30 Nisan 2026 Perşembe

uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası

 
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Nasılsın desen,sorsan bi ihtimal,
Karmakarışığım,yorgunum ilk defa tüm sayılarından bağımsız ömrün inan...
Koşuyorum köpeklerimle yarışırcasına ve ben kazanıyorum hep hala,
Seviyorlar beni çok galiba...
Koşuyorum atlar ile; tüm hayaller,tüm yarınlar ile...
Zıplıyorum kangurularla,değmek için ağaç dallarına,
Yetişiriz diye,
Kaçıyor tüm erikler kirazlar dallarından yapraklar ardına...
bir tane bile yemesem dahi.
Ve bu bana yetiyor.
Uçuyorum kuşlar ve tombul arılarla,çayırlarda durmadan dört nala...
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Tosbağasıyım çocuk gözlerde tüm yarışların,düşlerin,denizlerin...
Kazıyorum köstebekler ile,geçmiş ile,ellerimde yorgun tüm günler ile...
Uzanıp su içiyorum aslanlar ile,sinekler ve valeler ile...
Süzülüyorum bir ornitorenk ile suyun ipek teninde.
Ölüyorum ısırılmış yakalanmış boynumdan bir karaca ile.
Konuşuyorum yağmur ertesi bir güneş sıcaklığında ışıl ışıl,bir salyangoz ile...
Ve boyuyorum heryeri binbir renk,yeni doğmuş güneşin sıcacık ışığı ile...
Yaşamak şu,yaşamak bu diyenleri de sevmiyorum sevgilim,açık konuşayım;
Yaşamak anlatılmaz,yaşanır çünkü sadece...
Yaşamak,bir sincaptan cevizini alıp kaçmak mesela.
Yaşamak,bir karga ile bile bile inatlaşmak belkide,kimbilir...
Ahkam kesmek,ağaç kesmek ile aynı cinayet benim için sevgilim...
Ah aah...
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Bir saç telin düşmüş unutulmuş,gözden kaçmış,
eski bir mektubunun sayfaları arasında,

Ve bu bana yetiyor,inan...


09.21 kış baharı almış kollarına öpüyordu;
ve şüpheye düştü bir milyon kırlangıç,
uçsuz bucaksız mavi bir gökte asılı kaldı hepsi, odadaki bir gün önceki partiden kalan uçuşan yorgun balonlar gibi...

29 Nisan 2026 Çarşamba

virgülün sustukları

 
- nasılsın,sence ne durumdasın...?

- kimseler yok belki,duymuyorum,emin olamıyorum; 
anlayanımız da yoktur belki,inan bilmiyorum,
lakin hissedenimiz vardır mutlaka buna eminim.
Bir sonsuzluk mücadelesinden büyük uğraşlarım ve inandıklarım;
Tüm savaşmam,inan bundandır...


08.46 iki nokta bir virgül ve virgülün sustukları...

Kelebekler uçuyor sadece,kelebekler

 
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Kararlar,hatalar,ve tüm bu aceleler.
Yaşamak,daha fazlası değil nefes almaktan halbuse.
Yu yüzünü,suya sür dudağını gözünü,
İç kainatını kana kana,yaşamak tanrının sana hediyesi;
Ee durma o zaman,saklama aç paketini...
Olmaz insanın küçüğü,büyüğü,kocamanı,
Bırak tartmayı,ölçmeleri...
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Arama daha fazla yana yana dört nala,bırak yeter.
Anla gayrı,
Bir nefes,bir sohbet her şeyin tek yegane ilacı...
Bir çocuk dinle yeter izlerken kainatı;
El kadar mavi kelebekler uçmuyor aslında başın üzerinde,anla,
Kelebekler uçuyor sadece,kelebekler...
Ayırma kimseyi kimseden,kendini kendinden artık...
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Bir buğday,bir ekmek...
Bir nefes,ve yaşamak,ve yaşamak...


08.41 savaşlar ve atlar .

Etim nefesinin ateşinde yansın,kurusun

 
Kırgın kalplerin kıyı şehri yüzün,
Bir deniz kenarı huzuru kaçıp saklanılası,
Tüm derdi,dünyayı düşünsün insan burada karmaşası,
Tanrı,insan aldatmacası...
Oysa tanrı kendini içine sakladı insanın,
Kainatı içinin duvarlarına çizdi boyadı...
Tüm dünyalar,tüm yaşamak sığar mıydı oysa bir avuç toprağa düşünsen,olmazdı sence;
Ama oldu...
Topraktan yaratılmalıydı zaten insan,yoksa bin yaşamak sığamazdı asla içine...
Kaburgamın altın yaldız sürülü köşesi,cennet düşüm,yasemin kokum,gül dibim,dilek toprağım...
Bir ömür bir ağaç kovuğuna saklanan balım,
Beni dudaklarının gölgesine gömsün huda,
Etim nefesinin ateşinde yansın,kurusun,ölsün,çürüsün...
Düşüm,düşüne sürülsün...
Feza çöküyormuş,gök düşüyormuş öyle diyorlar,
Bir kıyamet türküsü,sesi güzel olmayan yalancıların dilinde,
Bir cennet yalanı,kan içmek isteyen vampir ağızlarda...
Kırgın kalplerin kıyı şehri yüzün,
Bir deniz kenarı huzuru kaçıp saklanılası,
Yanağına sokulup uyuya kalmışım ben,
Ve uyandıran olmamış bir ömür,
unutmuş herkes,unutmuşuz sen ve ben de...


08.19 dağa çıkan tırmanan arsız üzüm dalları rüzgarlarıyla yıkıyorum yüzümü,çimene sürüp avcumu yüzümü,uzanıp gerisin geriye göğün mavisine bakıp bakıp okuyorum sevdanın kitabını...

27 Nisan 2026 Pazartesi

tanrının altın iğnesini ipek saçının teline ip eyledi vesile-i kader

 
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Bir güneş bir rüzgar geldin getirdi seni bana yanımdan,
Geçip gittin yanımdan,şanımdan,ruhumdan,
Alıp gittin canımdan,ömrümden,demimden,yüreğimden...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yerlebir edebilir mi ki bir deniz taştan kıyıları,duvarları ne kadar kızsa da,
Bilmezdim;
Yerlebir oldum,yerlebir oldu içimde başını denize maviye güvenip dayamış tüm şehirlerim...
Geriye kalmadım...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yanmaktan korktum gözlerinde yangınlar,gözlerinde kızıl çamdan ormanlar...
Kurumaktan korktum da sen uzaklaşırken,
Yapayalnız kalmaktan,sensizlikten,yokluğun cehenneminden,
Ateşine çırptım her kanadımı,pervane ruhumu.
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yokluğunun soğuğu üşütmesin iki yüz yıl dahi bile,
Saniye yeter ataşında;yanıp kül olmak pahasına sevdanda...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Bir sabah geçip gittin yanımdan,
Bin diyara düştüm yuvarlandım,yuvalandım kainatın zifrinde ateş böcekleri misali yıldızlardan göklerine...
Söktün,söküldüm,
Ve tanrının altın iğnesini ipek saçının teline ip eyledi vesile-i kader...
Ruhumu dikti mısralar ıslak nefeslerine sürülen dudaklarının ılık şelalesinden dökülüp düşüp yüzüme...,
Ve sen yüzüme baktın,
gözlerimden girip taa içime...


23.53 çaya düşen mısraların yanar mı dili,damağı.

26 Nisan 2026 Pazar

savaş,satranç ve koşan atlar

 
Yüzlerde kuruyan kanı yıkayan yağmuruyuz göklerinden düşen,tanrının...
Kim suçlu kim masum konuşmanın manası yok gayrı,
Her şey doğan güneşin kızılı gibi ortada;ey hakikat.
Zaten böyle başlamamış mıydı her şey sanki masummuş gibi,
Yıkılsın isterken nefret alevleri ile,
yakarken o kadim taşlarından bu eşsiz şehri,
Sebepsiz bir hayranlık yağmur olup söndürmemiş miydi her şeyi,
Sanki hiç suçlusu değilmiş gibi...


14.49 savaş,satranç ve koşan atlar...

kızıl savaşlar ve mavi gergedan ağaçlar ütopyası

 
Mutfağın bir ağacınkinden ılık gölgesinde,
Kırmızı ekose bir bardak ile okyanusları içiyorum doldurup doldurup.
İçimin yolları dağ kekiklerinin kokusu ile güneşi sürüyor yerdeki taşların yüzüne.
Bir kazanma telaşı herkeslerin saklı iç cebinde,
Durmak bir adım değil sanki gözlerinin ardı zihinlerinde...
Et et et,büyümüş birikmiş yedikleri karınlarında, hörgüçlerinde.
Vur satırı derya deniz orman,ye iç maviyi yeşili kırmızıyı kanayan göğsünün bulutlu beyazından ey adem evladı...
Daha akılllı,daha güçsüz,daha keskin,daha plastik...
Düşüyor tarih-i zaman gözlerinden,bileklerinden,
Kulaklar duyduğunu işitmiyor gayrı,
İçindeki kan uyutulmuş uyanmıyor o ölüm kokan uykusundan...
Şanlı ölümleri çalıyorlar tozlu sayfalarımızdan,
Plastik mezarlar imparatorluğuna krallar arıyorlar kağıt paralardan evcilikler ve türlü yalanlar ile...
Mutfağın bir ağacınkinden ılık gölgesinde,
Kırmızı ekose bir bardak ile okyanusları içiyorum doldurup doldurup.
İçimin yolları dağ kekiklerinin kokusu ile güneşi sürüyor yerdeki taşların yüzüne.
Aşkın,sevmenin kanını içme derdinde her suret nedense,
Vampiri olmak sevdanın,
daha fiyakalı ne zaman oldu ki yalan dolanlar kumpanyası şarkıları ile dans eden dünyanın...
Bir ağaç dolusu güneş rengi mandalina,mis kokulu narin ruhlar,
Ne zaman,dalından koparılmadan daha vurulup kanı içilir oldu geriye kalan posa saydıkları canların...
Günaydın;
Uyan ey içimdeki koca canavar,
Aç gözlerini,
Devir bin krallık sözüne nefesine düşen volkanlar ile yak tüm bu günahkarlarını alemin...


10.39 kızıl savaşlar ve mavi gergedan ağaçlar ütopyası...

24 Nisan 2026 Cuma

Annus mirabilis

 
Aklı terk eyledik önce;
Etinden soyunmadan suret,
basitlerin dilindeki,o hergün gizli gizli içtikleri günahlarından arınamazdık yoksa çünkü...
Ruh'a düştük,yol olduk,yola koyulduk da har olduk.
Çok kan yağdı göklerimizden,
Çok ağıt yakıp yanıp kül oldu yükseldi göğe,uçtu göç etti diyarlara.
Bir cümle idi,türkü oldu,masal açtı baharda dallara...
Aklı terk eyledik önce;
Et düştü,beden eridi toprağın göğsüne,aktı karıştı toprak okyanuslardan çiçeklerin yüzlerine...
Aklı terk eyledik önce;
Ruh'a düştük,düş olduk...
Kaybolduk hasretten vuslatlara dek sonra,
Bir nefes idik,bir kelime tohum verdik,
Kağıda süzüldük ilk kanatta daha henüz,
mektup olduk...

Bir ömür bıraktım,
Bir ömür doğdum...

Dişimin kırılgan ince hassas minesi,
Bahar kokum,
Dolunay düşüm,
Kaçtığımı kendime dahi itiraf edemediğim nazlı korkum,
Ram olmaya düşüşüm,
Mekteb-i sevdam,
Hücremde,kainat kargaşam,
Birleşik alan teorim,
Annus mirabilis'im,
Bin yıldızımın yakıcı nefesi,
Kızgın mutluluğum,
Huzurlu son'um,
Nasılsın iyi misin...?
...boşver söyleme;
Özledim...


08.10 peki neden diye sorduğunda bugün,yalnız kaldığında kendi kendine;cevabı, sustuğun budur belkide...

14 Nisan 2026 Salı

Azığımda bin savaş

 
Azığımda beş günlük ekşi ayran sadece.
Yol uzun,yol taş toprak,yol sarp yamacı çıkılmaz yokuşların.
Azığımda üç güzel anı dudaklarından dökülen eriyen kar sularının.
Sevmek hiç kolay değil,sevmek sırt ağrısı,kalp sızısı,
Sevmek yürekte kıramplar hançeri,durmadan girip çıkan kanlı içimize.
Azığımda tek,sana sürülü bilmeden senden esen kokunda rüzgarın.
Umutsuzluk şeytanın sisi umut arayan mum ışığı gözlerde.
Azığımda sen,
Azığımda bir mahşer,
Azığımda sensiz bir sensizliğin cehennemi çıtırdıyor sevgilim.
Azığımda bin savaş,
Azığımda bir öpücük,bir barış dalı zeytine konmuş yağmurun dinmesini bekliyor...
Unutulmuş tüm hatırdan silinmemesi gerekenler,
Kül soğumuş,sözler uçuşmuş dudaklardan ve gömüldükleri kutsallardan bir bir...
Azığımda bin sevişme,bin ölüm,
Azığımda yalnız seni düşleyen bir yeşil yarın yaprağı,
Kuruyor şu gün,bu mavi gökler ve o güneş...
Azığımda beş günlük ekşi ayran sadece.
Yol uzun,yol taş toprak,yol sarp yamacı çıkılmaz yokuşların.
Azığımda yana yana külden bir güle çalan simsiyah bir nefesin var.
Ve aşk dört nala koşuyor şu savaş meydanlarından şerbetine tüm bu şehadet sevmelerin...


20.39 dudaklarından bir damla ılık nefes,
bir yudum ekşi ayran yeter bin yıl bana,
doyarım hem kadere,hem kedere hem kendime...
Bana seni gerek seni...

12 Nisan 2026 Pazar

Ey ademoğlu

 
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Senin olmayan yerleri başkalarına yasak etmişsin,
Gitmeyelim denilen cehennemleri,dünyaya bugün etmişsin...
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Toprağı kızdırmış küsmüşsün,sırtını dönmüşsün genç sürgünlerin hepsine,neden.
Sana uzattıklarını bırakmış;altında tarihini,tüm mezarlarını kazmış çalmışsın.
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Suyu,havayı bırakmış,terketmişsin.
altını üstünü yakmışsın tüm toprağın,yeşilin...
Neden...
Senin olmayan yerleri hapsetmişsin yerde duvarlar ,zihinde düşünce ile...
Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.
Başkasına ait bile olmayan kalbi,ruhu çalmak istemişsin emaneten taşıyanlardan...

Ey ademoğlu sana ne oldu,söyle.


08.13 uyanma zamanı ey insan.

11 Nisan 2026 Cumartesi

Bir güneş ve bin kahraman yıldız

 
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Ey anam,zeytin ağacım,bin yıllık sonsuzluğum,
Gençlik suyum,
Kolumda kuvvetim,
Gözümde sevdam,
Göğsümde durmadan çarpıp atan kinim...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Çıkmış hırsız bir tilki,hayin bir sıçan,
Aslana altın bir kafes,pırlanta bir tasma hediye uzatıyor,
Yazık...
Dişlerde;rahmetli,bereketli o kadim ceylanın kanı bile sızlayıp üzülüyor düşülen bu zavallı hale...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Avuçlarda kahramanlar doğup büyüyor kutsal arpa buğdaylar gibi,
Saçılıyor anaların ellerinden altın ışıltısıyla bin yıllık tarih,kana doymuş kızıl bir ırmak misali çıplak adımlarımızın altında uzanan bu cennetin toprağına...
Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...
Uyan !
Uyan artık içimdeki kin,yeşil filizi kadim kükreyişlerin.
Kış uykusu köstebeklerin olsun tıpkı eski günlerdeki gibi,
Biz ısıralım parçalayalım yine tacı çalan,kendini kandıran hain maymunları bir bir;
Adaletin ılık meltemi essin sarsın değsin yeniden,
tüm masumların,tüm yetimlerin en son annelerinin öptüğü o güzel o cennet kokulu saçlarının örtüp sakladığı ense köklerine...

Bir güneş ve bin kahraman yıldız karanlık uzaklardan...

* lütfen hatırlayınız;kanınızdaki tarihi,fıtratı ve o cennetin ırmağından sırf size dökülü arı damlalarını korkusuzluğun ve adaletin...

08.18 aslanlar uyanıyor,ve kanlı savaşın şafağı esiyor yüzlerine...

7 Nisan 2026 Salı

durmaz dualar atlıkarıncası

 
- bana üç oğul doğur,bir kız aç yüreğinin güzel yüzlü dalından sevgilim.

Amin.


22.24 durmaz dualar atlıkarıncası.

Ey solastalji...!


* elimi tut yeniden seni küçük aptal,kalmadı gayrı zaman,ölüyorum...

monodialog öpüşmeler atlası


- kurtulduk mu ?

- ...dur;yeni düştük daha kör karanlık yusuf kuyumuza,...haydi,sokul bana.


* bana kaçma sevgilim;bana çık gel.İkisi de aynı son görünür ama onsekizbin alem fark nefes alır ikisi arasında...

22.16 monodialog öpüşmeler atlası.

Kör kor turuncuları,kırmızıları sana üfleyeyim

 
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Hangi yokuş yorar en çok seni şimdi söyler misin,
Hangi dudağa tanrı misafiriyiz peki ya şimdi...?
Kim kimi terketti bilmiyorum inan,
Kim kimden gitti,
Kim daha kızgın yada kim daha haksız,
Düşünüyorum,düşünüyorum ama bulamıyorum.
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Geriye dönmüş koşmuşsun gücün yettiğince,
Kaçmışsın benden belkide,
Ama unutmuşsun bu gezegen mavi yuvarlak bir misket,
Yanıma dek her gece düşlerinde,durmamışsın asla,
Kaç kaç kaç,
Koş koş koş,
Uzaklaşabildin mi peki ne olursun söyle ?
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Bin mavi gökten düşmüşsün,korkmuş tanımadığın bir dalın elini bile tutmuşsun,
Gözlerim yanıyor,heryerim ocakbaşı heryerim duman...
Yaşlar,yaşlar,ve yaşlar...
Tutmuş beni diğer diyara uğurluyorlar...
Hey tembel kıss;
Özledim,diyemedim affet,
Gururum tuzlu ak kayalardan bir dağ içimde,
Tırmanamayıp her gün düştüğüm yuvarlandığım,
Her gün bin defa ölüyorum biliyor musun,
Kafamda bir gülüşünün hayali ile uyanıyorum her ölümden,
İstemesem de buldum galiba istemeye istemeye ölümsüzlüğü,
Dudaklarından bana esen ah o dut kokulu nefeslerini,
Hayalime sarıp sürüp kokladım,içime içtim...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Ne olmak istemiştim,ne oldum bak,
Tanrının atıyım istemediğim yarışları koşup kazanan,
Ölümü öpen yorulmalar demleniyor her gün etimde,ellerimde...
Ve bir rüzgarın hayali beni yaşatan sevgilim,saçlarının arasında elleri esen dolaşan,
Kokunu alıp çalıp sonra benimle tokalaşan,
Elime sinen kokunu çekiyorum içimin derinlerine inan o bir damla şifam diye...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Aklın değdi mi göklere,tanrı katına ?
Bir ornitorenk,bir köstebek,
Ve kuşların hayalleri yeşil bahar dallarında,
Karıncalar,ah o karıncalar,
Çok seviyorum ağacının gölgesine uzanmayı ve kalkıp sımsıkı sarılıp başımı dayayıp bir saklambaçta sayarken kaçta kaldığımı unutup orada uyumayı...
Sobesi kim bu kaçmaların inan bilmiyorum,
Cevabı saklamış rüzgar yada gözlerin,
Gülsen yeterdi aslında,
Yaşamayı seçtim neden bilmem yine de sıratımda,
İzin verilmese olmazdı da zaten...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Koşma artık yeter,inan yetişemiyorum...
Kırılmış arka ayaklarımdan biri,anlamadım,
Bekliyorum kazılı çukurumun uçurum kenarında,
Tut elimi düşelim,
Öp beni kanat çırpalım güneyine bu soğuk kederlerin,
Tut elimi,
Öp gözlerimi,
Aitim sana,farketmez gayrısı inan.
Sussan yanarız,sen gül boğulalım,
Hangi okyanus örter üstümüzü üşüdüğümüzde bilmem,
Ayağını ayağıma yasla paylaşalım etimdeki ateşi sevgilim,
Yüreğimin ocağında döveyim sabahlara dek dünyadaki bütün gülleri,
Kör kor turuncuları,kırmızıları sana üfleyeyim her öpüşünde beni;
Ve dudağını,dudağıma aşıla sevgilim,
Seni açıp seni doğurup büyüteyim ve tüm dallarımda...



21.58 çatladı eski gitarda tozlu bir tel,ve kimse duymadı...

5 Nisan 2026 Pazar

kırılmış günahların terazisi

 
Bedelini ödemediğimiz savaşmadığımız,arkamızı döndüğümüz her bir gün'den suçluyuz,üzgünüm sevgilim...
Düşmüş kırılmış günahların terazisi çoktan,
Korkmana gerek yok artık kavurucu şüphelerinden zihninin,
İyilik mi kazanacak yoksa kötülük mü,endişelenmene...,
Hepimiz cehennemlerimizin mavi dev alev okyanuslarına kapılıp gideceğiz düşüp analarımızın huzurlu kollarından...
İnandığımız yuvamız;içimizdeki o cennet hayali hemen kapanan gözlerimizin ardında,
en sevdiğimiz sahnesinde bir an donmuş takılmış sanki ve bir fotoğraf gibi uzanıyor zihnimizde.
Ve inandırıldığımız sesler var eskilerimize sadece benzeyen beton küçük hapsolunmuş evlerimizde,
Kandırıyoruz yalnızca kendimizi,
içten içe tutuşmaların dumanı sadece yüzümüzdeki bu inancını yitirmiş gülümseme;saf mutluluktan birkaç ömür uzakta kederin nasırları ile sarılı ayaklarımız...
Bedelini ödemediğimiz savaşmadığımız,arkamızı döndüğümüz her bir gün'den suçluyuz,üzgünüm sevgilim...
Saatler durmuş,yorulmuş tükenmiş ama sonuna kadar hala inançlı kalan bileklerimizde...
Kim kurtaracak bizi acaba,hangi masal hangi hikaye asılı göklerden inecek kahramanın boynunda söyle haydi,bırak düşünmeyi artık...
Vakit çaylar vakti;uzan haydi tut yüzümü üşüyen ellerin ile çek kendine dudaklarımı ve al tam oradan ruhumu,canımı,
Öp usulca,
Bırakma cehennem ateşlerinin ellerine beni...


11.07 mahşer mi kıyamet mi zar atamazsın etin suretinden ey adem evladı;çek nefesini içine ve üfle yeniden kainatı fezadan onsekizbin alemine dek faniliğin...

* liman'a selam olsun,ey dost merhaba.

4 Nisan 2026 Cumartesi

gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler

 
Ey gök ve cinler,
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Kaldırım aralarına düşmüş,kuyusunda bekleyen yusuf'un kırık buğdayları,
nasibini bekleyen umutlar...
Göğercinler...
Göğe eren cinleri zahir'in,alemin bulunmaz saklanbaç çocukları...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
çiğlerin serinliği okşuyor adımlarımızın altını,
üşüyor ürperiyor yer yer içimizdeki şüpheli çekingen cesaret,
Gıdıklıyor seherin üşüten rüzgarı içimizdeki bin yıllık susamış kızgın volkanı...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Yüzlerce kurbağa sıralanmış ardımda,
karşıya bakıyor nizami aralıklarıyla,
sırtımda yüzlerce kararlı bakışın sıcaklığını hissediyorum;ve hiç susmuyorlar,dağınık birbirlerinden ayrı duran bir bütünlük ile sürekli konuşup,yeşil su cennetlerinin şarkılarını söylüyorlar...
Ardımda,bir yanardağın kalp atışlarını duyuyorum sanki,
Lavların,damarlarımızdan geçen adımlarını duyuyorum...
Katılıyor yekpare kadim kayalar bir bir ordusuna bu kor ırmağın...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Bir anda dönüyorum gerisin geriye ardımdaki mahşerin mavisine,yüzler binlere,binler yüzbinlere dönüşmüş,sürgün vermiş içimizdeki her ateş sanki,
kıyamet,nuh'un suyunu terketmiş,bir yangına dökülmüş yanmış tutuşmuş kader;
Sevda,çırası olmuş sonu belli şehadet ocaklarında sabahın...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Bir anda dönüyorum gerisin geriye ardımdaki mahşerin mavisine,
Ve kendimi görüyorum en ardında yeşilden binlerin...
Göz göze geliyorum kendimle,
Onaylıyor ruhum gözleri ve başını hafifçe eğip selamlayarak kıstığım gözlerimden suretimi...
Göğercinler...
Ey gök ve cinler,
Ey göğün cinleri,ey boz bulutları uçuşup süzülen mavilerin...
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Varsın yeryüzü,kırmızı kandan bir deniz misali ayaklarımız altında toprağımız,
Tertemiz sevmek,arı bir damla saf iyilik içecek tek bir damla suyumuz olana dek savaşalım ölelim sevgilim.
Tertemiz alnından öpüyorum,
Sevgi ve selamet ile kucaklarım güzel gönlünden seni...
Kaç tövbeyi yırtar kanlı kırılmış pençelerimden yüz metrelik ağaçlarıma asılı sevda'mın kara kovanlarından bilmem...
Ey gök ve cinler,
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Ve kokusu,ne zaman gözlerimi kapatsam beni memleketime tutup uçuran canına kıyamadığım dudaklarının...


10.03 üç dua bir dilek.

3 Nisan 2026 Cuma

Beni yüzüne sür,yeter

 
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ey içimdeki sonsuz umman,
Yolumu benden alan,beni kaybolmuşluğa terkeden kadim sis,ey zahir ve batın,
Ey kalbimi yakıp kavuran merhametsiz ızdırap,
Söyle bana neden...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ey Ledün ilmi'm,
Ey göklerimin kuşlarına yerin taşları göğsünde su kemerlerim...
Yüzün ki; uçuşan düşlerimin saka tuzağı,
Bilsem de düştüğüm,düşülesi tanrı kapanım...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ben; hızırsam,benim musa'm nerede...
Bildiğinizi sandığınız zahirler katlıyor mektubunuzu bilin lütfen,
Ve güvercinlerin kanatları tutuşmuş yanıyor,
ayaklarında şiirler taşıyor bülbüller,
Kainat susmuş buz kesiyor...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.


02.27 ıslak,yağlı gül yapraklarına yazılı dünler.

2 Nisan 2026 Perşembe

Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu

 
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Yazı tura çabası bakışlar ipi,
Süzülen çamaşırlar ordusu,
rüzgardan savaşlarda düşen kamikaze sinekler,
Ve sen semti bir ömür içimde bir kahve finvanı su döküp suladığım...
Ölüp ölüp asla değişmeyen yüzlerin sureti kafamda,
Sensizlik gerilir gök gürültücü sağanak akşamlarda.
Bu şehir sevdiğini söylemez gözlerine bakıp asla,
Kesilmiş çimlerin kokusunu uzattığında anlarsın sevdiğini ama...
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Kim katlamış cennetini koymuş sırtındaki çantasına,
Ve kim tutuşturmuş cehennemini aydınlatsın geceyi diye bitmeye yüz tutmuş o çatlamış ince camlı gaz lambasında,
Lüks ışıklı bir ay girmiş karanlık gecede kolumuza,
Korkmayalım diye aslında sabahını iyi bildiğimiz yollarda...
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Ser'den geçmek neymiş bilmeyiz,
Ser'den düşeriz sır'dan dem süzüp oysa biz...
Varsın,olsun...
Sevdik bi kere;
Nefesten düşsek ise de,merak etme,
Asla ölmeyiz...


23.35 ser'e veda esintisi akşamın.