5 Eylül 2026 Cumartesi

birinci kapının önünde

 
Bir cephe ortası.
Sinmişim kazılı kabirden toprağa.
Üzerimde bir mahşer kaynıyor.
Gömmüşüm başımı dev tavuklar misali toprağa.
Beklemenin faydası yok,
Elimde titreyen bir demir cehennem,
Elimde şiirler ve hayaller,
Gözlerimde toz,toprak sızılar,en güzel dünler ve gülüşler.
Düşersem kim toplar ki ardımdan bu biriktirdiğim en parlak,en güzel yeni misketler gibi camdan parlayan geçmişlerimi...
Bir cephe ortası.
Sinmişim kazılı kabirden toprağa.
Üzerimde bir mahşer kaynıyor.
Ağzımda bir dua,sıcacık ve lezzetli,
Taze bir kurabiye misali dilimden ruhuma dağılıyor...
Gülümsetiyor beni,unutuyorum bir saniye için şu deli başımdaki her cehennemi...
Kazandık mı,kaybettik mi,hepsi aynı bu kuytuda,
Bilmek imkansız;
Üzerime koşan,müjdeli haberi bekliyorum bi umutla sadece,
Oysa her an aynı,her an cennet,her an cehennem ve akıp dökülen bu kıymetli zaman...
Bir cephe ortası.
Sinmişim kazılı kabirden toprağa.
Üzerimde bir mahşer kaynıyor.
Aşık oldum.
Eğildim toprağı öptüm nedense ilk defa.
Öldüm mü,yaşıyor muyum hala bilmiyorum inan;
Hepsi aynı görünüyor bakınca buradan...
Tüm cennetler,
Tüm cehennemler sizin olsun;
Bildim dediniz,
Kazandık dediniz yanıldınız,hata ettiniz.
Öğrenemediniz.
Ders devam etti,
Kardı,yuvarlandı,çığ oldu önümüze düştü;
Bir güneş açtı,eridi ölüm,sel oldu bilmek,
Sevmek,uçsuz bucaksız bir gemi oldu; ve yola düştü...
Nuh'un bir kağıt gemisi vardı,katladı.
Üzerine seni yazdı...


10.28 ders bir.yetmiş kapı var seferde.bir ömür; ve hala birinci kapının önünde.

kab

 
Armand Amar dinliyorum.
Gök,çimen,bulut karşımda,
Bir gün,bir güneş lazım gelir diyorum bu kab'a,
Sessiz,içimden...
Ağzıma bir kaşık bal çalıyor ruhum susturmak için içimdeki bu canavarı...
Van balım,
Hangi çiçekleri sırladın sihrine ve zehirledin gözlerimi; söyle.
İlmin de faydası yok ya şu saatten sonra; olsun yine,yine de...
Devden dev ruhumu,
Bir tırtıla emanet ettim,
Candan caydım,
Ve uyudum...


09.59 sabah-ı şeriflerin hayrolsun ey sultanım.

4 Eylül 2026 Cuma

Biberiye kentler kabri


Biberiye kentler kabri.
Üflesen bir fırtına düşer gözlerinin eteklerinde gönlünün güzel dağına...
Gülsen,bi gülsen,
Bahar doğar yeşili öper yüzünün taze dalında...
Aşk,mevsim olur avuçlarının sıcacık takvim duvarlarında...
Dudaklarına gerdiler,çivilediler beni,
Kelimelerini diktiler kaldırıp toprağıma,
Fırlatıp attılar sıcak kanımı ve merhametsiz savurmalara...
Biberiye kentler kabri.
Kekik kokulu dualar sarıp okşar sızlayan göğsümde kalbimi,
Gelmesen de,
Yine de sen tutarsın uçuşan kurtulan ruhumdan ellerimi,
Düşün yeter de artar bile bana,
Olmasan da olur,yani...
Acı çaylar bahçem,
Bahar sonum,
Kan yıkayan,yüz üşüten yağmurum,
Sen benimsin,
Ben senin;
Merak etme,
Her sapkınlıktan bin ışık yılı uzak her kelimem ve harfim,
Sen benimsin,
Ben senin;
Aborjin dilim,kalbim,
Yalan bilmez göğsümde nefesim,
Tut elimi,sarıl gövdeme haydi,
Bu son reverans,son dans,
Düşünmeye an yok kalmadı da daha artık,
Durma,tut elimi,düşüp aşk'ın kabrine ölelim...
Biberiye kentler kabri.
Yeşilden bir cennet örtsün kekiklerden,gelinciklerden üşüyen açık kalmış üstümüzü...
Elele,dudak dudağa,kapatalım gözlerimizi...


09.46 son dua.

Gökte tanrılar kıskansın


Ağzımızda,bize sormadan,izinsiz pas tadı bir sabah.
Kara porselen bardak,
Hissediyorum...ve üç nokta.
Beni şaman kadınlar sevdi,öptü,büyüttü sevgilim...
Adı Gece,adı Toros atımın,bilmelisin...
Demlik,unutulmuş yıkanmış.
Oysa ben severim ağlamış dinlenmiş dün çayını.
Bilmeliydin.
Bir temizlik günü ardı;
Alttaki sehpalardan birini aldım,unutulmuş tozlu kalmış,
Gülümsedim,mutlu kaldım.
Umrumda değil tozlu yada değil,
Umrumda değil,temiz yada kendince pis...
Sen kal yeter,bana...
Sıcak bir çay içmek için,sence de biraz üşümemiz mi lazım...?
O zaman,bırak üşüsün tüm martılar...
Çay ile yıka toz toprak kir denilen şu cansız soğumuş tenimi,etimi...
gıdıklansam da,
Kıpırdamam,sana söz.
Tenimde cayır cayır bir yangın,
Karşımdan geliyor dört nala kar kıyamet bir poyrazlı firtına...
Yine de;
Aç haydi durma duvarda çarmıha gerilmiş,
Haince çivilenmiş şu kutsal kış makinasını;
Üflesin yüzümüze şu yalan kış'tan nefeslerini,
bırakalım kandırsın bizi ve içimizi...
Bırak kapatma perdeleri,
Kapatma gözlerini,
Gün aydınlık kalsın,
Varsın güneş izlesin bizi,
Sevişelim,
Gökte tanrılar kıskansın,
Bırak,
Sadece tüller uçuşup bizi bizden gize sürüp saklasın...


09.13 üşüyen yazlar sabahı.

Ma'lûm

 
Kaç arşın kaç adım kaç metresin ey beden dağım,
Ey içimdeki umman kuyu,fısılda,ey ruhumdaki deniz...
Yürüdüm yürüdüm,hala kendimi bulamadım...
Düştüm dibime,karanlık bir denize,
Hala ölmedim;
Sanırım aptalım,
Ne istiyorsun söyle lütfen ey tanrım,
Üzgünüm,
Bir türlü anlamadım...
Ney'lerin rüzgarı eyler sökük ruhum yelkeninden okşayıp beni...
Kaç arşın kaç adım kaç metresin ey beden dağım,
Ey içimdeki umman kuyu,fısılda,ey ruhumdaki deniz...
Kayboldum,
Yürümez oldum,durdum...
Tut elimi,ateş uzat,ışık ver...
Ne kendim,ne yol, hiç göremez oldum...
İlmini unuttum,
Sar ıslak kumaşını başıma,gözüme,
Koru çöl rüzgarını,kumunu gazabımdan;
Bir sandalye uzatmışlar oturmam için,
Damatlığımı giymişim,bilmem ki niye...?
İstesem de ölemem;
Bu düğün kimin,bu yol nerenin,bu savaş nerede açacak kan çiçeklerini,sorsam,lütfen söyler misin...
Kaç arşın kaç adım kaç metresin ey beden dağım,
Ey içimdeki umman kuyu,fısılda,ey ruhumdaki deniz...
Bulamadım,bulamam kendimi...
Ma'lûm; bilirim,
Yine de bildim diyemem,
Ve bir çocuğum hala başı önünde,
Lütfen,yeniden,tut şu hala çocuk ellerimi...


08.22 an.

Tüm denizlerin atları senin olsun

 
Elma kabukları,tuzda düşüp uyuyakalmış kekik,
Dökülmüş üç menekşeden biri,düşmüş dibine aynı güzelliğinde hala adımlarının...
Bir tik taklar sesine kurban edilmiş az önce sanki şu gencecik tazeliğinde yeşilden çalınan bu kadim şehir...
Gülün kokusunu sür burnunun yamacına sevgilim,
Kabını,küpünü bas,ve zihnindeki tüm putları kır devir...
Kalmasın hiç şüphen,
Yesin kenelerini bir bir gül kokuna uçup gelen bülbüller...
Üstü huzurdan sakin bir örtü sanki,
Altında dönüyor,görüyorum fırtınalı rüzgarlar ve akıntılar...
Bir bardak çay yeter oysa ki ardımıza,herşeyi unutmamıza;
Başlarız yeniden o "ilk gün" gibi tohum kokusu,
ve yeşil filiz sesi fısıltısında kutsal ve derin...
Kalmasın hiç şüphen,
Ölsek de ölemeyiz biz seninle,
Yaşarız bir damla ışık ile eriyip karışıp binlerce yıl seninle elele.
Galaksilerce kovaladılar inan beni,
Yakalayamadılar yine de oysa ki...
Kimselere söylemedim bende kalsın,
Bir tek sana açılı o sır;
Kayan bir yıldızın kuyruğuna tutundum sımsıkı,
Arap atları çekilsin,sussun,
Tüm denizlerin atları senin olsun,hediyemdir,inan bana sevgilim;
Ama yine de bilmelisin,
Kim bir yıldızdan daha hızlı koşabilir ki...
Deniz kenarındaki taşların rengine sakladım seni,
Bin desen bin renksin,satır satır,harf harf ve sanki,
Ne damlattın içime,ne üfledin nefesime ki yapışıp kaldın etime,ciğerime inan bilmiyorum;
Yüreğimde bir gölge ve içimde kadim bilge bir simyacı suluyor her günü,tüm kainatı gözlerimde...
Sabahın seheri doğdu işte,
Cenneti alnından içmeye yürüyorum şimdi çıplak adım; sessizce bir bir...
Teslimim ezelden,ruhumdan sana,
Ve al,yak yık sarıl öp misal alemi şehrimden beni;
Çünkü,
Tüm rüyalarım senin...


10.26 fin.

2 Eylül 2026 Çarşamba

Of all the graves that have died within my chest until now

 
Sky, earth, cloud.
The name of the birds.
Star.
The name of the cat.
Oxygen.
The very essence of all loves—of the fires within us that have ignited a thousand times over and turned to ash just as often. We have walked away.
We have forsaken our homeland.
Left first motherless, then fatherless. Clearly,
We have long since been forgotten...
A ghostly ancient city, a street of lost souls—hidden deep within me, in the ache of my heart...
I am a mountain slope in spring, pulling its green blanket over itself, carefree as a child’s heart...
Lego buildings made of prayer cards and vitamin boxes lie before me...
Now, who will cradle my head, who will hold me close, who will breathe in the scent of my hair as if I were made of their own flesh—tell me...
Tell me, so I may run at once to the skirts of those utopias...
I wouldn't pause for even a second, believe me...
Sky, earth, cloud.
The name of the birds.
Star.
The cat's name.
Oxygen.
The middle name of all those aching breaths, and of the hidden tears buried in salt-stained cheeks—preserved so they wouldn't spoil or go foul.
We have been cast into the deep, dark well of loneliness.
We have been frightened by the starless darkness of a life devoid of dreams.
"Pitch-black" is the name of the secret notebook I keep within...
Living is a nest, you see;
The time to fly south has long since come for those who raised us;
Yet we—we still haven't grown up.
You looked deep into my heart as you cradled my face and eyes in your hands, As if to say, "Don't worry, I will protect you from every season, from the cold, and from those killer snows with their innocent gaze"...
You looked at me...
Nothing else mattered; it never did...
Let the palaces be yours; for me, loving is enough, my love.
Unlike anyone else...
Sky, earth, cloud.
The name of the birds.
Star.
The cat's name.
Oxygen.
The middle name of all the graves that have died within my chest until now,
Of all those lines—that legacy of love—clutched in departed hands,
Of those gazes—steeped in magic, rubbed with the secret of that sacred first moment and the unknown...
Does every breath have a name, my love? Does every wound, every scab dried in blood,
Every ache, every pang of suffering have a name?
Does every glance, or every smile—in distinct moments and joys—
Does every kiss of yours have a name, for instance, my love?
For the moment is different, the feeling is different, the level is different...
They wouldn't understand even if you explained, anyway, but...
Never mind,
Or,
If you were to let it go,
Let it be enough that *we* know; my love... After all, isn't this life—this act of living—still and always so wonderfully, "çiçimamatoştik"-whimsically peculiar-...

10.17—whose name do these dreams bear?