30 Ağustos 2026 Pazar

Ben bir alageyik

 
Ben bir alageyik;
Seni görmüşüm,
Teslim etmişim boynumu aslanın ağzına,
Yatırmışım başımı dişlerinin bıçağına,
Teslim olmuşum,
Aşık olmuşum,
Bin alem yürümüş,yorulmuşum,
Sana gelmişim...
Ben bir alageyik;
Seni görmüşüm,
Kefenim kan revan,göyneğim kızıldan kıyamet,
Al'dan al bir elma ve her gece rüyamda;
Şifa istemem,sende kalsın,
Derdim birdir,binbir olsa da yakmaz şuramı bu kadar.
Ben bir alageyik;
Seni görmüşüm,
Cenge hazır her daim göğsümde kemikten zırhım,
Demiri yakıp döven şu ellerim,
Ve her vakit har ocaktır cehennemlerin kıskandığı bu ateşten yüreğim...
Ben bir alageyik;
Seni görmüşüm,
Zora düşmüşüm,
Dara düşmüşüm,
Ziyanı yok,
Ser'den,candan vazgeçmişim...
Ben bir alageyik;
Seni görmüşüm,
Teslim olmuşum,
Aşık olmuşum,
Bir sana,bir sana düşmüşüm.


20.43 kefensiz kafesler,kabirsiz dualar.

29 Ağustos 2026 Cumartesi

Üç beş kuru dal ve iki dut yaprağı

 
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Kimsesiz kalmış çiçeklerim,
Kimsesiz kalmış kuşlarım,kalemlerim...
Mevsim kışa dönmesin erkenden aman diye,
Yuvamdan erken düştüm dallardan göklere.
Bir güneşlik pervazı,
Bir duvar bucağı,
Üç beş kuru dal ve iki dut yaprağı...
Yatak ne bilmem,nevresimsiz açılırdı kafamda düşlerin yelkeni.
Sevda,bir bahar kelebeği idi;
Bilmeden omzuma kondu,
Sımsıkı bana yapıştı...
Korktum,
Yine de çok sevdim;
Sevdim,
Yine de çok korktum...
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Bir okyanustum,sana soyundum.
Düştün kırıldın belki,yelkenimdin,dayandın,
çektin çileyi lakin bine bir kala gittin bıraktın...
Sessizliğin oku saplandı ağzıma,dudaklarıma;
Dilim sözüm kapandı lal oldu yaram tüm yarınlarıma...
Pusulasız kaldım...yönsüz,yolsuz,sefersiz...
Elimi bir siren prensesi tuttu,beni kurtardı...
Bin kez öldüm,binbir uyandım,
Elimi hiç bırakmadı...
Uzandım,kan revan kızıl Güneşi öptüm dudağından.
Diyar diyar alemi dolandım...
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Andımı yazmıştım tenime; çiğnedim yedim,çektim kopardım.
Bir kıyamettim ufukta;
Ve sen beni unutup bıraktın...
Kendimi unuttum;
Mahşeri aklımdan sildim,kaybettim...


23.04 mahşer-i cümbüş.

Sarnıcına kırlangıçlar bin çamur vursun

 
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Huzur içilir eriyen bahar kar'larından...
Sevgilim;
Sarnıcına kırlangıçlar bin çamur vursun,
Yuvam desin yüzüne gökler kanatlarından düşüp.
Bardak vursun sırtıma güneş,
Ağrılarımı öpsün tenimden rüzgar,dudaklarına gül yaprakları sürüp 
usuldan,ve bir bir...
Sevgilim;
Derin sevda nevrozum,
Bilmelisin,
Sur'a üflediler bir defa,
Sona dördü kaldı gözdelerin,
Ölüm bile öldü sonra o gün...
Azrailin dahi canı yandı.
Sevgilim;
Biliyorsun Nuh unuttu,o kadını ve ineği...
Sen unutma lütfen kimseyi...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Tersine akan Asi nehrim,
Melhame-i kübra'm,
Amik nefesini tutmuş bekler seni,
Milyonlar bir bir çakıl olur dökülür,
dev kayalar çölde kum olur ayaklara saçılır...
Kahramanlar doğar büyür kendilerini hiç bilmeden,
Yeniden doğar aslanlar göğüslerindeki har yürekli kozalarından...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Sevgilim;
Shaligaig taş'ım,
Kuruyan Fırat'ın saklı gizi,ey altın mirası,
Kimse dokunmasın sana,dokunamaz,
Yaşayan bir'i olurum tüm yüzlerin senin için...
Yine de almam,dokunmam;
Dokunamam...
Olsun,kokun yeter bana,
Uçarım onsekiz bin alemi bi saniyede,
Mutluyum,
Mach iki nokta sıfırım...
Hızır,okunu saplamış kalbine titaniğimin,
Ok ucum,küçük yaram,kan kaybım,
Üşümüşüm,boğulmuşum,
Eyvallahım,güzel gül fidanım,sonsuz sevda dileğim.
Majisyenler kıskanır dalından kan kızıl yapraklarını,
Hüda'mın yaldız yaldız bir bir alnına yazdıklarını...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Sevgilim;
Ah aah,
Bilmelisin,
Seni seviyorum...


10.55 bitilesi bekleyişler akşamı.

25 Ağustos 2026 Salı

The Gates of Istanbul


Titrer taş kapıları o kadim devlerin,
Titrer gökler,ve tutuşur yanan kanatlarından düşen meleklerin haykırışları,
Yırtılır ciğerlerinde kağıtlar satırlar zafere uçan kartalların.
Kapatır gözlerini gecede korkup yıldızlar,
Zifiri karanlık çöker gözlerden gönüllere,
Haber veremez seherinde bülbüller gül'üne bile.
Yanar külüne dek Ay,Güneş bile...
Bir savaşlar ırmağı bu diyar sevgilim,
Durmaz,duramaz dağından koşan bu bembeyaz kar,
Gelir her daim,her dem bahar,
Akıyor binlerce yıldır çağlaya çağlaya içimde bu kan,
ve avuçlarıma perçinli bu şanlı dava'm,
Sen merak etme,
Durmaz; gelir her daim,her dem ve o kadim bahar...
Titrer taş kapıları o kadim devlerin,
Titrer gökler,ve tutuşur yanan kanatlarından düşen meleklerin haykırışları,
Yırtılır ciğerlerinde kağıtlar satırlar zafere uçan kartalların.
Toprağım,kutsalım,kadınım;
Yan bakmasın sana tanrımın melekleri bile,
Duramam,tutamam tanrı dağından lavlar ile dökülmüş dövülmüş yanan avuçlarımı,
Kanı giydiririm üzerine kızıl kıyamet tülden bir elbise gibi; düğünümüz var,ey mahşer ve kıyamet...
Titrer taş kapıları o kadim devlerin,
Titrer gökler,ve tutuşur yanan kanatlarından düşen meleklerin haykırışları,
Yırtılır ciğerlerinde kağıtlar satırlar zafere uçan kartalların.
Uzan öp beni alnımdan,fısılda,hatırlat kanıma yazılı o kadim asrı'mı bana fışkırırken göklere göklerden,tanrımın kutsal çağlayanları gibi ey şanlı şahadet...
Toprağım,kutsalım,kadınım;
Ey Vatanım,
And olsun,
Seni vermem,veremem ellere...
Vermeyeceğim...



18.20 şanlı sonlar atlası.

Göğsümün kafesinden kırıp tüm o ağlayışları

 
Görece güdük...?
Olamam üzgünüm;
Toprağımda bitmez kibrin otu,bencilin tohumu.
Şahsımın ötesi vardır muhtemelen ve hizmet etmeli tüm ötekilere...
Yardımın elini uzatmazsan birine,
Ne anlamı kalır ki lezzeti paylaşmadan tek başına yaşamanın;
Düş kurmanın; o elele susuşların...
Görece güdük...?
Olamam üzgünüm;
Toprağımda sürülmez hainin zehirli sütü,
yalancının korkak altınlara satılmış o çürük düşü...
Şahsımın ötesi vardır; ruh üflenmiş,can emanet,
Kanıma yazılıdır görevim kesin,
Zamanı gelince açar kızıl gerdanından tutuşup bana gereken o tüm cesaret...
Korksam da korkamam üzgünüm;
Dönemem sırtımı,yüzümü masum'a,alem'e,
Susamam,kar'ına...
Köroğlu diyarıdır,
Yiğit ölür,şanı kalır...
Görece güdük...?
Olamam üzgünüm;
Bırakamam bembeyaz sevdayı bir göğercinmişcesine göklere,
göğsümün kafesinden kırıp herşeyi ve tüm o ağlayışları...

Gidemem üzgünüm; ey zeytin dalım,yeşil sürgün yaprağım.


17.25 tuz ile yıkalı bir sevda taşı.kuytumda düşler,saklımda düşü'n.


Ps: fiili boynuna yağlı urgan yörük adımlı cümleler.

Ve "düşün" dedi sevmek kalbime.


Ezoterik çilem


Üç güzeller'den duydum adını.
Adın,kutlu bir armağan bana.
Atlas omurum,
Göğsümde kutsal ağrım.
Dünya düz yada misket,önemi yok sevgilim.
Seni yine de korurum...
Ve evet ben de korkuyorum,
Ama yürümem gerek.
Nefes nefes,adım adım büyümeliyiz seninle elele sevgilim,
İstesekte istemesekte.
Üç güzeller'den duydum adını.
Adın,kutlu bir armağan bana.
Dudaklarından dudaklarıma değ yada değme,fisılda bana aşk'ı;
İnan işkence de yapsalar söylemem kimseye,ama kimseye...
Ezoterik çilem;
Bin kez değil on bin yıl çekerim yokluğunu,
Kopar kollarım da,yine de;
Etmem şikayet,
Merak etme,
Düşmem,konu sen isen şayet asla kepaze...
Üç güzeller'den duydum adını.
Adın,kutlu bir armağan bana.
Sen dolaşırsın yılları yıllarca alemi;
Ben beklerim hep seni,ölene dek bizim sokaklarımızda,
Argos'un olurum senin,uzanırım evinin eşiğine...
Ve tanırım seni her yerde,her zamanda ve her mahşerde yine de...
Üç güzeller'den duydum adını.
Adın,kutlu bir armağan bana.
Bir mevsim değil,
Tam yirmi yıl...
Aşk'ın oku; mızrağın keskin ve zehirli sevgilim.
Tatlı zehrim benim,
Ayaklarım çıplak,ve alevler içinde sanki yüzün karşımda sırat'ım...


16.29 fin.

23 Ağustos 2026 Pazar

Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden

 
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Kırılır gerçeklik ellerimden gözlerime dek ve sonra.
Kader sana yazılsın sevgilim;
Ben kendimi keserim,
Yiğit ölür,şanı kalır...
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Her şey yıkılsın,kalmasın yerde gökte ne bir taş ne de bir renk;
Seni ne ayakta tutar tam böyle bir vakitte sevgilim haydi söyle...
Tut elimi,doğalım yeniden yeniden her yok oluşta seninle.
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Bu kopyalar çağında alkışlar çürümüşlüğü,
kendini satmış,tüm bu satılmış korkak ruhlar...
Yazıklar,
Ah bu yazıklar...
Uyusam geçer mi sence bu soysuzluk...?
Ya bu sensizlik...?
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Bi mahabbet yeterdi seninle bana oysa...
Dostlar yaprak olmuş sararmış solmuşlar,
Usul usul kopup süzülmüşler bir bir...
Azala azala bir ben kalmışım; bir de içimde kocaman bir sensizlik...
Siz çoksunuz,biz sevdalı...
Süleyman saklanmış asa'sına dayanmış,
rahmete ulaşmış;
Kimse ne duymuş ne hissetmiş,
Günler geçmiş,
Bir ağaç kurdu okumuş sela'sını göğe...
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Şerbetini içsem kutsal sonumun ellerinden senin,
ıslak fısıltılardan dualar gömülü dudaklarının altın tas zincirli çeşmesinden...

Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Ve öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden...


14.17 fin.