28 Şubat 2026 Cumartesi

yürüyen bin kırmızı okyanus

 
Işıldayan,kınından yeni çekilmiş tertemiz baltalara yansıyıp düşüyor masmavi gök,
beyazdan beyaz bulutlar süzülüyor usul usul yürüyüp geçercesine baltanın yüzü üzerinden;
bir sefere niyetlenmiş gidercesine...

Ser'den geçmiş çoktan göğe eren kuşlar,
göğercinler,kutsal satırların taşıyıcıları,
uçuyor tepesinde savaşa yürüyen tüm o kadim ruhların,
Ve kutsal şerbetini taşıyor otacılar mataralarında o çok uzaktaki cennet kapılarının...

Ağacımızın boğazına dayamışlar yepyeni baltalarını,tehdit ediyorlar sinsi bakışları ile tüm bu kutsal kadim toprakları,
çıplak ayak büyüdüğüm toprak rengim,çimenlerimin yeşili,
Kanımdaki yeminli kırmızı,akmaya hazır beslemek için seni,
bir damla su kalmayacak yalanı mevsim açmaz bu kulaklarda asla,inanma,
yarımdan ötemiz su içimde eğer ki ihtiyaç varsa,
ve korkma yürüyen bin kırmızı okyanus var ve nefes alıyor hala bu kadim topraklarda...
Uzan ağacımızın gölgesine,tırman dalına,sarıl anlat,
daima koru ve asla kestirme...
Bırak dolansın yaban domuzları dahi bahçende,beşerdendir nihayetinde,
lakin bir hain bile giremesin seyrine hayran toprağına bir ısırganını almaya,değil ellemeye bile...

Yeşilden öte sözler; yeşilden öteye sözler bunlar...
Alsın,ve uçursun ağzında bin diyara bu satırları tüm göğercinler...


09.00 Köleler,tanrılar ve hainler.

27 Şubat 2026 Cuma

Son sahur gözlerinde

 
Gecenin bi körüydü karanlık yıldızlı gökte zaman.
Ateş bir dağın kalbinden çalıp turuncu lavını, bıçağın ucuna düştü,
Derimi kesti ayırdı etimden,doğradı kopardı ruhumu kemiklerimden...
Çoktan ölmüştüm,
Açık kalan gözlerimden izliyordum hala seni hayran...
Usul usul soğuyan yüzümde bir son gülümseyiş soluyordu yavaş yavaş...
Gecenin bi körüydü karanlık yıldızlı gökte zaman.
Ateş bir dağın kalbinden çalıp turuncu lavını, bıçağın ucuna düştü,
Parlayan keskin çelik uçlu bir bulut kalbime saplandı sanki bir an,
bütün melekler koştu uçup yüreğime üşüştü...


23.15 dudaklarından bir yudum su; değmese de hiç dilime,
düşmese de yüreğime,iftar olsun ıslak gülüşün kaderimin ellerine emanet bahar bahçesine,
Ve biliyorum,bu son sahur güzel gözlerinde...

26 Şubat 2026 Perşembe

Cymatics


A rain of knives hangs over us. 
Downpours of needles, threatening glances from the clouds in our past, upon our taut skin. 
We didn't come out, we hid under the eaves of the loves within us, 
And we wiped away our wet dreams one by one from our faces. 
Forbidden tones trembled within us again, 
we awoke from that great sleep from which we had never, ever awakened before... 
My song sung to the water, 
The evening from the setting sun in my gaze... 
A rain of knives hangs over us. 
Downpours of needles, threatening glances from the clouds in our past, upon our taut skin. Prayers falling like raindrops on graves, 
And my dusty tears collected from my five-liter eyes that wash the faces of the deceased... 
And the clouds of God pouring down on us, 
The meadows where I ran barefoot in my childhood...
My hidden wedding, 
My secret intimacy, 
My lines waiting again for your half-faded eyes in buried letters... 
Rain of knives above us. 
Showers of needles, threatening glances from the clouds in our past, on our stretched skin. And there are funeral prayers from the minarets every day, every day, my love... 
And that child tree from our childhood, now grown so big, my love, 
Who knows what we have turned into, on our distant branches, my love, 
Ah ah, 
And when will autumn come and steal our withered, faded hearts with its cold, wind-like hands...? 
Rain of knives above us. 
Showers of needles, threatening glances from the clouds in our past, on our stretched skin. Candles burn and smoke in my room, dripping into my darkness with fairytale dances, 
The lights of sirens from the road fall one by one on my wall, screaming... 
Ah ah my love, 
I don't know who is dying or struggling now, clinging to the rope of the bridge of Siren with one hand... 
A rain of knives above us. 
Downpours of needles, threatening glances from the clouds in our past, on our stretched skin. 
Let wars burn and surround us, I'm not afraid... Because I know I will win all my battles until my last battle that I will lose. 
I'm thinking of you. 
My powdered morphine, my wounded-legged, bleeding heart. 
Now I don't feel any pain, any ache anymore... My eyes are slowly closing, 
I can't bear it, I'm sorry, 
I can't stop it, 
Now I'm sleeping... 
Oh my flowing dream, 
Find me, 
And hold my hand, I'm afraid....

20.25 winning endings library.

* God threw a glittering pebble into that beautiful blue lake, and my soul scattered in rings, expanding from within me into the universe...

Cymatics

 
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Çıkmadık,saklandık saçaklarına içimizdeki sevgilerin,
Ve ıslanmış düşlerimizi sildik yüzümüzden tek tek.
Yasak tonlar titreşti yeniden içimizde,
uyandık,daha önce hiç ama hiç uyanmadığımız o büyük uykumuzdan...
Suya söylediğim şarkım,
Bakışlarımda batan güneşten akşamüstü...
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Yağmur damlaları gibi kabirlere düşen dualar,
Ve beş litrelik,rahmetli yüzleri yıkayan gözlerimden biriktirdiğim tozlu yaşlarım...
Ve üzerimize dökülen bulutları tanrının,
Çıplak ayak koştuğum çayırları çocukluğun...
Saklı düğünüm,
Gizli halvetim,
Gömülü mektuplarda yarı silik gözlerini yeniden bekleyen satırlarım...
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Ve minarelerde sela'lar var her gün hergün sevgilim...
Ve büyümüş kocaman olmuş çocukluğumuzdaki o çocuk ağaç şimdi sevgilim,
Kimbilir biz neye dönüştük birbirimizden uzak dallarımızda sevgilim,
Ah aah,
Ve sonbahar ne zaman gelip çalacak rüzgardan soğuk elleri ile uzanıp sararmış solmuş kalbimizi acaba...?
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Odamda mumlar yanıp tütüyor masaldan dansları ile damlayıp karanlıklarıma,
Duvarıma yoldan sirenlerin ışıkları düşüyor bir bir, çığlık çığlık...
Ah aah sevgilim,
Bilmiyorum acaba şimdi kim ölüyor yada can çekişiyor sıratının ipinde tek eli ile tutunup...
Bıçak yağmurları tepemizde.
İğnelerden sağanaklar,gerilen tenlerimize tehdit bakışlar bulutlardan geçmişimizde.
Varsın yansın doluşsun savaşlar etrafımıza,korkmuyorum...
Kaybedecek olduğum son savaşıma dek kazanacağım tüm savaşlarımı çünkü,biliyorum.
Seni düşünüyorum.
Toz morfinim,yaralı bacaklı kan kaybeden kalbim.
Şimdi artık hissetmiyorum inan hiçbir acımı,sızımı...
Yavaş yavaş kapanıyor gözlerim dayanamıyorum,
Üzgünüm,engelleyemiyorum,
Artık uyuyorum...
Ey akan rüyam,
Bul beni,
Ve tut elimi,korkuyorum....


20.25 kazanan sonlar kütüphanesi.

* tanrı o güzel mavi göle parlayan bir çakıl fırlattı,ve ruhum halka halka dağıldı genişleyip içimden kainata...

23 Şubat 2026 Pazartesi

nihayete kavuşan kaktüs saksılar zamanı

 
- Bi babam kaldı,gidemedim hiçbir yere...

- korktun mu...?

- ... ... çok korktum,hem de çok...
sustum,kendi ağzımı kapattım tuttum;ve çok çok korktum...

- hoşgeldin.haydi durma,sok elini kovana...
ve korkma sakın acının içine düşmekten...
Bırak o kaçsın şaşırıp yeni senden.

- kolay mı peki ?

- hayır,aksine çok çok zor ama başaracaksın merak etme.

- nereden biliyorsun ?

- çünkü gördüm,kokladım yarınları...; tıpkı kimsenin uyanmadığı bir saatinde daha doğamamış sabahın,çiğlerde ilk yapraklarını açmış çiçekler gibi...


23.41 nihayete kavuşan bir porsiyonluk kaktüs saksılar zamanı gülüşündeki an...

kuantum tünelleme bakışlar hapishanesi

 
Yaseminler kokuyor esiyor saçlarından yüzüme.
Bahar,ve yazı tutmuş öpüyor usul usul bir güzel mevsim.
Tatlı ılık rüzgarlar tarıyor saçlarımızı.
Yasemin ballarını eğilip içiyor güzel kalpli arılar tepemizde.
Kalbimi sökmüş yiyiyor kanlı canlı bir yamyam,
Henüz atarken ve aşkını atıyorken hala...
Yaseminler kokuyor esiyor saçlarından yüzüme.
Bahar,ve yazı tutmuş öpüyor usul usul bir güzel mevsim.
Katil karıncalar mevsimi gözlerin...
Ve kağıt değerler çöplüğü bir kapitalizm suları kesiyor kuğu boyunlu musluklardan...
Yaseminler kokuyor esiyor saçlarından yüzüme.
Bahar,ve yazı tutmuş öpüyor usul usul bir güzel mevsim.
Saat kaç oldu diye sordun ve korktun gittin,
Sormadın hiç ama inan cebine dolar gelirdim seninle gecede ay'a kadar,yada küçük mor güzel odan'a dek de taa .
Bir merdivendi cennet; en alt basamaktan baksam,dursan bir an daha,görsem keşke seni diye içimden geçirdiğim,
En üst basamaktan bana yüzünü bir kez daha dönmeni ısrarla beklediğim;
Ve daima dönerdin...
Seni özledim...


23.30 kuantum tünelleme bakışlar hapishanesi ve içi boş nezaretler kütüphanesi...

18 Şubat 2026 Çarşamba

seni seviyorum küçük aptal

 
- geçebilir mi ateşten sevişmeler bakışmalarımızı ?

- hiç bir şey geçemez bana değen bir bakışını,uzandığın dizlerimden gökteki mavilere bakarken sen.hiç bir şey geçemez yanağın yanağıma dayanıp taşırken tüm kainatı kalbimdeki kanat çırpan binbir küçük kuş...

- yalan söylüyorsun,yalan,yalan,yalan...

- yüzünü külümle yıka kadınım,ateşi yak ak göğsünden ve tutuşsun dudaklarından dudağım,ruhum...yansın içimde doğru olmayan ne varsa,kalmasın gerekirse alemimde,gezegenimde kurumaya yüz tutmuş son bir yeşil yaprak...

* seni seviyorum küçük aptal.

Rumuz: bir korkusu seni kaybetmek olan bal porsuğu...

22.21 fiN.

Eridi dudağın,kemiklerimiz

 
Mumlar bıraktı huzurlu yanışını.
Titriyor bedeni alevin,tütüyor sevdası tüm yanmaların...
Öpüşüyoruz karışırcasına lavlarına volkanlar okyanuslarının...
Dudakların dudaklarıma eriyip karışıyor.
Kan kokuyor dilimiz dudaklarımız,demir tadı var dilimizden akan ırmaklarda.
Yanacaksak yanalım bırak,utansın tüm cehennemler bizden...
Mumlar bıraktı huzurlu yanışını.
Titriyor bedeni alevin,tütüyor sevdası tüm yanmaların...
Sevişiyoruz saçlarından nefeslerimize dek karışıp birbirimize.
Gözlerin gözlerime değip dağlanıyor...
Mumlar bıraktı huzurlu yanışını.
Titriyor bedeni alevin,tütüyor sevdası tüm yanmaların...
Aşk,gömdü kendini...
Eridi dudağın,kemiklerimiz.
Mezar çicekleri aldı ruhlarımızı açtı senin tüm güzelliğini beş litrelik duaların yağmurlarında...
Yaşamak ölmek umrumda değil,
Bu dünyada yada diğerinde,al beni götür derinlerine...
Üç beş mum etrafımda beni sarıyor.
Umrumda değil aşk,sevda,sevmeler umrumda değil;
Tek derdim sensin yalnız,
Yan,tutuş kül et kendini gerekirse,
Dumanını al gel içimin de taa içine...
Mumlar bıraktı huzurlu yanışını.
Titriyor bedeni alevin,tütüyor sevdası tüm yanmaların...
Eri dudaklarından dudaklarıma damla damla kar ruhundan sevgilim,
Baharın kışı belinden sımsıkı tutup yakalayan öpen seven ilk güneşi gibi...
Eri; ak dağından dağıma,suyundan suyuma...


22.04 sevmek; kül ile yanıp yıkamak mı tertemiz toprakla kirlenmiş ruhumu...

16 Şubat 2026 Pazartesi

Yas senin,is benim olsun

 
Hay bin toprak.
Bin yağmur değmeyin göz yaşlarıma,figanıma değmeyin.
Kalmadı üzerimde bir avuç toprak ey arılardan miras tohumlar,
Affedin beni yüz bin çiçek,
Affedin beni sonsuz çayırlar,kutsal bahar...
Kurudum,döküldüm,kalmadı sevilecek yanım belki,
Efkarım asırları yedi içti,
Yüreğimin ayağında onlarca pranga pas kırdı düştü,
Mezarlar acıktı da üst üste kaç beden yedi yuttu,
Say haydi durma,
Kardeş payı olsun,
Yaz senin,kışlar benim olsun...
Et çürüdü,kemik sızı filiz verdi,
Kan tükürdü akşam,ağladı bulutun gözü,
Yalnızlık bıçakladı sıcacık ardımdan beni,
Kan tuttu,düştüm tutan olmadı beni...
Gün düştü yağdı da toprak içti zamanı ben susuz iken.
Hay bin toprak.
Bin yağmur değmeyin göz yaşlarıma,figanıma değmeyin.
Say haydi durma,
Kardeş payı olsun,
Yas senin,is benim olsun...
Ataş başında ısınan el senin,küle yanıp düşen pervane kanatlar benim olsun...


21.23 bir gün gelecek...her şey yeniden,çok güzel olacak...

15 Şubat 2026 Pazar

"düveli muazzama"

 
- Das Kapital ?

* konuş diye bağırdılar yüzüme durmadan; bebeklikten bu vakit'e dek,daha da sustum zifiri sessizliğe başımı dayayıp,içime düştüm daha da,çekiç çekiç dövdüm kendimi yıllar boyu durmadan,ve konuşmadan hiç,tek sesim içimdeki çekiç yankıları idi...
Yalnızca yankılar ve ben...; beraber büyüdük...


Zihnim cinayetler ardı,bir savaş alanı...
Ayaklaraltı bir zaman; kan ve çamur...
İçime saklanan bu devasa korku,
gördüğüm,ruhumun derinlerine,içimin loş duvarlarına düşmüş sureti mi ve gözlerimi kamaştıran şu karanlık leke de neyin nesi...?
Gece temizliğim,kustuğum pişmanlıklar,
Ey gecemin ateşi,ey adını koyduğum karanlık,
korkutamazsın gayrı beni...
Zihnim; intikamımın kılıcı olur,taşa sürer yüzünü,bileylenir her nefesim ile yeniden ve yeniden,
gözlerim kını olur içimdeki karanlıkta ışıl ışıl parlamaya yüz bulamayan o kızgın keskinliğin...
Yağmurun biriken saf suyuna vururum yanan tutuşan kor turunculuğunu kederimin;
Güçlenir,kırılmaz olur çelikten hüznün mevsimi,
üşüyen ellerine üflediğim ciğerlerimden demlediğim ateşin ılık nefeslerinde,
Bir at'a çevirdiler ruhumu,
Ahal teke oldum,doğdum yeniden soysuz katilliğinizin asil intikamına,
Çekin titreyen elleriniz ile altınlardan dövdüğünüz kılıcınızı...
Ey sevgilim,
aç gözlerinin güzel kapılarını ardına dek durma haydi,uyan artık,
Ruhsal ölümüm,
Neredesin ey uyanış...?
Bir yeşil yaprağın üzerine tırmanıp aşağıya baktığı için sadece,
Kendini dünyanın mimarı sanan bir avuç karıncanın tavlası sadece bu...
Elit yalancılar kulübü; ve artık ayak basmadıkları bu çamurdan yol...
Ve bu ışıkları söndürülmüş karanlık tiyatro,
Ya bu teslimiyet...?
Bu korku senaryoları,gökler ve plastik yağmurlar,
Zehrimi ellerime derman diye döktüler,
Ölümü bile isteye ben kendim içtim...
Ey çoban aldatmaca'm,
Korkak ressamların boyayıp sakladığı tüm bu gurursuz şahsiyetsiz yalanlar,
Kaçın,saklanın artık,
ebe'si yüze kadar saydı bekledi,açtı gözünü ve peşinizde şimdi yeniden artık...
" ve sobe..."
düveli muazzama imiş aynada metal filin adı,
Ve bir tırnak boyunda parlayan kıpkırmızı bir kurbağa alır gider tükürüğü ile devden dev bin filin canını...


12.32 kızgın bıçak keser açar tenimi,ve çıkartır çığlıklarımla içime yüz yıldır saplı o paslı mermi çekirdeğini...

14 Şubat 2026 Cumartesi

nefesin ile sonsuz mavilerine gezegenin

 
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Bülbülller gibi uçuşuyor elma bahçelerinde düşler,
Burnumuzda limon çiceklerinin yeni açmış kokusu,
Ve kanı üzerinde kurumuş aslanlar misali kükrüyor tepemizde masmavi kadim gökler...
Yüzümde,huzurun sessiz çocuk adımlı ılık rüzgarı,
Nefesin; ve sabahı şeriflerin,
Günaydın demese bile daima bana günaydın diyen ve karşımda o mahmur güzel gözlerin...
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Ah ki ne ah be sevgilim,
Kaçırmışız seninle bir nergis'in daha henüz güneşsiz sabahında ipek kadehine doldurduğu o ilk yudumunu göklerden sağdığı çiğ ile koruduğu efsunlu balının...
Olsun,eğilir içeriz birazdan tuzlu kayalardan dökülüp ayağımıza kadar gelen o yüce dağların buzdan suyunu.
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Dört bir yanım savaş,
Cenneti bir mi peki bu onsekizbin alemin,
Yüreğinin ocağında hangi nefes ısıtabildi üşüyen avuçlarını ve eflatuna çalan dudaklarını lütfen söyle...
Dört bir yanım naylon sevdalar,
Bitmez esintisinde rüzgarlar,rüzgarlar...
Ve plastik poşetlerin hemen atılası rengarenk yazdıkları tüm satırlar,
Oysa biz üzerine yazdığımız beyaz ağaçları saklamıştık en çok yüreğimizin çekmecelerinde...
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Dört bir yanım mahşer,
Dört bir yanım kıyamet,
Beğen her gün hangisini beğenebilirsen,
Seç en sevdiğin,en güzel sonunu haydi ey insan,çekinme lütfen.
Tek kulağı sağır aryalar cenneti,
Tüm duydukların,duyabildiğimiz kadarı herşeyin yalnızca,
Tüm anladığımızı sandıklarımız,yüzümüze değen düşen damlaları sonsuz yağmurların ve sadece...
Ve sen ayağına mavi gökleri giyen ipekten adımlarıyla yürüyüp gelen kadın,
Al beni cennetinin elma bahçesine ve cehennemlerinin mağarasına,
Savur ruhumu küllerinden üfleyip kadim nefesin ile sonsuz mavilerine gezegenin...


09.13 Kapital 8. Wie spät ist es?

12 Şubat 2026 Perşembe

Alzati!

 
Ey libretto'm,
Ey battaniye altında üşüyüp sıcacık ayaklarını düşleyip bekleyen umutlarım.
Ey kenarı kesik hırka'm,
Ey iki kefenli'm,
Ey hasreti'm,
Ey vuslatsızlığı'm...
Ey cennet atlası'm,
Ey en derin yara'm...
Ey yoshuku'm,
Ey şok doktrini'm,
Ey kan bağımın hafızası,
Ey vecd'im,
Ey derin karanlığım,ey kutsal fısıltım...
Ey duru koku'm,ey saf niyeti'm...
Ey mezar taşımda urne'm,
Ey arı'mın cam kanadı,
Ey kül'ümün rüzgarı,son alev'imin nefesi...
Ey kadim harabe'm,
Ey soy'umun kutsal kütüğü,
Ey romantize edilmiş,kınımda keskin ölüm'üm...
Ey kan ile doğduğum özgürlük,ve sonra ardı sıra zincire vurulmuş'luğum,
Ey tüm göklerden ağır,yüreğimdeki yük'üm,atlas kişiliği'm...
Ey titanomakhia'm,
Ey her kaybedişi'm,
Ey tutsaklığı'm,
Ey sonsuz kutsal ceza'm...
Ey beyaz carrara mermeri'm,
Ey içimdeki kutsal otorite'm...
Ey " perchè non parli? " 'm...
"Zaman bir an askıda kalır" 'ım,
Turner'dan fırtınalar'ım,thomas cole bulutlar'ım,
Soğuk mavi'm,sıcak ışığı'm,
Seni çok özledim,
Seni seviyorum son sela'm...


19.43 " Alzati! "

3 Şubat 2026 Salı

Ecel perçemim,ayak basılmaz mavi kabrim

 
Etime saplanmış şarapnelleri,
Tek tek bulup çekip tenimden yedim de durdum.
Kırk saattir soğuk soğumuş çayı yudum yudum içine daldım daldım gördüm.
Eli kanlı tanrıların hamamına elimde kör balta girdim.
Gördüm ki sonlarından kaçan pervane tanrılara ateşten de ataş oldum yandım.
Yeşildi iyilik,yaktı benzinler onu kurudu...
Zaman sustu sadece ve durdu.
Kimse yardım etmedi masum'a,
Kimse el uzatmadı o yalnız çocuğa...
Etime saplanmış şarapnelleri,
Tek tek bulup çekip tenimden yedim de durdum.
Analysis paralysis ? Adı korkaklık mı oldu şerefsizliğin ? Tembellik ısırıp kanını mı içti cesaretin ?
Ecel perçemim,tuzdan okyanusum,
topraksız denizden ayak basılmaz mavi kabrim,
tek elimle sımsıkı tutunduğum uçurumlarımdaki yemin...seni seviyorum.
Etime saplanmış şarapnelleri,
Tek tek bulup çekip tenimden yedim de durdum.
Ah aah bu kötü kötü haberler,
Bu boklardan çamurda ayak izi yoklar,
Nedir sizde bu saçma tanrı kompleksi narsist .içler ?
Tek derdiniz kutsal olanı çiğnemek,sizi sevilmemiş hiçler...
Tanrı sizi pireleri ile bile yer,filler size yersiz,kutsal ve fazla...
Cellatlarınız körler,
Gören gözünüze tükürsün lavlar
Azrailiniz,sağırlardan ordular olsun gebe çığlıklarınıza yağlı urgan...
Soysuz boyunlarınız vurulsun vurulsun dönsün,
yeniden yeniden bir güneş patlasın doğsun ve her akşam istemese de durmadan ama durmadan tekrar ölsün...
Sağanak kıyametler gökte doğsun yağmurlar gibi koşsun yağsın ve üzerinize ateşlerden okyanuslar düşsün...
Bin metre alevlerin dalgalarında boğulmak tek cennetiniz olsun...
Etime saplanmış şarapnelleri,
Tek tek bulup çekip tenimden yedim de durdum.
Yeniden doğsam keşke,
Vicdanımı anadan üryan soyunsam,
Ve adım "azrailiniz" diye okunsa kulağıma...


23.23 karnımda sebepsiz ağrıdan dağlar misali acılar...kuzukulağı ve baldıranlar...

İnsan...? Etini .iktiğim .içler yurdu,

Size bin yıllık merhametsizliği öğretmeme izin verin...

2 Şubat 2026 Pazartesi

bir cennetin is kokusu, bir yangının aman'ı

 
Gel tut elimi,
Dön gerisin geriye tüm dünleri.
Sök beni,lekemden koparıp bir dut gibi sür suretime yapraklardan günleri...
Koklat bana yüzünü,gözlerini,
Öpmeliyim dudağından yakalayıp içip sızıp akan nefeslerini...
Gel tut elimi,
Dön gerisin geriye tüm dünleri.
Dök beni,yakıp eritip taş ovuklardan zarflara...
Koklat bana avuçlarını,hasretini,
İçmeliyim ak göğsünden yalnız tüm gecelerini...
Gel tut elimi,
Dön gerisin geriye tüm dünleri.
Gök beni alsın,bulutlardan süzsün senin için demimi...


23.14 kızgın kumlar,vuslat sayfalar zamanı saçların esintisi yüzümde;burnumda bir cennetin is kokusu, bir yangının aman'ı...

kaçı beş geçiyor yüzün gözlerimde

 
Kaçak sevişenler,kaçak dövüşenler...
hangisi daha hain kim tartacak arsızların tezgahında.
Bağırmadan öpüşenler,sarılmadan ağlaşanlar...
Hangisi daha ıslak yağmurdan akşamlarda.

- herşeyi yaşamışsın...? Ya sözler...?

- herşeyi bırakmışsın...? Ya yeminler...?

Kaçak ölenler,kaçak gömülenler...
Hangisi daha masum kim ağlayacak yetim gözlerde.
Su içmeden çölü yürüyenler,üşüse de soyunanlar...
Hangisi daha sevdalı denize eriyip düşen gecelerde hilal'lerden...


23.01 kaçı beş geçiyor yüzün gözlerimde.

özü çürük imiş,sızı erik

 
Kafası güzel sevişmeler yağıyor en yavaşından göklerden sessiz karlar gibi gözlerimize.
Duvarda ateşlerin dansı okşuyor ılık ılık yüzümüzü,
Kimseler sormuyor halimizi...
Kimse benden daha aşık değil,
Kimse benden deli değil alemde...
Bin şarap yusun yüzümü de,
Nefsimi yüz okyanus yıkasın dursun...
On mecnun kurşuna dizsin yüzümü de,
Bir leyla gelsin tutsun elimden son nefesimi...
Kaç sevsem bir etmez saysa da onca soysuzlar,
Yüküm yeşil eriktir,
Derdim gecede karanlık,uzak göklerde binbir yıldız...
Kah biri kayar düşer ellerime,
Kah diğeri kayıp düşer yüzüne,munzur'una,ve gözlerine.
Geleceksin,ama ne zaman ah be sevgilim...?
Çok güzel olacak,
Kaç ölüm sayacak bizi avuçlarından,cebinden.
Kaç mahşer doğuracak bizi doğruyu seçmemiz için artık yeniden ve yeniden.
Doğum günün kutlu olsun sevgilim,
İyi ki yar'sın...
Kafası güzel sevişmeler yağıyor en yavaşından göklerden sessiz karlar gibi gözlerimize.
Duvarda ateşlerin dansı okşuyor ılık ılık yüzümüzü,
Kimseler sormuyor halimizi...


22.44 özü çürük imiş,sızı erik...

kelebek mektuplardan bir bahçede


Duvarların akşamı loş perdesinde yaşamanın,
Sobada ateşlerin çıtırtısı dans ediyor,
Ve kapıda saçaklar uçuşuyor.
Dudaklarının şelalesinden ılık nefeslerin yüzüme dökülüyor.
Bir kedi güneşine dönmüş yüzünü ayak dibimde uzanıyor.
Yüz karınca yerin altındaki piramidine ekmeklerden taşlar taşıyor.
Dudaklarından yüzüme cennetinin rüzgarları kelebek olmuş uçuşup saçılıyor...
Kafamı patlatan top mermileri,
Alabora kalbim ruhumun dalgalarında boğuluyor...
Duvarların akşamı loş perdesinde yaşamanın,
Sobada ateşlerin çıtırtısı dans ediyor,
Ve kapıda saçaklar uçuşuyor.
Kalbimi delen ok öperek dilindeki zehrini etime zerk edip ekiyor...
Kalbimi bıçaklayan hançerler yusufcukların ellerinde...
Gözlerinde son bulan yaşamımın sararan yaprağı,
Kopup dudaklarına süzülen göklerden inen yapraktan sandalım,
Düşlerim ve ahlarım...
Duvarların akşamı loş perdesinde yaşamanın,
Sobada ateşlerin çıtırtısı dans ediyor,
Kapıda saçaklar uçuşuyor...

Ve ben hala parmak uçlarından öpüp seni,yalnız Seni seviyorum...


22.07 kalbime saplanan kırık bir dal var sızan kanımın sıcağından tutunup tüm üşümelerden kaçan bir sevda tırtılının kozasında büyüyen kelebek mektuplardan bir bahçede...