2 Nisan 2025 Çarşamba

bir yudum şiirler semti gözlerin

 
Gündüz gözü bir sokak arası,
Bıçaklandım,
Ve şiirler aktı yaramdan...
Şiir kaybıydı ölümüm belki,
Başım döndü ve üşüdüm önce,
Köşeyi dönüp bir anda seni görünce,
Bıçaklandım,
Ve şiirler aktı yaramdan...
Uyudum yavaşça kapanan gözlerim ile,
huzurun mis kokan göğsünde...


12.26 bir yudum şiirler semti gözlerin...


binalar bahanesi nefes aldığımız bu ateşten cennetin

 
Yüzüme bakıyor tüm masum yapraklar,esir saksılarda çiçekler...
Yüzüme bakıyor kuşlar ve esaret.
Çıkarmışlar demir prangaları boynumuzdan ayaklarımızdan,
Farketmemişiz hiç,
Çok olmuş oysa...
Yürümüşüz alıştığımız sürümeler yine ayaklarımızda,
hayalet ağırlığı paslı ağrıların ayağımız ve boynumuzda,
Esir doğan defterlerin sararmış yüzündeki şiirler kadar güzel anlatılmamış hiç özgürlük hem sonra...
Yüzüme bakıyor tüm masum yapraklar,esir saksılarda çiçekler...
Yüzüme bakıyor kuşlar ve esaret.
Buğdaylar çok pahalı nedense sevgilim,
Ama kalbi kırık bulgur ucuz aynı emek aynı fıtrat nedense ve oysa...
Bir cami.
Bir cennet yolu aralığı yeşilden ve serinden çarşıda,
Acaba kaç kişi karnını doyuruyor,
Bir çay tabağı tozlu buğday ve yüzlerce boz mavi kuşla,
Utanarak ve bilmeden asla...


12.11 yüzünü rüzgarların sildiği huzur çeşmeleri var dualarının...binalar bahanesi nefes aldığımız bu ateşten cennetin...

Başını kaldırdı bir karınca ve dini ekmek tüm yürümelerin

 
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Sıratın köprüsü misali dantel kadar ince,
Gözleri korkutuyor avcuna kalpleri de alıp
Sanki koptu kopacak...
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Yürüyor günler kaderin yuvasına,
Eve ekmek taşıyor her gün aynı yol aynı sonda...
Her adım ezberlemiş bir sonrakini sanki,
Sırası şaşmaz ne nefeslerin ne adımların bu aynı yolda.
İki boyutlu görür karıncalar der insan,
Kendi iki boyutlu yaşar bir ömür oysa.
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Başını kaldırmaz kimse bir defa dahi,ah bi neden diye sorsa.
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Bir kırıntı bir ömür ismi eğer bir kitap yazarsa,
Yine de kimse okumaz satırlarını bu koşan kervanda.
Belki bir çekirge,bir ağustos böceği okuyup alkışlar onu,bilmeden asla o kervanda hangisi yada kim olduğunu...
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Sorsan ama herkes beraber ve kolkola...
Bir köle düzeni bu orman ve tüm bu sabahlar.
Karıncadan bir ülke,arıdan bir ülke bu gezegen bu kara düzen,
Ya bu kelebekler özgürlüğün savaşçısı mı göklerde sence de ?
Başını kaldırdı bir karınca sonra,
Elindeki kuru ekmek kırıntısına bir şiir yazdı önce,
Okudu içinden kendine,
İlk defa nefes aldığını hissetti sanki,daha öncesi yokmuş gibi,
Doğdu yeniden tek başına,kimsesiz.
Bıraktı yürümeyi,geçti kenara oturdu bir yaprağa ve uzandı mavi göğe baka baka akşama.
Bir esinti salladı yeşil taze beşiğini sonra,
Güneş okşadı yüzünü,tenini ve antenini usulca.
Yürümeye devam etti tüm kırıntılar ve dünya.
İzledi biraz onları gülümseyip,gözlerini kapattı yavaşça sonra...
Uyudu her şeye yaşamak bir güneş,bir deniz kenarı,bir rüyaymışcasına...
Şair karıncanın dilden dile düştü yayıldı hikayesi.
Kim duysa dinlese heyecanladı kum tanesi kadar kalpleri,
Birileri yalanladı hepsini ve herşeyi...
Ne zaman istese bi kırıntı buldu şair o zamandan sonra,
Ve kendini doyurdu tabiat ana ayrımsız daima.


11.41 çalışkan karınca ve dini ekmek tüm yürümelerin...sel aldı gezegeni sonra.denizler yağmur oldu.ve nuhun gemisine sadece bir karınca binebildi nedense sonra.ekmek dolu mezarlarda öldü tüm toplum,boğuldu ayrılıklar,boğuldu tüm başarılar,boğuldu bütün işçi yalnızlıklar...

*Madem her şey bu kadar doğru ve güzel ise,neden binlerce asker büyütür tüm zaferler ve yenilgiler...

31 Mart 2025 Pazartesi

Bakkala giden çocuk ve günlük'ten

 
Sabah beş belki altıda,
Bir kulaklık kulağımda,
Biri çalışır,belki biri çalışmazsa da,
Derinden mi derinden bir ses kazar içimi bir şarkıda.
Loş karanlık ruhum içimde bi yerlerde.
Yapayalnızım,
Kalmışım bir kürek ile bir sandalda bu hayatta.
Kocaman bir okyanus,günbatımı bir fotoğraf gibi önümde akşamda,
Ve ben bırakıyorum elimdeki tek küreği usulca yanıma,
Çekmiyorum gayrı adım adım nefesleri bu yol bitmez katarda,
yaş yaş tek tek düşen yağmur yağmalarını yapayalnız şafakta.
Sabah beş belki altıda,
Bir kulaklık kulağımda,
Biri çalışır,belki biri çalışmazsa da,
Derinden mi derinden bir ses kazar içimi bir şarkıda.
Yem kutuları boş kuşların,
İçimi solucanlar kazıyor durmadan derine derine,
Ben ölmedim ki daha neden şimdi ve bu kadar erken ey hayat ?
Savaşlar,savaşlar ve savaşlar var hep bu sapsız düzende.
Sürgün bu gezegene insan ve gölgesi toprakta.
Duvarlar,duvarlar,duvarlar var sevgilim,
Ayırıyor sevenleri,titremez eller ile gaddar,
unutulmuş bir çiçeği sulamak dahi ruhunda,
bir kuzu var sanki bembeyaz,kurumuş kan yolu bir kasapta,
Arka tarafta kimsenin görmediği bir beyaz odada,
Utanıyor,utanıyor elbet,biliyor da susuyor hiç anlatmıyor kendine bile bunu insan...
Dilleri yalana uzak doğuyor da insanın,
Yalan bile isteye öğretiliyor yarınlara.
Günahkarlar utanıp dilindeki yalanlardan,günahsızları da kirletiyor...
Günah dediğin,iki insan arası bir uçurumda azala azala tekrarlayan bir yankıdır sadece oysa...


08.26 bir değirmen.ilk ve sonun taşları dönüyor kadim rüzgarların fısıltıları ile sevgilim.arada yaşamak ufalanıp bembeyaz,gökte vurulmuş bir toz bulutu gibi düşüyor avuçlarımızdaki kaderin hasır çuvalına...yüzümüze sürülüyor ara ara bazen bir tutam toz beyaz mutluluk...sonra hiç bilmeden,yaşamın sıcak ekmeğini koparıp çiğniyoruz biz doğup yürürken,üstelik daha sofraya yolumuz çok ama çok var iken...

Bakkala giden çocuk ve günlük'ten...

30 Mart 2025 Pazar

aklım kimsesizler yurdu sevgilim,korkuyor sesli ağlamaktan

 
- özledin mi beni ?

- tersine akıyor yağmurlar,dereler.tersine akıyor şu zaman,akrepler ve yelkovan.yarınlar dünlere koşuyor özlüyor seni akşamlar.
aklım kimsesizler yurdu sevgilim,korkuyor sesli ağlamaktan.annesiz babasız değil yalnız,kimsesiz kalmış aklım suskun zifiri bir sessizlik karanlıklarda.kimsesi yok gülüşlerimin.kemiksiz gibi sanki tiyreyen çocuk bacaklarım,dayalı bir ağaca sırtım düşerim korkusu ile.öksüz yetim dilim her gece hıçkırıkların kestiği ağlayışlarda.mahkemem kalem kırar her şafak yastıklarımda...
yürüyemiyorum,
nefes alamıyorum,yaşayamıyorum,
Yapayalnızım susuz bir toprakta,
pilim bitik yüreğimde avuçlarımda...
Pilim bitti asırlardır,elini uzat lütfen sevgilim...


00.24 geçmez kolay,her gece ayrılık,
aysız yıldızsız sürgün bir karanlık bu özlemek üstü açık bir mapusta,her dalım yanlış budanmış sürgün beklemek...
kağıtlar kabir,yaşlar açan mısralar,çiçekler duası sessiz dudakların mührü kabrinde sevgilim...
hala her gece yürüdüğüm içimde kokunun sindiği sokaklar...
seni arıyor çocukluğum her kapı çaldığında,
her kırıntı bir umutta...
her uyuyakaldığım dudakta,
her çöle asırda yağmur bir rüyada seni sayıklıyor,
seni arıyor bi başınalığım...

Bir kıymıktır yar çam kokusu sakızdan

 
Sürgün verdim her mısrada,
Onlar kestiler umudun dallarını ruhumdan,
Yeşillerimi çaldılar taze yapraklarımdan...
Onlar bilmez,onlar bilmezdiler...
Anlamadılar,anlamadılar,anlamadılar...
İçim keskin kayaların yörük diyarı,
umman bir uçurum gözlerim şu kırgın üzgün şakakta.
Sürgün verdim her mısrada,
Onlar kestiler umudun dallarını ruhumdan,
Yeşillerimi çaldılar taze yapraklarımdan...
Gözlerim kurudu.
Akmaz oldu ırmaklar,erimez oldu dağda kar,
Bahar gelmez oldu ıraktan.
Aklım ayaz,aklım poyraz buz gibi bir kayada,
Aklım kuzey,bıçaktan paslı bir yarda şafakta...
Bir kıymıktır yar çam kokusu sakızdan,
sızısı tükenmez bebekten küçük bir çıkıntıdır şu öptüğün parmakta...
Sürgün verdim her mısrada,
Onlar kestiler umudun dallarını ruhumdan,
Yeşillerimi çaldılar taze yapraklarımdan...
Ağladım ağladım duymadılar gecede yastıkta.
Hayale düşe kaçtım durdum dağda taşta toprakta.
Bir madene düştüm gözlerinde akşamları bir fotoğrafta,
Kazdım kazdım ulaşamadım göklerine karanlıkların...
Tükendim hergün,öldüm uyudum kabrimin kazısında her gece,
Açtım gözlerimi her seferde doğmayan karanlık bir güneşte.
Aklım fırtına bir denizde,
Aklım sürgün bir vatanda,
Aklım mapus bir sevdanın anahtarsız açılmaz kapısında.
Ne kadar yumruklasam o kadar yankı kızımın adı kapı ardında çınlayan hıçkırıklarda...
Sürgün verdim her mısrada,
Onlar kestiler umudun dallarını ruhumdan,
Yeşillerimi çaldılar taze yapraklarımdan...
Sevdik idamın bir sabah parlayan yağlı halatı misali haklı ince masum boynunda ilk ışığı gibi ısıtan o kahraman güneşin...
Çok sevdim,
Martılar çığlık çığlıktı her safakta,
Mektuplarımın ağzını tutup bağladılar.
Sevdim,çok sevdim,
Ama,
Anlamadılar,anlamadılar,anlamadılar...


23.52 bir şiiri vurdular avuçlarımın sokağında,bir mısra kayboldu denizde ıssız umman sonsuz bir fırtına.düş yağdı karlara,üşüdü ellerim ağrılar doğurdu soğuklar tenime,sıcacık dudağından bir nefesinle beni yaşatan ılık ne bulutlar doğdular...ben üşüdüm,sen yağdın her kış ve baharda...

Her uykuda,her rüyada seni arıyor içimdeki leylekler,gözlerimde öksüz turnalar,
Güneyi sen bir güz'ün seferi bu aldığım her nefes ciğerdeki açılmaz kanıma gömülü sandıkta...


28 Mart 2025 Cuma

Bir ney'in içine hapsedip kendimi,çilehanem saydım nefeslerimi

 
Bir iki üç adım düştü sararan yapraklar gibi önümden.
Ömrüm kumu döküldü incecik cam saatimden.
Sır sakladım tuttum göğsüm aynasında,
Döküldü sırrım asırlık zaman ile sanki,
Aynam cama döndü,
Camım toprağa yanımda.
Yine de iyileşmedi şu yaram.
Zaman merhemi değilmiş söylediğin gibi anladım.
Kandırmışsın önce beni,sonra kendini.
Bir iki üç adım düştü sararan yapraklar gibi önümden.
Ömrüm kumu döküldü incecik cam saatimden.
Urfaya gettim,menzile düştüm kutsal yeminler ile,
Yine de vazgeçemedim bu sevdalı nefesimden,
Üfledim dağıma içimde,bir ejderin yanan yangın ciğeri ile...
Bir ney'in içine hapsedip kendimi,
Çilehanem saydım nefeslerimi...


20.37 bir Tanrı,bir karınca,bir çöl var önümde şu umman öğlende.hangisini geçsem kime düşerim bilemedim yolumda,hangisine değsem elimi diğerine sürgün kalmışım bu düşten hayatta...