20 Ocak 2026 Salı

duvar ağladı ağlayacak

 
Kasıp kavrulan etim,
Kasılıp tutuşan bedenim,
Ruhumun yangın yangın dökülen ıslanmış çimenlerden bahçesi,
Korkan saklanan ağaçlar yüzüm üzerinde,
Ve dostum yağmurlar,
Düşmanım ey rüzgar...
Kulağımda bir fısıltıdır sevdan,
Rüyalarımda fırtınalar var,çocuğum daha,
Yumuyorum sımsıkı gözlerimi,
Ve "çiçimamatoştik" diyor kulağıma usulca eğilip hatıralar...
Kim kimi hatırlasa mahşer yeri,
Kim kimi çağırsa seslenip ardından,
Sanki bir cehennem daha sönüp son bulacak...


21.47 kulağımda bir türkü var,duvar ağladı ağlayacak...ilerideki saraydan bir ses geliyor,
bir çocuk sanki kırk gün düğün yapıp söyleyecek...

balinanın altında kalan karıncalar


Ey masum Topsy,
Günahsız tanrısı bilgeliğin.
Katil edison ve merhametsiz çürümüş etler çöplüğü şu kıtalar.
Ödeyebilirler mi peki senin günahsızlığını boş ceplerinden.
Ey masum Topsy,
Günahsız tanrısı yıldızların karanlık göklere ışıl ışıl döküldüğü uzun göçlerden yürümelerin.
Kaç zaman yansalar bedeli sayılır tertemiz ömrünün.
Bir balinanın altında kalan karıncalar gibi ezilsin vicdan yoksunu ruhunuz,
Ateşler bile almasın canınızı sizlerden utanıp.
Ey masum Topsy,
Allah'ın sessiz tanığı;
Anlatsın gözlerin,dilin herşeyi Yüce Yaradan'a,
Şimşekler yağsın sağanak yağmurlar gibi tüm susanların üzerine.
Susayanlar boğsun tüm vicdansız nefeslerini katillerin.
Ey masum Topsy,
Günahsız tanrısı tüm güzel çocuk gözlerin...


19.03 üç dua bir amin.

12 Ocak 2026 Pazartesi

Ve beni otuzüç yerimden bıçakladı o kadim mahşer

 
On yedi katlı göğün mavi güzel yüzünde öpüyorum seni,
Bir düş mü yoksa rüya mı umrumda değil,
Sarılıyorum sımsıkıdan da sımsıkı,
narin kemiklerinin sesini duyuyoruz kulaklarımızda,kalbimizde her ikimiz de...
On yedi katlı göğün mavi güzel yüzünde öpüyorum seni,
Sorgusuz,izinsiz...
üzerine düşlerini serpiştirdiğin ılık dudaklarında demliyorum ruhumu,
Sana içimden sıcak bir bardak çayımı dökebilmek için... 
On yedi katlı göğün mavi güzel yüzünde öpüyorum seni,
Karlı bir geceden,yaşamak senin yüzünü ısırdı,
Ve beni otuzüç yerimden bıçakladı o kadim mahşer...


08.11 "eksi sekiz" , günlerden dün.

Yürüyen şemsiyeler zamanı

 
Yürüyen şemsiyeler zamanı yollar.
Gökten denizler dökülüp tükeniyor damla damla kan kaybedip yüzümüzde.
Yağmurlar koşuyor peşimizden.
Tüm dünler kovalıyor avuçlarımıza sinip saklanan birbirimize miras kokumuzu.
Yok hayır,
Ben ölmüyorum,gezegen yaşamıyor sadece doyasıya...
Ziyan olmazsın merak etme,
Kimse tüketemez seni sırf sen istedin diye...
Sevişse de güneş gözlerini kapatıp gecede ay ile,
Kanını içse de mahşerin kızıl bir sabah izin almadan karanlık ve sessizce...
Yürüyen şemsiyeler zamanı yollar.
Gökten denizler dökülüp tükeniyor damla damla kan kaybedip yüzümüzde.
Yapamıyorum,inan çok üzgünüm...
Ecel gelmiş olsa da çalmadan kapımı erkenden,
Yine de kaçar saklanırım eteğinin gölgesine bir çocuk olup tekrardan...
Koklarım avcundan cennetimi,rüzgarı sürüp yelkenden...
Yürüyen şemsiyeler zamanı yollar.
Gökten denizler dökülüp tükeniyor damla damla kan kaybedip yüzümüzde.
Yine de senden eksik yaprak vermez dalım,filiz vermez göğsümdeki çiçek...


21.28 bahçeler dolusu bir yaşamak...

11 Ocak 2026 Pazar

İki oksijen

 
İki oksijen,
Elele tutuşmuşlar,hiç bırakmamışlar ama...
Nefesime düşen,hem şifa hem ateş.
İçime yola çıkan serinlik,
Ciğerimin doruklarında seni bekleyen şehrimin kalesi.
Kaç kişi saldırsın nafile,
Alamazlar seni içimden asla...
İki oksijen,
Elele tutuşmuşlar,hiç bırakmamışlar ama...
Nefesime düşen,hem şifa hem ateş.
Karate yapan güzel bakışlı çocuklar şehri kalbim,
Sarı kuşaklı gülüşler,
Siyah kuşak aşklar,kırmızı kuşak dudaklar vakti,
ve ellerimizden akıp düşen tutmaya çabalasak da asla tutamadığımız ah şu zaman...
Ve beyaz kuşaklı,elleri ve çıplak ayakları terleyen bakışlarım sana...
İki oksijen,
Elele tutuşmuşlar,hiç bırakmamışlar ama...
Nefesime düşen,hem şifa hem ateş.
Göremediğim bir delik var sanki kalbimde,
Ne kadar derine dalsam ve çıksam daha da azalıyorum sanki...
Nefesim tükeniyor ve tükeniyor,
ne kadar kaşıklasam da tertemiz göğün mavisini gökteki sonsuz gölünden...
İki oksijen,
Elele tutuşmuşlar,hiç bırakmamışlar ama...
Nefesime düşen,hem şifa hem ateş.
Kedilere isim takan aşkın bahaneleri,
Gelip öper mi beni yanağımdan acaba yeniden.
Ah aah ve o güneşe uzanan uykucu merdivenler,
Sorar mısın lütfen,
Taşır mı sonsuzluğuna kainatın bizi son bir kez daha acaba...?
İki oksijen,
Elele tutuşmuşlar,hiç bırakmamışlar.
Nefesime düşen,hem şifa hem ateş.
Nefs'ime düşen yemin...
Seni seviyorum.


14.19 söyleyebilir misin acaba,
yanardağların kalbinde yanan ateş,
üşüyüp özler mi bir güneşin yüreğini...


9 Ocak 2026 Cuma

masum kuantum ve katil schrödinger

 
Ey hızlı atların ve kahramanların şehri,
Öldün mü nerede o güçlü nefesin ve ateşin ?
Odeion'un yalancılarının ayaklarına serili ey güzel kadın,medusa...
Ve denizden miras maviden de mavi o gözlerin,
Her yıl yeniden öldürür ve yeniden gömerler kabrine seni...
Yeniden açarlar toprağını,çiğneyip kutsalını ve tüm mayısları kızdırıp senin.
Ey kibyra,ey güzel diyar,
Ey hızlı atların ve kahramanların şehri,
Opus sectile mektuplar taşır senin güvercinlerini bulutlara,
Ey denizlerin tanrısı,korkmuyorum senden,
Ardında bıraktığın masumlardan örtünsün mezarın,
Asil sinekler dahi konmasın bir kez bile bundan sonra üzerine...
Ey savaşlar tanrısı,
Ve sev kendini artık,bırak tüm masumları...
Odeion'un yalancılarının ayaklarına serili ey güzel kadın,medusa...
Ve denizden miras maviden de mavi o gözlerin,
Her yıl yeniden öldürür ve yeniden gömerler kabrine seni...
Ey güzellerin en masumu; tüm yılanların öpsün güzel yüzünü...

Hey erwin boşver dilindeki o yalancı zarları,yaşadığını düşündüğün süperpozisyonları;
Boşver merhametsiz insanları,
Katilsin sen,
Aç o kafandaki kutunun kapağını,
O masum yok artık,
Biz biliyoruz,
Kabul et sen de,
O kediyi öldürdün;
Ve sensin tek katili...

10.41 masum kuantum ve katil schrödinger.

* toprak kabrim ve antik saçmalıklar.

sisli bir yaşamak zamanı içimde ve sıcak çeliğe su verdi yüzün

 
Bin yudum kan ve üzerime örtülen şu etten battaniye,
Göğsümde beslediğim hep har bu demir ocağı...
Kendimin da vinci'siyim,
Yoğuruyorum her nefesimi,
Süzüyorum ezip içimin her çiçeğini,
Boyuyorum içime içime,dışımdan bu yanıma kendimi.
Üşüyen suretim ve sensizlik; tek mirasım,
Kaça bölsem kendimi,kaça bölünsem bilemiyorum...

Bin yudum kan ve üzerime örtülen şu etten battaniye,
Göğsümde beslediğim hep har bu demir ocağı...
Havlayan köpekler kapısı yüzüm,
Havada süzülen karlar savaşı,
Soğuk kılıçların kesikleri bir harman tarlası içim...
Üşüyen suretim ve sensizlik;
Anamdan üryan ocağım,şubatım.
Uzanmışım demirden toprağına yaşamanın,
Ölsem ölemem,başaramam...

Bin yudum kan ve üzerime örtülen şu etten battaniye,
Göğsümde beslediğim hep har bu demir ocağı...
Al lavdan eriyik akıyor içimdeki kızıl ırmak,
Mektuplarım kağıttan gemiler katarı,
Seni bana,beni sana taşıyan dudakların,ellerinin ve kaleminin ucu.

Bin yudum kan ve üzerime örtülen şu etten battaniye,
Göğsümde beslediğim hep har bu demir ocağı...
Ve kaç çekiç dövse alabilir içimde yokluğunun intikamını...


19.03 sisli bir yaşamak zamanı içimde ve sıcak çeliğe su verdi yüzün...