19 Haziran 2026 Cuma

Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler

 
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Uzanmış huzurla kurban veriyor kendini güzel düşleri o masum dünlerin,
Feda ediyorlar yaşanacak tüm güzel yarınları...
Büyüdüm tanrım,
Ağlamayı öğrendim baharda yeniden doğan çağlayanlar gibi.
Yaşım,bir peygamberin yaşı,
Yaşım; yanağım eteğinde bin yıl sonra püsküren tuzdan bir damla lav misali,
yanıyor yüzümde kalan son yeşiller dahi...
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Ve merhamet,bir bardak ateş tüm bu susuzluğumuza inat...
Ey kalbime saplı,elinin değdiği,sana ait hançer,
çekemem hayır yoksa ölürüm,
Kan kaybından değil,
Sensizlikten üşür,kururum...
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Otur bir lokma dün yiyelim,kana kana saf aşk'ı içelim.
Bir yarın yoktur belkide bizim için kimbilir,
Bırakalım artık düşünmeyi,boşver sevgilim,
Ay'ın ışığına uzanalım,
Mahşere dek sevişelim...



09.08 otuz dokuz basamaklı eski taş bir merdiven kalbim.

Kaç kez kuşatıldın o prenses kulende

 
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi,
tek tane toz değmesin zülfüne...
Kuşlar ölüyor,yuvalarından düşen kuşlar,
Uçmaya çabalayan düşler,ölüyor...
Kaderin ipi sağlamdır,keskindir.
Yürek ister üryan ayaklardan,adımlardan bedel olarak daima.
İptir yine de,kopabilir.
Kopan ip kopmuştur zaten,bağlanamaz da belki bir daha.
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi...
Sokaklar ağlamasın adımlarının ardından söyle onlara.
Üryan ayaklar,cesur adımlar bizimdir,
Olan bizimdir,yaradan akan kan bizim...
Bir yudum nefes bile oysa Hakk'tan Hüda'dan...
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi.
Yan bakmam yüzüne,gözüne,hakkına asla.
Seçtiğin yol senindir,
Bu yolda çekilecek her çile benim.
Senin savaşlarını bilmem,haklı mı haksız mı,
Kaç kez kuşatıldın o prenses kulende,kalbinin yekpare kadim taşlardan kalesinde,bilemem.
Kime teslim olmak istedin; kime teslim oldun; bilmem...
Senin savaşlarını bilmem,haklı mı haksız mı...
Ama benim seferlerim yalnız aşk'a...
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi.
Tavşanlar bizimdir,kuşlar,o kanbur balinalar...
Kediler koşar dört nala ve süt içer o doru kısraklar kapı önü merhamet,kutsal bakır taslardan...
En baştan,gözlerimden gözlerine kan basıp aşk ile and verdim sessizden buna;
Seçtiğin yol senindir,
Bu yolda çekilecek her çile benim...


14.22 loreena McKennitt "prospero's speech" çalıyor sürekli kapanan gözlerimin ardında,zihnimde...
Cappella Sistina'nın içine,yere uzanıyorum seninle elele,saatlerce;göğü izler gibi izliyoruz Sistina'nın boyanmış göklerini...Hiç ses çıkartmadan bir çıt bile,seninle göz göze gelip deviriyoruz çağları,yüzyılları...

Seni seviyorum,sevgilim.

Karahindiba tohumları gibi üflendik tanrının nefesinden

 
Kadim kıtalar,bu kutsal toprak kara parçaları,
Karahindiba tohumları gibi üflendik tanrının nefesinden,
ve serpildik dudaklarından bu araf'lara...
Düştüğüm cennetim,ey güzel yeşil taze dalım,
Sek çayıma düşen incecik bir dilim günahım; 
al elma'm,sol boynumda can damarım...
Ve tenimi yakıp kavuran o binlerce eşşeklerden arı günahlarım...
Ey ızdırabın çocukları;
Ey yaşamak için kendini hançerleyen kesen çile,
Ey hissetmek için yaşamayı,ölümü dudağından öpen korkmuş bir çocuk şu deli kan cesaret,
Ey susuz çocukları tanrının...
Ey ihanetin kovanını,sırtında hiç istemeden durmadan delip kanatan'ım...
Ey ızdırabın çocukları;
Kibrim; evladımdı,yatırıp kestim göklere çevirip boğazını...
Zihnimi yerin bin fersah altında yüz yıl bir "çilehane" ye kapattım.
Ey ızdırabın çocukları;
Ey dayanılmaz acılarım aklımın sonsuz umman denizlerinde,
Bir tutam tuz,bir tutam su serpsin tanrım bir çocuğun ellerinden yüzlerinize...
Kadim kıtalar,bu kutsal toprak kara parçaları,
Ve aslolan aşk ve aşk sadece ve sadece...
Başka inanacak şey yok bu zift akan merhametsiz ellerin karanlığında,bulutlu gecelerinde;
Merak etme çocuk;
Gün doğacak,güneş açacak günebakanların boyunlarından yükselip yine ve yine...
Kazanacağız,
Yine,
Hep olduğu gibi,sebepsizceymiş sanki onlara göre diye...
Kazanacağız,
Öğreteceğiz bir güneşi,bir yıldızı,bir ayı,
öğrenene kadar onlar,
Basacağız göklerdeki tüm bulutları gerekirse durmadan kanayan kapanmaz yaralarımızın üstüne pamuk diye...
Dökülen kanlar uğruna,on bin yıldır belki,
Gerekirse bin yıl daha belkide...
Ama,
Kazanacağız,

Sen sakın merak etme.



11.46 başı kesilen umutlar,yeşersin dudaklarımızdan toprağa saçılan denizlerden...
Ve yaşasın iyilik,ve şu kadim kutsal gezegen...

18 Haziran 2026 Perşembe

Bırak saklasın bulutlar göğün güzel yüzünü

 
Bırak saklasın bulutlar göğün güzel denizden  sürülü maviden yüzünü sevgilim,
Bize aklımıza kazılı hatıralarımız,düşlerimiz yeter vuslatına kadar bu hasretin inan...
Altına uzandığımız o mavi gökler,ve herşeye benzesin istediğimiz bulutlar,o beyaz çarşafları gökyüzünün...
Kutsal yeminler ekili dudaklarımız kanasın katıla katıla gülünesi mutluluklardan sevgilim,amin.
Kendi amin'ini açan kadim çiçekler,
Kendinin şifası aşklar,otlar,yapraklar,
ve o ışıldayan yıldızlar gibi parlayan zehirler...
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,kanıma karışmış bu ışıldayan güzellik,
ya bu beni yeniden doğmaya ısrarla ardımdan ittiren periler,
ve yüzümde istemsiz açan bu özgür gülüşler...
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,kanıma karışmış bu aşk,bu ışıktan süzülen güneşin altın yemişleri misali bu görünmez meyveleri sevmenin,
Üç gün oldu bir lokma yemedim ama,
İnanın tokum,aç değil...
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,
kanıma karışmış bu aşk,bu zehir; 
karışıyor yokluğunda kanıma,zihnime,kalbime doluyor sanki binlerce yıldır toplanan çiçeklerden unutulmuş ve kaldırılamayacak kadar ağırlaşmış kutsal altın balı gibi sanki tanrının.
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,
kanıma karışmış bu aşk,sanki bir zehir,
Yalnız dudaklarına kavuşunca,panzehir,
Yalnız yüzünün kokusunda gözlerimi istemsiz kapattığımda şifa buluyor bu kan,bu ten,bu ruh sevgilim...
Ve yokluğunda hep acımaya başlıyor ince sızılarla içimde kalbim,yüzlerce arı ısırıp hançerliyor sanki içimi nefeslerimi,
Yokluğunda felç düşlerim,yanıyor bir bir kor kömürler yağıyor karanlık fırtınasında gecenin sanki,kor ateşin yağmurları kovalıyor sanki beni,
Korkuyorum,yokluğunda nefeslerim prangalı,uçup uçup gidip gelemiyorlar göğsümün kafesine kanatlanan nefeslerim sanki sevgilim...
Gidişini izlemek sırtından,uzun uzun; benim afyonum aslında sevgilim.
Gidişin,korkutur beni her gidişinde sırf bu yüzden bile...
ah aah,
Korkuyorum sensizlikten...
Aslanlar ile savaşırım,boğalar ile güreşirim,ejderhalar ararım yakalarım altın bir kafeste üstelik sadece sana hediye etmek için,
Ama sensizlik ile yüzleşemem sevgilim,
inan hala o kadar cesur değilim...
Aşk; bir zehir sevgilim,
panzehiri yalnız sevdiğinin dudaklarına,tenine,
saçlarına,ruhuna sürülü...
Ah aah,
Ve dut'una yaprak o gülüşün...
Yalnız o silebilir tenimden kurumuş kanı,acıları ve tüm yara izlerini...
Bırak saklasın bulutlar göğün güzel denizden  sürülü maviden yüzünü sevgilim,
Bize elele yanyana uzandığımız bu çimenler,bu parklar,bu kutsal şehir,bu kadim gökler yeter...
Bırak saklasın bulutlar göğün güzel denizden  sürülü maviden yüzünü sevgilim,
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,kanıma karışmış bu aşk,
Kanımı tutuşturuyor işte yine yeniden,
Başladı bu içimdeki yangın bir kez daha,
Bize; dudaklarından yüzüme,dudaklarıma dökülüp düşen o birkaç damla yağmurun dahi yeter...


09.32 sonsuzluk sen kimsin söyle,merhaba ben aşk.

Let the clouds hide the beautiful blue face of the sky

 
Let the clouds hide the beautiful blue face of the sky, my love,
Our memories and dreams etched in our minds are enough for us until our reunion, believe me...
Those blue skies under which we lie, and the clouds we wish resembled everything, those white sheets of the sky...
May our lips, sown with sacred vows, bleed from the joys of laughter, my love, amen.
Ancient flowers opening their own amen, The healing loves, herbs, leaves,
and poisons shining like those glittering stars...
Oh, and what sighs, my love, this radiant beauty mixed in my blood, and these fairies that insistently push me to be reborn, and the smiles that involuntarily bloom on my face...
Oh, and what sighs, my love, this love mixed in my blood, this love of loving these invisible fruits like the golden fruits of the sun filtering through the light,
It's been three days since I've eaten a bite, but,
Believe me, I'm full, not hungry...
Oh, and what sighs, my love,
this love mixed in my blood, this poison; it mixes with my blood, my mind, my heart in your absence, filling it like the sacred golden honey of God, forgotten and too heavy to bear, gathered from flowers of thousands of years.
Oh, and what sighs, my love,
this love mixed with my blood, like a poison,
Only when I meet your lips is the antidote, Only when I involuntarily close my eyes at the scent of your face does this blood, this skin, this soul find healing, my love...
And in your absence, my heart always begins to ache with subtle pangs, as if hundreds of bees are stinging and stabbing my insides, my breaths, In your absence, my dreams are paralyzed, burning coals rain down one by one in a dark storm of the night, as if the rains of burning embers are chasing me,
I am afraid, in your absence my breaths are shackled, they cannot fly and come back to the cage of my chest, my love... Watching you go, long and drawn out, is my opium, my love.
Your departure frightens me, that's why every time you leave,
I'm afraid of being without you.
I'll fight lions, wrestle with bulls, search for dragons in a golden cage to give to you as a gift,
But I can't face being without you...
Love is a poison, my darling, the antidote is only applied to the lips, skin, hair, and soul of the one you love...
Let the clouds hide the beautiful blue of the sky, my darling,
These lawns, these parks, this sacred city, these ancient skies where we lie hand in hand are enough for us...
Ah ah,
And that smile of yours, like a leaf on a mulberry tree...
Only that can wipe away the dried blood, the pain, and all the scars from my skin...
Let the clouds hide the beautiful blue of the sky, my darling,
Ah, and what sighs, my darling, this love is mixed in my blood, It's setting my blood ablaze again and again,
This fire inside me has started once more, A few drops of rain falling from your lips onto my face and lips are enough for us...


09.32 eternity, who are you, tell me, 
hello, I am love.

The bayonet of flightless birds

 
The bayonet of flightless birds.
The market of blind horses.
Everywhere fire, everywhere earthquake. Sometimes fighting is like breathing, life itself in some lands.
And the earth is dying,
And the earth is dying,
The skies are bleeding thinly, with blue lace veins from its white breast.
The bayonet of flightless birds.
The market of blind horses.
All evil comes from our tar-stained hearts, our hands,
Who can deny the past, the present, the future...
Who can say they are innocent if all the stones, rocks, mountains come alive and speak,
The grasses, the seas, and all these sacred waters to drink.
Oh man,
Oh man,
Oh man...
Worthless child...
They say time is bad, don't believe it, time is certainly not to blame,
The person who chooses evil, only soothes their conscience with lies...
The bayonet of flightless birds.
The market of blind horses.
Lame dreams, of strong, robust minds.
Awakening is essential,
Awakening is certain;
Time, oh this dark time, the well of Joseph, my love, 
It can never stop us, believe me... 
Our essence will sprout from our chests, like a flower in your hand, surely,
Goodness will surely win again,
The sky, the trees and the seas will win,
Children, the suns and the smiles will surely win again...


08.09 Let the stars be with us and bear witness, my love; we will surely win... and the whole world will help us, from whales to ants...

Uçamayan kuşlar süngüsü

 
Uçamayan kuşlar süngüsü.
Kör atlar pazarı.
Her yer yangın,her yer zelzele.
Nefes almak gibi bazı zaman savaşmak,
yaşamın taa kendisi bazı diyarlarda.
Ve can çekişiyor toprak,
Ve can çekişiyor toprak,
Gökler kanıyor ince ince,
mavi dantel damarları ile ak beyaz göğsünden.
Uçamayan kuşlar süngüsü.
Kör atlar pazarı.
Tüm kötülük bu ziftli kalplerimizden,ellerimizden oysa,
Kim inkâr edebilir geçmişi,bugünü,yarını...
Kim suçsuzum diyebilir haykırsa canlanıp dile gelip tüm taşlar kayalar dağlar,
Çimenler,denizler ve içilesi tüm şu kutsal sular.
Ah insan,
Ah insan,
Ah insan...
Hayırsız evlat...
Zaman kötü derler inanma,vaktin suçu yok hiç elbet,
Kötülüğü seçen insan,
vicdanını rahatlatıyor yalanlar ile sadece...
Uçamayan kuşlar süngüsü.
Kör atlar pazarı.
Topal düşleri,güçlü gürbüz zihinlerin.
Uyanmak şart,
Uyanmak kati;
Zaman,ah bu yusufun kuyusu karanlık zaman sevgilim,
Durduramaz herşeye rağmen bizleri asla inan...
Özümüz filizlenecek göğsümüzden elinde bir çiçek misali doğacak elbet,
Kazanacak yine iyilik elbet,
Kazanacak gökyüzü,ağaçlar ve denizler,
Kazanacak çocuklar,güneşler ve gülüşler yine elbet...


08.09 yıldızlar,yanımızda ve bize şahit olsun sevgilim; elbet kazanacağız...ve tüm dünya yardım edecek bize,balinalardan karıncalarına dek...