1 Mayıs 2026 Cuma

miras,mektup ve düşler

 
Sesim,sesin olsun içinde;
Hep konuşalım,dinle beni söylediğim tüm güzelliklerde.
Yazdıklarım,her sabah her akşam kuşlarınca şehrin kulaklarına cıvıldasın her bahar mayıs.
Varsın olmasın ekmeğin en sıcağı,pastanın en tazesi...
Önemi yok geriye kalan hiçbir dileğin inan...
Kalbimin sesi,metronom olsun sözüne,adımlarına,
Düşlerim,ışık tutsun bir ay gibi göğünde karanlıklarına.
Korkma,
Demlenen bir çayın kokusu yeter yanına bir saniyede konmama...
Sesim,sesin olsun içinde;
Hep konuşalım,dinle beni söylediğim tüm güzelliklerde.
Çıplak ayaklarının altında yemyeşil bir çayır,
bir bahçen olsun gözlerinde ve bir ordun en sevdiğin ağaçlardan; ve mavi altından durmadan sonsuzluktan sana akan pınarlar...
Şimdi sana verdiğim sözlerim,cümleler tohumları aslında heybemden sana avuç avuç uzattığım,yarınlardaki bahçenin...
Sen dinlemek istemeyip ne zaman vursan ellerime bir hışımla,saçılır yarının çimleri fidanları yine de etrafa,
Bir yağmur yeter orman olmamıza,merak etme;
Her şey çok güzel olacak,
Her şey olması gerektiği gibi yine yine yeniden...
Sesim,sesin olsun içinde;
Hep konuşalım,dinle beni söylediğim tüm güzelliklerde.
Sen prensesi devranın,ben ak tolgalı muhafızı avcundaki kalbinin;
Haydi durma at atabildiğin kadar ey yürek,
Haydi durma sev,açabildiğin kadar bin yeşil yaprak...
Avcumdaki gamzeye yazıyorum senin mektuplarını,
Avcundaki aden bahçesine sür,sakla beni...
Yüzümdeki gülüşe can su'yu versin ölüm eğer ki gerekirse...

Sesim,sesin olsun içinde;
Hep konuşalım,dinle beni söylediğim tüm güzelliklerde.
Seni seviyorum,hep sevdim,hep seveceğim...
Etimden kestim verdim,ruhumu demledim döktüm,
Şiirimden taneler döktüm de güzel ruhuna,
Adaletin yayına gerdim de tuttum senin bin şifa bin zehir ruhunu;
Hakedene hakettiğini uzat diye sadece...


09.18 miras,mektup ve düşler.

* düşüm'e.

Nefes-i teneffüsüm

 
Dudakların senin olsun,
Saçlarındaki rüzgar,parmak uçların sende kalsın,
Gülüşün senin olsun,gamzen orada,o güzel yerinde kalsın.
Tüm kupaların,başarı kağıtların senin olsun,
Elinin sıcaklığı,o eşsiz nefesin dudağında kalsın,
Boynunda kalbinin sesi o tıp tıp atan damarın senin olsun.
Göğsünde her nefeste alçalıp yükselen o iman,
o sıcacık ten sende kalsın,
Nefes-i teneffüsüm,o gülüşün varsın yüzüne miras kalsın,
Dudakların senin olsun,
Sevgilim,
Hurma çekirdeğim,
Ey benim sahra kalbim...
Dudakların senin olsun,
Avuçlarının kokusu senin kalsın,
Bir düşler tiyatrosu,yaz sineması gözlerin güzel yüzünde,sende kalsın...
Ben karanlık uzay,sen göklerin yıldızı ayı;
Kainat yüreğin bırak yine sende atsın,
Gülüşünün o su şırıltısı,cennetten kopan kulağıma düşen sesi varsın düşmesin...
Dudakların senin olsun,
Sevgilim,
Mariana'da çıkarılamaz incim,
Ne olur,
avcumun içinde bileğimi ovan,bilmem belki de beni kandıran uzattığın o güven bir tek,
bana kalsın,yeter...
Dudakların senin olsun,
Öpmesem de olur,olsun...

Seni kalbinden öpüyorum sevgilim...
merak etme hayır vurulmadım,
ama yaralıyım,
kalbimde pencereler zangırdıyor,ve kan kaybı günler buğulanıyor...
Kalbimde küçük küçük ağrılar,ısırganlar açıyor.


00.13 rumuz: şanslı şanssız.

Gök, yer, bulut

 
Gök, yer, bulut...
Üç kuşum var,
Evet sanki dilek gibi...
Olduğu gibi kalsın,bırak lütfen,değiştirmeye çalışma hiçbir şeyi,
Her şeyin başladığı,başladığımız o dakikalara yakın kalsın her şey,ne olur...
Saçlarını taradığın rüzgarındaki o ufacık yön bile,
Bırak aynı kalsın.
Darlama kendini...
Gök, yer, bulut...
Üç kuşum var,
Evet sanki dilek gibi...
Kaçıncı yeniyim yada kaçıncı eski bilmem inan,
Yazarım nefeslerimden topladığım yaprakları,
otları,yemişleri sadece...
Dönemler,tanımlar,sınırlar inan umrumda değil.
Bir sen bak bana,
sen kokla,
yeter...
Gök, yer, bulut...
Üç kuşum var,
Evet sanki dilek gibi...
Parmaklarına istemeden bulaşan bir damla bal gibi yapışkan,tutkulu ve aslında lezzetli,
Endişe ile silmeye çalışmak,kızmak yersiz sevgilim,
Daya dudaklarını,em bir damladaki o lezzetli kainatı,inan başka bir şey yapmana gerek yok,
Bu herşeye,ama her şeye, yeter...

Gök, yer, bulut...
Üç kuşum var,
Evet sanki dilek gibi...
Konuşmasalar da önemi yok,öyle seviyorum hepsini...



10.15 Gök, yer, bulut...

(mavi,yeşil,beyaz bir kuş göğüs kafesimde...)

30 Nisan 2026 Perşembe

uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası

 
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Nasılsın desen,sorsan bi ihtimal,
Karmakarışığım,yorgunum ilk defa tüm sayılarından bağımsız ömrün inan...
Koşuyorum köpeklerimle yarışırcasına ve ben kazanıyorum hep hala,
Seviyorlar beni çok galiba...
Koşuyorum atlar ile; tüm hayaller,tüm yarınlar ile...
Zıplıyorum kangurularla,değmek için ağaç dallarına,
Yetişiriz diye,
Kaçıyor tüm erikler kirazlar dallarından yapraklar ardına...
bir tane bile yemesem dahi.
Ve bu bana yetiyor.
Uçuyorum kuşlar ve tombul arılarla,çayırlarda durmadan dört nala...
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Tosbağasıyım çocuk gözlerde tüm yarışların,düşlerin,denizlerin...
Kazıyorum köstebekler ile,geçmiş ile,ellerimde yorgun tüm günler ile...
Uzanıp su içiyorum aslanlar ile,sinekler ve valeler ile...
Süzülüyorum bir ornitorenk ile suyun ipek teninde.
Ölüyorum ısırılmış yakalanmış boynumdan bir karaca ile.
Konuşuyorum yağmur ertesi bir güneş sıcaklığında ışıl ışıl,bir salyangoz ile...
Ve boyuyorum heryeri binbir renk,yeni doğmuş güneşin sıcacık ışığı ile...
Yaşamak şu,yaşamak bu diyenleri de sevmiyorum sevgilim,açık konuşayım;
Yaşamak anlatılmaz,yaşanır çünkü sadece...
Yaşamak,bir sincaptan cevizini alıp kaçmak mesela.
Yaşamak,bir karga ile bile bile inatlaşmak belkide,kimbilir...
Ahkam kesmek,ağaç kesmek ile aynı cinayet benim için sevgilim...
Ah aah...
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçların yaprakları arasında,
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Bir saç telin düşmüş unutulmuş,gözden kaçmış,
eski bir mektubunun sayfaları arasında,

Ve bu bana yetiyor,inan...


09.21 kış baharı almış kollarına öpüyordu;
ve şüpheye düştü bir milyon kırlangıç,
uçsuz bucaksız mavi bir gökte asılı kaldı hepsi, odadaki bir gün önceki partiden kalan uçuşan yorgun balonlar gibi...

29 Nisan 2026 Çarşamba

virgülün sustukları

 
- nasılsın,sence ne durumdasın...?

- kimseler yok belki,duymuyorum,emin olamıyorum; 
anlayanımız da yoktur belki,inan bilmiyorum,
lakin hissedenimiz vardır mutlaka buna eminim.
Bir sonsuzluk mücadelesinden büyük uğraşlarım ve inandıklarım;
Tüm savaşmam,inan bundandır...


08.46 iki nokta bir virgül ve virgülün sustukları...

Kelebekler uçuyor sadece,kelebekler

 
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Kararlar,hatalar,ve tüm bu aceleler.
Yaşamak,daha fazlası değil nefes almaktan halbuse.
Yu yüzünü,suya sür dudağını gözünü,
İç kainatını kana kana,yaşamak tanrının sana hediyesi;
Ee durma o zaman,saklama aç paketini...
Olmaz insanın küçüğü,büyüğü,kocamanı,
Bırak tartmayı,ölçmeleri...
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Arama daha fazla yana yana dört nala,bırak yeter.
Anla gayrı,
Bir nefes,bir sohbet her şeyin tek yegane ilacı...
Bir çocuk dinle yeter izlerken kainatı;
El kadar mavi kelebekler uçmuyor aslında başın üzerinde,anla,
Kelebekler uçuyor sadece,kelebekler...
Ayırma kimseyi kimseden,kendini kendinden artık...
Et,ruh,nefes...
Suretten düşen eşsiz ömürler,sararan yaprakları gibi geçip giden güzel mevsimin...
Bir buğday,bir ekmek...
Bir nefes,ve yaşamak,ve yaşamak...


08.41 savaşlar ve atlar .

Etim nefesinin ateşinde yansın,kurusun

 
Kırgın kalplerin kıyı şehri yüzün,
Bir deniz kenarı huzuru kaçıp saklanılası,
Tüm derdi,dünyayı düşünsün insan burada karmaşası,
Tanrı,insan aldatmacası...
Oysa tanrı kendini içine sakladı insanın,
Kainatı içinin duvarlarına çizdi boyadı...
Tüm dünyalar,tüm yaşamak sığar mıydı oysa bir avuç toprağa düşünsen,olmazdı sence;
Ama oldu...
Topraktan yaratılmalıydı zaten insan,yoksa bin yaşamak sığamazdı asla içine...
Kaburgamın altın yaldız sürülü köşesi,cennet düşüm,yasemin kokum,gül dibim,dilek toprağım...
Bir ömür bir ağaç kovuğuna saklanan balım,
Beni dudaklarının gölgesine gömsün huda,
Etim nefesinin ateşinde yansın,kurusun,ölsün,çürüsün...
Düşüm,düşüne sürülsün...
Feza çöküyormuş,gök düşüyormuş öyle diyorlar,
Bir kıyamet türküsü,sesi güzel olmayan yalancıların dilinde,
Bir cennet yalanı,kan içmek isteyen vampir ağızlarda...
Kırgın kalplerin kıyı şehri yüzün,
Bir deniz kenarı huzuru kaçıp saklanılası,
Yanağına sokulup uyuya kalmışım ben,
Ve uyandıran olmamış bir ömür,
unutmuş herkes,unutmuşuz sen ve ben de...


08.19 dağa çıkan tırmanan arsız üzüm dalları rüzgarlarıyla yıkıyorum yüzümü,çimene sürüp avcumu yüzümü,uzanıp gerisin geriye göğün mavisine bakıp bakıp okuyorum sevdanın kitabını...