9 Temmuz 2026 Perşembe

Ne zaman seni görsem,sol yanımdan

 
Dökülüyorum bir bir,
Zamandan ufalanıp.
Saçımdan,düşümden,tırnağımdan,derimden...
Kaşımdan,kirpiğimden,satırlardan,hislerimden...
Dökülüyorum bir bir,
İşimden,aşımdan,köyümden,saçaklarımdan...
Kırlangıç yuvamdan,söğüt dallarımdan.
Dökülüyorum bir bir,
Gül yaprağımdan...
Mevsimim eylül,mevsimim ekim ömür takvimimden kopan sayfalarımdan...
Dökülüyorum bir bir,
Dağların eteklerini tırmanan yağmur bulutlarımdan,
Bileğimde takılı tik taklardan,ve zamandan...
Dökülüyorum bir bir,
Ne zaman seni görsem,sol yanımdan...


18.31 fin.

Başımda uçuşan küpler

 
Okuma bayramım.
Kalem kalem dökülüyor dilimden harfler.
Sana borçluyum herşeyimi.
Ancak şimdi görüyorum bunu.
Jilet kadar keskin kılıcımın kını,kıl çadırım,
Sadık dostum...
Başımda uçuşan küpler.
Güneşi,ayı,yıldızları.
Dönüyor herbiri durmakSızın.
Dönüyor hepsi yel değirmenleri gibi...
Okuma bayramım.
Kalbime asılı kırmızı kurdelem.
Okumayı söken sevmeler.
Sözler,nişanlar ve süngüler.
Delik deşik,tarihten,kutsal savaş dünlerden üniforması bir kahramanın.
Kılıcı ile gömülen asker atlar zamanı;
Göğsünde peygamber nişanım,
Susuz kalsa da yolundan dönmez inatlarım...
Altın,gümüş ve sikkeler...
Aynı kağıtlara yazılan farklı rakamlar ve şimdi tüm değerler...
Okuma bayramım.
Aşıklar zamanım.
Uzak memleketler vakti,vakt-i akşamım...
Dansa davet oynuyor suni tenefüsünde çocuk hatıralarım.
Okuma bayramım.
Başını eğmez kanım.
Başını eğmişler,düşkün atlaslar zamanı,
yaşadığımız zamanım...


18.12 hergün hergün sesini duyma çabalarım.

Sırtı kaşınan everestler

 
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Eti feda eden bu göğe yürümeler neden,
Ya bu yersiz aptal cesareti insanların,
Neden...
Dağ'a soruldu mu peki hiç,
"tırmanabilir miyim seni..."
Karıncalar yürürken üzerinden göklerine doğru kaşınıyor mudur peki bir ağacın teni...?
Kim kaşıyacak söyler misin beşiğindeki bebek zeytinin o yumuşacık sırtını...
Bu tırmanmalar neden...
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...

Bin kapılı mabedi'm.
Kuş misali uçsam dünyayı,sonra dönsem gelsem sana yeniden ve yeniden,
Düşsem pencerene,bin kapından birinin önüne,
Alsan beni son bir kez daha ah o cennetin kokusu sinmiş ellerine...
Saraysız tacım,
Düş yelkenim,
Umut kibritim,
Ağrı bezim,
Anam,sonsuz merhemim...
Aşk uğruna toprak yiyenim...
Kapalı kapım,
Anahtarsız kederlerim.
Bozulmaz toprak küpünde balım,
Yüreğim,küflü kovanım...

Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Düşsem avcuna,bir serçe doğsam uçamadığım yuvama,
Beni yine alır mısın ardıç yüreğinin o kutsal kovuğuna...
Ah aah...
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Bilmiyorum,bilmeyeceğim...bilmem.
Tek bildiğim,
Bir sen...


10.16 vampirinin göğsüne tahta kazığını sapladı aşk.
Sarımsak kokan kazaklar akşamı...

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Sinene düşmüş rüyamda bir gül yaprağı

 
Su kesildi,
döküldü,ve yükseldi...
Buharlaştı kahramanların ruhu terkedip usulca o yiğit bedenlerini.
Su kesildi,
Canı gitti,bahçede kafası kesik yılan misali çırpınan ışıl ışıl ışıldayan hortumun...
Bir yağmur uğurladı ardımızdan dökülüp bizi,
Su kesildi...
Ve unuttum ezberimden düşürüp tüm o ebedi kinlerimi...
Yavru bir kanbur balina kıvrıldı ve miyavladı bana,
sokulup yanıma;
Adını çiçimamatoştik koydu göklerden kollarıma düşen soylu bir tanrıça...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Ve gözlerini yumdu ruhum,bir asır uyudu.
Kozmik takvimim,
Ey çarkı devran,
Anlatacak çok şey var,heybem dolu sana topladıklarımdan.
Sinene düşmüş rüyamda bir gül yaprağı,
Bulutlardan bir denizde yüzüyor bin gemilik bir savaş üzerimizde,
Altında kavuşuyoruz seninle,ve yürüyoruz mahşere elele...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Bırak beklesin başkalarının dilindeki cennetler,
Biz gidelim seninle öz ülkeme...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Zaman esti geçti farketmesi zor bir yel gibi yanımızdan sevgilim,
Yüküm ağır;
Sırtım,karnım,senden topladıklarım hep,
Ve koynuma sakladıklarımdan ibaret tüm misafirim,mirasım...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Hortumun boynu bükük düşmüş yerde,
dilinde son damla ve tek bir kelime...
İçimde sustuğum koca koca şehirler,
İçimde ılık bir nefes gibi tuttuğum taştan,çayırların şehzadesi bir köy,bir evim var...
Çağırıyor beni her sabah tanımadığım seherler sevgilim,
Bağlıyorum kendimi içimde yüzen gemilerin direklerine,istesem de gitmiyorum...
Yoksa kim tutabilir beni...
Hangi volkanın özünü içse de doyana kadar,
Hangi ejder kızsa da yakabilir beni...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Mühim değil inan bir asır da bekletsen;
Toprağın altında uyur,bir umut,beklerim gelişini...


09.25 memleket düşleri,yem verir kuşlara,hepsi kimsesiz.

7 Temmuz 2026 Salı

mavi gökler tarlası

 
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Boylu boyunca yerdeyim,dümdüz...
Don olmuş bedenim,kıpırdayamıyorum.
Ve kalbimi söküp çıkartıyor birileri,
Ellerinden akıyor,kırılmış bir kum saatinden dökülür gibi zaman; koyu kızıl kum taneleri gibi  içimden büyüttüğüm o kadim kanlar...
Artık tutunamadığın,tutamadığın zaman ve yaşam.
Bir damla acı hissetmiyorum,uyuşmuşum ama izliyorum kendimi,ve kendime olanları şimdi.
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Kapanıyor gözlerim,bir köy evi penceresi misali gözlerimin kapılarından ağır ağır,usul usul, gıcırdayarak bazı bazı,bazı zaman.
Ve toprağa kavuşuyor düşüp yere yarı cansız etim,bedenim.
Kalkmaya derman yok,
Ölmeye heves, göğsümün azığında belkide...
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Don kişotuyum sevda değirmenlerinin,
Yeller büyütüyorum biçiyorum çimenler misali mavi gökler tarlasından...
Favelasıyım karun'un,
Düşü bir karıncanın...
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Uyutmaz düşünceler kuyusunda,bir sevda yusufcuğu...
Kim kimi çekse yukarısına etin,
Dilenecek yarınlarda bayat bir somun erdemi belli ki.
İnsan eti ağırdır,haindir çocuk demişti babam.
Ataş oğlu kılıç aramaz yanlışı kesmeye,
Yakar onsekizbin alemi yalnız bir doğrunun uğruna...


11.55 öğleni tutuşturan yakan güneş,
yaprağı boğan kurutan aş,
Sorsan açlık idi tek telaşı,
Yine de bolluk aldı aslan olsan da o yirmibir gramlık beşerden canını...

Mevzu bahsi sen

 
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Yer çekimini yok sayarım ne zaman yüreğinin ayağı kayar da düşer isen.
Lav yağsa gökten lapa lapa üstüme,yanmam gereği yapılmadı ise şayet.
Memleketin suyu olsan,denizi olsan köyümün,
mavi gezegenimin bulunmaz hint okyanusu olsan,
Kaynatmam seni o yazılı yüz'lerde asla,
uçup gidemezsin gözlerimden; izin vermem...
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Hasretler sulamaz,beslemez sevdayı o zaman mesela.
Birbirinin avuçlarında filizlenir yaprak açar büyür 
aşıklar,bir yağmur ertesini,ıslak toprakh kokar elleri sevenlerin o zaman mesela...
İçimde dolaşan bu gölge kimdir,ya bu kızgın hisler kime ait...
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Bilirim,yüreğim tektir de,ya bu içinde mekan tutan kimdir...?
Kaldırmaz o vakit sular,seller,denizler bizi...
Yüzemez balıklardan gayrısı sudan yolları;
Denizler ay misali, sen misali, yalnız şiirliktir...


10.28 fin.


*  "Eşitsizlikçi saygı" ifadesi,
Alâeddin Şenel'in  Bilim ve Gelecek dergisi için yazdığı "saygı ve tapınma" yazısından.

6 Temmuz 2026 Pazartesi

Yavuzuyum yüreğin çölünün

 
Oturmuşum tanrının şehrine,karşımda göklerden büyük iki dağ yüzüyor sevgilim.
Birine bakıp çiziyorum yüzünü etimin kağıtlarına.
Kızgın şişlerden daha can yakar kurşun kalemim,
Lavlardan,ve dahi güneşinden yüzünün...
Cenneti yüreğimiz heybesine saklamış çoktan Hüda sevgilim.
Ve acıkmanı bekliyor belimde sarılı o sıcak ekmek.
Şiirler ile sövüyorum seyr-i sefere,
Savaşlar ile ölüyorum hergün her gün yeniden,
Satırların ile nefes alıyorum son bir kez daha doğup belkide...
Oturmuşum tanrının şehrine,karşımda göklerden büyük iki dağ yüzüyor sevgilim.
Birine bakıp çiziyorum yüzünü etimin kağıtlarına.
Kızgın şişlerden daha can yakar sessizlikteki yüzün,
Lavlardan,ve dahi volkanların saklı kalbinden ömrünün.
Cenneti bir çocuğun avuçlarının kokusuna saklamış çoktan Canan sevgilim.
Ve seni bekliyor belimde asırlardır sarılı o sıcak hasret.
Şiirler ile sövüyorum sevda-i harbine,aramızdaki bu sahradan katedilemez denen kifayetsiz mesafelere;
Yavuzuyum yüreğin çölünün...
Kadim dağlar yüzüğüm,
Leydim,
Dövülemez çeliğim,
Gül yaprağım,
Biberiye yağım,
Hurma çekirdeğim,
Zeytin dalım,
Yavuzuyum yüreğin çölünün;
Seni seviyorum...



11.18 kutsal emanetlerimi sakladığım bir kuytudur sen hiç bilmesen de,yüzün...