bere yüzlü şemsiyen beni,
Ve sırılsıklam yürüyorum sonuma gibi gözükara seni...,sevgilim.
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım seninle...
Aksın gözlerimizden dün be dün varsa damlaya damlaya biriken denizden kinler ve günler;
Aksın dudaklarımızdan sanki dün berabermişiz,bugüne özlemiş buluşurmuşuz gibi sağanak,özlemek,sevmek,koklamak,öpüşmek...
İnat edip kopmayan bir gül gibi batırsa pençelerini ellerimize sımsıkı,kan revan,sızı hezeyan...;
Sevişsek bir heyecanla ağzımızdan istemeden kaçan bir nefesin darmadağın ettiği,zamanın her yerine saçılıp uçuşan beyaz bir karahindiba çiçeğinin uçuşan kanatsız sanki kumdan taneleri gibi...
Ey sevgilim;
cimin üzümüm,
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım.


11.54 fin sokağı sakinleri.

21 Eylül 2026 Pazartesi

Aşk'ın adı var mı sence

 
Aşk'ın adı var mı sence.
Bir bahçede çıplak ayaklar ile kalsak ya seninle.
Islansa çamur,ıslansa kader,
Ve ıslak toprak koksa aşk heryerimizde.
Her çim,her çimen,her toprak,her çakıl,her diken,her karınca...
Değse ya incecik kibar bir dantel gibi her adımımıza o güzel hisler.
Ve öpüşsek seninle bir üzüm dalının,
üzerimize gölgelerin desenini bile isteye düşürüp tenimizi süslediği bir zamanında günün.
Sevişsek seninle yılkı atları gibi dört nala,güçlü ve daha önce tadılmamış bir özgürlükte...
Aşk'ın adı var mı sence.
Bir bahçede çıplak ayaklar ile kalsak ya seninle.
Korksak,ayağımıza bir şeyler batar mı diye yersiz endişeler ile ve önce,
Sonra koşa koşa bitirsek tüm yeşilleri,ve göklere dönüp yüzümüzü tüm mavileri gökyüzünce...
Her sırat'ı her mahşeri devirsek koşarken rüzgarımız ile,
Her korkuyu soldursak kurutsak kanımızdan milyon yıl ve devirlerce...
Aşk'ın adı var mı sence.
Bir bahçede çıplak ayaklar ile kalsak ya seninle.
Konuşsa bizimle toprak artık hissettiğimiz yollarda yürümelerde...
Suyun yüzünü sevmek boyasa,öpüşmelerimiz yoğursa suyun hamurunu yeniden yeniden ve dans ede ede...
Aşk'ın adı var mı sence.
Bir bahçede çıplak ayaklar ile kalsak ya seninle.
Ayağımın üzerine bir incirin yaprağı süzülüp düşse,
Aşk,göğsümü kesse kutsal hançeri ile kırsa açsa tüm kemik parmaklıkları kızıl yağmurların çisiltisinde,
Kalbim kanat açsa sana,uçup yüzünün narin dalına konup ve dayansa sıcacık,yüzüne,yanağının kadim duvarına yanağını sürüp o ateşte kanat yaksa...
Aşk satın almak istese herşeyi ama her şeyi,
Ve sevmek,"satılık değil seninle bir zerremiz dahi" dese yıldızların yaktığı o buz karanlıklara,kar karanlıklara açan şu kutsal kainata...
Ve aşkın adını koysa gözlerin yeminler ile mühürlü dudaklarıma;
Ve sussak seninle bin asır adını o sevmenin,
Toz kaçsa saklansa rüzgara,
asil bal olsa özgür sevişmeler hiç çürüyüp kaybolmasa...


21.45 fin.

sonsuz fin'ler mahşeri

 
Alıkoyulmuş yollar,kaldırımlar.
Alıkoyulmuş ruhlar,avuçlar.
Yakutların süslediği ışıl ışıl altından tasmalar.
Alıkoyulmuş sevmeler,aşklar.
Alıkoyulmuş özden sağılı satırlar.
Kim kimi durdurabilirse,
Kim kimi alıkoyabilirse,
Solmuş özgürlük yeşil dalında yaprak yaprak yaşamanın.
Alıkoyulmuş gözler.
Alıkoyulmuş dudaklar.
Esir yürekler sarayı mermerden nefesler.
Alıkoyulmuş düşler,hayaller.
Alıkoyulmuş umutlar,içine kazılı düş kaderler.
Durmak anlamsız,
Durmalar kifayetsiz,
Durmalar kendine ihanet.
Alıkoyulmuş gerçek şehadetler,has dualar.
Alıkoyulmuş yüreğin deminden ruhun cam bardağına dökülen tüm gerçek hisler.
Kim kimin elini tutabilirse,
Kim kimin dudaklarına tarihini fısıldayıp eşeleyip aşk'ı saklayabilirse...


21.25 sonsuz fin'ler mahşeri.

18 Eylül 2026 Cuma

I am adorning the arrow pierced into my chest

 

We need a sun, my love;
Let love find its light, let the face of passion be illuminated,
And let the heavens stretch out before us, Let the flowers make love once more to the bees dusty, forgotten, and neglected, 

Let the face of spring smile upon your face,

And you, too, smile; Let me be jealous of you jealous of all the skies, the blues,
And even of the vast cosmos itself,
Then, at my command, let the sun be eclipsed,
Let darkness fall everywhere; let even the stars close their eyes,
Let no one see let no one be able to see you,
Not even the flowers that bloom for your sake each morning, nor the dreams...
We need a sun, my love;
Let all the skies and blues draw back their curtains just for you; let them be yours... 

Let even our tears spill from the blue,

And let the earth of the grave become a blue blanket to cover us...
We need a sun, my love;
I, the eighth planet of a galaxy lost in the unknown cosmos,
You, the third heaven of the universe's necklace, adorned with glittering stars

No one could die more beautifully if indeed we must die
There is no resurrection more beautiful than this,
Hand in hand with you,
With our heartbeats mingling, and eyes locked in a gaze...
But still, We need a sun, my love;

If you wish, put on that dress once more the one of burning yellow, making love to glowing orange...


11:12 I am adorning the arrow pierced into my chest. I am stroking the head of a fledgling death.


göğsüme saplanmış oku süslüyorum

 
Bize bir güneş lazım sevgilim;
Sevmek ışığına kavuşsun,aşkın yüzü aydınlansın,
Ve gökler uzansın boylu boyunca önümüze,
Sevişsin bir kez daha çiçekler tozlanmış istemeden unutulmuş arıları ile,
Baharın yüzü gülsün,senin yüzünde,
Ve sen gülümse;
Ben kıskanayım seni tüm göklerden,mavilerden,
Ve hatta fezadan bile,
Tutulsun güneş sonra bir emrim ile,
Kararsın her yer,gözlerini kapasın yıldızlar bile,
Kimse görmesin,göremesin seni,
Her sabah uğruna açılan çiçekler,düşler bile...
Bize bir güneş lazım sevgilim;
Tüm gökler,maviler yalnız uğruna açsın perdelerini; senin olsun...
Maviden dökülsün göz yaşlarımız dahi,
Kabir toprakları maviden bir battaniye olsun örtülsün...
Bize bir güneş lazım sevgilim;
Ben fezada bilinmez kaybolmuş bir galaksinin sekizinci gezegeni,
Sen üçüncü cenneti,kainatın ışıldayan yıldızları ile süslü kolyesinin,
Daha güzel ölemez kimse,şayet ölecek isek de,
Bundan daha güzel bir mahşer yok,
Seninle elele,
yürek atışları karışır iken birbirine,ve göz göze...
Ama yine de,
Bize bir güneş lazım sevgilim;
Giy o har sarıdan,kor turuncu ile sevişen elbiseni sen bir kez daha istersen yine de...



11.12 göğsüme saplanmış oku süslüyorum.başını okşuyorum yavru bir ölümün.


cüce prensler krallığı

 
Derin,ve hain.
Bir aşk gibi.
Çaba.
Bir melek.
Sana söz,
birkaç saniye de olsa yüzüne dokunmam gerek.
Ve gözlerinde denizine girilmez bir şehir var sevgilim...


10.34 kısa şiirler ve cüce prensler krallığı.

that vast rubbish heap

 
They’ve gathered everything up. 
Leftovers... as if they were mere scraps... 
Spouse, friends, and kin,
Those most beautiful, fading scents and the books...
Blue dreams, memories, and recollections tucked away in linens smelling of mothballs...
They’ve gathered everything up.
Clearly, they couldn't quite consume it all... 
The dust, the soil, that diary, the strands of hair...
The papers and the birds...
The dust, the soil,
Every speck of you, and the vast universe that was you...
They’ve gathered everything up.
All the days you were born,
Your steps, your smiles, and your eyes... 
They’ve gathered everything up.
To their minds,
Everything,every place is spotless and gleaming now.
Tell the garbage collectors,
They must have lost their minds,
To find my yesterdays in that foul-smelling cosmos of lost days...
They’ve gathered everything up.
So where am I, and who am I now...?
A king of trash, perhaps?
A knight of yesterdays, blessed by the sword in your hands,and perhaps,
With soiled hands and face... 
or so they claimed;
I merely brushed against Love, 
was stained by Love and yet...
They’ve gathered everything up.
And my mind, and the hollows and nooks of my heart,
And my flesh, and the hands of my heart bloody, strong, and clutching at life
And my soul, and my brain...
I ask you all: Is it all just one giant rubbish heap now...?
They’ve gathered everything up.
Yet that is all I ever owned,
And that vast rubbish heap, now...


10:03 Arts and literature of the feeble-minded, and dreams of a cornfield where crows are chased away...