6 Ekim 2026 Salı

Sen diyar-ı istansın


Ak saç tellerinin sararıp düştüğü evimin kaldırımları...
Düşlerin süpürgesi temizler her gün tüm dünleri.
Balkonda kocaman bir saksı; içimde,
dalları yaprakları sararmış kurumuş bir fidan,
Ve onun da içinde umuttan,yemyeşil sürgünleri var...
Kuşlar,kuşlar ve kuşlar var gözlerimde uçuşan,
Ne zaman eylül olsa güneyde salonuma uçarlar...
Eski bir binayı yıkıyorlar,kuşuna böceğine sormadan...
Nereden baksan bir işgal,bir katliam...
Ve sen ki;
Djed sütunum,
İçimdeki saklı arş'ım,
Sen ki;
Beş bin yıllık mezarların üzerine gözlerini her gece kapatıp uzanan,
Düşlerden bir ipek yolu,sevda parkı,cennetin ihtiyar tozlu ağacı ve kutsal beton merdivenleri bir aşk tapınağının,gözlerimde sanki...
Artık kısa şiirler yazmaya çabalıyorum,
Bazen buduyorum da buduyorum o kocaman açmış yeşil kollarından bir ağaç misali cümleleri,
Yine de,
Beceremiyorum kısalmayı,
Ruhum,yürüyerek üç ay süren araç çıkmaz yolların ardı bir yerler ülkesi...
Zerre zerre döküyorum derimi,bir yılanın istemese de dökülen hıçkırıkları gibi...
Nereden baksan bir işgal,bir katliam...
Ve sen ki;
Beş bin yıllık ruhumun,uzanıp kazıyorsun kazağım kolunda yusuf kuyumdan sana teslimiyetini,
Ve bulup bir ay'ın ışığı ile yıkıyorsun kurumuş bin yıl olmuş o çamurlu yüzünü,
Zehirlenmesek bari diye korkuyor avuçlarımız bazı belki,
Yine de ilk ve olacaksa da son kez olsun diyerek içimdeki yeminden koza kırıp uzanıp öpüyorum seni yüzünün sol cennetinden...
Başka kelime dolduramaz içini o tanınmaz huzurun güzel kokusunu...
Ve üzgünüm,
Affet beni.
Şiirim babil'in uçsuz bucaksız bahçesi;
Bacaklarından kesilmiş yuvasından koparılmış merhume bir buket ölü soğuk çiçek misali,
sadece üç beş satır,bırakamazdım inan o kutsal kucağına...
Dedim ya,
Üzgünüm,
Affet beni.
Şiirim kerbela,elini sımsıcak tutan sahradır,
Sen diyar-ı istansın,istanbulsun,
Ve sevda; devesiz,yolsuz,dev demirlerden kuşsuz,
ve hatta pabuçsuz,ömürde bir,yürü yürü bitmez tükenmez kutsal bir yerdir,yolculuktur...


11.22 fedakar kutsal ızdıraplar ve dikenli tel yarası hatıralar ikindisi.

5 Ekim 2026 Pazartesi

Tırtıllar zırhını giymiş

 
Yarınlar için direnenler.
Soykırım olmuş,bağırıyorlar.
Hayır,üzgünüm,savaşacaksın,
Bekleyerek olmaz; korkmayacaksın sana gülümseyen ve adım adım seni almaya gelen ölüm ile,ölüme...
sen de ona gülümseyeceksin.
Kaç yuva,kaç bin karınca öldürdün kimseye sormadan sırf yanında seni durdurmayan bir arkadaş var diye oysa...
Yapma.
Yarınlar için direnenler.
Soykırım olmuş,bağırıyorlar.
Ağaca çıkmış üç maymunlar krallığı.
Fıstık ekmek ile besliyor yukarıdan tüm kölelerini.
Unutmuş yerde aç aslanlar kimliğini ve kendilerini.
Bitmez sonsuz balıklar denizi,bir masallar senfonisi...
Yarınlar için direnenler.
Soykırım olmuş,bağırıyorlar.
Tırtıllar zırhını giymiş kelebek olmuş,ellerinde kılıç kaçıyorlar göklere.
Düşler; unutmuş kutsal meyvesini,sadece bir korku çiçeği açmış saklanıyorlar en ama en içlerimize.
Altın kafes.
Baldan bulgur.
Unutmuş kibirde sahip;
Ya benim özgür göklerim nerede...?


11.22 varoluşsal zarlarım yuvarlanıyor dağlarımdan aşağılara...
dur duraksız şanslar ve lanetler ardı sıra...

4 Ekim 2026 Pazar

Aşka kesilen kuponlar

 
Aşka kesilen kuponlar çekmecem.
Göğsümün sol yanı,gömleğimde mektubunun zarfı gömülü cebim ve yüzünün duası bir resminin kabri...
Haftalar boyu makas,aylar boyu kalemler heyecanım,
Kitap kokum,gazeteden yüzüme değip düşen vitaminsiz mürekkep harflerim,
Aşka kesilen kuponlar çekmecem.
Hangi şiiri okusam fısıldasam ardından uzanıp omzuna kulağına,boynundan koklayıp seni acaba;
Kimi sövsem,kimi dövsem tutuşur gözlerinde közlerimiz,
Kimi öpsem çeker kıskanır yumruklarsın karnımdan beni,
Hangi çiçeği koparsam senin için,hangi çiçeği koparsam çiğnesem daha güzel kokar huzuruna acaba nefesim...
Aşka kesilen kuponlar çekmecem.
Kaç ay çeksem çilenin yayını,
Saplanır köklenen yeşil yaprak veren diğer okun üzerinden yüreğime bir kez daha yeniden yeniden erosun dileği ve oku...
Aşka kesilen kuponlar çekmecem.
Kaç ay çeksem çilenin yayını,
Senin olurum acaba peki ?
Yada benim olursun,ocağından tutuşturup sonsuzluğun ateşini...


01.01 fin bahçesi.

Selam olsun göğe,yıldızlara

 
Selam olsun göğe,yıldızlara...
Öncelikle kalbini kırdığım her eşsiz yıldız tanesinden özür dilerim.
Af dilemem,dilenmem ama asla,
amacım asla kötülük değildi,değildir...
Kalplerimizi kırabilecek kadar tanıyabildiysek şayet birbirimizi;
Tanırız ve biliriz eminim,birbirimizi...
Şükürler olsun,ey Tanrım,tanıdık sevdik birbirimizi...
Selam olsun göğe,yıldızlara...
Öncelikle kalbini kırdığım her eşsiz yıldız tanesinden özür dilerim.
İkimiz,sevgilim;
Tanrımın zerresiyiz...
Yürüsek ya dünyayı elele seninle,haydi durma tut ellerimi...
Sahrada duralım,kurtaralım yusufu...
Kızıldan bir denizde yüzelim sevişelim;
Hint kumaşı bir okyanusta balinaları,uzanıp yanağından usulca bir akşamüstü öpelim...
Selam olsun göğe,yıldızlara...
Öncelikle kalbini kırdığım her eşsiz yıldız tanesinden özür dilerim.
İnanın,hiç istemedim...
Aynalar yüzüme tükürüyor geceleri;
Kimin ahı bu kavrulan yüreğim,dudaklarım...
Kimin mutluluk gözyaşları bu altında ıslanıp seviştiğimiz yağmurlar...
Durmadan uzayan elele geceler ve ağlamış ıslak gözlü yollarda arnavut kaldırımlar...
Sis mi duman mı yüzüme bakmayan gözlerindeki hüzün,o kızgın keder ?
Gözlerini kapatıp dudaklarıma teslim olan dudakların sorsam kimbilir neler neler ağlar...
Selam olsun göğe,yıldızlara...
Öncelikle kalbini kırdığım her eşsiz yıldız tanesinden özür dilerim.
Uzat elini,teslim ol haydi,karşı durma,bırak uzan sal gizli akıntılarıma kendini...
Teslimim oysa taa en başından bu yana sana.
Selam olsun göğe,yıldızlara...
Öncelikle kalbini kırdığım her eşsiz yıldız tanesinden özür dilerim.
Büyük konuşmuştum ama,
Hakikattir,
Söylemeliyim,
Affet,bir kez daha,bir kez daha affet kalbinde beni;
Uyumaz aklım yoksa,uyuyamaz,bilirim,
Kapatamaz gözlerim kendini,bırakamaz ellerim ellerini,bin yıl uyumasa dahi...


00.34 fin.

* dalga geçilmiş yıldızlardan yük salıyorum fezada sana...

Ruhumda binlerce ölünün ardı

 
Ey Hak;
Ey Hüda,
Sekseninde bir dedeyim sanki,
Ve iki kırklık peygamberin kabri çiçek açmış içimde.
Ruhumda binlerce ölünün ardı,
dans eden ruhların cennetlerine kavuşan neşesi bir çocuk bahçesi...
Bir gül sen,
Bir gülsen,
Değişir her yer ve her şey...
Kafam,atlası olmuş tüm gezegeni sırtlamış taşıyor içinde,
Kafam,nuhun gemisi her gün yeniden doğan şu yalancı kıyametlerin...
Susadım,
Eğildim,buzdan kırıp tüm tunayı içiyorum...
hania rani'nin parmaklarını dinliyorum.
Bir gül sen,
Bir gülsen,
Değişir her yer ve her şey...
Bir volkan,bir dağın eteğinde doğan ve acımasız korlardan şu cehennem,
Bahar vurur,yeşil açar,cenneti bulur avuçlarından sonra bu karun misali heyhat ve zengin nemli toprak...
Ey Hak;
Ey Hüda,
Sekseninde bir dedeyim sanki,
Ve iki kırklık peygamberin kabri çiçek açmış içimde.
Kabirde toprağımı ısıtan güneş,
Ey karanfil,ey kasımpatı,ey ısırganlarımı tenimde büyüten yağmur,
Eğil ve öp beni,acıyan yerlerimden tek tek...


20.02 simetrik öpüşmeler sahili.

3 Ekim 2026 Cumartesi

güneşe bal sıvayan bin arılar manifestosu

 
Karşımda benden habersiz yere düşmüş ve toplanmış bir satrancın tahtası...
Bilmeyen eller toplamış herkesi ve taşları belli...
Sanki bir düğün var tahtada karşımda,bir oyun meydanı;
Bir çiftetelli başlamış misali,
Tam da tüm nazlar ve oynamam inatları düşmüş çoktan zamanı,
toplanmış ortaya her taş ve herkes,
Ve meydan olmuş bir mahşer meydanı...
Oynuyor atlar ve insanlar,yakıp tutuşturup o soysuz bütün kaderleri...
Elimde ağzı kapalı camdan bir zehrin şişesi,
Dayıyorum da ağzıma dayıyorum,
Aynadan yüzüme düşen yalancı ölümlerin gölgesi,
Ve büşra kayıkçının parmaklarını dinliyorum...
Karşımda benden habersiz yere düşmüş ve toplanmış bir satrancın tahtası...
Bilmeyen eller toplamış herkesi ve taşları belli...
Ve peki,hangi günah öper seni yüzünden sarılıp uzanıp anasından henüz doğmuş kutsal seherindeki şu kadim güneşi...;
Söyle...


22.27 güneşe bal sıvayan bin arılar manifestosu.

Padişahın sağır katil urgan ipleri ve şehzadelerin günahsız düşleri...

30 Eylül 2026 Çarşamba

Vas Hermeticum

 
A faded blue awaits our eyes in the sky, draped in a tattered, worn-out gray veil God’s own clouds scattered haphazardly about.
And the sun pokes its head in uninvited, kisses your face through the window, and nibbles at the purest, most childlike happiness within you...
Your bread runs low, yet your face breaks into a wide, beaming smile.
For "sharing" is greater than anything; just like love, my darling, Just like love...
Oh, laws of gray concrete,
Oh, electrified barbed-wire fences and this prison for innocent creatures,
Do the guards who reap the wheat do whatever they please like the routines of some bad TV series on a planet of hidden complexes...?
Who knows...
A thousand streams of molten lava and a thousand devils, And upon my back, a sealed-off parlor and the snow-white guest-cloth of a massive dining table...
My soul is a forest of red pines, my darling; A hero's dreams and visions camp upon my back.
And Mother,dear Mother,I am sorry; 
the more I dig, the more my world upon me becomes soiled.
I carry sinful mud upon my back regretful, still wet...
Yet "goodness" is the scent of a happy Sunday evening in our nostrils, my darling; 
"Goodness" is that sweet, fragrant aroma of happy soap from those warm oceans of childhood, my darling.
"Hope" is a flickering flame a single drop of fire atop a candle poised to die out in our hands and within our darkening hearts...
And you, Oh my love,
Oh my rubedo,
Oh my nigredo,
My mercurial serpent,
My shimmering alchemical castle of glass, oh my palace of eternity...
All these staged skirmishes, these wars devoid of a single green leaf,
All these wretched theatrical displays, these scripts...
We no longer know who is the villain and who the hero, my love...
Who is a dream, and who is reality;
And who yawns in the disrespectful weariness that follows the vows of a thousand lovemakings...
This planet is a circus of dancing, singing primates today;
A courtyard of thieving souls pacing endlessly without walls, and this nine-to-five prison,
Oh, how these humans wring out their sodden sins at night, washing them over and over, then pegging them to iron wires to dry...
Ah, ah.
Ah, ah.
This desert of silence is a hell of thirst, my love;
Whisper into my canteen three times that you love me,
And then, please, water the pitch-black clouds with the droplets of love falling from your lips...
I will share in those healing songs like those of a dandelion drifting on the winds of our breath, filtering through a delicate spiderweb,
For only then is "living" truly living; only then is dying peaceful and beautiful...
Children and prayers that flee to hide upon my lips.
Ants upon my feet.
And the breed of "fear" is a beautiful bird that went extinct in these lands a century ago...
Its voice no longer lingers in our ears, our hearts, or the palms of our hands...
Do not worry, my love; there is nothing to fear, after all.
God will never let go of our childlike hands within our hearts; Some prophet—wandering with a guitar on his back—will surely wake and save us from that fate.
Do not be afraid; Saints or heroes—it makes no difference, my love.
Let us remain just seventy-two, if need be; Let them—those five thousand devils—pour down upon us ceaselessly like a torrential rain, if they wish...
For "courage" in the heart is a fire that never dies out; It never gets wet, my love...


09:22, and the disciple opened his eyes.
A forest of batteries.
In truth, that hidden forest of the world was a darkness that had never known the light.