29 Mart 2026 Pazar

Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar

 
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Peşime düşüyor yeniden tüm boşverdiğim korkular.
Ah sevgilim,güzel sevgilim,
Bırak fakir kalalım ellerin dillerinde,
Varsın bizim olmasın gecede ay,günde güneş,
Ve çok uzakta olsun tüm o zaten içimizi asla ısıtmayacak yalancı yıldızlar...
Bırak gözlerimizden silinsin tüm bu yalancı umutlar.
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Bir revolverin tetiğine yazılmış demirden ve paslı ismim.
Ne zaman vurulsam beni tanımayan yabancı gözler
tarafından defalarca üstelik,
Gözlerinin,nefesinin ve gülüşünün hayalini basarım sımsıkı kan kaybettiğim bugünlerimin derin yaralarına...
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Mermiler,mermiler ve ah bitmez tükenmez o gecede ateşböceği mermiler,
Kulağımda korkulu ıslıklardan şarkılar...
Anlamsız savaşın anlamlı mektuplarını taşır ve postacının çantasında eski yorgun zarflar...
Ah sevgilim,güzel sevgilim,
Bırak hain kalalım ellerin dillerinde,
Şehidiyiz biz sevdanın,kainatında ruhları daima ve asla durmadan sıcak güneye uçan...
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Bırak soğusun dağından kan revan patlayan tüm o güneş rengi lavları bu yalnız gezegenin;
Kim dokunsa bize,bin yıl geçse de ruhları dahi kül olur yanar...


18.51 tüfeklerin küfürleri kulaklarımızı yakarken siperlerin toprak kuyularında,minaresine kuşlar uçuşup konuyordu şehadet şerbeti kurumuş gül kokulu dudaklarımızdaki cennetimizde...
Gülümseyen ölümler diyarından bir gün daha kayıp mavi göklerinden,kül olup ılık yaz meltemiyle uzaklaşıyordu hepimizden...
Ve hayır,hiç korkmadık sevgilim...

Gönlü alçak ebediyetler

 
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Kaç resim daha çizilmeli peki,
Kaç mavisi var öğrenelim tepemizdeki göğün.
Yine de bitmez bugünü şu binbir çeşit mavilerin...
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Kaç kez daha sevişmeli peki vişne ağaçlarının gölgesinde sevgilim,
Kaç kum tanesi kaldı bize ait öğrenelim,
bu sonsuz görünen kum saatinin durmadan akmaya devam şelalesinden...
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Ah o gülüşün...
Kaç kez daha öpüşsek peki,
Unuturuz ölümü bile acaba...


16.38 devir filiz verir yeşilden,devir çiçek açar,devir meyve olur,ve devir sararır solar;düşer süzüle süzüle gözlerimiz köprüsünde zamanın dalından...

Siyah okyanus

 
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Islanmak güzel şey imiş,
Şemsiyeler,miğferi oysa habersiz tüm bu masum binbir askerin...
Ve mermiler yağıyor sağanak,ya şu mavi gökler,
güm güm patlıyor geceye saklanan sahte gök gürültüleri gibi demirden kuşlar balıklar;
ah o zengin soysuz bombalar...
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Kaçıncı dünya savaşı bu sevgisiz dudaklarınızda,susamış gözlerinizde...?
Kaçıncı ölüm bu inkar edip gözlerinizi yumduğunuz...
Kaçıncı yalanı bu ıslanmış günahlarınız ile dilinizin.
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Hainsiniz,yalanlar dahi utanır sizden,yalanın ta kendisisiniz,
Aptalsınız,oturduğunuz dalı kesmek için çekip itiyorsunuz elinizde testerenizi...
Aşağı dökülenler talaş yada toz değil,ağacın kanıdır ey merhametsizler...
Alın siyah suyunuzu ve defolun gidin,
Boğulun kara okyanusunda altını yakmaya çalıştığınız cehennemlerinizin...


16.05 1965'den ne farkı var bugünlerin...?
Zamanı gelir her hükmün,siz merak etmeyin...

27 Mart 2026 Cuma

Kabir bile tutuşur

 
Hüküm düşer,
Su dahi uyur,
Adem bakar bakar ama görmez olur,
İki bin aslanın haksız yere gözleri çalınır da,
Yine de bu gezegen döner döner devam eder durmaz ve yorulur...
Hüküm düşer,
Konuşur omzun,gün gelir hakk'ın divanı kurulur,
Dilin sus etse de o terazi dayanamaz çatlar kırılır...
Hüküm düşer,
Toprak ataş alır yanar,
Kabir bile tutuşur da her yer cehennem olur...

09.37 az'lara...

24 Mart 2026 Salı

kurabiye kavanozu ve hayal akvaryumlar

 
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Birileri için yaşamalara çabalamak ne kadar zor oysa,
Bırak beni yapayalnız,korkma.
Bir çay demler unuturuz savaşı,
Bir çay içer bakışırız belki uzun uzun,ve unuturuz içimizdeki kıpır kıpır her sevişmeyi...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Çalışmak istemiyor artık karıncalar,
Ölmek istemiyor plastik adımlar altında ve çimenler...
Arılar uyuyakalmış taç yapraklarında ay'ın,
Ve dudakların üşümüş,mor kesmiş çizgileri üzerinde yaşamanın.
Ve müzik,ve müzik,ve müzik sevgilim,
Bir gelinliğin yüzünü sevdiğinden saklamak istemeyen ince tülden cesareti...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Bin doğmak sürgün versin tenime toprağıma dalıma,
Bir ölmek alsın beni kainata tutsun götürsün...
Sevişmek sayılmasın artık,
Dualar ıslanmasın dudaklarında yağmurlardan bile uzakken üstelik...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Toprak uyusun,
Ve rüzgar üzerimizi örtsün tüm üşümelere inat gecenin uyanılası aralarına saklanıp...


23.38 kocaman cam kurabiye kavanozu ve hayal akvaryumlar kırmızı plastik kapağında...

21 Mart 2026 Cumartesi

Ventral vagal sabahım

 
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Esir; bakışlarımızda sevmek,aşk ve iyiliği sulaması gereken cesaretlerimiz bile...
Eksik gitar tellerinden uzayıp giden bir patika yol var kapanan gözlerimin ardı düşlerimde,
Ve aklım sen...
Gecenin bir körü dürter uyandırır beni ruhum,
Duvarda ince çizgili bir karanlık aydınlanmış izliyor bizi.
Ve ben yaralı kan kaybeden aslanıyım bu kimseleri umursamaz cehennemin...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Ve herkes ölmeye mahkum yine de...;
Kimse masum değil...
Gökten yağmurları topluyorum bardaklara ve tencerelere,
Gök delinmiş misali,kan kaybediyor ölüme çok yakın bir yürekcesine,ardı sıra...
Yine de yavaşlıyor her damla,kendini gömerken birikmiş kabirler kenti,içilesi kadavraların birikintilerine...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Gözlerimiz avlusu günlerimizin,
Ve yatarı,nefeslerimiz adımlıyor üşüyen ürperen tenimizde bir bir...
Şafağı aynı her günün,
Ya da farklı her nefes ciğerde,inan bilmiyorum...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Ve aklım sen...
Ve herkes ölmeye mahkum yine de...;
Kimse masum değil,sevgilim...
Ventral vagal sabahım,
Çayımda bisküvi tadım,simit kokum,
Pazar şafağım,kahvaltı masam,düş sabahım...
Dünya ölmeme günüm.
Hoşgeldin aklıma,yeniden;
Ve aklım,fikrim,
tenim,bedenim,
hissim sen...


01.54 amansız düşleri tarıyor saçlarımızdan ılık rüzgarı nefeslerinin...kimseye sormadan dudakların,dudaklarımın tuzlu denizine süzülüp iniyor...

monodialoglar labirenti


- zaman bu sevgilim,üzülme sen,her ne yapsan da yine de kayıp gidecek tutamadan biz o kum tanelerini,tutmaya çalışırken herbirini biz,yine de birkaç tanesi takılacak avuçlarımızın kırışan çizgilerine sadece...
zaman bu sevgilim,üzülme sen,
Geçecek gidecek o; seninle sevdiğimiz,o en mutlu olduğumuz an bile gözlerimizden,yaşamayı bir otobüsün başımızı yaslayıp izlediğimiz camından görüp beğendiğimiz an'lar gibi,düşüp geride kalacak her şey...
O sevindiğimiz an,o ağaç,o çocuk kahkahaları,o bahar akacak henüz biz bile anlamamışken bize iyi geldiğini mutlu oluşumuzun...

- mumlar,kibritler ve dilekler sevgilim...bir tabloya dayıyorum başımı yokluğunda,gözlerimin sırtını sıvazlıyor aklımızın ağına takılan o kıpır kıpır tutulmaz küçük hatıralar ve sonra...ne yapsak kurtuluruz bilmiyorum,ne yapsak kurtulurlar...? Çaresizliğine direnemediğimiz şu zaman bıçaklasın sırtımızdan seçebildiğimiz sonumuzda bari...
Fıtrat bu sevgilim,üzülme sen,her ne yapsan da yine de ısıracak elimizden ona ekmek uzattığımız korkmuş köpek içimizden bizi...Bırak doğsun büyüsün ocak,şubat; ve bırak ısıtsın içimizi sonrasında bu kara amansız başedilmez soğuklar...
Ellerimiz bulur,sıcacık akarken kanımız avuçlarımızdan yanıp tutuşup,birbirini...birbirimizi...
Hem ne var üşüsek ölsek sokulup sarılıp kokuna dokunup kapansa gözlerimiz istemeden ağırlaşıp; huzurun uykusuna gömülsek birbirimizde...

- hangi son kabul eder bu kadar zaman canı yanmış,yanan kederimizi.yarı ölü,yorgun kızıl külümüzde hangi karar çıplak adım yürüyebilir ki canı yanmadan lütfen söyle...

- uzan yakala beni bu sonsuz düşüşten,bu bitmez tükenmez uçurumdan sevgilim; bırak elimi kolumu tutmaya çalışmayı artık,zaman yok,tut beni dudaklarımdan,öp ve al çıkar ayaklarım altında kalbi durmadan atan yokluğunun korkularından...
Başaramaz isen şayet,morfini olur dudağının sıcağı,nefesinin serini,gözlerinin gün ışığı o son acılarıma belki...


11.37 monodialoglar labirenti,kaybolan takvim yaprakları ıslak baharın çatlamış kırgın duvarında...

* cehennemin uzaktan yüzümü ısıtan ışığında,zifir rengi korkuları çıkardım,soyundum ve yürüyorum sevgilim; seni seviyorum...ve donup öldüğüm sensizliğin başedilemez soğuğunda çırılçıplağım,uykum tuttu gözlerimden ellerimi,çekiyor tatlı tatlı bedenimi gözlerimden iteleyip.ve korkutamaz hiçbir alev beni; söyle onlara,susuz kuru dudaklarımın mirasıdır,suyunu içemediğim okyanuslara gömsünler kor etimi,bedenimi...

19 Mart 2026 Perşembe

Love and graves

Love and graves.

Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Ve kenarındayız yaşamanın seninle elele ve ılık hala içimizde tüm umutlar...
Milyon karıncanın ve binlerce yaban arının üşüştüğü çöpün kenarına fırlatılmış eski bir et parçası gibi kokmuş ve gölgelenmiş,belkide çoktan ölmüş nefessiz bir kırmızı karşımızda en çıplak haliyle oysa insan...
Sevmek,mezar taşlarındaki eşsiz mısralar gibi buz gibi ve soğuk sevgilim...
Gömüyorlar bizleri diri diri,gözleri kör,gönülleri yosunlar ile kapanıp bağlanmış sanki,
ve ağzımız burnumuz nefeslerimize yapışıp uçuşan ıslak topraklar vakti...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Elinin içi kalbimin üzerinde şimdi;
Duyamadığını söyledin sesini yüreğimin,
Gitmiş,terketmiş sanki bizi,
Sen merak etme sevgilim,hilekar saklanmış izliyordur mutlaka kıkır kıkır atarken sessiz uzaktan ikimizi...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Artık kimsenin beğenmediği,çiğ taneleri yıkıyor bahar dallarında yeşilden aldan filizlenen erdemlerimizi...
Güneş koşa koşa gelir şimdi koklamak için şafağın ilk açan o alev rengi gelinciğini; 
usul usul açan kadife yapraklarından öper günü...
Ulaştığını düşünürken tam da parmak uçlarından her şeye,
Dokunacak iken tanrının en güzel elma'sına,
Nasılda kayar ayağı insanın sevgiyle koşturan dillerde.
Etini çimenlerine emanet edersin toprağın,ruhun uzanır boylu boyunca yeşiline kainatın...
Ah,ey hayat
Sen aynı zamanda ne hoyrat ve ne de güzelsin...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Ve elele,ılıkca aksın içimizden yaşamak,sadece ve sadece,
Başka hiç bir şeye ihtiyacımız yok inan.


11.06 aşklar ve mezarlar.

15 Mart 2026 Pazar

Avcumda sımsıkı saklı bi sen

 
Düz çatı hayaller bahçem.
Su çeviriyorum karanlık şafaklarda susuz düşlerim içsin kana kana mavi yeşil umutları diye...
Düz çatı hayaller bahçem.
Dama ördüğüm kuşlar hapishanesi dünler gözlerimde...
Yalanlar yemliyorum uçabilsin diye beyaza boyalı inanmadığım rutinler,
Kanat çırpar tüm o palavralar,pembe yalanlar maviye çalan umman göklerde,
Ve düşmez gökte ölenler bir daha asla toprağa,
Bunu bilmezler...
Düz çatı hayaller bahçem.
Kandırıyorum kendimi de bazı,
Yalanlar demliyorum susuz eski çanaklardan,
Her dilde figan dumanlar tütüyor yangın ertesi çam ormanı ruhumdaki kefenden...
Düz çatı hayaller bahçem.
Geceler,geceler ve ah geceler,
Damda yıldızlardan bir gece,sanki bir mektup,bir haber.
Uçuşan göğercinler kuşlar gökte mavilere karışıp yüzen,
Serde yeni sürgün filizden hayaller,
Kalpte yerin yüzü,lavlardan kanı dönen mavi misket gezegenin,
Yüzümde küçük bir çocuk,dünler...
Avcumda sımsıkı saklı,kimse açamaz,kimseye vermem bi sen...
Ve elimde terliyor mısralar,ve tüm şu canı yanan,kırılmış şiirler...


13.37 figan,suyun hasreti ve sevda.

14 Mart 2026 Cumartesi

Kırmızı elmas

 
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Alp mimarim,
Bruno rüyam,
Kartal dans'ım.
Sende avrupanın en güzel şehri,
En güzel taşından saray evleri ruhunda yüzün,
Bende yörük çadırı,göğsümün ortasında ateşten bir yürek...
Çayırda yeşilden,çiçekten bir nevresim,
Başımın altında kadim taşlara emanet yastığım,
Dökülüp kurumuş bir deniz gibi toprağın yüzünde,çam dikenlerinden kulağımda sadık nöbetçim.
Yüzümü yıkar güneş sular misali dökülüp ilk ışığı ile,
Limon çiçekleri kokusu,
Ve yaseminlerden parfümünü sürmüş yine,
yüzüme selam veren,ey güzel rüzgar,
Hoşgeldin...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Yeşilden ırmağım,
Kızıl gerdan denizim,
Binbir tona bulanmış kadim göğümün güzel kuşağı,
Ah aah,bulutlardan gelinliğin hazır sevgilim,
Çok güzelsin;
Ve örümcekler örüyor şimdi güneşe ışıl ışıl o dantel duvağını,
sen merak etme sakın.
Binlerce metrelik rakımlara doğmuş tuz ile ceviz yaprağı ile ovulmuş etim;
Sen iste yeter,
bin şehir yıkılır,binbir cennet o sökükten yeniden örülür dikilir ey canım sevgilim.
İnsanoğlu,insan evladı susamış kana,acıkmış masum ruhlara yine;
Korkma sen,
Demirin kızgınlığı,taşın suyu,ağacın ruhu lav ile yeniden dövülür...
Yakılır kötünün korkaklığı dalında yeşilken henüz,
Ve kesilir kılıcı en güçlü,en kırılmaz sanılanların bile kolu kökten,
merak etme sen...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Ya hoy,ya goy goy...
Omuzda ellerimiz,ey "görmeyen gözler" ordum,
Ey kaygılı gönlüm,
Ferah rüzgarını iç nisan çiçeklerinin,
Kanaya kanaya kazanmak bizim fıtratımız...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Tahleguah'ın on yedi günü,bin altı yüz kilometresi,
Sönmez ateşi,yanardağ kalbi...
Kederin yağmurlarını yüzen anne,
Sevmek nedir,yanmak nedir ey umman denizlere öğreten ana;
başımız saolsun...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Taneciklerim sıkıştı kaldı kalbimin koridorunda,
Hiç hareket edemiyorum,
Dökülemiyorum göğümden toprağıma,takıldım mavilerine...
durakaldım nefeslerim içinde dahi...
Ey benim kırmızı elmas saray'ım,
Kırmızı elmastan açan,güzel ütopyam...
Bir sincap olsam koparsam seni renk renk yaprakların arasından,
gömsem saklasam seni ve sonra,
Unuttum desem kendimi dahi kandırsam,
Ve binlerce yıl sonraya gizlesem seni içimde,
Hiç dokunamayacağım yarınlara saklayıp açsam seni ulaşılmaz mahşerine dek o kutsal cennetin...


13.41 hangi son tutup öper beni kan kaybettiğim yaralarımdan...


12 Mart 2026 Perşembe

sonsuz son'lar tramvayı

 
Tüm insanların akıp gidişlerini seyrediyorum sıcak trenlerin ardından sevgilim.
Yığınlar dökülüyor gözlerimin önünden şelalelerden,
ağırlığının kaderine kapılıp düşen sular misali...
Bir kadın,bir kediye bakıp uzaktan gülümsüyor bugününe ve sonra,
Buzdan adımlarımıza inat ben buradayım diyor yüzümüzde üşüyen ruhumuza güneş.
Kendi ellerimizde,bir avuç camlarda yalancı pencerelerine hapsolmuş gözlerimiz sözde yarınların sevgilim,
Ve ben; bu gözlerimizin bir avuçluk hapishanesinde,bu yaşamaya devam eden mahşerinde ucuz bugünlerin,
her adımımda seni arıyorum avlusunda ömrün sevgilim.
Kuşlar ölüyor yol kenarlarında bir kaç tozlu kırık buğday,bir kaç kırıntı uğruna sevgilim.
Aylardan Mart,ve güneş soğuk bıçağını vuruyor yüzümüze acımasızca,
Gülüşüyor yollarda çocuklar,
Martıların valsi göğercinler arasında,
Beyaz bulutlardan battaniyesini çekiyor üzerine mavi gök,
Rengi toprak gözlerinden baharın beyaz yaseminleri açıp esip kokuyor misler gibi sevgilim,
Seni örtüyorum üzerime kapatıp gözlerimi yaşamanın her satırına,
Ve mezar taşım gelincikler sadece dudaklarından dökülen taze dualar ile sulanan yemyeşil sonsuz bir çayırda...


19.30 sonsuz son'lar tramvayında.

8 Mart 2026 Pazar

Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine

 
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Boyuyorum ağaçları,sonsuz yeşilden bir ormanı,dağları yolları,göğü,denizi...
Sonra uzanıp öpüyorum üşümüş,ılık alnından toprağı.
Güllerin kadife yaprağına yüzümü sürüyorum,
Onları tek tek sevdiğimi kulaklarına fısıldıyorum,
saçlarından öpüyorum bir bir onları...
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Filmler sonbahar yaprakları gibi sararıp solup düşüyor sinemaların dallarından,
Kediler dileniyor aşk'ı gelip geçen insanların gözlerinden sevgilim,
Ve o güzel çiçeklerin bekçisi şaman ruhuyla o muhterem kadim teyze ışınlanmış zamanın başka boyutlarına sanırım,başka başka aşklara bilgeliğin tohumlarını serpmeye;
Uzun zaman oldu,görmüyorum...
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Tadı değişmiş evde demlediğim çayımın,neden bilmem.
Ekmekler başka kokuyor artık,aşklar başka bitiyor 
Yaralanmış kanlı avuçlarda...
Neden sormam.
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Haftada iki görsem şans eseri,
zenginim Allahım,teşekkür ederim;
Cumartesi gurbetiz,hasretim.
Herkesin aksine,pazar ertesini sırf sen ihtimali,
iple çekerim...
Seni görene dek penceremde,göklerden bin şiir sürer,ekerim.
Gördüğüm an sokağın köşesinde adımlarını,
Kurur zihnimde bin şiir sanki,tüm ölümleri aklımdan bir rüzgarın tokadı misali sallar dibime dökerim;
Yeniden tohum kırarım,en derininden bir nefes alır,filiz verir ve tekrar başlarım yaşamaya,
Bu sefer en güzelinden,
Bu sefer en korkusuz,
Bu sefer en teslim;yüreğimden,taa içimin içinden,içimin en saklı yerinden...

Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Sığmıyor,sekizi istiyor harfler,taşıyor isminden dünler,bugünler ve tüm umuda gebe yarınlar...


14.23 Heute ist Montag.

6 Mart 2026 Cuma

Demli çaylar sokağı

 
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Deniz kenarında oturduğumuz çay bahçesi sular altında kalmış,gitmiş belli ki buradan çok çok uzaklara...
Bir deniz altı antik şehri demek artık kutsal dünlerimiz sevgilim;
Ve rüyalar buğulanıyor sisli sabahlıklarını giyinip,salınıp kızıl şafaklara,
Sokaktaki koyuna benzeyen ihtiyar paspas köpek kanat çırpmış çoktan güneydeki sıcaklara...
Anne sana geliyorum,
Özledim,dizine uzanıyorum,haydi lütfen,tekrar saçlarımı okşa.
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Çocuk gitarlar kursunun cam önünden geçiyorum da sonra,
Gelemediğim kaçırdığım şarkılara pişmanım ve hala...
Kamyonlar kavun taşıyor kanımda,
ve sevdan bir ateş kalbimdeki köy evimin ocağında hala...
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Saklambaç oynayan kediler sokağı yüzün,
Kim sırnaşsa sobeleniyor hemen güneşe,
Kim gırrrlasa iyileşiyor tüm mutsuz yüzleri sabahın...
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Üç dua bir dilek yazılı boynumdaki mor muskada,
Taze çay yapraklarının kokusuna sürüyorum yüzümü,dudaklarımı,
Saçlarının uçuşan örtüsünden uyanabilmek için tekrar yüzünün güzel kokusuna...



21.50 uyumak için geç,ölmek için çok erken saati ömrün be sevgilim.

5 Mart 2026 Perşembe

elinden ekmek yiyen kuşlar parkında

 
Bahar ve gözlerimizde açan bir film misali şu taze çiçek dalları aşklar;
Ah bu yaşamak ne güzel dedirten anları kış'ı ılık nefeslerinin...
Burna vuran çıra'nın kokusu,çamda akmış donup kozalanmış sakızlar...
Tam da kendini kaybettiğin,arayıp arayıp bulamadığın o anda,
Yamacına sokulup sevdiğini sana fısıldayan bir kedi,
Ve elinden ekmek yiyen kuşlar parkında beklerim seni,
Ah bu yaşamak ne güzel dedirten anları kış'ı ılık nefeslerinin...
Mart,sobanın başında bana kazak ören bir anne gibi ısıtıyor sarılıp içimizi,
Ve eninde sonunda sevgilim,
üşümek Allah'ın emri.


08.39 bahar çalmış kapımızı,duymamışız.

1 Mart 2026 Pazar

kızıl şafakları kim boyadı gökte

 
Yorulan neşeler kumpanyası.
Aklımın tüm düşlerini soyunması.
Yüreğimin kemik parmaklıkları,
Sevda hapishanem.
Limon yaprakları,biberiye ve karınca.
Saatler,vakitler ve uçuşan takvim yaprakları.
Hayaller,cellatlar ve şiirler.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Düş kırıklarım,rüya depremlerim,aklımın seli.
İçimin okyanusları,kıyametten de büyük dev dalgaları,
kırıntı aşklar,gırgır kediler günlüğü.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Artık emekli olmak isteyen tüm savaş hırsları.
Aç bitaplar,susuz kurumuş çimler imparatorluğu.
Ve durmadan çalışan çalışan çalışan arılar,karıncalar...
Kaç savaşa hayır diyecek bu gönül peki,
Kaç gün geçecek tenimizde kuruyan kanın kabuğundan...
Kaplumbağa yaralar zamanı,
Yara kabuklarının ardına kaçıp saklanan kırgın ruhlar...
Yorulan neşeler kumpanyası.
Yalanlar,yalanlar ve yalanlar ile dolu dudaklar.
Dünyanın kendi renklerinden çalınan konserve boyalar.
Kim daha masum ve kim daha yalancı yarışmaları.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Sence de zamanı gelmedi mi...?
Haydi taştan kınına saplanmış kılıcımızı çekelim ya artık...


17.17 kızıl şafakları kim boyadı gökte.

dönen kainatlar atlıkarıncası

 
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Bi seninle konuştum ben biliyor musun,
Geceyi bi sana anlattım,döktüm.
Eteğimden tutuşmuş taşları bir bir seninle el yakıp sulara firlattım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Bi o 'na yazdım ben biliyor musun,
İçimi,dünümü,gözümdeki yarınları bi o' na demledim,döktüm.
Avcumda acıyan geçmişin nasırlarını bi o' nunla okşadım sardım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Vuruldum uyudum,bir su'ya düştüm karıştım,
Kanımı,canımı su'da yıkadım,
süzüldüm su'yun yüzünde,
su'ya bıraktım canımı kanımı,
temizlendim,arındım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Uyudum,uyudum,uyudum yüz yıl...;
Öldüm,
yazılmış,bile bile karalanmış,yer yer silinmiş bir kağıttan göremediğim bir deliğe düştüm,
bembeyazdı,bembeyazdım,
bilmez idim,
Yaşamaktan düştüm,bir cehennemden tutuşup bana temiz tutulmuş cennetime arayıp arayıp bulamayıp,
uyandım...

Ve gözümü bir O'nunla açtım...


12.10 dönen kainatlar atlıkarıncası.
at'a binen karıncanın atlası.