21 Mayıs 2026 Perşembe

Ve göğsümde bir güneşin kadim ecdadı

 
Yere düşmüş parlayan bebek bir yıldız var önümde şimdi,
Birkaç tüyü yeni çıkmış tutuşmuş henüz daha,
Işıl ışıldı gözleri,
Her rengi yanıyordu kainattan çalıp sanki...
Göğe yukarı kaldırdım başımı,
Yuvasına baktım...
Annesi de yoktu etrafta,
Ey uzay söyle bana nerdesiiiiin...?
Uzat al artık haydi tüm kaybolmuş evlatlarını...
Yere düşmüş parlayan bebek bir yıldız var önümde şimdi,
Kimsesi yok,
Avcuma aldım,
Büyüsün uçar gider sonra göklerine gecelerine diye inandım,
Onu cebimde mendilime,düşlerime sardım.
Ona mısralar ezdim,kırık buğdaylar gibi kırık kelimeler böldüm verdim kursağına...
Hiç üşenmedim,
Sevdim...
Her gece eğildim kulağına dualar ektim,fısıltılar ile suladım.
" güneş olasın kanatlarını açıp sonsuz umman fezaya,altın ışığınla dolsun kainat ve büyüsün üflediğin sonsuz can ile her gün tüm beşer,amin..."

Yere düşmüş parlayan bebek bir yıldız var önümde şimdi,
Ve göğsümde bir güneşin kadim ecdadı ve kutsal kaderi...


09.30 güneşin yüzüne dokunan ellerini özleyen sabahlar uyanır gözlerinde.ve kimi mayıs öper haziranı alnından daha uykusunda iken o şanlı veliaht "yaz"...

çam odununun kokusu sinmiş kül beni yıkamadıysa

 
Aşk ve sevmek,
İşte bütün mesele bu,
Sen İstanbul'u içmişsin;
İnan gerisinin bir önemi yok sevgilim.
Bu gezegenin tüm iki ayaklı karıncaları yalancı,
Düşler bu kadar ucuz olamazlar,
Farketmedik,bizi kandırdılar...
Aşk ve sevmek,
İşte bütün mesele bu,
Sen İstanbul'u içmişsin;
İnan gerisi bomboş be sevgilim...
Toprağı kazmışlar,mermerler yekpare kayalar sökmüşler kadim toprağın göğsünden,
Saraylar dikmişler,kuleler,resimler,tapınaklar,
Bitmeyen sagrada'lar...
Ne önemi var et'in yada taş'ın,
Ruhun,sırtını yarıp kanatıp kanadını açmadıysa...
Ya pervane,ya ateş...
Ya bülbül,ya gül...
çam odununun kokusu sinmiş kül beni yıkamadıysa,
Yaşayıp çamur olmanın ne faydası var...
Aşk ve sevmek,
İşte bütün mesele bu,
Sen İstanbul'u içmişsin;
İnan gerisi açılan avuçlarımda sahranın dem kumu,durmaz tutunmaz dökülür gider be sevgilim...


09.02 kapat gözlerini.nefes'ini al.düşün.hisset ardında kanatlarını.şimdi uç.sakın korkma.

ve düşler saat takmaz sevgilim

 
Açık gözlerimde gördüğüm bir rüya bu,
Durduramam.
Gök başka bir hızda akıyor baharın eriyen karıyla güçlenen nehirleri gibi,
Bulutlar koşarak geçiyorlar tepemizden ak,kara ve boz,
Yerde ise her şey çok yavaş; her adım her bakış dahi salyangozlar gibi...
Açık gözlerimde gördüğüm bir rüya bu,
Durduramam.
Saçların başka esiyor senin,gölgesinde uyurken parmakları yüzümde usul usul gezinen söğüt dallarından bir anne gibi...
Gözlerin başka derin senin,gezegenin kalbinden o altın rengi lav'a değip sanki kana kana içer gibi...
Nefesin başka senin,yaralarıma üflediğin içime akan ılık bir merhem gibi...
Dudakların başka senin,babil'in asma bahçelerine uçup konmak gibi; gözlerimi kapadığımda bir dut dalına başımı dayamışım gibi...
Açık gözlerimde gördüğüm bir rüya bu,
Durduramam.
Kar erir,su akar,çimen biter her bahar gibi sevmek de ah güzel kadın,ah be sevgilim...,
Ne yapsan da bu içimizdeki heyelanları engelleyemezsin...


08.41 içi heyelan sonsuz çayırlar zamanı sol bileğimde...ve düşler saat takmaz sevgilim.

nefesine,beni uyutan ve kandıran bir zehir sürülü sevgilim,farkında mısın

 
Taç kırıldı,göz karardı.
Ve işte kral düşüyor sevgilim.
Etin hanedanlığında kudret ölümlüdür daima,sonsuza dek yaşayamaz.
Yaz'ın güneşi soldu tepemizde işte,
Karardı mayıs,haziran bile,
Boyun eğdi,kararan gri perdeler ardına ve çekildi güneş...
Taç kırıldı,göz karardı.
Ve işte kral düşüyor sevgilim.
Çağın karnında kocaman kocaman ağrılar doğdu filiz verdi sonra,
Korkuya düştü,kaderi toprağa düşmek olan yağmur tanesi bile,
Karıncalar çıkmadılar yuvalarından o yaz...
Taç kırıldı,göz karardı.
Ve işte kral düşüyor sevgilim.
Savaşın davullarını çalmaya başladı bir fırtına ile elele verip de sonra o kadim rüzgar...
Ölü meleklerin isimsizliğine ve boş kırık mezar taşlarının huzuruna elini sürdü,
koydu toprağın üzerine ve yemin verdi tüm sevdikleri üzerine;
Gezegen yansa da tamamı ile,
kazanmanın kutsal suyuna değmeyecekti asla düşmanın kirli dudakları,and olsun...
Gezegenin hainleri,bir yeşil yaprak bulamasın kurusun dedi,amin...
Taç kırıldı,göz karardı.
Ve işte kral düşüyor sevgilim.
Ve sevmek,hiç bu kadar değerli olmamıştı şimdiye dek inan...


08.10 nefesine,beni uyutan ve kandıran bir zehir sürülü sevgilim,farkında mısın...?

20 Mayıs 2026 Çarşamba

Dân-i dân-i dastâna

 
Tesis kurmuşlar sevgilim,
Okyanusları da içmeye karar vermişler.
Mavi kanını emiyorlar şimdi de gezegenin.
Balıkları,balinaları yediler doymadılar,
Bu bitirme telaşı ne anlayamadım.
Mavi misket dönüyor ama onun da bi canı,cananı var bilmeli adem evladı;
Uyanmalı artık.
Geç kaldı yetişemeyecek yaşamaya bile gayrı...
Elindeki bardağı yudumla ey insanoğlu,
Sürahiyi bu kırma telaşı da ne yeter artık anla.
Kardeş payı edildi her güzellik zaten,
Elindekini kokla,iç ve yudumla,
Kardeşini de tutup yemek nereden de çıktı ey yamyam derviş...
Tesis kurmuşlar sevgilim,
Okyanusları da içmeye karar vermişler.
Tıpkı aşk'ı ,sevmeyi içip tükettikleri gibi,
Bir çöle çevirme yarışıdır sürüyor bu cehalet olimpiyatlarında sevgilim;
Hepsi kötü artık kalplerin,ruhların ne yazık ki;
Şeytan dahi işsiz,uzanıyor evinde...
Kıyamete dört nala koşturuyor bir körebe oyununda insan,
Ve bir kor ebe koşuyor elinde ateş ile sakız kokulu bir çam ormanına sessizce...
Tesis kurmuşlar sevgilim,
Okyanusları da içmeye karar vermişler.
Bitmedi ya insanlık,
Durmaksızın bitirmeye uğraşıyorlar...


09.59 nedenler; nedenler içine doğup büyüyor sevgilim.

19 Mayıs 2026 Salı

kızarmış kuru domatesler ve sevda isi sinmiş aşklar tabağı

 
Ruhum ingilizce klavyeli,kalmış bilmediğim bir yolda sanki,
Noktalı virgüllü harflerim eksik hep içimde gibi,
Ben tamamlıyorum hatırladıklarımla inatla tüm geçmişi; peki neden...
Mutfakta kağıttan havlular ne de çabuk biter kimseden habersiz değil mi...?
Ve ne de çabuk geçer ömrün yarısı duvardaki saatlerden.
Gözü açtık evet ama kapanmadı bile oysa peki söyle neden...
Sen de bilmiyorsun muhtemelen,
Anladım.
Çayı demle ey ruhum,ve kaynasın yumurtalar o küçük yetim çolak tencerede;
Hazırsan bayat ekmeğimizi çıkar poşetinden al gel,
Kızgın tavamızda dövelim tüm insanlığın açlığını haydi,lütfen üşenme çık gel sevgilim...
Biraz tereyağı ve birkaç zeytin yeter inan tüm dünyayı doyurmamıza,
Yeter ki tabak tabak,kazan kazan gülelim tüm dünyaya yetecek kadar,
gülelim kahkahalar ile bir tarla dolusu buğday başağı misali biz masamızda,
Kalmaz gezegende açlık susuzluk sakın merak etme sen o zaman;
Gülelim yeter,
Sen kızarmış ekmeklerimizi dikkatle al lütfen,
Elin yanmasın sevgilim...


09.23 kızarmış kuru domatesler ve sevda isi sinmiş aşklar tabağı...
kahvaltı ve aşk,bu gezegenin gizli adı bence sevgilim...

gül,kan ve bülbül cinayetler akşamı

 
Ne atlar,ne filler,ne yatlar,
ne de uçsuz bucaksız kara uzayında okyanusların uçuşan devden dev balinalar sevgilim;
Sevemez bir şairden daha büyük asla inan bana.
Bana beyaz çizikler ile dolu ihtiyar bir bardakta sıcacık bir çay döker misin sevgilim,
Yine de teşekkür ederim,
Canın saolsun...
Ne atlar,ne filler;
Hayır hayır,bu savaşı kazanamaz sevgilim.
Elimde diş fırçam bir samurayın kılıcıdır cebimde,
Ayırmam yanımdan,yamacımdan;
Kolsuz ve yolsuzum,en ama en yamanından.
Sorsalar bir güneşim,yüz gezegeni yakar onunu soğuklara terkederim...
Hakikat;
Sorma,bırak bana kalsın sevgilim...
Ne atlar,ne filler;
Hayır hayır,ne söyleseler ne düşünseler nafile sevgilim.
Bu savaşı kazanamazlar...
Karşılarında ben bir don kişot,
karşılarında bir ben köroğlu olup dirilirim...
Bana yer yer pas tutmuş elle tutulmaz bir demir tasta sıcacık bir tarhana döker misin sevgilim...
Ne atlar,ne filler;
Ne de o gül bağındaki bülbüller,
Hayır hayır,
Sana benim baktığım gibi bakamazlar asla sevgilim...
Üzgünüm;
Unut bunu,
Ve unutma beni...


09.01 gül,kan ve bülbül cinayetler akşamı.