6 Ağustos 2026 Perşembe

Gül damlattım portakal yaprağına

 
Gül damlattım portakal yaprağına.
Gecenin bir yarısı idi,ellerimden su serptim senin dolunay'ına,üzerini örttüm ince bir bezden kefen ile...
Ekmeğime saydım elinin kokusunu,katık ettim yüzünün hayalini,
Ve geceden çalıp,saklayıp seni koynumda yüreğimin en işlemeli sandığına...
Gül damlattım portakal yaprağına.
Düş donattım,belki gelirsin diye,yoluna...
İsimsiz,kimsesiz şiirler bıraktım taş evinde anahtar kovuğuna...
Düşler topladım bahçemin en güzel ağacından,en güzel dallarından sana...
Gül damlattım portakal yaprağına.
Seni düşündüm.
Seni kokladım.
Şimşir kağıtlara yazıp dualarımı,öyle nefes nefes üfleyip taradım mis kokulu o rüzgar saçlarını...
Sıhhatler olsun sevgilim,
Allah rahatlık versin,
Ve sabah-ı şeriflerin hayrolsun taa şimdiden.
Taşa bastım üryan ayaklarımı,
yanan içime senden bahsettim az sönsün biraz huzur damlasın alevin ucuna diye...
Seni düşündüm,
Seni kokladım,
Seni sevdim; bu gece...


14.14 inan şanstı ikiz dakikalar sadece.

Kara bir sinek

 
Bir sinek kondu kağıdımın kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Nereden baksan cesurca,ölüm pahasına,
gün gibi ortasında bembeyaz bir kağıttan dünyanın ışıldayan perdesinde,
Kara bir sinek olmak bile yeterince;
Sen bir de şiir okuma zamanını göze alıyorsun o beyazlığın üzerinde...
İnan,sen harikasın...
Ne dersin,olabilir miyiz seninle biz bir kara sinek kadar cesur sevgilim...
Umarım başarabiliriz el birliği yaparak,
İçimizdeki güçleri kararak,
Gönüllerimizi de katarak içine bu cesaret iksirinin,
Belki bir gün,elele ses sese şiir okuyabiliriz seninle...
Neden olmasındı ki...
Bir sinek kondu kağıdımın kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Bir sineğin gözünden bakalım gel dünyasına bu araf'ın seninle sevgilim;
Bir saniye dursan düşünsen uçsan zihninden onun bir gününü yeter,
Anlarız o zaman onun bir aslandan daha cesur,daha korkusuz,daha güçlü yaşadığını hem de hemen...
Öldürülmenin yegane kaderi olduğunu koymuş genlerinin cebine bir uyarı diye annesinden,
Yine de inadına uçmuş uçmuş sana gelmiş tüm beyazlarına rağmen,düşünsene...
Nereden baksan zor,
Nereden baksan imkansızca bir uçmak,
En basit nefeslerin bile...
Herkesin yemi olduğun bir dünyaya kanat çırpmak annenin kollarından,
yuvandan uyanıp kalkmak bile...
Seni alnından öpüyorum ey gönlün karası sinek...
Ve bil bunu hiç kimse güçlü değil senin kadar,
Lütfen gülümse...
Bir sinek kondu yüreğimin kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Yüzlerce gözünden öperim seni çocuk,
Binlerce gör yaşamayı ve sevmeyi,
Ve vazgeçme hiç uçmaktan ve konmaktan inatla,inatla,inatla ama...


13.13 düşüme konan sinekler balkonu.

4 Ağustos 2026 Salı

Çilli portakallar avlusu

 
Çilli portakallar avlusu.
Mis kokulum,
En güzel turuncum,
Ağacımda,güneşimin kayırdığı,
Yüreğimde,düşlerimin pamuklara teslim ettiği...
Buyur eder gönlüm,içimde zaten sen sarayına ruhunu;
Yüzünün çizgilerinde yürüyorum parmaklarımın ucunda,
Sessiz,usul...
Uyandırmasın seni huzurdan hiç bir his veya hiç bir "sevmek"...
Çıkardım pabuçlarımı,taşa bastım,
çıplak ayağım;üzerime aldım da düştüm yoluna nefeslerimin senin uğur'una...
Çilli portakallar avlusu.
Mis kokulum,
En güzel turuncum,
Yüzünde geziyorum parmak uçlarımda,
Sessiz,usul...
Sırf sen,
uyanma diye...
Sen rüyadasın şimdi ama olsun,ne istersen iste,ne dilersen dile...
O sevdiğin balinalar uçsun istersen göklerde,
O kaplumbağayı boyayalım mora,pembeye,
Led ışıklar takalım başlarına tüm deniz analarının taç yapıp renk renk ışıkların hayalince...
Boyayalım şu koskoca denizi haydi el değmeden hangi rengi istersen iste...
Kuşlar insin yere,penguenler gibi yürüsünler,gülelim hepberaber binlerce,
Binlerce papatya binlerce gelincik gibi açsın yüzlerimizde o bebeklerden ödünç aldığımız gülüşler...
Sen rüyadasın şimdi ama olsun,ne istersen iste,ne dilersen dile...
Filler turist olsun mesela kuzey kutbuna,nedersin,
rengarenk montlar,atkılar,ayakkabılar giysinler kocaman kocaman...
Rengarenk olsun tüm kutup,bütün buzdan maviler ve beyazlar.
Söyle yer küre hiç ısınmasın ya mesela,
Erimesin hiç kalpler...
Sen rüyadasın şimdi ama olsun,ne istersen iste,ne dilersen dile...
Ağaçlar toplasın kendi yeşil saçlarından,dallarından eriklerini,kirazlarını mesela;
Kendi elleri ile uzatsınlar,susamış dudaklarına o en yeşil en al miraslarını...
Sen rüyadasın şimdi ama olsun,ne istersen iste,ne dilersen dile...
Balıklar kuş olsun uçsun göklerde,akıllar dursun şaşırsın;
Biz hiç şaşırmayalım,
Gülelim saklanıp bi köşeden kıkır kıkır gülelim seninle...
Çilli portakallar avlusu.
Mis kokulum,
En güzel turuncum,
İste dökülsün yıldızlar bir bir,ışıklardan bir yağmur gibi gecede üzerimize...
Yüzünde yıldızlar,yüzünde yağmurun tanrıdan armağan minik adımları uğur böceklerinin misali o güzel çillerin; 
çok güzelsin...
İste dökülsün yıldızlar bir bir,ışıklardan bir yağmur gibi gecede üzerimize...
Ve geldiğimiz tozlara karışalım elele seninle...


11.09 bir dilek zamanı.

3 Ağustos 2026 Pazartesi

bir otoyol

 
jehan barbur "öylesine" çalıyor evde.
Ve üzgünüm herkes küçük sensiz iken içimde.
Kim kimi öpse ilk,
Suçlusu benim yine de...
Bilmiyorum.
Bir sıcaklık var bilmediğim,
Kan mı o elimdeki avuçlarımdaki biriken sadece...
çok uzaklardan tanıdığım bilmiyorum dedim ya belkide...
jehan barbur "öylesine" çalıyor evde.
Ve üzgünüm herkes küçük sensiz iken içimde.
Bazen karalamak lazım sadece,
Ve sadece.

Yaz günlükleri belkide,
bir düş'ün müsveddesi ömrümce...
Ve en güzeli de o bence.

Bilemedim...


12.11 beynim bir otoyol misali şimdi.yüzlerce araba arılar misali vızır vızır...bir civa akıyor aklıma damla damla sanki güneşte ve güneşten ırak ama aklımda karanlık yine de...

Boşver.
Ne yapsan da.
Zaten.
Anlamazsın.

kayboldum senden uzak güneşlerde

 
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim,
ağlasınlar ceplerinde eski,özenle katlı,sihri kaçmasın tarafına,
yer yer dökük yedi kat o kare kağıt mutlu günleri...
Yaşlanmış,yaş almış o ruhumun yeşil bahçesi,
Ve do veriyor kulağıma iri kara bir sinek,
Bir türkünün ezgisi düşüp gözlerimde dağlardan yola,koşa koşa geliyor uzaklardan kulağıma...
Yarım kaldı halı tezgahımda unutulup terkedilen o ipler,masallar ve mektuplar...
Nerem acıyor bulamıyorum biliyor musun,
Ve üzgünüm,çok korkuyorum doktorlardan;
onlar bunu hiç bilmese de...
İğneler değil o kırılması gerekenler,korkmamam için inan,
Ben kazanırım oysa daima o kılıç düellosunu uzman tabipler ile ne zaman savaşacaksam da,
Onlardan fazla aldım elime o keskin kılıcı yaşım onbeş iken daha üstelik oysa...
O kılıcı döktüm,dövdüm ben sevgilim...
Alıp başımı dağlara kaçamam da ben,
zate başımın yastığıdır doğduğumdan beri o goca goca dağlar hepsi...
Başımı koyduğum dağların dizidir sevdiğim;
İkincisi sen oldun huzurumun...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim...
Yaşlanmış,yaş almış o ruhumun yeşil bahçesi,
Ve İğneler değil o kırılması gerekenler,korkmamam için inan,
Bu zaman ve tüm o putlar da umrumda değil;
Kırmama gerek yok hiçbirini; dokunamaz bana hiçbirisi,geçer giderim yanlarından,
uzanırım taş yastıgına cesur bir köy çocuğu gibi,
Akrebin başını okşarım,
Yılanı alnından öperim de,yanaşmam yine de o "insan" a...
Yine de dağdaki yastığım taşların üzerine uzanırım,
Dokunamaz onlar bana...
Tek yanlış,tek ızdırap taş'a çekiç vuran,ve kafasından herşeyi uyduran insanda...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim,
Çok yaş almışım,yaşlanmışım be sevgilim;
Gazozu unutmuşum,burnuma değen gülüşlerimi gıdıklayan o baloncuklarını sonra,
göklerime bir bir koşa koşa tırmanan...
Yeşil camda bir soda içtim şimdi,
Hatrım canlandı,yaşım beş bilemedin altı olsun,
Sen iste sekiz yazdırırım yaşamanın nufzuna kendimi...
Kışı bilmem amma sevgilim,
Güz düştü gayrı kapımıza...
Yaprak düştü başımıza,sarı kurudu,kürüdü toprağımızı da,
Uyanalım diye şimdi,
Yağmur yudu yüzümüzü...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim.
Çayımı beyaz taşa koydum az soğusun için,
Bi seferde bitmez oldu,neden bilmiyorum,
İki taksit yazar oldum şiiri,gazeli,ağlamayı...

İçinde avuçlarım,belimde heybem;
Kırık buğdayım,kırıktır mısırım,kuru çekirdek ve belki biraz daha bulgur...
Su dağımdan aksın uzun uzadıya kuyruk olsun diyarıma,
Şiirim kuş olsun;
Beş olsun,on olsun,uçsun ama illa da,
Yüzlercesi uçsun göğüme mavime satır olsun,
dolsun...
Herkes istediği kadar izlesin,sebeplensin,
okusun,yoğrulsun,ve yorulsun...
Şiirim kuş olsun;
Neresine gidersen git sen şu elimizde dönen mavi misketin,
Dedim ya sevgilim,
Şiirim kuş olsun;
Burcu burcu koksun senin koynuna,
kanatlansın o satırlar,
Salayım senin binbir diyarına...

Ey sevgilim;
Bu sana olsun,
Gök Türk'ün yer kitabeleri...

Gök Türk'ün yer kitabeleri'n.. .

11.39 öğlen yakar iken yüzümü,kayboldum senden uzak güneşlerde sevgilim...
Katık olur,aç bitap seferime her halın ey yâr,
ama hatırlarım yine de su diye o bir damla eşsiz gülüşünü...

2 Ağustos 2026 Pazar

Madem sekerat'a düştü etim

 
Dilin veda dedi.
Ruhun sustu,belliydi,kabul etmedi.
Et eti,suret sonsuzluğu terk etti.
Ellerin ayrıldı,tenin beni terk eyledi...
Kayb oldum,gayb oldum,pusulasız kaldım,
Koca okyanusunda ve seninle henüz uyandığım doğduğum şu yaşamanın umman içerisinde,
Yeni doğmuş bir balina misali,
bir başıma öksüz,bi başıma düşsüz kaldım...
Etin döndü gitti,beni terk etti,
Kuyusuna düştüm yusuf ili'min,
Mânâdâ kaldım...
Seni hergün her gün orada bekledim.
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Dilin veda dedi.
Ruhun sustu,belliydi,kabul etmedi.
Hiç bu kadar öksüz,hiç bu kadar ödsüz kalmamıştım...
Tek kanadı koparılmış ve uçmaktan başka hiç bir şey bilmeyen bir yaban arısıydım,
Düştüm sensizlik çölünde yanan kumlar üzerine,
Yürüdüm de yürüdüm...
Benden büyük yolların,seferlerin kollarını kıvırdım ve giydim üzerime...
Kuyusuna düştüm yusuf ili'min,
Mânâdâ kaldım...
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Gam kustum.
Kanat yaktım.
Teferrüç'e düştüm,
kadim kabirler yanına baş dayadım,
kutsal merdivenlere çöktüm.
Kafamda,içimde ağrılar uçsun gitsinler istedim.
Isırganları tutsam da bir türlü sökemedim.
Dilin veda dedi.
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Madem sekerat'a düştü etim,
Neredesin ey Meleku'l-Mevt,bir köşede unutup bıraktın gittin mi beni...?


14.26 son söz,son nefes.ayaktan boğaza seyrü sefer.

1 Ağustos 2026 Cumartesi

Vakti zamanın gözleri görmeyen anı

 
Vakit 05.23 sevgilim.
Vakti zamanın gözleri görmeyen anı,
Sabahın bir körü tabiri caiz ise.
Bir bülbül şarkısını ötüyor tatlı sedası ile uyanmış ve...
Bir sivrisinek ile bakıştım bikaç dakika biraz önce biliyor musun,
Hiçbir şey söylemedik ikimiz de...
Deniz çalıyor bir arp misali parmaklarından değdiği kumlarını...
Ve ben sabahı doğuruyorum bir batında gözlerimden sevgilim.
Bir sabah bu kadar güzel uyanamaz sevgilim;
Tanrım ne yaptın bize böyle,
Sen ne söyledin uzaklardan gelip göğün kapısını usulca iteleyip yanımıza uzanan güneşimize...
Vakit 05.29 sevgilim.
Kuşlar başladı mesaisine işte...
Aydınlandı her yer gözlerimizde.
Sokağın lambası açık kaldı,hala,uyuyakaldı yorgunluktan herhalde...
Vakit 05.34 sevgilim.
Uyanmış birileri,kimbilir günebakanlar belkide,sesleri geliyo şimdi uzaklardan bir bardak çayı karıştırır gibi kaşıkların lakırtısı şu yaz bahçesinde...
Yeşil yapraklarını tarıyor şimdi zeytinler zeytinlikte,
Sevdiği gelir geçer belki diye leb-i derya penceresinde...
Oysa bir gülse yeter,fetheder her imparatorluğu bu mutluluk güzel çehresinde;
Beyaz bir göğercin konar birazdan dalına ve eski saman rengi bir zarf bakış bırakır gönlünüze,
Ve mektup olur bitmez satırları bu günün gün boyu güzel yüreğinizde...
Saat 05.47 sevgilim.
Kim kimi vurdu dün gece bilmiyorum,
Gördüğüm örümceği selamladım,öldürmedim uğurladım ama ben biraz önce.
Ah aah,
Şu deniz,şu kızıl güneşin biraz önce ördüğü tülünü başına örten güzel dağlar,
Söküp alır kalbimi benden şimdi...
Yüreğim atmaz olur sanki bir an sonra,
Korkutur beni,
Nefessiz kalırım,
Sonra seni görürüm sanki bir vahada,
Ve yüreğimin kapısı nasıl olduysa bilmem,
içeriden çalar,anlarım ki yaşıyorum derin bir nefes ile hala,
Bilirim ki sen açtın yüreğimi,sen çaldın kapımı...
Titrek ve ürkek bir serçe teşekkürü gözlerine bir borç bilirim...
Saat 05.58 sevgilim.
Sabah-ı şeriflerin hayrolsun,
Ve günaydın.
Sana,
Teşekkür ederim.



06.01 düşündüm.yazdım.seni gördüm.sonra bugünü.uyandım.