12 Mart 2026 Perşembe

sonsuz son'lar tramvayı

 
Tüm insanların akıp gidişlerini seyrediyorum sıcak trenlerin ardından sevgilim.
Yığınlar dökülüyor gözlerimin önünden şelalelerden,
ağırlığının kaderine kapılıp düşen sular misali...
Bir kadın,bir kediye bakıp uzaktan gülümsüyor bugününe ve sonra,
Buzdan adımlarımıza inat ben buradayım diyor yüzümüzde üşüyen ruhumuza güneş.
Kendi ellerimizde,bir avuç camlarda yalancı pencerelerine hapsolmuş gözlerimiz sözde yarınların sevgilim,
Ve ben; bu gözlerimizin bir avuçluk hapishanesinde,bu yaşamaya devam eden mahşerinde ucuz bugünlerin,
her adımımda seni arıyorum avlusunda ömrün sevgilim.
Kuşlar ölüyor yol kenarlarında bir kaç tozlu kırık buğday,bir kaç kırıntı uğruna sevgilim.
Aylardan Mart,ve güneş soğuk bıçağını vuruyor yüzümüze acımasızca,
Gülüşüyor yollarda çocuklar,
Martıların valsi güvercinler arasında,
Beyaz bulutlardan battaniyesini çekiyor üzerine mavi gök,
Rengi toprak gözlerinden baharın beyaz yaseminleri açıp esip kokuyor misler gibi sevgilim,
Seni örtüyorum üzerime kapatıp gözlerimi yaşamanın her satırına,
Ve mezar taşım gelincikler sadece dudaklarından dökülen taze dualar ile sulanan yemyeşil sonsuz bir çayırda...


19.30 sonsuz son'lar tramvayında.

8 Mart 2026 Pazar

Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine

 
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Boyuyorum ağaçları,sonsuz yeşilden bir ormanı,dağları yolları,göğü,denizi...
Sonra uzanıp öpüyorum üşümüş,ılık alnından toprağı.
Güllerin kadife yaprağına yüzümü sürüyorum,
Onları tek tek sevdiğimi kulaklarına fısıldıyorum,
saçlarından öpüyorum bir bir onları...
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Filmler sonbahar yaprakları gibi sararıp solup düşüyor sinemaların dallarından,
Kediler dileniyor aşk'ı gelip geçen insanların gözlerinden sevgilim,
Ve o güzel çiçeklerin bekçisi şaman ruhuyla o muhterem kadim teyze ışınlanmış zamanın başka boyutlarına sanırım,başka başka aşklara bilgeliğin tohumlarını serpmeye;
Uzun zaman oldu,görmüyorum...
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Tadı değişmiş evde demlediğim çayımın,neden bilmem.
Ekmekler başka kokuyor artık,aşklar başka bitiyor 
Yaralanmış kanlı avuçlarda...
Neden sormam.
Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Haftada iki görsem şans eseri,
zenginim Allahım,teşekkür ederim;
Cumartesi gurbetiz,hasretim.
Herkesin aksine,pazar ertesini sırf sen ihtimali,
iple çekerim...
Seni görene dek penceremde,göklerden bin şiir sürer,ekerim.
Gördüğüm an sokağın köşesinde adımlarını,
Kurur zihnimde bin şiir sanki,tüm ölümleri aklımdan bir rüzgarın tokadı misali sallar dibime dökerim;
Yeniden tohum kırarım,en derininden bir nefes alır,filiz verir ve tekrar başlarım yaşamaya,
Bu sefer en güzelinden,
Bu sefer en korkusuz,
Bu sefer en teslim;yüreğimden,taa içimin içinden,içimin en saklı yerinden...

Yedi dilde günleri yazıyorum dilimden ismine,
Sığmıyor,sekizi istiyor harfler,taşıyor isminden dünler,bugünler ve tüm umuda gebe yarınlar...


14.23 Heute ist Montag.

6 Mart 2026 Cuma

Demli çaylar sokağı

 
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Deniz kenarında oturduğumuz çay bahçesi sular altında kalmış,gitmiş belli ki buradan çok çok uzaklara...
Bir deniz altı antik şehri demek artık kutsal dünlerimiz sevgilim;
Ve rüyalar buğulanıyor sisli sabahlıklarını giyinip,salınıp kızıl şafaklara,
Sokaktaki koyuna benzeyen ihtiyar paspas köpek kanat çırpmış çoktan güneydeki sıcaklara...
Anne sana geliyorum,
Özledim,dizine uzanıyorum,haydi lütfen,tekrar saçlarımı okşa.
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Çocuk gitarlar kursunun cam önünden geçiyorum da sonra,
Gelemediğim kaçırdığım şarkılara pişmanım ve hala...
Kamyonlar kavun taşıyor kanımda,
ve sevdan bir ateş kalbimdeki köy evimin ocağında hala...
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Saklambaç oynayan kediler sokağı yüzün,
Kim sırnaşsa sobeleniyor hemen güneşe,
Kim gırrrlasa iyileşiyor tüm mutsuz yüzleri sabahın...
Demli çaylar sokağından çıktım yürüyorum sana,
Üç dua bir dilek yazılı boynumdaki mor muskada,
Taze çay yapraklarının kokusuna sürüyorum yüzümü,dudaklarımı,
Saçlarının uçuşan örtüsünden uyanabilmek için tekrar yüzünün güzel kokusuna...



21.50 uyumak için geç,ölmek için çok erken saati ömrün be sevgilim.

5 Mart 2026 Perşembe

elinden ekmek yiyen kuşlar parkında

 
Bahar ve gözlerimizde açan bir film misali şu taze çiçek dalları aşklar;
Ah bu yaşamak ne güzel dedirten anları kış'ı ılık nefeslerinin...
Burna vuran çıra'nın kokusu,çamda akmış donup kozalanmış sakızlar...
Tam da kendini kaybettiğin,arayıp arayıp bulamadığın o anda,
Yamacına sokulup sevdiğini sana fısıldayan bir kedi,
Ve elinden ekmek yiyen kuşlar parkında beklerim seni,
Ah bu yaşamak ne güzel dedirten anları kış'ı ılık nefeslerinin...
Mart,sobanın başında bana kazak ören bir anne gibi ısıtıyor sarılıp içimizi,
Ve eninde sonunda sevgilim,
üşümek Allah'ın emri.


08.39 bahar çalmış kapımızı,duymamışız.

1 Mart 2026 Pazar

kızıl şafakları kim boyadı gökte

 
Yorulan neşeler kumpanyası.
Aklımın tüm düşlerini soyunması.
Yüreğimin kemik parmaklıkları,
Sevda hapishanem.
Limon yaprakları,biberiye ve karınca.
Saatler,vakitler ve uçuşan takvim yaprakları.
Hayaller,cellatlar ve şiirler.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Düş kırıklarım,rüya depremlerim,aklımın seli.
İçimin okyanusları,kıyametten de büyük dev dalgaları,
kırıntı aşklar,gırgır kediler günlüğü.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Artık emekli olmak isteyen tüm savaş hırsları.
Aç bitaplar,susuz kurumuş çimler imparatorluğu.
Ve durmadan çalışan çalışan çalışan arılar,karıncalar...
Kaç savaşa hayır diyecek bu gönül peki,
Kaç gün geçecek tenimizde kuruyan kanın kabuğundan...
Kaplumbağa yaralar zamanı,
Yara kabuklarının ardına kaçıp saklanan kırgın ruhlar...
Yorulan neşeler kumpanyası.
Yalanlar,yalanlar ve yalanlar ile dolu dudaklar.
Dünyanın kendi renklerinden çalınan konserve boyalar.
Kim daha masum ve kim daha yalancı yarışmaları.
Yorulan neşeler kumpanyası.
Sence de zamanı gelmedi mi...?
Haydi taştan kınına saplanmış kılıcımızı çekelim ya artık...


17.17 kızıl şafakları kim boyadı gökte.

dönen kainatlar atlıkarıncası

 
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Bi seninle konuştum ben biliyor musun,
Geceyi bi sana anlattım,döktüm.
Eteğimden tutuşmuş taşları bir bir seninle el yakıp sulara firlattım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Bi o 'na yazdım ben biliyor musun,
İçimi,dünümü,gözümdeki yarınları bi o' na demledim,döktüm.
Avcumda acıyan geçmişin nasırlarını bi o' nunla okşadım sardım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Vuruldum uyudum,bir su'ya düştüm karıştım,
Kanımı,canımı su'da yıkadım,
süzüldüm su'yun yüzünde,
su'ya bıraktım canımı kanımı,
temizlendim,arındım...
Gözümden perde kırdım,
Başka oldum; başka diyara geçtim,yürüdüm...
Uyudum,uyudum,uyudum yüz yıl...;
Öldüm,
yazılmış,bile bile karalanmış,yer yer silinmiş bir kağıttan göremediğim bir deliğe düştüm,
bembeyazdı,bembeyazdım,
bilmez idim,
Yaşamaktan düştüm,bir cehennemden tutuşup bana temiz tutulmuş cennetime arayıp arayıp bulamayıp,
uyandım...

Ve gözümü bir O'nunla açtım...


12.10 dönen kainatlar atlıkarıncası.
at'a binen karıncanın atlası.

28 Şubat 2026 Cumartesi

yürüyen bin kırmızı okyanus

 
Işıldayan,kınından yeni çekilmiş tertemiz baltalara yansıyıp düşüyor masmavi gök,
beyazdan beyaz bulutlar süzülüyor usul usul yürüyüp geçercesine baltanın yüzü üzerinden;
bir sefere niyetlenmiş gidercesine...

Ser'den geçmiş çoktan göğe eren kuşlar,
göğercinler,kutsal satırların taşıyıcıları,
uçuyor tepesinde savaşa yürüyen tüm o kadim ruhların,
Ve kutsal şerbetini taşıyor otacılar mataralarında o çok uzaktaki cennet kapılarının...

Ağacımızın boğazına dayamışlar yepyeni baltalarını,tehdit ediyorlar sinsi bakışları ile tüm bu kutsal kadim toprakları,
çıplak ayak büyüdüğüm toprak rengim,çimenlerimin yeşili,
Kanımdaki yeminli kırmızı,akmaya hazır beslemek için seni,
bir damla su kalmayacak yalanı mevsim açmaz bu kulaklarda asla,inanma,
yarımdan ötemiz su içimde eğer ki ihtiyaç varsa,
ve korkma yürüyen bin kırmızı okyanus var ve nefes alıyor hala bu kadim topraklarda...
Uzan ağacımızın gölgesine,tırman dalına,sarıl anlat,
daima koru ve asla kestirme...
Bırak dolansın yaban domuzları dahi bahçende,beşerdendir nihayetinde,
lakin bir hain bile giremesin seyrine hayran toprağına bir ısırganını almaya,değil ellemeye bile...

Yeşilden öte sözler; yeşilden öteye sözler bunlar...
Alsın,ve uçursun ağzında bin diyara bu satırları tüm göğercinler...


09.00 Köleler,tanrılar ve hainler.