9 Ekim 2026 Cuma

yengecin diyeti

 
* Doğunun uzağıyım.
Irakım gökten,yazdan...
ve sürgünüm bal' a yüzünü, dilini sürmüş her nefes'ten...

Umman sularda,umman sulardan bir gezegenim.

Ey Sudan çıkmak isteyen; çıkan,suya mahkum,yüz metrelerce uzayan sahte yamalı ulama demirlerden zincirinde kendini hep özgür bilmiş lakin içten içe, asl-ı hakikati etinde,sütünde ve hücrelerinde daima hep bilen,gezegeninin ve kendinin,ve hatta ruhunun en masumu; 

Cebindeki aynasında beyaz giyen,kanadı tanrısı tarafından çekip kırılmış koparılmış ey göğünden itilen,

Sonsuzuna...,son sözüne..., hiç durmadan düşen o seçilmiş melek,ve aslında "iyilerin" kazandığı o savaşı her noktası ile,her zerresi ile,

Kaderinin üzerine ipsiz dikişsiz giyen,başkasının "kötüsü" bir tirat misali o kutsal bir damlacık olan ruhun;

Ey kendince kandırılamaz,ey asl-ı ezelinden kandırılmış safi...

Aç gözlerini,haydi...Sabah-ı şeriflerin hayr olsun...

Ey kin'den orkam,
Ey neşesi yunusumun,
Ey yengecin diyeti,
Ey dervişi duraksız yüzen yalnız kaplumbağalar yolumun...
Ey heryeri kaplayan,saran,dolduran solduran suyum,
Ey kutsal kıyametim,
Haydi durma doğ,ilk nefesini al,yansın ciğerin,
Ve yan,öldür ve öl,
Kesilsin gümüşi zincirin göbeğin bağından ve ruhundan,
Sonra uzan,bul ve öp beni çekip yazılı tüm yalancı mahşerlerin meydanlarından,söğüt yaprakların gölgelerinden dalından...


12.06 zor doğumlar seherim,tek batın kıyametler atlasım.

radyoda puslu,ağır bir roman çalıyordu kısıktan ateşinde

 
Bir baykuş durmuş telinde,susmuş,uzanmış gözleri ile benimle konuşmaya çalışıyor.
Oysa okuması yok dilimin bu diyarda.
Yani bir çocuk misaliyim,diyememişim...
Delirmişim herhalde,farkında değilim diyorum kendi kendime...
Gözleri bezlenmiş,bir bebek gibi ıslanmasın diye düşündüm de önce,
oysa kör bir kör ebenin nöbetiyim güzel günler koridorunda ve güzel günlerin öncesinde...
İki mavi ve yıldızların kelebekler misali uçuştuğu fezası penceremde,
Denizin mavisinde yüzüyor bir düğün gibi,
Ve şarkılar şakıyor bir bülbül gibi merhum ağaçlardan bir geminin güvertesinde.
Bir imam,oynayan sessiz dudaklarının hissesinde dua ediyor,üst kattaki bir hayat kadınının güneşin cebinden haksızca çaldığı kendince gölgesinde...


11.16 radyoda puslu,ağır bir roman çalıyordu demlenmiş,onu içilmeye muktedir,istemese de sıcak tutan kısıktan ateşinde.

kutsal muskalar hamamı

 
Bütün savaşımız "anlam" üzerine aslında.Buna yaşamak dahil,başarmak dahil,hepimizin muskası,tabusu,korkusu,amacı şu "ölüm" de dahil üstelik...

"Dünyanın en iyi okullarından biri" içerisinde; bir öğretiler sınıfında bir tahtanın önünde,yağarken az önce yazılan trajedinin ardından süzülen yağan tebeşir tozlarının taneleri usul usul,bir bir,bir noktanın ardından,tahtanın üzerinde, "asrın en büyük problemi" dedi ağzı dönüp küçük bir çocuğa sanki...

Çocuk,geri çekildi birazcık,uzun uzun baktı önce ,baktı baktı bu birbirine saldıran,birbirini kesen,bıçaklayan,süngüleyen,mızraklayan,
kan revan,rakamların anlamsız kaçıncı dünya savaşına ve aldı eline beyaz tozlu yumuşak hançerini kaderinin,uzandı ve "seni seviyorum" yazdı adımları rutininden topal bozulmuş ve birbirine asal uzak şekilde harfler ile bu manasız savaşın tam da üzerine...

"Ne yapıyorsun" dedi diz çöküp anlamadığı,lakin sakin görünmeye çalıştığı kızgınlığı ile "rakamlar tanrısı" eğilip gözlerine, 

" bu buzdan bir matematik,bir bardak sıcacık çikolata yada şiir değil..."

Tanrının dudaklarını,küçük işaret parmağı ile dokunup ilikledi ve kapattı önce,

Sonra uzanıp kulağına bilgece,derin,bir dervişin sesiyle fısıldadı,

" bildiğini sandığın her şeyi unut ve uyu üzerine önce,sonra yanmış ve soğumuş,dingin gözlerini aç,uyan,derin bir nefes al haydi çocuk..." dedi ruhunun bir bina büyüklüğündeki o kadim işlemeli kapısı eşiğinde ve çocuk...


* Ve eşiğe bastı kanadından topal bir yaban arısı bilmezliğince...


11.01 kutsal muskalar hamamı.

8 Ekim 2026 Perşembe

süslü mezar taşları,mermer ızdıraplar bahçesi bir zaman

 
Bir bağban idim,kör toprağa bin yılı verdim.
Kazdım kazdım,yağmur idim yağdım yürüdüm koştum utandım...
Bin karanfili ektim öptüm suladım,yine de çapa çapa yalnız bir gülü aradım.
Gördüm kahverengiyi sarıyı yeşili en derininden de,uzaktan bir kızıl goncayı seçtim gördüm ve koştum...
Ferhat oldum,bin diken tırmandım,
Ulaştım dokundum kokladım da vuslata,
Tutamadım kendimi,taştım,iki kadife yaprağın yedim...
Leyla,şirin,aslı...ey Tomris...ey sevda kadınları...
Bahçede sevda,ter ve nasır,
Yüreğimde beton camsız naylondan bir pencere bir göz oda ve yerde kefenim kadar bir hasır ile,
Hazırım sevdaya gülüm,
Hazırım yanan kavrulan etime,
ellerinden örülü çuvalın dolusu yaban'ın tuzuna,
nazın ile bilenmiş kaşına gözüne,
Düşüne,düşsüzlüğüne,
Suyuna,susuzluğuna,
Barışına savaşına,
Aç açına,huzur taşmış tokluğuna,
Sacda yeni pişen lavaş buğday sayfaları ve odun közü kokusuna,
Hazırım sevdaya gülüm,
Bin hasret doğsun taze fidanın  dalında,
Bin vuslat daha büyümeden sararsın solsun da,
Yine de mutluyum,
Yine de nasır elimde keskin namım ve kılıcım,
Hazırım her sefere,her cihada,her savaşa,
Hazırım bağıma,bağlama teline düşen bir tel saçının sıratına,
Hazırım sevdaya gülüm,
Hazırım sevdaya...
Ses etmem pusuda canımı isteyen yılanın tükürüğü sürülü o soysuz hin yarın'a...
Hazırım sevdaya gülüm,
Hazırım şehadetine tüm harplerinin,
Hazırım sevdaya...


10.31 süslü mezar taşları,mermer ızdıraplar bahçesi bir zaman.

7 Ekim 2026 Çarşamba

bir gül bin diken

 
Dört ayaklı hızırları gördüm,
Cam kanatlı yusufları uçtum.
Sordum sordum,aradığımı ulaşamadım.
Bin pupa bin koza bir ocak,ey kelebekler ordusu,
Yılkılar koşsun,ahal tekeler ey altın atlarım en önde yürüsün...
Amaç,yeşil yapraklarını dökmüş kışa kurumuş,
İlmin deryasında kayboldum küreksiz,forsasız kaldım..
Bir aşık idim,bin yalancı kovaladım,
Sordum sordum da,sorduğumu aradım aradım da bulamadım...


09.56 bir gül bin diken.

kırk kapı yar düşü


Aslımı yüzdüm etimden.
İki yavru aslanlı kadim kapı önünden.
Yürüdüm girdim kendimi içeri.
Ayağım takıldı düştüm hayallerimden.
Arnavut kaldırımlı kimsesiz sessiz bir park sabahı huzuru yüzümde.
Avımı yakaladım,kestim,çiğ çiğ yedim.
Mağarama girdim,uyudum kaçtım ve saklandım kendimden...
Bir banka oturmuş yapayalnız,kendime iki çay ısmarlıyorum.
Aslımı yüzdüm etimden.
İki yavru aslanlı kadim kapı önünden.
Yürüdüm girdim kendimi içeri.
Hüzünler kovanım,
Izdırap balım.
Çiçek çiçek mektup mektup gezdim topladım seni içimin çayırlarından.
Kızılca çamdan bir orman,
Bulutların da saçlarını taradım ve her sabah,
Ey karakovanım,
Dokunulmamışım,
Sevgi özüm,hoş simyacım,
Bir tutam sihirden dermanım...
Aslımı yüzdüm etimden.
İki yavru aslanlı kadim kapı önünden.
Yürüdüm girdim kendimi içeri.
Soğuyan çaylar üzerine not alıyorum seni,
Unutmamak için incecik detaylarını...
Ey kurtarma sınavım,
Kaybolduğum şu vefasız zamanda,
Boynumda kutsal çanım,alnımda nakışlı süsüm düşüm...
Ey hayat ağacım;
Kelimeler ne kadar da büyüse olsa da,dallarımız eğilse de,
İşte ne yaparsan yap bazen düşmüyor,dalında çürüyor...
Aslımı yüzdüm etimden.
İki yavru aslanlı kadim kapı önünden.
Yürüdüm girdim kendimi içeri.
Kırk kapı bin makam,varsın almasın yine de beni içeriye;
Basmam yine de hiçbir kadim eşiğe...
Uzanırım sormam,daha ilk kapı önüne...


09.35 kırk kapı yar düşü.

an ki, z raporu siftahlar zamanı

 
Kulağımda sabah yedinin sesleri.
Sen bana mevsim değilsin,belli.
Sen bana diyar değilsin.
O seheri,o seferi dönmeyecektim geri,belliydi.
Nasip değilsin...
Yağmurun duasındayız her daim,kızıl kıyamet bereket oysa toprağım.
Sen bana bahar değilsin,belli.
Sen bana nefes değilsin.
Karanlık gece hepsi insanların gayrı.
Sen bana nur değilsin,belli.
Yara,bere,kağıt bıçak,his kesiği içim,yüreğim.
Sen bana derman değilsin,belli.
Sen bana ferman değilsin...



07.45 an ki, z raporu siftahlar zamanı.