10 Ağustos 2026 Pazartesi

Yılan ve tavuskuşu


Yılan ve tavuskuşu.
Kimler yalancı ve kimler kahraman.
Elmalar ve günahlar.
Kim masum,kim daha insan...?
Göklerden sürülesi gülümseyişler.
Kaç ışık yılı uzaklar o anlatılan güzel bahçeler.
Kim hangi kaderi paylaşsa mutlu olur tüm melekler...
Yılan ve tavuskuşu.
Yerle bir oldu inandığım her doğru sıra sıra taa en başından bu yana.
Kim kimin doğrusunu suluyor çocuk bu saksıda.
Kalbim eski teneke bir saksıda,seni bekliyor.
Yokluğunda beni yağmurlar besledi büyüttü sevgilim.
Ve hala umut var.
Yılan ve tavuskuşu.
Tanrının tozlarıyız hepimiz bu gezegende sevgilim,
Ezdiği her güzelliği üflemiş uzaklarımıza...
Göktaşları tutuşmuş üzerimize dökülen gök yaşları mı yoksa...?
Yılan ve tavuskuşu.
Ve en sevdiğimdir biliyor musun elma.
Uyandırır.
Kumrular ve göğercinler...
Peki söyler misin kim kimi unutup sevdi diğerini...?
Bin tane son söz,bin tane son mektup...
Zaten itiraf etmiyor mu herşeyi...
Titreyen birbirine dönmek isteyen eller,
parmakların çığlığı,parmakların minik adımları.
Etin,suretin artık dayanamadığı itirafı.
Yılan ve tavuskuşu.
Nedeni bilinmez bir hainlik var,
Eski muhafızlar korumayı bırakmışlar,
Kendi kanunlarını yazar olmuşlar,neden...
Ah şu ademin evlatları,ah şu insanlar,
Aşk'a,sevmeye neden bu kadar düşmanlar...?
Ömürde bir bulur oysa kalbinden uçan süzülen pamuktan o kutsal tohum kanlı öz toprağını,kendine yazılı o bir avuçluk mecnun kalbini...
Yılan ve tavuskuşu.
Kim haklı tanrım fısılda kulağıma lütfen...


15.42 serçeler bulgurlar,savaşında yaşamak diyarının.
bilmem kaçıncı dünya savaşı bu.
bilmem kim haklı,kim kaybeden...
bilmem kim suçlusu savaşmanın ve sevmenin...
Kim kimi öpse darağacına yağlı urgan vurur kanlı dudakları...

Yağmurda yüzerim hep kendimi


Senden uzakta;
Termosların kapağını açsam içsem suyundan,
Ve acaba hepsi neden aynı kokar bilmesem.
Belimde yarı ıslak havlular,
Üzerimde denizin tuzlu kokusu uzanmış dinlenir öylece...
Ve ben izin veririm boyasın tüm dünyayı diye kendimce göklere...
Senden uzakta;
Herşeye bir bahane açarım içimden,dallarımdan,
Arsız bir begonvil gibi.
Yağmurda yüzerim hep kendimi,
Tüm kuşlar oturmuş benden kırgın,kırık buğdaylar beklerken.
Altı yüz yıl yürüsem yorulmam,ama ulaşamam da belki yine de sana.
Ayaklarımda su dolu balonlar uçuşur bir o yana bir bu yana.
Senden uzakta;
Makarnalar pişmez sanki tam o doğru zamanda,
Kuşlar o gün uçmak istemez nedensiz mesela,
Ve büsküvileri çok severim ben,hani şu tuzlu olanlardan.
Çayları hiç sorma,hayalimden çok çok uzak ve yarım yamalak,
Yine de,olsun...
Senden uzakta;
Bir tek deniz anlıyor beni; bir tek...
Saçlarımı bir tek deniz güzel tarıyor sensiz zamanlarda biliyor musun...
Bahçede antik kentler zamanından kalma kafası kopmuş bir heykelim,
Yerde onlarca kırık dökük kafalar hepsi yine ben,benden daima...
Kızdıkça kopartıp atmışım her birini etrafa...
Al hangisini istersen tak boynuma beğenip,
Hepsi ben,
hepsinin aklında bir sen; 
hep aynı sen...zaten.
Senden uzakta;
Havlamaz kedi,
Koşmaz salyangozlar,
Tanımaz çölü kumu unutur develer bile...
Kliması bozuk arabalar ve durmaz yağan o kahraman yağmurlar...
Senden uzakta;
Tadı yok annemin ellerinin...o çorbanın ve o güzel patatesin...
İçimde bir yer var bulamıyorum gösteremiyorum,
Ama çok acıyor,
Doktorlar bile bulamıyor.
Senden uzakta;
Yoğurt maya tutmuyor,
Reçel kaynamıyor,güneş küsmüş sarısına bulutlar ardından çıkmıyor bile,
Düşler karahindiba tohumları gibidir bembeyaz uçuşmalı oysa ama rüyalara gelip açmayı bırak,
bir tanesi içime düşmüyor bile...



10.40 şarkılar,şiirler ve eşşekler.

9 Ağustos 2026 Pazar

Patolojik endişem,kaotik düşüm

 
- güneşi doğurdun yine desene...yazmışsın sabahlara kadar...
yüreğinden ver bari bi parça bakayım sıhhatine ?


- sabahlara dek ? sabahlar da dahil oysa...
belki de denk hatta...
yüreğinden ver...? 
Kalbimden biyopsi mi istedin peki şimdi sen...
Patolojik endişem,kaotik düşüm...
Karot falı mı bakmak istedin şimdi sen düş bahçeli evimize ?
Ne gerek var ki bunlara...
Bırak her şey olacağına varsın...
Boşver,
Sen,
İyi ki varsın...



05.55 amerikan filmleri gibi biraz...yaz numaramı beş beş beş...

Ps: - karot değil tarottur o ama.
      
      - (uzun bir sessizlik...)

Devri sallasın zelzeleler

 
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
belki kendimi görmek istemememdi tek neden,bu halde gözlerinde,
Emin değilim,bilmem...
Kimsesiz düşlerin evine sığındım gizlice,
Domates kokladım kestim durmadan,
Kendimi yememek için zor tuttum kendimi,
Ağzımı kendimden başkalarıyla doldurdum.
Önümde tabağım,önümde yalnız şiirler.
Ve iştahımı çaldı sirenlerin acı sözlerinde açan, güneşlerden doğan tüm o güzel güpgüzel dünler.
İnan hiç kaçamadım,başaramam kaçmayı asla,
Cesaret,yakalar beni terli boğazımdan kan revan,
göğsümden koşup günlerdir aç bir aslan gibi.
Sonsuzluk bir havuz değil içine girilesi sevgilim,
Sonsuzluk bir öpücük sadece; 
tadı,kokusu yalnız sana ait sana dair,
yüzyıl akılda kalan,aklında yaşayan bir is kokusu an tadı yalnızca,
bir sana ait,bir sana dair...
Kimselerde olmayan başka.
Aklım,kafam,fikrim sen.
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,belki kendimi görmek bu halde can yakıcıydı belkide emin değilim inan.
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Bekliyorum seni rüya rüya her gece...
Gelsen de gelmesen de,
Bir umut kibritin,hiç yakmasam da elimde,
şu soğuk coğrafyasında yaşamanın,
inan ısıtıyor içimi.
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
belki kendimi görmek o gözlerde,cehennemdi bana,bilemiyorum...
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Bekliyorum seni andız otlarının kokusu okşarken bahçende yüzümü...
Kirpiklerim dökülüyor bir çam yaprağı misali önüme şimdi,bilmem neden...
Ben mi yaş alıyorum,
Yoksa yaşlar mı benden intikam,inan bilmiyorum.
Devri sallasın zelzeleler sevgilim.
Ayağımız sağlam bassın sevda toprağına yeter.
Kaç kat çıkabilirsin ki şu gezegeni bilsen ve istesen de zaten.
Çıkma,
Toprakta kal...
Hangi alemin basamağı senin gözlerin,
Kaç basamak koşalım yada nefes nefese sonsuzluğu soyunalım üzerimizden söyle sevgilim.
Ey meşe közüm,sütüme elin sür,arınayım;
is'ini sür yüzüme,yüreğime ne olur...
Ey hüdâ'm,
İçimin bozkırı,
Önce aç kurdumu doyur,kuşumu,düşümü,muhtacımı...
Kalırsa bir lokma kır,bayatlar dökülsün dilime, olsun;
Kalmazsa da can saolsun,canan varolsun...
Ey dehayı saran sarmalayan büyüten zorluklar,
Anlama manâ kaynatma,boşver,
Bil ki o dev kepçeyi tutup da karıştıramazsın...
Şimdi bir çukurun kenarındayız;
Son bir cüret yine de kuş olmuş atıyor demir ocağı har yüreğim dalında,
And olsun;
Yine de asla ümitsiz değiliz,ve kalmayacağız da, sana söz...
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
Oysa insanın cehennemi ateş değildir çocuk...
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Hangi makama çıksam gördüğüm yine o yörük; kendimim;
Kendimi bekliyorum,
Bunun nedeni ne inan bilmiyorum...
Yada,
Söylesene ben ne zaman öldüm sevgilim...


05.24 güneşi doğmamış sabahlar demlikte.

Ayağımın altından kayan kumların denizleri

 
Ayağımın altından kayan kumların denizleri.
Taşlar gibiyiz hepimiz,binlerce,milyonlarca sonsuz gözlerimizde belki...
Yıldızlar gibi uzak aslında,ama bunaltıcı bir kalabalık ve dip dibe...
Ey koca şehirler,
Ey küçük kalbim...
Sözümü dinler onlarca ejderha kadar köpekler;
Ve kovalar bir arı asırlar boyu beni...
Ayağımın altından kayan kumların denizleri.
Taşlar gibiyiz hepimiz,binlerce,milyonlarca sonsuz gözlerimizde belki...
Ne anlamı var ki birlerin yada kendine has desenlerin yani öyle mi...?
Kumların saltanatında,yekpare kadim ata taşların esareti...
Savaşlar ve yalanlar üzerine kurulmuş bir tiyatro,
Düşler bıçaklanmış,rüyalar tutuklanmış,
Güneşin rengine binlerce isim vermişlerin zamanı bu zaman sevgilim...
Kocaman bir gül olsaydı keşke uzayın saksısında bu gezegen,
Hangi meteor korkutabilirdi ki o zaman söyle bizleri...
Ayağımın altından kayan kumların denizleri.
Taşlar gibiyiz hepimiz,binlerce,milyonlarca sonsuz gözlerimizde belki...


20.52 yarım kalan şiirler avlusu.

6 Ağustos 2026 Perşembe

Gül damlattım portakal yaprağına

 
Gül damlattım portakal yaprağına.
Gecenin bir yarısı idi,ellerimden su serptim senin dolunay'ına,üzerini örttüm ince bir bezden kefen ile...
Ekmeğime saydım elinin kokusunu,katık ettim yüzünün hayalini,
Ve geceden çalıp,saklayıp seni koynumda yüreğimin en işlemeli sandığına...
Gül damlattım portakal yaprağına.
Düş donattım,belki gelirsin diye,yoluna...
İsimsiz,kimsesiz şiirler bıraktım taş evinde anahtar kovuğuna...
Düşler topladım bahçemin en güzel ağacından,en güzel dallarından sana...
Gül damlattım portakal yaprağına.
Seni düşündüm.
Seni kokladım.
Şimşir kağıtlara yazıp dualarımı,öyle nefes nefes üfleyip taradım mis kokulu o rüzgar saçlarını...
Sıhhatler olsun sevgilim,
Allah rahatlık versin,
Ve sabah-ı şeriflerin hayrolsun taa şimdiden.
Taşa bastım üryan ayaklarımı,
yanan içime senden bahsettim az sönsün biraz huzur damlasın alevin ucuna diye...
Seni düşündüm,
Seni kokladım,
Seni sevdim; bu gece...


14.14 inan şanstı ikiz dakikalar sadece.

Kara bir sinek

 
Bir sinek kondu kağıdımın kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Nereden baksan cesurca,ölüm pahasına,
gün gibi ortasında bembeyaz bir kağıttan dünyanın ışıldayan perdesinde,
Kara bir sinek olmak bile yeterince;
Sen bir de şiir okuma zamanını göze alıyorsun o beyazlığın üzerinde...
İnan,sen harikasın...
Ne dersin,olabilir miyiz seninle biz bir kara sinek kadar cesur sevgilim...
Umarım başarabiliriz el birliği yaparak,
İçimizdeki güçleri kararak,
Gönüllerimizi de katarak içine bu cesaret iksirinin,
Belki bir gün,elele ses sese şiir okuyabiliriz seninle...
Neden olmasındı ki...
Bir sinek kondu kağıdımın kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Bir sineğin gözünden bakalım gel dünyasına bu araf'ın seninle sevgilim;
Bir saniye dursan düşünsen uçsan zihninden onun bir gününü yeter,
Anlarız o zaman onun bir aslandan daha cesur,daha korkusuz,daha güçlü yaşadığını hem de hemen...
Öldürülmenin yegane kaderi olduğunu koymuş genlerinin cebine bir uyarı diye annesinden,
Yine de inadına uçmuş uçmuş sana gelmiş tüm beyazlarına rağmen,düşünsene...
Nereden baksan zor,
Nereden baksan imkansızca bir uçmak,
En basit nefeslerin bile...
Herkesin yemi olduğun bir dünyaya kanat çırpmak annenin kollarından,
yuvandan uyanıp kalkmak bile...
Seni alnından öpüyorum ey gönlün karası sinek...
Ve bil bunu hiç kimse güçlü değil senin kadar,
Lütfen gülümse...
Bir sinek kondu yüreğimin kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Yüzlerce gözünden öperim seni çocuk,
Binlerce gör yaşamayı ve sevmeyi,
Ve vazgeçme hiç uçmaktan ve konmaktan inatla,inatla,inatla ama...


13.13 düşüme konan sinekler balkonu.