21 Ekim 2026 Çarşamba

amuda kalkmış orka

 
Aramızda elli santim kutsal toprak camdan bir parmaklık var ey korkak düşman;
Okyanusundan çalınmış bir orkayım,
Beş metrelik aslanlar,köpek balıkları; kurumuş,kurutulmuş çerez tabağım...
ve yememiş,geride bırakmışım...
Bir gün sonrasının yumuşamış nemli bayatısın kızgın bakışlarımda,biliyorsun bunu da ve oysa...
Kızgınım,
Çok kızgınım,
Okyanusunda amuda kalkmış sana koşan bir orkayım şimdi,
Güvenli saydığın camına kafa atıyorum her defasında ve sonra...
Kork.
Altına .ıç.
Kokun ve korkun,sadece kendine miras.
Nafile;
Faydası yok intikam ateşinin dağladığı,
har'ın kalbi gözlerime düşen hiç bir çaresizliğinin ve yalvarışının gayrı bir değeri gözlerimde,nafile...
Aramızda elli santim kutsal toprak camdan bir parmaklık var ey korkak düşman;
Okyanusundan çalınmış bir orkayım,
Kendine usta diyen denizin kibirli oğlu balıkçılardan; kurumuş kurutulmuş çerez tabağım.
Ve yine de yememiş,çürüyüşlerini izlemişim,gözlerimi kırpmadan,hiç...


07.46 benim demirim,benim çeliğim...benim ocağım,benim ateşim,benim har'ım,benim çekicim...benim kitabım,benim satırım...
Bir hançer dövmüşsün ben ocağımda ve beni o hançer ile kesmişsin ah be ey seni soysuz yılan;
Bilmeliydin oysa,
beni,kendi tükürüğüm yakmaz zehirlemez asla ve hiçbir zaman...

Yanmış dudakların kabri

 
Kızın adı nagazaki idi.
Yeşil ağaçlardan saçları,nazlı nehirlerden kalkıp o cennetten bir türlü uzaklaşamayan ak turnalardan bakışları vardı.
Oğlanın adı hiroşima idi.
Dağlardan kutsalları,alnı öpülmüş ve izni ruhundan dilenilmiş istenmiş ağaçlardan yakılı,demiri eriten har ateşten bir yüreği vardı.
Ve hepsini yaktı aşk,
Yakıp yıktı hasret herşeyi...
Ve kıskançlığın uçaklarından bırakıldı saçıldı tüm haset...
İki şehrin,içinde hiç büyümeyen çocuklarının sesleri çığlıkları dışında,hiç ses yoktu,
Sustu tüm gezegen,tüm günahların üzerini işlemeli dantelden süslü bir örtü ile kapatıp herşeyi...
Bildiler,
Ama sustular hep...
Sadece korkmuş hainler miydiler,
Yoksa hain korkaklar mı,
Hiç bilinmediler...


07.00 bir yerlerde kaybolmuş ruhumun çizikleri...
kanayabiliyorduk biz; tüm sızanlar,sızılar incecik...
Lakin kanını bile kanayamıyordu yanan etleri yüzünden çığlıklar ve hiç kimse...
Utancın günüydü zaman,duvarda yanmış takviminde...
Ve cehennem ile korkutamadılar bir daha insanı o köyde...
Dualar sustu,yanmış dudakların kabrinde...

Boynunu bükmüş çamlar avlusu

 
Gözlerimden tuzlu denizler akıyordu,
durduramıyordum...
Oysa yüzüm,etim,bir çöl gecesindeki kaya kadar soğuk ve tepkisizdi,sanki ölmüş gibi...
Lakin,gözlerim bir denizi yağmaya devam ediyordu;
Acelesi de yoktu,
Usul usul,bir deniz toprağa olan seferinde sanki yüzümü adımlıyordu...
Etim soğuk ve tepkisizdi;
Biri derimi yüzmüş,sanki etimi ustaca kemiğinden ayırmış ve iki farklı yere karşılıklı bırakmıştı...
Ruhum,gözlerimin kırık pencerelerinden açıklığını kullanıp bir yağmur olup dökülüyordu sanki,
Ve etim,karşısında tepkisiz soğuk ve ruhsuz sadece bir ölünün herşeyi ellerinden bırakmış,durmuş bilgeliğinde sessizce susuz izliyordu tüm bu olanları...
Sanki birbirini daha önce hiç tanımamış iki yabancıymışlar gibi...
Gözlerimden tuzlu denizler akıyordu,
durduramıyordum...
Oysa ruhum,bir çöl gecesindeki susuz seher kadar yalnız ve milyon parçaya bölünmüş kumdu,
sanki satırlar ile hunharca kesili bir hasretin soğuğuymuş gibi...


06.41 uzağın doğusunda bir yerde...

17 Ekim 2026 Cumartesi

rüyamda fuji'yi gördüm

 
Yüzü savaştan uzak gülüşler bahçesi çocuk,
Senin cennetini savaştı elleri kılıç,elleri mavzer nasırı oysa bir diğer çocuk...
Şimdiki oflar,puflar sinekler misali kaşındırır ruhumuzdan uzatıp ellerini tenimizi;
Hepsi kifayetsiz ve amaçsız...
Ve aşk;
Gerçek kokusunu çalmış birileri çoktan,
Plastik kırmızı domatesler gibi artık aşk'ın da gülleri sevgilim,
Her rengi var,lakin,
Hiç kokusu yok yaşanılanların...
milyon cennetin kokusu saklı olmalıydı göğsünden yüzüme esen cennetinin yelinde oysa...
Yüzü savaştan uzak gülüşler bahçesi çocuk,
Senin cennetini savaştı elleri kılıç,elleri mavzer nasırı oysa bir diğer çocuk...
Ve yaşamak,doğmak ve etin kozasından sökülüp kurtulmak,
Dudaklarının kabrinden ruhumun çiçeklerini sulamak...
Bir artı bir,iki diyor öğretenler sevgilim;
Kalbinin kesiğinde yanıp kavrulan kalbim,
İnkar ediyor bunu...
seninle erimiş,kaynamış,damlamış,
Ve kanamış "bir" olmuş,üzerine bir yara kabuğunu üşümüş battaniyesi diye çekiyor...


11.48 rüyamda fuji'yi gördüm,ve gözlerim açıktı sanki...

9 Ekim 2026 Cuma

yengecin diyeti

 
* Doğunun uzağıyım.
Irağım gökten,yazdan...
ve sürgünüm bal' a yüzünü, dilini sürmüş her nefes'ten...

Umman sularda,umman sulardan bir gezegenim.

Ey Sudan çıkmak isteyen; çıkan,suya mahkum,yüz metrelerce uzayan sahte yamalı ulama demirlerden zincirinde kendini hep özgür bilmiş lakin içten içe, asl-ı hakikati etinde,sütünde ve hücrelerinde daima hep bilen,gezegeninin ve kendinin,ve hatta ruhunun en masumu;

Ey göğünden düşen, 

Cebindeki aynasında beyaz giyen,kanadı tanrısı tarafından çekip kırılmış koparılmış ey göğünden itilen,

Sonsuzuna...,son sözüne..., hiç durmadan düşen o seçilmiş melek,ve aslında "iyilerin" kazandığı o savaşı her noktası ile,her zerresi ile,

Kaderinin üzerine ipsiz dikişsiz giyen,başkasının "kötüsü" bir tirat misali o kutsal bir damlacık olan ruhun;

Ey kendince kandırılamaz,ey asl-ı ezelinden kandırılmış safi...

Aç gözlerini,haydi...Sabah-ı şeriflerin hayr olsun...

Ey kin'den orkam,
Ey neşesi yunusumun,
Ey yengecin diyeti,
Ey dervişi duraksız yüzen yalnız kaplumbağalar yolumun...
Ey heryeri kaplayan,saran,dolduran solduran suyum,
Ey kutsal kıyametim,
Haydi durma doğ,ilk nefesini al,yansın ciğerin,
Ve yan,öldür ve öl,
Kesilsin gümüşi zincirin göbeğin bağından ve ruhundan,
Sonra uzan,bul ve öp beni çekip yazılı tüm yalancı mahşerlerin meydanlarından,söğüt yaprakların gölgelerinden dalından...


12.06 zor doğumlar seherim,tek batın kıyametler atlasım.

radyoda puslu,ağır bir roman çalıyordu kısıktan ateşinde

 
Bir baykuş durmuş telinde,susmuş,uzanmış gözleri ile benimle konuşmaya çalışıyor.
Oysa okuması yok dilimin bu diyarda.
Yani bir çocuk misaliyim,diyememişim...
Delirmişim herhalde,farkında değilim diyorum kendi kendime...
Gözleri bezlenmiş,bir bebek gibi ıslanmasın diye düşündüm de önce,
oysa kör bir kör ebenin nöbetiyim güzel günler koridorunda ve güzel günlerin öncesinde...
İki mavi ve yıldızların kelebekler misali uçuştuğu fezası penceremde,
Denizin mavisinde yüzüyor bir düğün gibi,
Ve şarkılar şakıyor bir bülbül gibi merhum ağaçlardan bir geminin güvertesinde.
Ve bir imam,oynayan sessiz dudaklarının hissesinden dua ediyor,
üst kattaki bir hayat kadınının güneşin cebinden haksızca çaldığı kendince gölgesi nezaretinde...


11.16 radyoda puslu,ağır bir roman çalıyordu demlenmiş,
onu,içilmeye muktedir ve istemese de sıcak tutan kısıktan ateşinde.

kutsal muskalar hamamı

 
Bütün savaşımız "anlam" üzerine aslında.Buna yaşamak dahil,başarmak dahil,hepimizin muskası,tabusu,korkusu,amacı şu "ölüm" de dahil üstelik...

"Dünyanın en iyi okullarından biri" içerisinde; bir öğretiler sınıfında bir tahtanın önünde,yağarken az önce yazılan trajedinin ardından süzülen yağan tebeşir tozlarının taneleri usul usul,bir bir,bir noktanın ardından,tahtanın üzerinde, "asrın en büyük problemi" dedi ağzı dönüp küçük bir çocuğa sanki...

Çocuk,geri çekildi birazcık,uzun uzun baktı önce ,baktı baktı bu birbirine saldıran,birbirini kesen,bıçaklayan,süngüleyen,mızraklayan,
kan revan,rakamların anlamsız kaçıncı dünya savaşına ve aldı eline beyaz tozlu yumuşak hançerini kaderinin,uzandı ve "seni seviyorum" yazdı adımları rutininden topal bozulmuş ve birbirine asal uzak şekilde harfler ile bu manasız savaşın tam da üzerine...

"Ne yapıyorsun" dedi diz çöküp anlamadığı,lakin sakin görünmeye çalıştığı kızgınlığı ile "rakamlar tanrısı" eğilip gözlerine, 

" bu buzdan bir matematik,bir bardak sıcacık çikolata yada şiir değil..."

Tanrının dudaklarını,küçük işaret parmağı ile dokunup ilikledi ve kapattı önce,

Sonra uzanıp kulağına bilgece,derin,bir dervişin sesiyle fısıldadı,

" bildiğini sandığın her şeyi unut ve uyu üzerine önce,sonra yanmış ve soğumuş,dingin gözlerini aç,uyan,derin bir nefes al haydi çocuk..." dedi ruhunun bir bina büyüklüğündeki o kadim işlemeli kapısı eşiğinde ve çocuk...


* Ve eşiğe bastı kanadından topal bir yaban arısı bilmezliğince...


11.01 kutsal muskalar hamamı.