14 Mayıs 2026 Perşembe

Ve çölün başını okşuyor kaynayan kumlarından "sevmek"

 
Ellerim eski yağ tenekesi bir saksı,
Ruhum saksıda bir pamuk tarlası.
Kurak dudaklarım içine içine mırıldanıyor beklediği yağmurları.
Ve çölün başını okşuyor kaynayan kumlarından "sevmek" ,
En sakininden,en afillisinden hem de...
Ve kulağıma sokulup amin diyor uğur böcekleri,
Kuşlar ebelemece oynuyor ağaçlardan göklerden koşup birbirine,
Ve saklankaç'ında tüm çocuk yılanlar mayısında düşlerinin...
Adı şifa zehre sürülü dudaklarının,
Uzanıp öpsem dayanamam ey mis kokan kırmızı elma'm,
İstemsiz ısırıp tadına bakmak isterim aşk'ının üzgünüm...
Hangi günah atacak ise beni cehenneme sen bahanesi ile,söyle beklemesin,
herşeyden önce hemen atsın,çünkü tutamam kendimi,duramam;
Cezamı vursun yüzüme,zaten yanan bu emanet-i bedeni varsın hemen benden alsın...
Ellerim eski yağ tenekesi bir saksı,
Ruhum saksıda bir pamuk tarlası.
Kurak dudaklarım içine içine mırıldanıyor beklediği yağmurları.
Ve çölün başını okşuyor kaynayan kumlarından "sevmek" ,
Söylesinler sana çoktan toprak olduysam şayet eğer,
Çıkar al bu emanet bedenden etimden kırıp göğsümün kemikten kafesini,al emanetin yüreğimi benden,
Zaten hep yaptığı gibi,bundan sonra başucunda avuçlarında yalnız senin uğruna atsın...

Ellerim eski yağ tenekesi bir saksı,
Ruhum saksıda bir pamuk tarlası.
Kurak dudaklarım içine içine mırıldanıyor beklediği yağmurları.
Ve çölün başını okşuyor kaynayan kumlarından "sevmek" ,
Ve ip olup üzerine işleniyor ruhum pamuktan bir elbise,hatta belki bir gelinliğe dönüşüp...



09.12 hayaller,kabuslar ve susuzluk.

rotasız sevmeler atlası kafam denen toprak mezar

 
Dans ediyor gölgesinde bir sehpanın bir bardaktaki resim,
Üç beş adam hoplayıp zıplıyor sanki,bilemedim.
Kapıda küçük bir insanın pantolonları asılı kurumaya yakın,gülümsedim...
Ne yapsam ne etsem,bir türlü sönemedim,
Yaz yaz tükenemedim,kendimi tüketemedim...
Dans ediyor gölgesinde bir sehpanın bir bardaktaki resim,
Üç beş adam hoplayıp zıplıyor sanki,bilemedim.
Dolup dolup taşıyorum,
durmadan,durmadan,durmadan,yoruldum inan;
Sanırım,bir güneş gibi asla sönmeden,yana yana öleceğim...
Dans ediyor gölgesinde bir sehpanın bir bardaktaki resim,
Üç beş adam hoplayıp zıplıyor sanki,bilemedim.
Sorsalar,susarım belki,
Ama,
Seni çok özledim...


08.46 bir diyardan bir diyara,bir alemden bir aleme,bir düşten bir düşe...rotasız sevmeler atlası kafam denen toprak mezar...

Kim kimin definesi,kim kimi sakladı izinsiz diyarlara inan bilemedim...

amin,amen ve düşler

 
Kapat gözlerini,
Sorma soru,
Yıkık duvarlar üzerine sevişelim sevgilim,
Varsın olmasın o üç katlı mavi pancur güç bir rüya,tek gerçeğimiz,
O bal kabağı arabalar,o gazozdan denizler varsın hiç olmasın,
Kapat gözlerini,
Sorma soru,
Bırak kulağımızı doldursun tabağımız gibi kuşlar,rüzgarlar ve ağaçlar;
Biz sessizce yıllar boyu öpüşelim...
Kapat gözlerini,
Sorma soru,
Bırak okusun hoca duamızı,
Yıkasın bizi yağmurların bidonlara hapsedilmiş dinlenmiş suyu,
Biz elele cennete yürüyelim...
Kapat gözlerini,
Sorma soru,
Güzel miydi kötü müydü yaşamak,
İyi miyiz yoksa kötü mü,
Boşver,
Haydi bırakalım kendimizi bizi isteyen yeşil uçurumuna tanrının,
Adı ölmek ise bu yolun,
Bırak ölelim sımsıkı sarılıp birbirimize;
Kokumuz sinsin birbirimize,
Hiç ayrılmayalım...


08.29 amin,amen ve düşler.

* ps: pancur; bile isteye hatamdır,nasıl yazıldığını bildiğim hatalarımdandır...

Ve yüzünü boyadı bir hamamböceği

 
Ve yüzünü boyadı bir hamamböceği,
Belki severler onu bu sefer diye belki,
Ne vardı ki sıcacık odaları sevmesinde dışarıda sonsuz kış soğukları...
Hem hamamlar sıcacıktı,tertemizdi,sabun kokardı,
Peki orayı sevmek neden günahtı.
Hızlı koşuyorum diye neden bu korku bilemedim inan hiç,
Koca koca atlardan korkmuyorlardı hiç oysa,
Seviyorlardı onların yüzünü,
Besliyorlardı onları kendi elleri ile üstelik...
Sevilmek,neden bu kadar zordu ki,öğrenemedim.
Ve yüzünü boyadı bir hamamböceği,
Belki severler onu bu sefer diye belki,
Birbirine kızdılar hep,bombalar yaptılar attılar,
Öldürmek için hep;ama ölenleri yemediler bile,
hiç anlayamadım anne...
binlerce ölü yanmış beden,yatıyor yerlerde nedensizce...peki neden...
Çok korktum o patlamalarda,
Yerlerin en diplerine dek koştum dokunamasın bana o koca koca ateş denizleri,okyanusları hiç ama hiç diye...
Toprak sarılır çünkü daima bana,sen öğretmiştin,
Ve Tanrımdan armağan sırtımdaki yanmaz kırılmaz zırhım bana...
Unuttular galiba,beni de Tanrım sevdi ve yarattı...
Ve yüzünü boyadı bir hamamböceği,
Belki severler onu bu sefer diye belki,
Ne vardı ki uçmayı öğrendiyse kuşları izleyip kıskanıp sonra,
Ne vardı ki insanı sevip merak edip konuşabilmek umuduyla yaklaştıysa sonra,
Çığlıklar,çığlıklar,çığlıklar,
Tıpkı bombalar gibi çınlıyorlar antenlerimde,
Çitalar kadar hızlı koşmalıyım diyorum kendi kendime,
taaa o en güvendiğim yerlere dek,
Yerin binlerce adım derinlerine kadar...
Çok korkuyorum anne,
Neden sevmezler ki beni bir uğur böceği,bir kedi,bir at gibi;
Kıskanıyorum,susuz bir toprakmışcasına dayanamayıp çatlarcasına inan,
Ben de uçtum hoşlarına gidebilmek için oysa tıpkı bir kelebek gibi...


07.53 sevmeler üzerine; sevilme düşlerini işliyor gözlerimize içimize baharda,hergün yeniden uyandığını sandığımız,oysa hiç uyumayan ve yüzünü inatla bizlere gösteren gülümseyen tüm yorgun güneşler...

Paramparça aşklar ve dervişler

 
Yarım kalmış,yıkılmıştı camiler,
Sanki bombalanmış gibi,
İçi görünüyordu açık yaralarından gibi,
Kan kaybı misali ıslanmış aşağı sarkan halılar kenarlarından yağan yağmurları damlıyordu kan damlarmış gibi...
Tek minareye tutunmuştu sağından bir asa gibi sanki.
Yaralıydı ezelden adem'den kalbi,
Yaralıydı "inanmak" gözlerinde artık tamamen sanki...
Yarım kalmış,yıkılmıştı camiler,
Sanki bombalanmış gibi,
İçi görünüyordu açık yaralarından aşk'ın,sevmenin ve iman'ın...
Ateşsiz yangınlara düşmüştü ruhu,
Kar yakıyordu teninde kış'ı,
Aşk öpüyordu perçemi altında alnından onu...
Yarım kalmış,yıkılmıştı camiler,
Sanki bombalanmış gibi,
İçi görünüyordu açık yaralarından tüm kendini tutmaların,bir adım atmamaların şimdi...
Üşüyordu kan kaybı ceplerinde usul usul,
Ve uyumak,çağırıyordu ısrarla kapısız geçitlerden seni saniyelerde süzüleceğin tüm kainatlara...
Çürümüş sevmeler bahçesi...
Paramparça aşklar ve dervişler kahvesi...


21.13 kapısız geçitler,anahtarsız düşler zamanı kan kaybeden bileklerde...

13 Mayıs 2026 Çarşamba

Ölemem bile

 
Savaşırım tüm canavarlarla ve devler ile,
Tükettim hepsini,korku yok hiç,kalmamış ceplerimde.
Atlarım atlanmaz yerleri,uçarım uçulmaz yarları,
Bir adım dahi geri atmam,durmam,duraksamam kati.
Ateşe koşarım,lavlara basar geçerim tüm savaşları,
Yaparım her şeyi,en yapılmazları dahi,
Ama,
Elimde değil,
Ölemem bile;
Bırakamam seni...


16.14 kaç piano notası daha gerekli dumanı üzerimde iken hala,kesilen tenimi dikmene...

12 Mayıs 2026 Salı

sonsuz son'lar topacının ipini sarıyor mavi gökte beyaz kefen bulutlar

 
Demlenen çaylar kasabası içim sevgilim;
Dışarıda bin savaş,bin dert,bin hainlik var sevgilim,
Dışarıda zelzeleler,dışarıda bombalar sallıyor boş beşikleri yıkık evlerde,
Kadim ruhlar bizi çağırıyor sevgilim,
Bizi çığırıyor baharın cesur çocukları ve kırlangıçlar...
Demlenen çaylar kasabası içim sevgilim;
Dışarıda bin hayal,bin umut,tek sevda'n var sevgilim,
Ve ben artık kendi çayımı demliyorum,
İçime çekiyorum kocaman,kokluyorum dünki dem'i soğumuş çanağından sevgilim...
Zaman,ellerimizden akıp düşüp gidiyor hep zamandaki gibi,değişen bir şey yok yani,
Ama farkediyoruz artık biz de,
umursamazlığımızın ekim'i gelmiş kapımıza artık,
Solmuş pervasızlığımız artık,kopmuş dalımızdan istemesek de...
Demlenen çaylar kasabası içim sevgilim;
Dışarıda bin sen,bin ben,bin kıyamet var sevgilim,
Sana has,sana yazılanı değilse eğer tadı,anlamı,kokusu yok...
Manası yok;
Varsa eğer içinde sana has bir son,
Beğen beğenebilirsen...


09.13 sonsuz son'lar topacının ipini sarıyor mavi gökte beyaz kefen bulutlar...