25 Eylül 2026 Cuma

küf,nem,sevda

 
İçimde varoluşsal bir mağara.
Mağmaya kadar yolum var sanki,
Yürü yürü kendimi bitiremiyorum,
Gün yok,güneş yok,ışık yok bir yerde,
Kayalarca sıkışmışım,
Üç beş ateş böceğinin mumları savaşıp yendiği bir diyarda,
Uçsuz bucaksız bir kuyuya bakıyorum önüme bir anda çıkan,
Kendi içimdeyim biliyorum da amma,
tanıyamıyorum buraları hiç ama hiç...
İçimde kaybolmanın derin karanlık korkusu tutuşuyor ve yanımda o anda,
Kimse yok ardımda,ne bir hain,ne bir han yada hamam da,
İtiyorum kendimi,kendime bile sormadan son anda,
Yusufun dahi umudu vardı günün yada ayın ışığında,
Bilinmez bir kuyudayım,toprak altından da zorda,
Ruhumun kabrinin bu kimsesiz izbe kuyusunda,
Kaldım kırık ve kırgınlıklarla,
Yapayalnızım,şu yarasadan kalabalıklarla.
Kendimi üflüyorum dudaklarımdan karanlığın sularına nefes nefes kayıklarla...
İçimde varoluşsal bir mağara.
Mağmaya kadar yolum var sanki,
Bir karanlık zindanda,bir kez daha prangalanmış,
Sanki dipler değilmiş gibi,
En derinlere zincir zincir yeniden bağlanmışım;
Bir ışık bekliyorum yine de,yinede,ve yine de,
Tüm taşları aşacak koşacak ve geçecek,
Gözlerimi acıta acıta beni gözlerimden usulca öpecek...
Küçük ellerinde sımsıkı sıkıp inatla inanarak sakladığı o umudu,kimsenin açamadığı küçük bir çocuk gibi...


14.24 sorgu tutmaz sıvasız duvarlar.küf,nem,sevda üçlemem.

* sonra uyudum; her şeyden kaçmak için,uyudum.
hep böyle yapardım çocukken de; 
uyudum,etimden koptum çıktım...
uzağımdan kendimi izledim,dışımdan kendime baktım,
baktım baktım ve durdum...
Bir şey demedim,hiç bir şey demedim,ve kendime sustum...

plastik poşetler hanedanı

 
Yıldız yapraklar sokağı.
Düşerken yıldızlar kayıp gökteki dalından adımlarımızın önüne bir bir artık göklerinden düşüp çürüyüp,
Öyle bir an,öyle bir an var ki sevgilim,
Alıştığın o yolunu değiştiriyorsun,
Tereddüte mahal yok hiç,
değiştirirsin kalbini söküp bin yıllık göğsünden bir ağaç misali dahi,çekmecesinde hatırlar saklı katlı olmasa...
Yanıyor durduğu yerde yüreğim,sanki binlerce yıl hiç sönmeyecekmiş gibi,
herkes uyusa da sevdiklerini ısıtmaya devam eden,yaylasında bitmez tükenmez içinde sönmezlerden sönmez bir ateş,volkanları kıskanan bir kuzine gibi...
Yıldız yapraklar sokağı.
Yaşım sekiz,içimde bir ihtiyarın ruhu...
Çocukluğum saklandı bir saklanbaçta benden ve bir daha hiç çıkmadı;
Ben de bir daha hiç bulamadım onu...
Selam eder gözlerinden öperim seni mutlu çocuk,
Ruhumun oyun oynayan cıvıl cıvıl güneşi,
Dedim ya sevgilim,
Yaşım sekiz,içimde suskun bir ihtiyar,
Bahçemde bir okyanus boyu bir tarlam var,
ve düş başaklarım dolu dolular;
düşler hasatı'm,
Avcumda orak sızım,tatlı pasım,
Köyümde aşk suyum,tatlı terli telaşım,
Sür yüzünü yüzüme sadece,bin sevişmeye değişmem yüzünden o incecik umami,o güzel ruhunu koklamaya...
Yıldız yapraklar sokağı.
Süpür sen,bir temizlik yalanı ile tüm eski hatıraların sayfalarını bir ağacın ayakları dibinden,
Hiç sormadan,izin istemeden,özür dahi dilemeden elbet...
Bu plastik poşetler hanedanında,
Elbet bir gün tahta kaşıklar isyan eder,ve geri döner...


13.05 harfler,kelimeler ve eskizler defterim.

24 Eylül 2026 Perşembe

Aynştayn,frenkenştayn

 
Aynştayn,frenkenştayn.
Demek germen imiş senin deden,hayallerin ey satırlar.
Özü salavat getiren sizler,ey tüm inanmaz yalancı korkular.
Her savaş bir veba sevgilim,
Kaç yüzbin ölürse anaların dizlerinden,gözlerinden,karınlarından kanlarından çalınıp,
Doyacak sence kana,bu gözü dönmüş domuzlar;
Tüm domuzlarından özür dilerim ve öperim başı gözü üzerinden Ey Tanrım...
Affet bizi,
Affet bizi beşer,
Affet bizi ruhların yıldızları,fezanın uçuşan ve gözlerimizden umutlara kayan güzel ateş böceklerinden ışıltıları...
Aynştayn,frenkenştayn.
Demek germen imiş senin deden,,düşlerin ey güzel insan.
Sizi; delice aşık iki utangaç,sözünü tutmaz hergeleler,
Kendinize gelin,
Silkinin lütfen,beyaz bulutlardan o eşsiz yün battaniyenizde...
Affet bizi ey kandırıldığımız kader,
Affet bizi ey içimde emanet Ulu Tanrı Zerre'm.
Senin sevdaya satırların germen imiş,
düşlerin,kederlerin...
Oysa benim cennetim dahi Turuk.
Ve ben her dilde hala seninim,
"Ich liebe dich,Ich bin in dich verliebt" sevgilim.


15.09 aynasız,kutsal ağaç kapılar.

Meydey meydey meydey

 
Meydey meydey meydey,bilgine,yörüngemden çıkıyorum.
Aramayın sormayın beni yalandan ardımdan.
Bile bile bilinmezliklere sürükleniyorum.
Bir salyangoz kabuğuyum şimdi,bir dokuz,ayağa kalkmış belkide.
Yüksek yavaştan,usul usul derinlere süzülüp düşüyorum.
Meydey meydey meydey,bilgine,yörüngemden çıkıyorum.
Süzülmüş,süzülü tarihim,
Seni aldatıyorum,
Tüm doğru bildiklerin kadim su'da bir yalan,
Dudaklarının sustuğu,gözlerinin ustaca senden sakladığı,tatlı güzel bir yalan ve herşey.
Başucunda; ateşi,kalbinde hiç göstermeden saklayan bir çakmak...üstelik neden bilmiyorum.
Meydey meydey meydey,bilgine,yörüngemden çıkıyorum.
Bir mum,makas ve bir çakmak yanıbaşımda,elim altında.
Sisli yalnızlıklar,sessiz karanlıklar var şişin metal ucunda,bize ördüğün uzaklıkların atkısında sevgilim.
Ey gün ışığı,
Ey kutsal "görmek",
Şükürler olsun,hasretinin müridiyim dervişin olma yolunda,ey vuslat,sen gelmesen de olur.
Lakin,gelsen şayet; cennet,işte o vakit hakikat olur...
Ey werther,ey sarı hergele,ey çocuk,
Kalk oturduğun yerden çabuk,bir selam dur haydi durma sakın,
yoksa üzgünüm,önce sana gülerim,
Sonra gözlerinden öper ve giderim ey kibirden çocuk...
Meydey meydey meydey,bilgine,yörüngemden çıkıyorum.
Bir mum var ellerimin yan sokağında,başımın köşe başında,yanar yanar durur kuytumda.
Ve kalbimde henüz tutuşmamış taa eski zamanlardan kalma saklanmış nemli bir kibrit tanesi,
adı umut,yanmasa dahi ısıtır içimi,
şükürler olsun,
Olsun,
Yorulmam,usanmam,asla,bekliyorum da bekliyorum...
Gelsen,gelmesen,
Hep aynı diyarın hissindeyim...


14.25 aktan ak bir koyundum; çamura yürüdüm,derde düştüm,karalar karası çıktım oldum...

* kağıt yoktu; yama ettim etimi ve kocaman yeşil şehit yaprakları uğruna.


kutsal kısalar atlası'm

 
Ölüsüyüm kafeslenmiş başı beklenen zengin kabirler çayırının.
Kaç kez sussam duyarsın beni cennetin seherlerinden ey Tanrım,
Kaç kez haykırsam bağırsam satırı verirsin artık elime,terbiyesini kesmek için tüm bu herşeyi unutmuş başıboş dolaşan kalbi kara koyunlarının.
Ölüsüyüm kafeslenmiş başı beklenen zengin kabirler çayırının.
Kaybolmuş tüm kutsal koyunların,
Ve her yer neden binlerce köpek inan bilmiyorum,
Uyuyakalmış bir yerlerde sanki görünmüyor binlerce yıldır eli mavi ışın kılıçlı o kutsal çobanın.
Kıyametler senin olsun,
Tüm zaferler senin,
Sefer; sessiz armağanındır eminim,bilmediğimiz,
kadim ellerinden bizlere uzattığın,
Tüm zaferler senindir,
Ve seferler,
Bizimdir bizim...



13.13 kutsal kısalar atlası'm.

sona rendelenmiş peynirler cenneti

 
Delirmiş bir simyacıyım,demleniyorum gözlerinizde.
Karman çorman herşeyi atıyorum kaynayan tencereme.
Bir oradan bir buradan,
Alıp dolduruyorum kafamın içine battal bir çuval misali şu masum güzel dünyayı...
Başımda hiç gitmediğim,dilini bilmediğim bir ülkenin ağrısı ve ızdırabı;
Ve geçmiyor ne yazık ki hiç bu plastik kanserlerden şu mikrodalga sancı.
Oysa fişini çeksen yeter ey insan,
Ah sadece çöküp çöküp yerlere boş yere keşke ağlamasan...
Ve ben;
Tükürüp ağzımdan kanayan tüm ezberlenmiş yalanlarınızı,
Alıp dolduruyorum kafamın içine battal bir çuval misali şu masum güzel dünyayı...
Önemi yok yakışır mı tatları,renkleri birbirlerinin ellerine gözlerine hiç...
Delirmiş bir simyacıyım,demleniyorum gözlerinizde.
Karman çorman herşeyi atıyorum kaynayan tencereme.
Bir oradan bir buradan.
Uydurduğunuz savaşları soyunup .ikiyorum dilimden,
Ve özür dilerim,bir kez daha tüm sizlerden;
İlk defa bu kadar ileri açıklarına gidiyorum sövmeler denizinin...
Köpek balıkları,o binalar kadar balinalar,benden büyük kaplumbağalar ısırır mı beni buralarda,
Söyler misin ey Can ustam...
Sövmek en çok sana yakışırdı ve daima oysa...
Delirmiş bir simyacıyım,demleniyorum gözlerinizde.
Karman çorman herşeyi atıyorum kaynayan tencereme.
Bir oradan bir buradan.
Bir yemin içiyorum tasımdan seslenip tüm kadim atalarıma ve şu kutsal toprağa,
Tahtaya değil ağaca vuruyorum dokunur gibi omzundan şu kainattaki tüm dallara,
Sesleniyorum ve her gece yüceden yüce Tanrıma,
Bir yemin içiyorum tasımdan seslenip tüm kadim atalarıma ve şu kutsal toprağa,
Birazını döküp diyetine,
Düşümde gelip yine sen uyurken yanıbaşına,
seni alnından öpüyorum ve usulca...


12.50 sona rendelenmiş peynirler cenneti ve içimdeki büyümemiş,hala çocuk şu beyaz yavru fare...

* elimi doğrayan,canımı yakan kanlı tat "an'lar" ve bir an aklıma gelen,aklımı götüren toz toprak o eşsiz antik dünlerden hatıralar.

23 Eylül 2026 Çarşamba

ıslak çatılarda kurusun diye asılı asırlar ve satırlar

 
Afilli cümleler,ıslak çatılarda kurusun diye asılı asırlar ve satırlar...
Ertelenmiş pişmanlıklar...
Sonra,
Basit kısalar...
Kim öpse beni ellerimden,avuçlarımdan,yanağımdan kor harlara sürülü dudaklarından sıcacık;
Kıskanır dudaklarım kaşınıp,bekler sabahına dek tüm umutları...
Kim öpse beni,
Geçer ki göğsümün kovuğuna korkup sıkışan o güneyine gecikmiş yavru kuştan şu masum yalnızlık...
Kim öpse beni,
Utanır yüzüm,eğilir güne bakanlar gibi dönüp gözlerim ve toprağa,
Sonra,
Bir zelzele olur yüreğim dağında,
Ve bir volkan yanar yanar da kanar kudurur sol yanımda,
Turnalar uçar,leylekler koşar da ılık göğü beraberce dört nala,
Varsın; varsın olsun,
Yine de haykırmam adını hiçbir rüzgara,
Susar,konuşmam,ekerim seni güzel baharlara sevda için,
Ekerim seni,içime ve nefeslerimden ısıttığım kardan kaya toprağa bir kez daha...


01.48 fin.