30 Haziran 2026 Salı

Morfinli yalanlar bahçesi

 
Morfinli yalanlar bahçesi.
Soysuz bahçevanlar ordusu kitleler.
Uyuşmuş tüm kandırılmalarımız,kalbimiz;
Sadece "yaşama çabasına" dönüşmüş yaşamak,
Gerçeklerden uzak...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Eli kelepçeli güller,ayakları prangalı saksılar zamanı zaman...
Nerede o özgür çayırlar,denizler okyanuslar kadar cesur,eli kılıçlı ormanlar...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Şehir surlarını soyunmuş,teslim olmuş zamana...
Nafile düşmanlar,düşler pazarı sevmek yalanı dillerinde...
Gerçeklerden uzak...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Uyuşmuş cesaretimiz,ve inandığını söyleyen yalancılar ile dolu o masmavi denizimiz...


13.04 zahmetli nefeslerin savaşı,bakışınıza elleri ile kopma pahasına sımsıkı tutunan size inanan gözlerim...

dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi

 
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Dandik marangoz işi,öldürülmüş bir ağaçtan divanında bu mülk-ü âlemin,
oturuyorum bekliyorum sessizce sadece...
Bu ağır ağrılar,tenimde arılar sızısı geçmişin zehri ah o pişmanlıklar;
Hepsinden suçluyum,hepsinden müebbet;
Ve hepsinden o güzel ruhların,bağışlayın beni,
özür dilerim...
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Yoruldum savaştan,savaşmaktan...
Yoruldum dört nala nefes almaktan.
Ve geçmiş karşıma üç narsist tosbaa,
Dövüyorlar beni dilleri ile hiç ama hiç durmadan;
At'ı ben bu savaşlarda ve bu mülk aleminde,
Seksen bin şehit ahal teke'm, ey ruhum;
Diyeceğim tek:
.iktirin lan oradan.
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Kalbim,ciğerim ve gözlerim.
Ya hislerim...
Kimi kesip hafiflesem azıcık inan bilmem,
Kimi kesip pişirsem doyar,erir içimde bilmem ki kinim...
Ah aah,ve
Diyeceğim tek:
.iktirin lan oradan.


10.54 bir bukowski gününden, kurutulmuş bir can yücel yaprağı düşmüş yeşil çayımdan.

zaman bıçaklar bizi düşlerimizden

 
Ah'ım dalına asılı göğün,hangi kuş uçsa görür.
Yükselir ak bulut siner tenine dava'm,
Hüküm ağırlaşır filler görünmez olur,oyun oynar,bulutlara saklanır;
düşer yerlere ölümün adı okyanus,sel olur...
Eski ihtiyar duvarlarımda,kırılası rekorlar asılı onlarca.
Çiçekler susamış,baba diye bağırıyor yaseminler bahçede,balkonda...
Mavi,yeşil,beyaz...
Üç kuş,üç düş var saklı her daim gönlümün koynunda...
Kalbimin cebinde mis kokan beyaz tertemiz bir mendil,
Yaşım beş,sekiz,seksen hatta bazı...
Bu kaçıncı kabrim,bu kaçıncı ölüm üzerime serpilen bilmiyorum,
Kozama girip girip yeniden doğduğum...
Ah'ım dalına asılı göğün,hangi kuş uçsa görür.
Yükselir ak bulut siner tenine dava'm,
Düşer yere ölüm,tohum olur toprakta her seferde bu bitişler,
yeşil filiz verir yüzünden gülüşünün can suyu ile sevmek ve düşler;
Adı sevda olur,
ölüm ağacının dalında en tepede açan o ilk kızıl çiçeğin...


10.30 zaman bıçaklar bizi düşlerimizden.

ve düşünde üç ok yemiş karnı aç bir seyr-ü sülûk


Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Aslında hepsi aynı,bu aslı bayat kurumuş kırılmış çay yapraklarının neyi onu rahatsız etmişti anlamadım;
Bizlerin,buna sessiz kalıp izin verdiği esaretleri mi yoksa sadece dem'de zaman mıydı sorun bilemedim,
İçim kaşındı ama,
Sormadım da...
Evde yoktu ama burnuma bir hanımeli kokusu değdi bir an,
Zihnim,güzel dünlerden bir jest üfledi herhalde düşlerden,
Teşekkür ederim gönlüm dedim içimden kendime.
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Bir porsiyonluk dem rengi,dem kandırmacası...
Bildim.
Zamanın olimpik koşuları,yarışmaları.
Kim kazandı kim kazanacak mühim değil inan,
Çanlar kimin için çalıyor belkisi,
Yada bu sela'lar kimin,tanıyor musun sevgilim...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Etin sesine dahi gerek yok,
Bir cura,bir bağlama kendi kendine usuldan fısıldasa bir ninniyi ağzında yeter,herşeyin güzel olmasına;
Savaşlar kazanmamıza gerek yok o zaman inan...
Tek derdi kazanmak zorunda olduğumuz yarışlar üretmek olanlara sesleniyorum:
Bırakın bizi,sadece uzanalım ağaçlarımızın gölgeden yelden nazik kollarına,
Başımızı dizlerine koyalım,bizi ara ara uzanıp alnımızdan öpen sıcacık güneşin...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Dem'ini akıyor gözlerin,nem'ini kanıyor ruhun gözlerinin ince aralık kapılarından sevgilim,
Gönlümün eski kutsal bayrağı,kumaşın rüzgardan dolup dolup kükrüyor kumaşı,
Kana kana içiyor soluk,asil kırmızım bu kutsal okunmuş şifayı âlem-i melekût'ten...
Bırak mülk alemini sevgilim,kapat gözlerini,
Misâl alemim,göğsünün ılık kuytusuna bıraktım sen uyurken mektubumu;
Oku gel beni...
Âlem-i berzah'da dikildim,bekliyorum seni...

Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Göğsümün sol yanından,isyan dağımdan doldurdum senin bahardan,erimiş karlarımdan suyunu...


10.07 ve düşünde üç ok yemiş karnı aç bir seyr-ü sülûk.

29 Haziran 2026 Pazartesi

Merkhaba

 
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Titreşen iç'im.
Ey tanrımın arabası,
Ey rüzgarlara,babilden yakılan binlerce kitabı fısıldayıp üfleyenim.
Uzaya saçılan karahindiba tohumları misali uçuşan sözlerim...
Bir artı bir gönül evim,çilehanem,boyut kapım.
İçimde doğan uçuşan kırlangıç gözler,
Göç ediyor gezegenden kalan her yerine yaşamanın,
Göç ediyor güneyine,sıcak kalbine kainatın...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Üçgenler,kareler,tuğlalar,pirketler,
Üçler,beşler,yediler; ey cebir durağım...
Muhendisler kahvem,sevda hesaplayıcılarım...
Nafile o yüzlerce ceset ağaçlar,ağaçların kesilmiş kolları ve bacakları,
Nafile çekiçler ve o çiviler;
Cenneti,düşleri,sevdayı ve sevmeyi inşâ edemezsin.
Nafile o kalbindeki yersiz kibir,
Nafile o,okusan da doğruyu göremediğin eşsiz kadim kitaplar...
Ey kutsal topraklar,
Ey kutsal kozmos,
Ay,güneş ve güneşin akrabası tüm yıldızlar...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Sevda kalemim,düş mürekkebim...
İlkokul bir yüreğim.
Avuçlarımda tutmaya çalışıp tutamadığım akıp giden,bildiğini okuyan şu zaman.
Aşk; transkraniyal manyetik stimülasyon'um,
Düş değirmenim, vakit gece üç,cennet rüyam,
Gezdiğim,gezindiğim,ayaklarımda adımlarımın yetişmediği ufuklar...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Geldim; yoktun,yoksun...çok zaman oldu,çok vakit.
Neredesin...?
Unutmanın kolay olduğu diyarlara mı göçtün bir asırdır yoksa...?
Duymadım adını,kokunu onlarca yıldır,
Eridim,titredim,yoksun kaldım...
Aç kendi ellerinle göğsünüm kemik kafesini kanadını açmış,gökte süzülen bir albatros gibi,
İzninle;
Uzanıp içeyim kalbinden yeniden kana kana tüm dünlerimizi ve o kadim geçmişi...



12.01 kararı kesilmiş fermanlar çöplüğü.

28 Haziran 2026 Pazar

Ceng eder yüreğim

 
Ceng eder yüreğim taş ile,yaş ile,toprak ile düş ile.
Ceng eder yüreğim beni ısıracak it ile,sinek ile,mevsim ile...
Aklım ki;
Ova boyu savaşlar yuvası,
Kınımda ekmek yiyen kılıç sadıktır,kesmez beni...
Ceng eder yüreğim aşk ile,yar ile,yüzün ile güz'ün ile.
Ceng eder yüreğim merhametsiz yalancı hekim ile,kadı ile,soysuz kan ile,çürümüş et ile...
Ceng eder yüreğim sus olan dilim,kavrulan ruhum ile,en çok kendim ile...
Aklım ki;
İçilesi bitmez okyanuslar sevdası,
İçimde yüzen yunus yiğittir,yutmaz beni...
Ceng eder yüreğim kalem ile,kitap ile,türkü ile,düş ile.
Ceng eder yüreğim dert ile,derman ile,soru ile,cevap ile...
Aklım ki;
Bağlamada bam durağım,ağaçta hisli dalım,
Elimde sızlayan mızrap vefalıdır,unutmaz beni...


00.09 şark köşem,kilimden mektubum.

piazza dei miracoli

 
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Öz'ün kaç gram su damlası,günahın kesesi kaç gram söyle...
Bir buçuk litrelik plastik su kuleleri dizili önümde;
Önümde omzu bükük yere bakıyor sanki bir tanesi,
Önümde torre di pisa,
Önümde uzanır sanki piazza dei miracoli...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Elma ağaçları...
Limon çiçekleri...
Zeytinin dallarından akan o yaprakları...
Kırmızıyı kim verdi gözlerinden sana,sarı kimin,
Ya yeşili kime üfledi melekleri düşlerin...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Sevmek kaç gram su damlası annenin ellerinde,
Ya unutmak,gitmek kaç gram günahların kesesinde.
Kuyumcu ellerinden dökülen altın tozu şiirler,
Yapışır ışıl ışıl mısralar parmak uçlarına,incecik güzel yüzüne,
Işıldar güneşi çalıp gülüşün yaldız yaldız karanlık gözlerimde...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Ruhunu ruhuma sırtladım sevgilim,
Kaç gram aktın yüreğime ki titriyor dizim,
koskoca gövdesiyle göğe baş kaldıran bin yıllık ağaç bacaklarım...
Çatlar gönlüm yıkıp döküp tüm kulakları,
Göğün çığlığı,göklerin gürültüsü,haykırışları gibi...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Sevmek dökülür ellerimize üşürken ruhlarımız,
zamanın istemsiz akan sıcacık kumları gibi...
Dökülür gider zaman,seven parmaklarımız arasından...
Ey mucizeler meydanım,
Özledim...


12.58 ve yüzüme tükürdü zehrini sevmek.