27 Temmuz 2026 Pazartesi

Ateşe uçup kanatlarını yakan masallar,Dualar ve muhafızlar

 
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Yüzüm,dert keder...
Yüzüm,tozlar cennetinin yüzü soyulmuş ağlama duvarı.
Yüzüm,eskimiş,unutulmuş bir posta kutusu.
Satırlarını bekliyor gözleri ıslak gülüşüm...
Toz toprak yollar mabedim,sevişme durağım...
Bin zebraya binmiş süvari kedi,savaşa koşuyorlar rüyalarımı,benden izinsiz...
Yüzüm,seni bekleyen durağı eski unutulmuş bir sokağın,
Yüzüm,kapatılmış tozlanmış bir ibadethane...
Bir ışıklar süzmesi,uçuşan tozlar tarikatı...
Yüzüm,yüzünü yeniden bana dönüşüne bağlamış, kendini zincire vurmuş bir sevda radikal'i...
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Yeşil otlar denizim...
Kanbur balinam...
Bir zebranın yıkayıp astığı siyah beyaz pijamasını çalmış giymiş zürefam...
Hangi beşer koşabilir senden daha fazla,daha rüzgardan hızlı,söyle bana...
Kupa kralı babalar,kupa kızı sevdalar atlasım;
Bir sandalım,bir salım dahi yok; yalnızım...
Keşfim zor,seferim yarım,yürümez bin kervanlar diyarı kafamda bugün ve yarın...
Hava bugün güneş,hava kırk yada kırkbeş...
Bir ağaç gölgesine uzanmışım,
Başımın üzerinde sinekler,
Kuyruğumla kovalıyorum bir bir hepsini...
Süpürüyorum tüm düş katillerimi o uzandığım sıcacık toprak cennetimden...
Düşmüş,kınını çoktan savurup fırlattığım kılıcım,
onu dayayıp emanet ettiğim ağaçtan.
Sıyır basma elbiseni,söyle çeksin ellerini rüzgar üzerinden,uzan yanıma en taze,en üryan;
Bırak savaşsın,isterse de geriye kalan tüm gezegen.
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Kimseler umrumda değil artık.
O ezber doğrular,o bilim ve hiçbir şey yapmayıp yalnızca bizi izleyen şu günahkar yıldızlar ve tepemizde...
Umrumda değil inan.
Yeşil otlar denizim.
Kanbur balinam.
Sevda ütopyam.
Seviştiğimiz rüyalar,sabahı doğuran yıldızı çığlık atan yüzü sırılsıklam rüzgarların...
Kimi öpsem sen,
Kimi gömsem kendimim,istesem de,istemeden...
Dualar ve muhafızlar.
Ateşe uçup kanatlarını yakan masallar demliyorum gecelerime,
Uyutabilmek için içimdeki uyumaz çocuğu...
Asırlık paslı kafesinde,tüm sevişmeler,karanlık kafesinde kocaman,asla doymaz aç bir aslan...
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Gözlerim kapalı ardına kadar,
Kafamda bir sen hayali,çıplak ayaklı ıslak çimenlerimi yürüyen,
Bir kulağım cennetimi dinliyor,
Bir kulağım şu önümde kavrulan cehennemi...
Kimi çekip kurtarsam kahramansız hainiyim diğerinin,
Kimi öldürsem korkağıyım alemin,
kimi vursam kızdırırım azrail meleğini...

Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Ve sen uzanıp üzerime sıcak dudaklarınla uyandırıyorsun beni düşümde tüm cehennemlerden,
Açıyorum gözlerimi,
Ölümsüzlüğün tadı kokusu düşüyor dilimize dudağımıza o bi an,
Ve öpüşüyoruz hiç durmakSızın seninle bin cennetler boyu...


09.50 bir rüya gördüm bugün.

Sonra yüzüm sussun cevabını

 
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Patavatsız aptal dürüstlük anıtı yüzümde gülüşüm,
Ele verir,satar hemen yanakları utanıp kızaran kalbimi...
Hep dem içiyorum artık seni;
Beceremezdim hiç,büyüdüm sanırım...
İhtiyar gönlüm,çocuk fidanlar bahçesi ruhum kuytusu...
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Annemin harmanıyım; ekmiş,sulamış ve budamış beni...
Taze kekik,ve mayhoştur kuzunun kulağı...
Dağlar denizler sevişir öğlen güneşinde gözler önüne kimsesiz.
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Kaç dostu kazdım,kaz dostu gömdüm bilsen sevgilim;
Yetmez yetişemez bir dirhem bile yine de senin terazine,
senin yürek kıymığına,can sızına eminim belkide...
Başımız sağ olsun sevgilim...
Kim ölse kıyamet gezegenin adı,
kim kalabalıklara bıraksa bizi özgürlük diye açıp avuçlarını,
Adı cehennem bizi anlamayan tüm kalabalıkların arası...
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Hayat şöyle olmalı,yaşamak böyle...bilmem inan,
Aşk budur,şudur tiratları umrumda değil şimdiye dek yazılan çizilen beğenilip bağrılan;
Bırak çamura düşelim seninle elele,
Bırak yağmurlar terketsin ıslatmasın bizi,yıkamasın yüzümüzü,
Kurusun toprak ve çamur ayrılmayalım artık diye yeminler veren dilimizde damağımızda,
Öpüşelim susuşup biz sadece...
Toprak olup karışalım birbirimize.
İzin ver,
Kabrimizi; dudaklarımız,
kürek kürek gezip tüm gezegeni kapatsın binbir tat, binbir renk ile...


14.41 ve morfeus uzatsın elini; aşk mı sevda mı...? diye sorsun.Sonra yüzüm sussun cevabını; bir tek sen anlarsın...

Yanılmışsın albert

 
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Zaman,ne düz bir çizgi ne de bir spiral durmadan dönen.
Zaman,nefes alıyor tıpkı bizim gibi sevgilim,
Yaşıyor bizimle;
Seviyor,gülüyor,korkuyor hepimiz gibi...
Kırılıp küsüyor sırtını dönüyor hatta bazı.
Işıldayan ışıklı taşlar satıyor kuyumcular,bilmem ki neden...?
Güneşli bir sabahın denizine baksan oysa,daha güzel ve inan bu herşeye değer...
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Birileri yazmış,çizmiş diyorlar bizim yaşadıklarımızı;
Bir çocuğun oyun odasında,hayallerinden defterine yazıp çizdikleri imişiz biz belkide...
Kimbilir.
Her şey mümkündür,sevgilim.
Mucizelere inanıyorum...
Nuhun gemisi ruhumun hangi dağına tırmandı ve kurtardı beşer'i,
Dinozorları yiyen yutan göklerin taşları hangi yağmuru sürdü yüzümüze,
Hangi kıyamet öğretebildi bize güzel ölmeyi yada doğru yaşamayı,
İnandığım doğrular,tüm güzel yanlışlarımı yedi içimde sevgilim...
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Sırtımı döndüm güneşine.
Bağbozum,
Üzümler tiyatrosu,koruk düşler sahnesi.
Kornalardan çok ama çok uzak yerler,diyarlar...
Kimsesiz,kalabalık ve yapayalnız hisler ve mezarlar...
Zor iş,kolay değil,inan.
Tebrik ederim seni.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Pazarlanmış yalanlar,tüm o parlak ışıklar ile örtülmüş yalancılar ve soytarılar...
Çalıntı taçlar uymaz o soytarı baş'lara,
Mandallasan da,tokalasan da,yapıştırsan da,durmaz,
Tutmaz gerçek bir kralın adımlarını,nefeslerini ve bakışlarını,yerini hiç bir neden,hiçbir piç altın,hiç bir tunç;
Bağıra bağıra okusan da,nafile,ah o ezberlenmiş şiirler,
Tutmaz elini kimsenin bu kazdığınız uçurumlara bile kadar.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Tarih ? Tekerrür ?
Yada aynı sevdaya demir atmış ruhumuzun kadırgası,
Gözlerimizin yarı yıkık savunmadaki o kadim kalesi...
Kim kimi kesse kazanır yada kaybeder yarını,
Bilinmez,
Kadere zar atılmaz yada sakızı çiğnenmez merak edilen yarınların sevgilim...
Tanrı bir şair bence;
Yoksa bu kadar güzel yazamazdı hiç bir ölümlü düş seni...
Hangi "milyonlarca yıl" alır kırbaçlar ki beni şimdi,
Uğruna layık olabilmek için,diz çöksem,yalvarsam,
eğer büker mi yüzümü ve kemiklerimi söyle elinde fırçası ile şu yıllar...
Ne istersin sevgilim,lütfen anlat bana,
fısılda kulağıma,Tanrım mutlaka duyar...
Sırtıma dev beyaz kanatlar mı takayım senin için,
Bir fil kadar büyük ve güçlü mü olayım yoksa,
Karlara mı uzanayım hiç üşümeden seni sarabilmek için ve yahut,pamuktan kutbun ayısı mı olup uyanayım sabahımıza,söyle lütfen...
Arısı mı olayım bin yıllık balının,
Yoksa bir hücre mi olayım,
dudağında kalan bir damla suyunu deniz edip yoluna mı çıkayım kaderde sevda seferimin.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Yarın,hiç yok aslında...
Herşey bugün ve kutsal dünlerden ibaret.



12.29 fin.

26 Temmuz 2026 Pazar

o kutsal maviler

 
- söz ver bana,hiç bırakmayacaksın beni,bizi; ellerimi.

- çarşaf denizler üzerine yemin ederim sevgilim,
tüm o kutsal maviler üzerine yemin ederim,
Damarlarım üzerine,içinde erimiş gezen topraklar,dağlar,taşlar,lavlar üzerine yemin ederim sevgilim. 

(Söz ağızdan doğdu,düştü;tohum saldı kadim mezarlarda o kutsal toprağa...
can suyu düştü buluttan rahmet olup topraklara ve dudaklarımıza,hatırla...)


Sözü sen çiğnedin sevgilim.
Sözü sen çiğnedin çocuk...
Ve ben hala tutuyorum ellerimde sözlerimi...


20.10 soysuz akşamlar,unutulan yeminlerin işli sandığı soylu kalpler.

" bir şey değil..." mi...?

 
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Yazık,koca bir yazık...
Zamanın kumlarına tükürdün,bir ömrüm vardı oysa;
Ve hepsini süpürdün...
Ezbere konuşup gittin,hissiz,duygusuz; bizden çok çok uzak bi şekilde...
Sana benzemiyordu zaten o veda etmeye çabalayan kuklan hiç...
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Ve " bir şey değil..." mi...?
Yazık,koca bir yazık...
Soysuz ruhsuz arabalar kamyonlar ve bitmez yollar basıyorum şimdi kanıma,yüzüme,uyuşabilmek için hala ve hala...
Ama biliyor musun,yetmiyor yine de asla ve asla...
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Sen bikaç mevsim harcadın nefeslerinden belki;
Ben bi ömür bıraktım emanetine,unuttum üstelik,
Almadım da,dönmedim de bi daha geri...
Hoşçakal sevgilim,
Hoşçakal...
Ve sana çok teşekkür ederim.
Sen hiç görmedin,
yaşadın,yürüdün,güldün,ağladın,
gömdün canını candan söküp sonra...
çok canın yandı sevgilim,hissettim...
yaşlarını içtim her gece rüyalarımdan sana uçup...
Gün oldu,yarı'na düştün belki...
Yine de sevdin,denedin...
Yaramızdı;
Adı kabuk kaldırandı o durmadan kanayan kanımızda,ihanetinin...
Ben artık herşeyi gömdüm;unutuyorum.
Kutsal dualar atlası;
Kapat gözünü,parmağını bi yere koy sevgilim,
Seç en şanslı sevişmemizin yerini şu durmadan dönen mavi misket gezegende;
Haydi durma sevgilim,
Karadulum ol,
Öp beni ve al sensiz zaten değersiz şu sinek valesi canımı...
Hatırlamaz zaten kimseler beni...


19.38 unutuyorum bir bir her şeyi sevgilim.
Gün gelir kalmaz,son nefesime doğması gereken o tanışma anımız,
ve o alacakaranlığıma doğan güneş sesinin kafamdaki saniyelik hayali dahi sevgilim...

Hoşçakal.

Mavilere,mavilere,daha da mavilere

 
Sekizinci katından düşüyor et kemik kafesler.
Uçuşuyor kırılan kemikten teller,
Uçuşuyor kuşlar misali tüm ruhlar doğdukları yıldızın kalbine,
Mavilere,mavilere,daha da mavilere ve zifrine en zifrine o and vermiş fezalara...
Ve adını kıyamet koydum bozdan güvercinimin.
Senin cılız el veda'n,söndüremez içimdeki dağı,
gönlümdeki erimiş demirlerden kayalardan bu yana yana demlenmiş gocaman sevdamızı...
Yalanlar söyleme kendine,suskun aynan da hain ya bence,neyse...
Peki;
Uçuşur mu ruhlarımız da kuşlar gibi,
Ya da sırtına alır mı ikimizi bir serçe mavilere koşması gereken tozlu ve kadim kervanımızı...
Sekizinci katından düşüyor et kemik kafesler.
Uçuşuyor kırılan kemikten teller,
Uçuşuyor kuşlar misali tüm ruhlar doğdukları yıldızın kalbine,
Kim kimin mahşerini giyiyor bilmeden üzerine belli değil sevgilim,
İstese de,inanmış mış gibi yapsa da,yazık,
üzgünüm ama olmuyor üzerlerine...
Ciğerinden,ışık hızında küçük bir sivri çakıl ile vurulmuş bir kuşum Tanrımın dalından sanki,
Kan sızıyorum göklere,
Mavisine kızıl sürüyorum damla damla süzülüp ve göklerin güzel boz keten perdelerine...
Karıncalar izliyor beni,
Göklerde Tanrının sıcacık jetlerinden eşsiz bir festival var diye diye gösteriyorlar beni parmak uçlarından birbirlerine...
Sekizinci katından düşüyor et kemik kafesler.
Uçuşuyor kırılan kemikten teller,
Uçuşuyor kuşlar misali tüm ruhlar doğdukları yıldızın kalbine,
Ve adını sırat koydum hayalimde gözlerinin;
İsmini cennet koydum kızımın...
Hangi cehennem yakabilir artık seninle elele tutuşmuş yüreklerimizi...
Oysa hep bir balina olmak istemişimdir;
Bi at,belki bir aslan bile kimbilir...
Olsun,
Korkusuz bir bal porsuğu olurum o güzel yüreğin kovuğunun...
Boşver,üzülme sen hiç ne olur,
Varsın bal olmasa da olur...
Ben içerim kollarından,dallarından,avuçlarının içlerinden açan çiçeklerden gözlerinin sonsuz suyunu sırf yaşayabilmek için yine de,
ve yine de...



14.41 bıraktım anamın elinden işli mendilimi cebimde;
gözlerimden akanların kurumasına izin veriyorum yüzümün sarp yollarında kendi kendilerince...
Tuzdan sızılar ekip ekip uçuşuyorlar bir bir etimden şimdi kelebekleri gibi Tanrımın...
ve hangi tırtıl ısırsa beni yeşilimden,artık kızmıyorum sevgilim...büyüdüm; sanırım...

Ama hala,sanırım...

Bir bülbül ve gül'üne

 
Kimler sevişirdi bilmezdik,umrumuzda değildi;
Bunların ötesindeydik,
Ötedeydik...
Hissidaştık,alnım alnına idi,konuşurduk,
sohbet idik...
Duygudaştık,elele idik,yeterdi de herşeye...
Bilmem dünyanın dışını,susmuş dudaklarımızın ardından konuşur idik,
gözler varsa gözlerinden güvercinler uçardı zihnime,
Mektubunu taşırdı bir yel sonra ırak gönlüme.
Gözler de yoksa zihnime düşerdi tatlı sesin bir yankı gibi taa uzaklardan...
Kimler sevişirdi bilmezdik,umrumuzda değildi;
Bunların ötesindeydik,
Ötedeydik...
Yusufdaştık; kendi içimize,içimizde yusuf kuyumuza düşmüştük ikimiz de, 
arıyorduk kendimizi,arıyorduk elini uzatıp bizi çekip kurtaracak Tanrımızı o bizim kendi karanlık kuyularımızda,
bize ait nefeslerimizde...
Sorsan,belki,tutsa ellerimizden usulca bizi,
çıkmaz idik de geri...
Güvenmezdik kendi kuyumuzdan ötesine de,ötesindekilere de...
Kimler sevişirdi bilmezdik,umrumuzda değildi;
Bunların ötesindeydik,
Ötedeydik...
Zihindaştık...
Gönüldaştık...
Zehirdaştık.
Kabirdaştık ve hatta belkide...
Soy adım,üşüdüğün bir serin seherde omzuna örteceğim el örgüsü bir derviş hırka idi ve sadece...
Kimler sevişirdi bilmezdik,umrumuzda değildi;
Bunların ötesindeydik,
Ötedeydik...
Sevdadaş idik,
Bir bülbül ve gül'üne...



13.12 ölümün poyraz nefeslerine açılan yelkenler baharı.