4 Nisan 2026 Cumartesi

gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler

 
Ey gök ve cinler,
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Kaldırım aralarına düşmüş,kuyusunda bekleyen yusuf'un kırık buğdayları,
nasibini bekleyen umutlar...
Göğercinler...
Göğe eren cinleri zahir'in,alemin bulunmaz saklanbaç çocukları...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
çiğlerin serinliği okşuyor adımlarımızın altını,
üşüyor ürperiyor yer yer içimizdeki şüpheli çekingen cesaret,
Gıdıklıyor seherin üşüten rüzgarı içimizdeki bin yıllık acıkmış kızgın volkanı...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Yüzlerce kurbağa sıralanmış ardımda,
karşıya bakıyor nizami aralıklarıyla,
sırtımda yüzlerce kararlı bakışın sıcaklığını hissediyorum;ve hiç susmuyorlar,dağınık birbirlerinden ayrı duran bir bütünlük ile sürekli konuşup,yeşil su cennetlerinin şarkılarını söylüyorlar...
Ardımda,bir yanardağın kalp atışlarını duyuyorum sanki,
Lavların,damarlarımızdan geçen adımlarını duyuyorum...
Katılıyor yekpare kadim kayalar bir bir ordusuna bu kor ırmağın...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Bir anda dönüyorum gerisin geriye ardımdaki mahşerin mavisine,yüzler binlere,binler yüzbinlere dönüşmüş,sürgün vermiş içimizdeki her ateş sanki,
kıyamet,nuh'un suyunu terketmiş,bir yangına dökülmüş yanmış tutuşmuş kader;
Sevda,çırası olmuş sonu belli şehadet ocaklarında sabahın...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Bir anda dönüyorum gerisin geriye ardımdaki mahşerin mavisine,
Ve kendimi görüyorum en ardında yeşilden binlerin...
Göz göze geliyorum kendimle,
Onaylıyor ruhum gözleri ve başını hafifçe eğip selamlayarak kıstığım gözlerimden suretimi...
Göğercinler...
Ey gök ve cinler,
Ey göğün cinleri,ey boz bulutları uçuşup süzülen mavilerin...
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Varsın yeryüzü,kırmızı kandan bir deniz misali ayaklarımız altında toprağımız,
Tertemiz sevmek,arı bir damla saf iyilik içecek tek bir damla suyumuz olana dek savaşalım ölelim sevgilim.
Tertemiz alnından öpüyorum,
Sevgi ve selamet ile kucaklarım güzel gönlünden seni...
Kaç tövbeyi yırtar kanlı kırılmış pençelerimden yüz metrelik ağaçlarıma asılı sevda'mın kara kovanlarından bilmem...
Ey gök ve cinler,
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Ve kokusu,ne zaman gözlerimi kapatsam beni memleketime tutup uçuran canına kıyamadığım dudaklarının...


10.03 üç dua bir dilek.

3 Nisan 2026 Cuma

Beni yüzüne sür,yeter

 
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ey içimdeki sonsuz umman,
Yolumu benden alan,beni kaybolmuşluğa terkeden kadim sis,ey zahir ve batın,
Ey kalbimi yakıp kavuran merhametsiz ızdırap,
Söyle bana neden...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ey Ledün ilmi'm,
Ey göklerimin kuşlarına yerin taşları göğsünde su kemerlerim...
Yüzün ki; uçuşan düşlerimin saka tuzağı,
Bilsem de düştüğüm,düşülesi tanrı kapanım...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ben; hızırsam,benim musa'm nerede...
Bildiğinizi sandığınız zahirler katlıyor mektubunuzu bilin lütfen,
Ve güvercinlerin kanatları tutuşmuş yanıyor,
ayaklarında şiirler taşıyor bülbüller,
Kainat susmuş buz kesiyor...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.


02.27 ıslak,yağlı gül yapraklarına yazılı dünler.

2 Nisan 2026 Perşembe

Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu

 
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Yazı tura çabası bakışlar ipi,
Süzülen çamaşırlar ordusu,
rüzgardan savaşlarda düşen kamikaze sinekler,
Ve sen semti bir ömür içimde bir kahve finvanı su döküp suladığım...
Ölüp ölüp asla değişmeyen yüzlerin sureti kafamda,
Sensizlik gerilir gök gürültücü sağanak akşamlarda.
Bu şehir sevdiğini söylemez gözlerine bakıp asla,
Kesilmiş çimlerin kokusunu uzattığında anlarsın sevdiğini ama...
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Kim katlamış cennetini koymuş sırtındaki çantasına,
Ve kim tutuşturmuş cehennemini aydınlatsın geceyi diye bitmeye yüz tutmuş o çatlamış ince camlı gaz lambasında,
Lüks ışıklı bir ay girmiş karanlık gecede kolumuza,
Korkmayalım diye aslında sabahını iyi bildiğimiz yollarda...
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Ser'den geçmek neymiş bilmeyiz,
Ser'den düşeriz sır'dan dem süzüp oysa biz...
Varsın,olsun...
Sevdik bi kere;
Nefesten düşsek ise de,merak etme,
Asla ölmeyiz...


23.35 ser'e veda esintisi akşamın.

29 Mart 2026 Pazar

Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar

 
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Peşime düşüyor yeniden tüm boşverdiğim korkular.
Ah sevgilim,güzel sevgilim,
Bırak fakir kalalım ellerin dillerinde,
Varsın bizim olmasın gecede ay,günde güneş,
Ve çok uzakta olsun tüm o zaten içimizi asla ısıtmayacak yalancı yıldızlar...
Bırak gözlerimizden silinsin tüm bu yalancı umutlar.
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Bir revolverin tetiğine yazılmış demirden ve paslı ismim.
Ne zaman vurulsam beni tanımayan yabancı gözler
tarafından defalarca üstelik,
Gözlerinin,nefesinin ve gülüşünün hayalini basarım sımsıkı kan kaybettiğim bugünlerimin derin yaralarına...
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Mermiler,mermiler ve ah bitmez tükenmez o gecede ateşböceği mermiler,
Kulağımda korkulu ıslıklardan şarkılar...
Anlamsız savaşın anlamlı mektuplarını taşır ve postacının çantasında eski yorgun zarflar...
Ah sevgilim,güzel sevgilim,
Bırak hain kalalım ellerin dillerinde,
Şehidiyiz biz sevdanın,kainatında ruhları daima ve asla durmadan sıcak güneye uçan...
Tükürdüğüm yarınlar soğuyor ıslak mart rüzgarına asılı.
Ve prangası,eski ağaçların kemiklerinden mandallar...
Bırak soğusun dağından kan revan patlayan tüm o güneş rengi lavları bu yalnız gezegenin;
Kim dokunsa bize,bin yıl geçse de ruhları dahi kül olur yanar...


18.51 tüfeklerin küfürleri kulaklarımızı yakarken siperlerin toprak kuyularında,minaresine kuşlar uçuşup konuyordu şehadet şerbeti kurumuş gül kokulu dudaklarımızdaki cennetimizde...
Gülümseyen ölümler diyarından bir gün daha kayıp mavi göklerinden,kül olup ılık yaz meltemiyle uzaklaşıyordu hepimizden...
Ve hayır,hiç korkmadık sevgilim...

Gönlü alçak ebediyetler

 
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Kaç resim daha çizilmeli peki,
Kaç mavisi var öğrenelim tepemizdeki göğün.
Yine de bitmez bugünü şu binbir çeşit mavilerin...
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Kaç kez daha sevişmeli peki vişne ağaçlarının gölgesinde sevgilim,
Kaç kum tanesi kaldı bize ait öğrenelim,
bu sonsuz görünen kum saatinin durmadan akmaya devam şelalesinden...
Gönlü alçak ebediyetler,
Tuttu kalbinin bileğinden canını yakarak belki seni sonsuzuna dek yüzünde o güzel gülüşünün...
Ah o gülüşün...
Kaç kez daha öpüşsek peki,
Unuturuz ölümü bile acaba...


16.38 devir filiz verir yeşilden,devir çiçek açar,devir meyve olur,ve devir sararır solar;düşer süzüle süzüle gözlerimiz köprüsünde zamanın dalından...

Siyah okyanus

 
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Islanmak güzel şey imiş,
Şemsiyeler,miğferi oysa habersiz tüm bu masum binbir askerin...
Ve mermiler yağıyor sağanak,ya şu mavi gökler,
güm güm patlıyor geceye saklanan sahte gök gürültüleri gibi demirden kuşlar balıklar;
ah o zengin soysuz bombalar...
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Kaçıncı dünya savaşı bu sevgisiz dudaklarınızda,susamış gözlerinizde...?
Kaçıncı ölüm bu inkar edip gözlerinizi yumduğunuz...
Kaçıncı yalanı bu ıslanmış günahlarınız ile dilinizin.
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Hainsiniz,yalanlar dahi utanır sizden,yalanın ta kendisisiniz,
Aptalsınız,oturduğunuz dalı kesmek için çekip itiyorsunuz elinizde testerenizi...
Aşağı dökülenler talaş yada toz değil,ağacın kanıdır ey merhametsizler...
Alın siyah suyunuzu ve defolun gidin,
Boğulun kara okyanusunda altını yakmaya çalıştığınız cehennemlerinizin...


16.05 1965'den ne farkı var bugünlerin...?
Zamanı gelir her hükmün,siz merak etmeyin...

27 Mart 2026 Cuma

Kabir bile tutuşur

 
Hüküm düşer,
Su dahi uyur,
Adem bakar bakar ama görmez olur,
İki bin aslanın haksız yere gözleri çalınır da,
Yine de bu gezegen döner döner devam eder durmaz ve yorulur...
Hüküm düşer,
Konuşur omzun,gün gelir hakk'ın divanı kurulur,
Dilin sus etse de o terazi dayanamaz çatlar kırılır...
Hüküm düşer,
Toprak ataş alır yanar,
Kabir bile tutuşur da her yer cehennem olur...

09.37 az'lara...