İçimde varoluşsal bir mağara.
Mağmaya kadar yolum var sanki,
Yürü yürü kendimi bitiremiyorum,
Gün yok,güneş yok,ışık yok bir yerde,
Kayalarca sıkışmışım,
Üç beş ateş böceğinin mumları savaşıp yendiği bir diyarda,
Uçsuz bucaksız bir kuyuya bakıyorum önüme bir anda çıkan,
Kendi içimdeyim biliyorum da amma,
tanıyamıyorum buraları hiç ama hiç...
İçimde kaybolmanın derin karanlık korkusu tutuşuyor ve yanımda o anda,
Kimse yok ardımda,ne bir hain,ne bir han yada hamam da,
İtiyorum kendimi,kendime bile sormadan son anda,
Yusufun dahi umudu vardı günün yada ayın ışığında,
Bilinmez bir kuyudayım,toprak altından da zorda,
Ruhumun kabrinin bu kimsesiz izbe kuyusunda,
Kaldım kırık ve kırgınlıklarla,
Yapayalnızım,şu yarasadan kalabalıklarla.
Kendimi üflüyorum dudaklarımdan karanlığın sularına nefes nefes kayıklarla...
İçimde varoluşsal bir mağara.
Mağmaya kadar yolum var sanki,
Bir karanlık zindanda,bir kez daha prangalanmış,
Sanki dipler değilmiş gibi,
En derinlere zincir zincir yeniden bağlanmışım;
Bir ışık bekliyorum yine de,yinede,ve yine de,
Tüm taşları aşacak koşacak ve geçecek,
Gözlerimi acıta acıta beni gözlerimden usulca öpecek...
Küçük ellerinde sımsıkı sıkıp inatla inanarak sakladığı o umudu,kimsenin açamadığı küçük bir çocuk gibi...
14.24 sorgu tutmaz sıvasız duvarlar.küf,nem,sevda üçlemem.
* sonra uyudum; her şeyden kaçmak için,uyudum.
hep böyle yapardım çocukken de;
uyudum,etimden koptum çıktım...
uzağımdan kendimi izledim,dışımdan kendime baktım,
baktım baktım ve durdum...
Bir şey demedim,hiç bir şey demedim,ve kendime sustum...