15 Temmuz 2026 Çarşamba

düşünü boğan padişah rüyalar ve şehzadeler bahçesi

 
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Dayanamıyorum,bırakmak istiyorum ellerimdeki tüm bu sanki artık tonlarca ağırlığa ulaşmış sorumluluğu;
Ve sisifos ölmüş çoktan sevgilim...
İçimden bir ses tutuyor her seferinde beni,
"Sakın bırakma..."
Kaybolmuş tahtın sahibi,heybeti ve adaleti...
Yerden bulduğu tacı takmış boynuna ve birkaç soytarı,
Belli ki büyük gelmiş kafalarına tacın kutsallığı...
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Titriyor dizlerim,
Kutupta ağustos ve çırılçıplağım sanki sevgilim.
Tertemiz,saf,asil kadınlar yağıyor göklerinden tanrının yağmur diye üzerime,
Ruhların dansı,ıslak toprağın yağmurla öpüşen kokusu ve düşlerimde...
Susup izliyorum bir ağacın dalları altında bu kutsal yağmuru...
Ve ıslanmışım,üşüyorum sadece sen hayali ile...
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Titriyor kalbim,
Kutupta ağustos ve bin asırdır hasretim sevgilim.



10.03 düşünü boğan padişah rüyalar ve şehzadeler bahçesi...

* Dev zelzeleler dünyasında kim serhoş yürüyor bilinmez sevgilim.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

Kurak ruhlar atlası

 
Hiç rüzgarlı bir günde kan kaybettin mi sevgilim,
Göğe taşırken seni düşmanların yarı ölü bedeninden,
Kanlar sızdımı teninden ılık ılık terkedip,uçuşup belli belirsiz yerlere savruldu mu rüzgara kapılan karahindiba tohumları gibi ve o kıyamet kızılı kanın...
Ey güzel kadın;
Ey doğrulama yanlılığım,
Frekans illüzyonum,
Baader-meinhof'um,
Ey asırda bir görülebilen cennet rüyamın ezberbozan tekrarı,
Göğe yükselen spiralim,göklere kazılmış tekâmül kuyum,
Yaşadığım kabrim,keyf-i kederim,çilehanem...
Yusufuyum düşünün...
Hiç rüzgarlı bir günde kan kaybettin mi sevgilim,
Göğe taşırken seni düşmanların yarı ölü bedeninden,
Kanlar sızdımı teninden ılık ılık terkedip,uçuşup belli belirsiz yerlere savruldu mu rüzgara kapılan karahindiba tohumları gibi ve o kıyamet kızılı kanın...
Ey Aşk'ın Rabb'i,
Ey kıyametin taşıyıcısı,
Ey bilmenin efendisi,
Hücremden al sök beni kırık bir tırnak gibi,
al sevdiğimin ruhunu nazikçe bir nar çiceğini öper koklar gibi,
Dök aşk'ın ışıl ışıl topraktan sürahisine nefesin ile bizi...
Amin.


08.55 ağlama duvarlarına tırmanan bir salyongozum yağmursuz çöllerden koşup gelen,kurak ruhlar atlası bir dünya,
peki yağmuru yoksa bu kadar nasıl ıslandı bu göğünde sana sürünebildiğim duvarlar ey Hüda lütfen söyler misin...

12 Temmuz 2026 Pazar

Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne

 
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Birkaç sararmış,unutulmuş,
bir çiçek gibi solmuş,kenarda gerçekten mutlu fotoğraflar...
Hangi vazoya koyulabilir ki bahar yüzünün çayırından uzanıp kopardığım gülüşlerin,
Su da döksem içine,yaşarlar mı acaba birkaç gün daha tıpkı yüzünde gördüğüm ilk anlarındaki gibi...
Yer değiştiriyorum koltukta,
Bana ait olmayan tarafına oturup uzanıyorum bazı yalnızlığımda,
Ağrılarım değişsin istiyorum bazen bazı bazı...
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Cümleler kurar yazar aklıma bazen şu güzel akşamlar.
Ağaçlar,çiçekler ve insanlar.
Masada dolapta güzel eşsiz güzel anlar ve siyah beyaz fotoğraflar...
Gün doğar,gün batar...
Yıldızlar dilekler dileyip uzak fezada mumlarını yakar.
Düşler yanar,içimiz ısınır,su kaynar,seninle dudaklarımız karanfilli çayımız kokar...
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Saçımda yağan kardan düşer payıma bana dokunan birkaç beyaz...
Buz olur ocaklarda akşamlar,
Ataş olur içimde tüm kızgınlıklar,
An kayası kırılır çatlar,kum olur bileklerimizdeki abaküsten bir bir düşüp akar...
Gün gelir,kalmaz zaman...
Gün gelir,günsüz kalır gün...
Alnından öperim uzanıp o ipekten kaderini senin ve sonra,
Ve Allah rahmet eylesin sevgilim,
Allah rahmet eylesin.

Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Ağaçların sızısıdır sevgilim;
Kağıt mendiller tükenir biter,
Mısralar kuştur sinenin saklı kuytusunda dalında,
bir bahar günü doğar,büyür ve güneye uçar gider...
Yazı böyledir...
Sen hangi kırık buğdayısın avcumdaki hayallerin,
Hangi kırık mısır, ekmek olur söyle ellerinin sıcağında...
Hangi kırık yürek yürüyebilir ki sahra'sını böyle susuz ve sensiz...


09.11 kapalı ışıklar ardının karanlık bir temmuz akşamında,sokak fener tutuyor önümüze gorelim diye rüzgarı sallanan perdelerimizde...

Gül,nar ve ahlar

 
Gül,nar ve ahlar.
Tütün kolonyası zengin düşler ve kanlı sevdalar.
Ateşe kılıç çeken ateşler,akrabalar.
Orman yangını hasretler,ayrılığı en güzel inanmaların imandan.
Sol yanımda zelzeleler yıkar kalbimi söküp göğsümden.
Gül,nar ve ahlar.
Kimi sevsem,mahşerin isi alevsiz usul usul üzerime siner...
Ruhumun saklanbacında,saklanmam senden asla sevgilim,
Yine de kimse görmesin bizi,
Elimi gösteririm sana saklandığım gizden kibarca,
Elimi tut yeter,buldun sayarım beni,bu kadar asır geçmişse de farketmez...
Akşam oldu mu unuttum,
Çağırdı mı annelerimiz bizi merhum pencerelerden sevgilim,söyle lütfen,uzaktaydım bilmem...
Gül,nar ve ahlar.
Ve beni ahlat'a gömen kokusu cennetin,
Meleğin eli değmiş,üzerine düş kokusu düşmüş elması tanrının.
Ve gözlerin...; yaşam suyum,bin yıllık ömrü iksirim.
Kapat gözlerini,öpüşeyim kutsal kapılarıyla bakışlarının...
Gül,nar ve ahlar.
Bereket kokan avuçların,dileklerimi serpip ektiğim o kadim tarlam,
Gözyaşlarımız suladı yağmur diye düşüp tutuşan ellerimizden filizlenen mısralarımız...
Gül,nar ve ahlar.
Saman müsveddeler ve vahlar...
Promosyon çizgililer ve tükenmez denilen yalancı kalemler...
Birbirimizi dileyen uykular,dilekler...
Ah o dileklerimizin ağacı,züccaciye kurdelesi umutlar sunağı...
Yatırlar ve mezar başları...
Dualarla yanyana oturmuş,fısıldanan dilekler ile nişanlanmış sevdalar and'ı...
Gül,nar ve ahlar.
Fethetmem gereken o köyünün adı neydi sevgilim?
Söyle kaç çölü geçsem benim olursun ey kutsal emanetim,alnıma kazınmış kadim sevdam...
Gül,nar ve ahlar.
Sevişsek yanar mıyız peki...?
Ya da unutsak yeminlerimizi ve birbirimizi,
kim gömer o zaman lanetlenmiş ölümlü zavallı bedenlerimizi...
Tut yakamdan beni savur salla fırtınadan kızgın rüzgarlar gibi,
Çek kendine beni,ve öp boğana kadar nefessizliklere mahkum et öpüşlerin ile beni...
Ah dersem namerdim,
Kaçmam sonumdan,sakınmam böyle bir mahşerden kendimi asla...



22.59 sevişen günahkar yeminler dağladı gözlerin dudaklarıma...ölsem ölürdüm titreyen dizlerime teslim olup hemen,ama yaşamayı seçtim,
beni yeşerten,cennetten çaldığına yemin vereceğim o kokunla...

10 Temmuz 2026 Cuma

boynumu vuran sultan'ım

 
Savaşsız bir elf köyü idi aşk sende bende sanki.
Kavgasız,sessiz...
Bin yıllık ömürler misali...
Turnusol kağıdı ile sırlanmış yekpare bir taşım içimde ruhumda ve ben sanki,
Kim gülse yüzüme başka olur rengim,kim tükürse başka,
Değişiyorum rengimi hemen,
Değişiyor tüm yazdıklarım da benimle renk renk her tada her kokuya göre başka başka bilmem neden...
Yazdıklarım yaşıyor sanki sevgilim,
Dur deli deme hemen,
Saçlarını taramamı istiyor birisi her akşam bazı,
Başını okşamamı geceleri uykusundan evvel bazısı,
Ve sarılıp ardından sımsıkı,öyle uyumamızı bazıları...
Yazdıklarım yaşıyor sanki sevgilim,
Dur deli deme hemen,
Her gün su veriyorum,diplerini eşeliyorum ellerim ile,yapraklarını siliyorum bir bir ellerinden tutarmış gibi...
Savaşsız bir elf köyü idi aşk sende bende sanki.
Kavgasız,sessiz...
Bin yıllık ömürler misali...
Turnusol kağıdı ile sırlanmış yekpare bir taşım içimde ruhumda ve ben sanki,
Kim değse elini bana içinde ekili hisleri ile,
Değişir rengim,
Değişir nefesim,
Ve değişir yazılanlar,yazılacaklar...
Çünkü nefes alır hisler,içimin yeşil çayırları,gönlüm...
Yaşar kuşlar gibi uçuşup güneye göç eder saman rengi, içi satırlarla dolup taşan içimden mektuplar ve zarflar...


11.42 boynumu vuran sultanısın şahım damarın.

9 Temmuz 2026 Perşembe

küçük mavi denizlerim

 
- neye sahibim ki adam,hiçbir şeyim yok sanki sanki...?


- ne cevabı pişirsem versem sana da,huzur bulsa burnun ruhun koklayıp sıcak dumanını içindeki çocuk huzurlarının bilmem.
Bilsem,yüreğim fırınında kızarmaya başlamıştı bile o cevap çoktan inan...
Senin laci okyanusların var herşeylerden dev ve büyük sevgilim; içinde evlerden büyük balinalar yüzen,ben bilmem,ve istemem.
Korkarım belkide.
Benim küçük mavi denizlerim var sadece,
paylaşırım istersen, haydi çık gel...



09.44 çok mutsuzsun be dünya; haydi gülümseyelim çatlasın kurumuş toprak misali dudaklarımız eskisi gibi, eskilerden...
yıkasın yüzümüzde acısıyla kurumuş tuzlu yaşlarımızı o soğuk,buz gibi umutlarımız durma haydi yeniden ve yeniden...

peki ya bundan maykıl cordın'ın haberi var mı

 
Bi kulağım müzik,bi kulağım açık pencerede kuş cıvıltısı sevgilim,
Sen beni severdin en kocaman hem de ya eskiden,
İşte o eskilerden...
Söylesene sen neredesin,gelip alayım seni yüreğim kovuğuna yeniden hemen...
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
Ya bugün ne kadar da mutsuz şu dünya,
Bisikletsiz öğlenler,sıkıcı sokaklar çocuksuz oyunsuz seslerden...
Çek bir şut kalbinin en güçlü yerinden bi yerlerden,
Kır penceremi,kahkahalar atalım yeniden ve beraber.
Sesi güzel şamanlar,gitarıyla sazıyla akşamın karanlığını örtmüşler sırtlarına bir hırka misali üşümemek için ve sevgilim;
Bir dip not yalnız sana özel sevdiğim;
Şeytanın gözleri kapalı,ve bir yan flüt var elinde bilmelisin,
Benim sırtımda kocaman keskin kınında bir ney asılı sevgilim;
And'ımdır hala,
Sus dersen,susarım bi ömür daha yine de sen istersen...
Benim içimdeki ateşi çalmış söndürmüş birileri sevgilim,
Üşüyorum tir tir temmuz öğlenlerinde dahi bilmem ki neden...
İçimdeki ateşi söyler misin tanrım kim çaldı.
Söyler misin peki rica etsem,
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
Herkes küstüm çiçeği olmuş bilmem ki neden,
Kimin yaprağına dokunsan kaçıyor kendi içine anlamsızca,bilmeden hemen...
Sus artık demeler yağıyor binlerce yüzbinlerce damla damla göklerden,ve susmuş şehirler...
Başı çatlıyor insanların dudaklarında her gün,
Her yer çatlamış patlamış kafalar ve kan ırmakları,koyu karanlık kan birikintileri sokaklarda bu dünya rüyalarımda şimdi sevgilim...
Bi sen bahar,bi sen leylek şimdilerde de ama inan,
Ama sev,
Ama yürü bıkmadan usanmadan,
Tıpkı eskilerdeki gibi lütfen sevgilim.
Söylesene,
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
O yangın dudaklarını söylesene şimdilerde kutbun buzları mı örttü sakladı...
Söylesene sen neredesin,gelip alayım seni yüreğim kovuğuna yeniden hemen...
Sen beni severdin en kocaman hem de ya eskiden,
İşte o eskilerden...

Yalnız o eskilerden...


09.23 peki ya bundan maykıl cordın'ın haberi var mı ? O güzel yirmiüçler kırkbeş giyiyor şimdi sevgilim...


* bu kaçıncı yeniler; modernize jet çimento şairler ve tarhanalar yaz'ından bi yerden...