22 Temmuz 2026 Çarşamba

Âlem-i misal

 
Aklıma gölgen düştü,
Aklıma kokun.
Misal âleminde elele tutuştuk,sarıldık;
Saçlarında yüzdüm bin ömür gibi saniyelerce,
gözlerimi yumup,seni içime kokundan çekip saklayıp...
Misal âleminde dudaklarımız eridi döküldü birbirine,tutuştu kaynayan demir misali,
kavuştu suya düştü bir oldu dilimiz,sözümüz...
Aklıma gözlerin düştü,
Aklıma şafak güneşi gülüşün.
Misal âleminde seviştik,kavuştuk;
Islak,çıplak tenine dayadım yüzümü,
Cenneti buldum gezdim,nefeslerimden daha henüz düşmeden;
Kandırmışlar bizi ey derviş'im,
Kandırmışlar bizi; aşktan,sevmekten yana hep...
Kaç maymunu oynarsa oynasın bu sevdasız dürzüler,
Umrumda değil yalanlar dolanlar,
ve tüm o yalancı fiyakalı dudakları o sahte bilgelerin...
Seviyorum,
Seviyorum,
Seviyorum...
Misal âleminde bu kaçıncı kabrim,
bu kaçıncı kürek dolup dolup üzerime yağmur olup dökülen şu ıslanmış toprağım...
Kaç ölüm daha hasret ekecek aramıza da kavuşagelecek ruhlarımız...söyle...
Misal âleminde oğlumuzu doğurdun sevgilim,
Kızlarımız seni esiyor rüzgarların taradığı saçlarından yüzüme yüzüme,
Gözlerimi yummuşum yine,
Cennetimi kokluyorum,ve durdurabildiğim kadar yavaşlatıyorum bu kadim zamanı...
Seviyorum,
Seviyorum,
Seviyorum...
Seni seviyorum...


18.18 biri seni yazıyor sevgilim.

21 Temmuz 2026 Salı

Biten aşklar kütüphanesi

 
Biten aşklar kütüphanesi.
Altı çizilmiş kitapların külliyesi.
Eski kitapların kokusu,teni ve fısıltısı.
Öpüşülesi düşler arefesi.
Atılamaz sararan vazgeçişlerin taşa yontulan mabedi...
Biten aşklar kütüphanesi.
Başın önde yerde izlenilen halılar ve motifler ve ilmek satırlar hazinesi;
Eski motifler hafızı bir kocaman sessizlik büyütüyorum içimde sevgilim.
Susulası anlar bayramı bir sabah ve yanıbaşında uyanıp yaşamak;
Olsun,
Olur ekmeksiz,olur susuz da,
Olmaz düşünsüz,
Olmaz sesinin hayali olmadan...
Biten aşklar kütüphanesi.
Işıl ışıl parlıyor inciler gibi karanlık gecelerdeki yıldızlar bir bir,
Güneş rengi bir öğlen ve maviden elbisesiyle efil efil süzülen bir deniz...
Yorgun,bin savaş görmüş,yara bere dolu şu tuzlu kayalardan yontulmuş elim,
Ey Tanrım,ey Hüdâ'm,ey kutsal Ah'ım,
Ne desen bayram,neyi sussan nisan-ı baharım...
Biten aşklar kütüphanesi.
Ve yaktılar tüm güzel kitapları,mektupları.
Yüreğim kitaphanesi.
Bir yangın yeri pazarı.
Ve yalnız bana bakan gözlerinde kurulu yaraya derman kutsal mabedim...



11.28 sallanan kavaklar akşamı,yüreği dolu rüzgarların kulağa ninnilerden beşiği.

19 Temmuz 2026 Pazar

Yörük valesi

 
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Tozlu sesim atar doğruluk naralarımı göklere;
Duysun beni tüm uzay farketmez,boşver hatta daha iyi...
Kim gücü bulsa saklı küpte,gömülü toprakta,
Sırla dövülü sözde mistik bir yüzükte,
Kölesi olur unutup kalbindeki tüm doğrularını bilmem ki niye...
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Toprak,sevgi,aşk...
Yağmur ile yıkarım senin saçlarını kül ile ovulmuş şiirlerim ile,
Toprak sürerim yüzüne sana en yakışan renk diye diye,
Su Yaprakları,çiçekler takarım saçlarına,kulağın ardına,ceplerine bırakırım mis kokan özgür kokular diye...
Şişelere hapsedilmiş üzgün parfümleri boşver sen sevgilim...
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Barış demiş,
Evlenemeyiz belki açlıktan doğru,
Ama mutlu düşeriz en azından kabrin yeterince derin kazılamamış dualardan çukuruna sevgilim,sen merak etme...
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Hesap kitap bilmem sevmede,
Hesap makinası,satranç tahtası yersiz bizce sevdada,devada sevgilim...
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Bilmem gerisini,
Tertemiz sevdim sadece...
Çıplak geldim,
Çıplak gideceğim,
Dedim ya biraz önce de,
Tertemiz sevdim sadece;
Sevdim dedim,sadece...


11.10 aşk ve zaman üzerine.

Bilmemezlik iksirim

 
Bilmemezlik iksirim.
İç cebimde,kalbimin üzerinde,gizli gözyaşı şişemdesin ve daima sen...
Ah o lezzetli hala taze dalındaki cahillik,
Ne kadar da güzelsin,
Ey bilmemek;
Ey göğe hayran güzel bakmayı bilen gözlerim,
Neredesin...
Bilmek istemiyorum bu karanlığı,içimdeki her köşeyi,keskin taşı...
Ey ruhumun en derini,
Cennet ve cehennemin taş mağaralardan kuytuları.
İçimin uçsuz bucaksız topraksız karanlık suları,
Ey gece denizi,
Ey fırtınalı gecesi okyanusların...
Bilmemezlik iksirim.
İç cebimde,kalbimin üzerinde,gizli gözyaşı şişemdesin ve daima sen...
Avcumun içinde saklı tuttuğum sızım,o kadim kıymık;
Dilimdeki o sessiz kutsal yara...
Dilimin parmak uçları hep yanıbaşında ama dokunmaya korkar daima;
Yine de dayanamam,dokunurum ara ara...
Kanatırım dünü,kuruyan kabuklar üzerinden hem defa.
Bilmemezlik iksirim.
İç cebimde,kalbimin üzerinde,gizli gözyaşı şişemdesin ve daima sen...
Güç elimde,avcumda,saklımda aslında daima;
Yine de titrek ellerimden kainatı kaldırıp içemem,
Sırf seni unutabilmek uğruna,
Seçtiğin gibi o lanetli yolu,
Seni terkedemem,üzgünüm...
O kadar güçlü değilim hala ve hala...


09.54 sazını döven mızraplar diyarında,bir türkü mektup yazıyor sevdiği kutsal hatırasına...

* içimi saracak ferahlık,uzak narin boynunu uzat haydi bana,alnını teslim et kuşatmalara mahal kalmadan binlerce ateşi içmiş,senin için savaşmaya daima hazır dudaklarıma...

18 Temmuz 2026 Cumartesi

pervanenin kanad-ı kaderinde

 
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Cennet düşün,cennet düşüşün,
O elma ağacındaki dalın gölgesinde uzanan,
Ateşin üzerinde yanan o pervanenin kanad-ı kaderinde,
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Bir ağacın üzerinde aştığımız o denizler o okyanus,
Yaşımız on yada onsekiz...
Kaç gemi yaktın şimdilerde söyler misin,
Dağdan büyük gemilerini batırdın mı göllerde sen de.
Kalbine saplanan zehir ve derman,
Parmağa düşen demir,
Yüreğe değen dut yaprağı kokusunu tenine sürmüş o rüzgarın;
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Dağlara değen akşamlarda o turuncu güneşin,
Koştuğun yorulduğun öğlenlerin soğuk suyu,
Kapındaki yavru kedi'n,
Gül ağacında bülbülün,
Saklı defterinde balinan,
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Çayda dem'in,
Gözlerinde tuz ve nem'in,
Ve bir de o bulutlara asılı el değmez hayallerin,
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Kaç haçlı seferi,kaç şövalye yıkamadı beni,
Değmez dersin bir kalenin o yersiz fethi,
Kaldırılmaz kapıların kollarda yükselen göge uzanan nehri...
Mucizeler gerçek,
İnanmak lazım sadece,
İnananlar bahçesinde bağban ruhum,
Elimde toprak,elimde yağmur kokusu,
Ama yine de,
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Olsun.
Olsundu.
Canın saolsun sevgilim.


17.45 merhametsiz yaşlar avlusu.emekli voltalar atlası...

the last seat on the bus

 
the last seat on the bus.
Ardına bakmak istemeyen korkak anılarımız avuçlarımızda çocuk.
Elimde dün akşamdan kalma,hepsi dem kocaman bir bardak çaydan bir deniz var;
Yüz yüz bitmez keder içinde yüzen zevkler ve yenmez zoraki balıklar.
Mavi mutluluklar denizi,
İçinde kahkahaların ışıldar ara ara güneşin elleri ne zaman değse ıslak saçlarına,
Küçük gümüş balıkları gibi denizin...
Uzansa da güneş parmaklarından senin göğüne,
her kelimeni beğenip dokunmak istese usulca o güzel dudaklarına;
Kıskanırım;
İzin vermem,
Kırarım elini o güneşlerin o zaman,
ve yahut diğer soysuz tüm yıldızlarını,
tepemdeki yalnızca o zaman sözde soylu bu fezanın...
O soysuz güneşe ateş etmem asla tabiki,
Bilirim ulaşmaz hiç bir küçük güçsüz mermi onun göğsüne,
Kılıcımı alır elime tırmanırım geceyi sabahına dek,
Kalbine saplamak için içimdeki sevda davasından sızan kinimi...
Kan,ter,gözyaşı gecenin her kum tanesi,
Yakalarım yakasından şafağı doğmadan o ataşlardan büyüğüm diyen kibirden güneşi inan son defa.
Kaçar doğudan koşa koşa batısına dört nala tek defa...
the last seat on the bus.
Ardına bakmak istemeyen,kendinden korkan kalbimizdeki şu sessiz cesaret,
Susadım; bir tas soğuk su uzatabilir misin bana sevgilim,
Şanlı tüm ölülerinin hayrına...
Tozlu çamur pencereler diyarında,
Kahramanlar pencere yıkar bu sıcakta sevgilim...
Islanır yüzünde,içinde bu bahane ile ve tüm yangınlar...
the last seat on the bus.
Tek bilet sevdalar,
Ne zaman ayrılık zamanını haber verse guguğun kuşu yada göklerde güneş...
Ayağını sürüyen,ayrılmak istemeyen şiirler yaprak büker,sahibine küser...
Sana yuva sıcağı kucak açar o anlarda sonra,
Bana,
the last seat on the bus.


10.58 cırcır böceği ve bülbüllerin dünya savaşında,uğur böcekleri ölmez sevgilim...

17 Temmuz 2026 Cuma

Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.

 
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Kırmızı ateşten değildi bizim aşkımız;
Hatırla,
Mavi ılık bir alevdi dudaklarımızdan üşüyen boyunlarımıza dökülen tüm o sevmeler...
Savaşlar olmadı o sene,
Vazolar uçmadı camlardan hiç güneye,
Çarpmadı duvarlarına aşk yuvası takvimlerin, düşmedi uçaklar hiç,saydım...,bir bir...
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Sebepli sebepsizlerden...belkide.
Okudum,çok okudum inan sevgilim o uzak hasretlerde.
Binbir kütüphane tükettim,kendimi de birlikte...
Tereyağlı margarin simitler,
Parası,hayaline yetmeyen yetişmeyen koca kalpli küçük çocuklar...
Vesile düşler tiyatrosu; dualar ve şükürler perdesi.
Kin dolu öğlenler soyunuyor gözlerimden senin denizine...
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Nefsimi zincire vurdum,bilsem de,
o batacak geminin direğine bağladım ruhumu,ellerimi bile bile...
Ne zaman sevişmek istesem seninle,
kırbaca verdim her nefesimi burnumdan ciğerime,
Yandı her nefesim parça parça içimde inleye inleye.
Ah aaah sevgilim,
Bir bilsen,
Bin bilmezsin;
Kim daha ak'tan buz dağı,
Kim daha zifir,katran karası bir bilsen keşke, 
o güzel yüreğinde...
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Ve öpmemi istemiştin seni üç kez belkide...
Bildiğimi bil o an'larını lütfen.
Kan sızardı her seferimde gerine dönerken çivilediğim nefsimin ellerinden...
Ah aaah sevgilim,
Bir bilsen,
Bin bilmezsin;
Kim daha günahkâr dualar ile mühürlü dudaklarında,
Kim daha sevap ve o güzel gözlerinde...
Bilinmez...
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Ve bir kez düştün tanrı dağından kanla sulanmış o yangın odalarda demir ocağı sıcak memleket yüreğime...


00.22 saat geç oldu uyu artık sevgilim.