30 Temmuz 2026 Perşembe

Sevda bir sevgilim

 
Yarım yanmalar üstüne.
Sevda bir sevgilim.
Aşk bir asrın günleri misali yağmur olur yağar düşlere.
Islanır et; hislenir,islenir...
Siner sevda bakışına,gülüşüne...
Kokusu her elini savuruşuna sürünür nota nota bir bir ruhuna...
Hayaller ve günahlar ne zaman savaşmaya başlar,düşündün mü hiç...
Bulabilir misin ilk ne zaman çarptı kalbin,hakikat yurdunda.
Yarım yanmalar üstüne.
Sence rüzgar serinletir mi ateşi,ataşı...?
Kurbanı sen isen şayet bu zevk-i ziyafetin...
Sevda bir sevgilim.
Savaşmak binbir kanımın suretinde.
Alem-i cihan bilir ki alamaz canımızı kılıcın yüz kesigi tenimizden ruhumuzu,
Bir bakışın sokar kabre daha henüz yürürken oysa al renkli kanlı canlı etimizi,düşümüzü...


08.38 yarım kalan şiirler.iki.

Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna

 
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Onlarca kuş sesi var ağaçta,gökte ve düşte...
Göğün mavisi boyamış gezegenin mabedini gözlerimize.
Yemyeşil dağlar üstüne düşmüş senin gölgen sevgilim,
Tanrım kapanmış gözlerinin ardından yüzüne yaşamayı üflemiş...
Ve dudağından,dudağımın bardağına damlayıp dolmuş sonsuzluğun buzdan suyu sanki...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Şehrin kadim muhafızı olmuş şu karşımızdaki güzelim dağlar,
Kollarını sarmış bir üzümün dalı misali evlerden denizlerine dek...
Sorsan,denize girmezmiş...
Ayakları tuz kokusu incecik altın kumlar ve ıslak hala oysa ki...
Balkonda uçuşan kuru yapraklar ve salyongozlar,
Balkonda kocaman bir sevdanın,saklı görünmez toz topraktan miras bir sandığı var...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Herşeyi hissediyorum,ama her şeyi sevgilim;
Bir lanet sanki bu,
Bir kum tanesi konuşuyor kulağıma,
Bir küçük böcek,ve onlarca karınca anlatıyor her şeyi ama herşeyi bana...
Neden bilmiyorum...inan...neden,bilmiyorum.
Kim lanetledi beni,yada bu kimin laneti...
Ölümlü bir etim ben devridaim'inde sadece;
Ne Nuh'um ne de sultan benim Yusuf'um...
Bin alem aktı yağmurlarından üzerimden,
Ben bir damla su dahi yükselmeden imzaladım oysa kesik elimden,parmağımdan akan bir damla kan ile,
Ulysses paktını çoktan...
O zaman bu ızdıraplar söyle niye...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Ayakta durmuş,kabrimi izliyorum.
Ve heryerim andız otları ile örtülü ey güzel Tanrım.
Kokusuna tutunduğum,bir karahindiba beyazı misali uçuştuğum bir sendin oysa sevgilim,
Tek düşüm,kokusu şifa ölümsüz ölümlü cennetim...



18.40 güneş yüzünde batarken,göğün turuncusunu üzerine giymişsin incecik askılı bir elbise gibi sevgilim...üryan güneş utanmış senin saçlarının uçuşup örtemediği teninin toprağından,dağlarından...

29 Temmuz 2026 Çarşamba

pinocchio

 
Pinokyosuyum çam kokusunun,fıstık kozalağın,kederin,sızıları sırtlamış taşıyan ve hiç unutmayan şu hamal,filler kervanı kalbin.
Ve tahta bacaklarım titrer ve seni ne zaman görsem uzaktan...
Bana durmadan sevmeyi anlatıyorlar sevgilim,seni bilmeden...içimden doğup bir ömür beni yürümeden hiç...olur mu...
Pinokyosuyum çam kokusunun,
düş sazının,kurumuş iğne yapraklarından her adımda gelen o tanrı çıtırtısının...
Yaşamak,sert bi öğreti sevgilim,
Kimi döver,kimi ağlatır,kimi söver ve buna "öğren bunu,alış " der.
Pis yalancılar,merhametsiz günah sülükleri;
Ve üzgünüm,sülüklerden özür dilerim...
Yaşamak,sert bi öğreti sevgilim,
Kimi döver,kimi ağlatır,kimi söver ve buna "öğren bunu,alış " der.
Ve ders,sen öğreninceye dek sürer imiş...
Hadi lan oradan diyesim gelir tahta dudaklarımdan bazı; babamın hatrına susarım yalnız...
Önce edep,illa edep...
Edepsiz bir kalemim sol yanında,saklı cebinde oysa şimdi,
Dursam duramam,anlatsam anlatamam...
Cebinin içindeyim,tenine değen duvarına yazarım satırlarımı ve bir bir kimseler görmeden...
Teninde belli belirsiz ürperişlerin bağbanıyım istemeden üzgünüm sevgilim.
Pinokyosuyum çam kokusunun,düş çekicinin,umut testeresinin...
Ve tahta bacaklarım titrer ve seni ne zaman görsem uzaktan...
Açılmaz kapanmaz gözlerimde ne zaman bir kaşıntı tutsa hislerimi,
bir damla çam sakızı düşer yüzüme,tuzunu senden dileyen...
Bülbüller konar ince kollarıma,gönlümün dallarına sonra...
Şiirler şarkı olur,şarkılar türkü açar yüzünden yanağına ya...
İşte ben tam orda,orada bir çamım aslında...
Balım dudağına değse yeter,burnuna sevda kokusu esse,diline bir yudum şifa değse yeter; görev-i ömrümü tamamlamışım sayarım...
Pinokyosuyum çam kokusunun,sen yüzünün,bakışlarının...
Bana can veren o merhametin perisi,sensin.
İpsiz de yürüyebilen sihirli düşlerimin,bakışlarımın ilhamı sensin.
Kuklası kederim bu ipsiz nefeslerimin...
Toz toprak çakıl yolları usul usul geçen bir arabanın lastik sesi kulağımda;
Öyle köylü,öyle derinim...
Alışmak zordu yokluğuna,
ve tüm şehirlerden,şehirlerinden kaçmak gerekirdi,
Üzgünüm,sana itiraf,sevgilim.



09.51 teşekkür ederim pinocchio , Carlo Collodi...
Teşekkür ederim Geppetto usta...

Dört mavi bir'e düşer

 
Karşım deniz,
Dört mavi bir'e düşer.
İçimde bir savaş kabuk kırar,
Anası besler ve büyür o küçük civcivi kinimin,öc'ümün...
Kalkar gezegene kükrer sonra içimden şu garib dünler,
yakar volkanların yüreğindeki,ağaçta o baldan sakızını çamın,
Yakar yeri göğü rüzgarların ateşten ejderhası misali gözlerimde kardelen misali açan ve şu güzel sevdan...
Karşım deniz,
Dört mavi bir'e düşer.
İçimde bir savaş kabuk kırar,
Kim kimi affetse de farketmez,aslı hafifler; uçar güneyine sıcağına tüm eski dertler,kederler...


10.47 yarım kalan kahvaltının gölgesine bir uğur böceği konar şimdi.


* içimde yarım kalmış şiirler.

Korkma,şiirden çalmaz haramiler bile

 
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Seçemem şu iyi,bu ondan daha iyi,
bu daha olmamış,bırakıyorum diyemem mesela.
Gider koparmadan dalında ısırır yerim elmayı,limonu.
Bırakırım bazen dalında eksik,
bir kez ısırdığım altını,gümüşü sonra...
Sen kuşlar sanırsın,belki bir diğer masum,beşer-i mahlukat'tan...
Suçlama kuşları sevgilim,suçlama masumu ve o gariban çocuk dünleri...
Hepsi benim eksiğin,gediğin; içindeki kiyafetsiz tüm o üryan üşümelerin...
Hepsi benim tuzla yıkanmış göz yaşlarımızın...
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Yaşıyorlar ağaçlar da tıpkı bizler gibi sevgilim,
Kızıyorlar bazı duyuyorum,çocuk fidanlara "yaramazlık yapmayın" diye rüzgardan elleri ile,dal ile sevda ile...
Duyuyorum seslerini,fısıltılarını.
Fidanlar uyuduktan sonra,onların başlarını ince ince okşayışlarını,duyuyorum...
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Tutamam ellerini senin,dokunamam yüzüne ellerim titremeden ve mesela sonra;
Kıyamam...
Bırak arsız saatler kursun alarmını sabahına sevgilim,
Biz seninle öğlenine dek uyuyalım yazın temmuzun...
Korkma,şiirden çalmaz haramiler bile.
Hem kimbilir yine karşılaşırız belki bir rüyada yine yeniden seninle,
Ölsem de gam yemem bin kez dahi yoksan eğer tüm şu misal aleminde,
Onsekiz bin alem dem'iyim,
Gocunmam,soğutup bekletip ve es kaza bir yudum içmesen bile...


10.22 beklenilmez saatleri bekleyen,bir otobüs durakları bekçisi yüreğim...
ve işini yapmıyor hiç bir kuzgun artık sevgilim,söyle çürüyen düşlerimizi kim yiyip taşıyacak bir bir şimdi o kutsal alemlere...

27 Temmuz 2026 Pazartesi

Ateşe uçup kanatlarını yakan masallar,Dualar ve muhafızlar

 
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Yüzüm,dert keder...
Yüzüm,tozlar cennetinin yüzü soyulmuş ağlama duvarı.
Yüzüm,eskimiş,unutulmuş bir posta kutusu.
Satırlarını bekliyor gözleri ıslak gülüşüm...
Toz toprak yollar mabedim,sevişme durağım...
Bin zebraya binmiş süvari kedi,savaşa koşuyorlar rüyalarımı,benden izinsiz...
Yüzüm,seni bekleyen durağı eski unutulmuş bir sokağın,
Yüzüm,kapatılmış tozlanmış bir ibadethane...
Bir ışıklar süzmesi,uçuşan tozlar tarikatı...
Yüzüm,yüzünü yeniden bana dönüşüne bağlamış, kendini zincire vurmuş bir sevda radikal'i...
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Yeşil otlar denizim...
Kanbur balinam...
Bir zebranın yıkayıp astığı siyah beyaz pijamasını çalmış giymiş zürefam...
Hangi beşer koşabilir senden daha fazla,daha rüzgardan hızlı,söyle bana...
Kupa kralı babalar,kupa kızı sevdalar atlasım;
Bir sandalım,bir salım dahi yok; yalnızım...
Keşfim zor,seferim yarım,yürümez bin kervanlar diyarı kafamda bugün ve yarın...
Hava bugün güneş,hava kırk yada kırkbeş...
Bir ağaç gölgesine uzanmışım,
Başımın üzerinde sinekler,
Kuyruğumla kovalıyorum bir bir hepsini...
Süpürüyorum tüm düş katillerimi o uzandığım sıcacık toprak cennetimden...
Düşmüş,kınını çoktan savurup fırlattığım kılıcım,
onu dayayıp emanet ettiğim ağaçtan.
Sıyır basma elbiseni,söyle çeksin ellerini rüzgar üzerinden,uzan yanıma en taze,en üryan;
Bırak savaşsın,isterse de geriye kalan tüm gezegen.
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Kimseler umrumda değil artık.
O ezber doğrular,o bilim ve hiçbir şey yapmayıp yalnızca bizi izleyen şu günahkar yıldızlar ve tepemizde...
Umrumda değil inan.
Yeşil otlar denizim.
Kanbur balinam.
Sevda ütopyam.
Seviştiğimiz rüyalar,sabahı doğuran yıldızı çığlık atan yüzü sırılsıklam rüzgarların...
Kimi öpsem sen,
Kimi gömsem kendimim,istesem de,istemeden...
Dualar ve muhafızlar.
Ateşe uçup kanatlarını yakan masallar demliyorum gecelerime,
Uyutabilmek için içimdeki uyumaz çocuğu...
Asırlık paslı kafesinde,tüm sevişmeler,karanlık kafesinde kocaman,asla doymaz aç bir aslan...
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Gözlerim kapalı ardına kadar,
Kafamda bir sen hayali,çıplak ayaklı ıslak çimenlerimi yürüyen,
Bir kulağım cennetimi dinliyor,
Bir kulağım şu önümde kavrulan cehennemi...
Kimi çekip kurtarsam kahramansız hainiyim diğerinin,
Kimi öldürsem korkağıyım alemin,
kimi vursam kızdırırım azrail meleğini...

Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Ve sen uzanıp üzerime sıcak dudaklarınla uyandırıyorsun beni düşümde tüm cehennemlerden,
Açıyorum gözlerimi,
Ölümsüzlüğün tadı kokusu düşüyor dilimize dudağımıza o bi an,
Ve öpüşüyoruz hiç durmakSızın seninle bin cennetler boyu...


09.50 bir rüya gördüm bugün.

Sonra yüzüm sussun cevabını

 
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Patavatsız aptal dürüstlük anıtı yüzümde gülüşüm,
Ele verir,satar hemen yanakları utanıp kızaran kalbimi...
Hep dem içiyorum artık seni;
Beceremezdim hiç,büyüdüm sanırım...
İhtiyar gönlüm,çocuk fidanlar bahçesi ruhum kuytusu...
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Annemin harmanıyım; ekmiş,sulamış ve budamış beni...
Taze kekik,ve mayhoştur kuzunun kulağı...
Dağlar denizler sevişir öğlen güneşinde gözler önüne kimsesiz.
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Kaç dostu kazdım,kaz dostu gömdüm bilsen sevgilim;
Yetmez yetişemez bir dirhem bile yine de senin terazine,
senin yürek kıymığına,can sızına eminim belkide...
Başımız sağ olsun sevgilim...
Kim ölse kıyamet gezegenin adı,
kim kalabalıklara bıraksa bizi özgürlük diye açıp avuçlarını,
Adı cehennem bizi anlamayan tüm kalabalıkların arası...
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Hayat şöyle olmalı,yaşamak böyle...bilmem inan,
Aşk budur,şudur tiratları umrumda değil şimdiye dek yazılan çizilen beğenilip bağrılan;
Bırak çamura düşelim seninle elele,
Bırak yağmurlar terketsin ıslatmasın bizi,yıkamasın yüzümüzü,
Kurusun toprak ve çamur ayrılmayalım artık diye yeminler veren dilimizde damağımızda,
Öpüşelim susuşup biz sadece...
Toprak olup karışalım birbirimize.
İzin ver,
Kabrimizi; dudaklarımız,
kürek kürek gezip tüm gezegeni kapatsın binbir tat, binbir renk ile...


14.41 ve morfeus uzatsın elini; aşk mı sevda mı...? diye sorsun.Sonra yüzüm sussun cevabını; bir tek sen anlarsın...