16 Eylül 2026 Çarşamba

Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar

 
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Saplanır gökten yağan oklar gibi etime,ruhuma.
Sal bırak gayrı aklımı nem olur,
Güneş öldü kayboldu çoktan,
Geceyi çıkar üzerimden,rüyalarını giyebilsin etim budum,
Ah aah...
Canımı yakma...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Ben ki şehidiyim gözlerinde o everest'in...
"Kimse bilmez..." demiştin,
Bi yaradan bilsin,bize yeter sevgilim...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Kazanamadığım koşmalar,yarışlar;
Gözlerinde utandırır beni,susarım,
Bilmeden peşime gelsen yine keşke yeniden,
Sana söz,
bilip bilmemezlikten gelmem asla bu sefer...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Neden Allahım,
Neden ey Tanrım,
Ah aah...
Canımı yakma...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Ben ki şehidiyim gözlerinde o sırat'ların...
Öyle özledim,öyle kurudum ki,
Canavarıyım onları içip tüketecek karasunun,fıratın...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Ben ki şehidiyim gözlerinde o umman hasretin...


00.59 fin.

tik taklar bahçesinde sağır bir sineğim


Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Darlandım,üzgünüm,
Çıkardım üzerimden o gömleği,
Düşmüş fırlatıldığı masadan,görüyorum hala işte oradaki sandalyenin üzerinde...
Hem nedir bu kuzum,hey doktor çocuk,
koca koca insanlara nedir bu ayakta bebek kundağı kabir azabı misali ak çaputtan kelepçeleriniz...
Ah aah...
Zamanı geldiğinde ters yüz ediyor beni yeni bir sevmek belkide;
Yeniden başlıyor içine düştüğümüz o kumlardan saatim,
Yeniden başlıyorum hep aynı sonlu tüm o mahşerlere...
Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Gömleğim omzuma asılı delikanlı ceketlere özenmiş bir halde.
Biliyorum gittin,
Kabul da ettik,ettin...
Tamam;
Ama,
Yaşım yedi,
Hiç gitmemişsin gibi yaptım; üzgünüm,
Yalnız kendime,kendime kadar,kendimce...
Kime zararım var ki inan hiç anlamadım...
Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Müşkülpesentiyim şehirde mukaddes kabirlerin;
Düşündüm,düşündüm,
Hangi selviye karışsın etim,ruhum,
Ve hangi dal daha güzel yuva olur ki kuşlarıma,
Seçemedim,bilemedim...
Beceremedim.
Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Dalında solmuş kurumuş bir gonca,
Ağacında çürümüş bir elma belki,belkide,
Suçu ben miyim,suçlusu ben miyim tüm günahsızlıkların Tanrım,
Ya Hû,
Ya Hüda,
Ben ise affet...
Değilsem affola...
Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Yalancı harami akıllılar çiftliği vakitlerde vakit...
Elimde bir cımbız,
Dökülen her an'ı topluyorum tane tane yerlerimden,çıplak ayak hüznüm hala ceplerimde,
Üşümüş ayakları...
Haberim yok;
Ve düşmüş kırılmış o bana değerli kum saatim...



11.42 tik taklar bahçesinde sağır bir sineğim.
Üzümleriniz sizin olsun; ve kaşınsın durmadan kalbiniz,üzgünüm...
bir çöl var daha kanat çırpılmamış tüm uçmaların altında uzanan,bir cennet-i zaman,camlanmamış hapsedilememiş henüz,milyarlarca zerre ve an...
Hepsi aklımda...hepsi avcumda,dudağımda kaşınıyor karınca adımlarınca...
deli miyim;
delirmişim...
Üryan deliler gömleğim...işini yapmaz paslı silahlar saksı olmuş göğsüme...
dostlar göçmen kuşlara dönmüş...
Gül bahçesi kurumuş...
Bülbül düşmüş; bir saksıda,toprağın çekmecesinde
Karıncalar naftalin ile yıkamışlar onu ve en güzel en hafif uykusuna teslim olmuş,uyumuş...

Bir masal daha böyle incecik, narin son bulmuş,
ve bitmiş...

14 Eylül 2026 Pazartesi

aslanların kıskandığı karıncalar

 
Binlerce karıncanın köle olduğu bir çölde,
Kurumuş ekmek kırıntılarınca yalan hayaller satılan kocaman bir çölün şehrinde,
Yetmiş iki aslan kükremiş o soysuz ölümlerin yüzüne yüzüne,o güzel gül bahçelerinde.
Geri dönenlerin utançlarında ve titreyen gözlerinde...ah aah...
Karnında ağrılar,
Karnında hiç doğmayacak cennetler cehennemler büyütüyorsun sevgilim;
Etme,
Yaradanın yüzünde bir tebessüm olabilme ihtimali oysa bütün uğraşımız,çabamız...
Bu sebeple asla korkma ve çekinme...
Huzurla doldur kalbinin kan matarasını sevgilim,
Ve susuz ölenlere selam olsun diyerek yudumla o serin lezzetli suyunu...
Hakk'ın suyu,hepimizin ve herkesin sevgilim;
Kimse yasak edemez onun olmayanı diğerine...
Yükselen avuçlarına dolan o kadim kutsal kanı yağsın damla damla yüzüne,merhamet demiş gökte doğup sana koşup gelmiş bir bulut gibi...
Etme,
Merhametin susuzluğunda bırakma asla,kurutma gönlünü ve yüreğini...
Binlerce karıncanın köle olduğu bir çölde,
Kurumuş ekmek kırıntılarınca yalan hayaller satılan kocaman bir çölün şehrinde,
Yetmiş iki aslan kükremiş o soysuz ölümlerin yüzüne yüzüne,o güzel gül bahçelerinde.
Az'ların çoklara zaferlerini,
Aşılmaz çöllerin seferlerini,
Yazan Hüda'dır;
Hü nefesinden doğan her kahraman yine şu koca alemin sağanaklarından bir zerre,ve yine,ve yine,ve yine Ya Rab'dandır...
Etme,
Korkma.
Sabır et.
Çünkü sevmek bir cesaret,
Kanadını ve tüm uçmalarını feda edeceğin o ateş,o alevler de yine Allah'tandır...
Merak etme sen...;
Yaradanın yüzünde bir tebessüm olabilme ihtimali oysa bütün uğraşımız,çabamız...
Ya şehitlik ya şahitliktir azığımız,göğsümüze bağlı cesur korkusuz ak çaputumuz kuytumuzda,o kutsal yazımızda...



09.40 kutsal tarih ve yağmurunu bizden saklayan gri bulutları...

Tarafını bilen,aslanların kıskandığı karıncalar...

Reyhan kokulu aminler bahçesi

 
Dünlerin yarınları...
Aynıların zaruri tohumları.
Düz çizgiler yalan sevgilim,
Zaman,bir spiral göklerden üzerimize bir yağmurcasına akan...
Ve zıplayabilirsin istersen,
istediğin yarınlara yada dünlere şu zamanın yemyeşil çayırlarında dilediğince,tıpkı meleklerin kanatlarını ödünç almış bir çekirge gibi...
Dünlere bakan pencereler ve dualar ızdıraplı dudaklarda;
Hepsi bugüne düşen kara toplar,tohumlar,
yarınlara açan akşam sefaları sevgilim...
Dünlerin yarınları...
Hepsi aynılar sokağı günlüğümün sayfalarında yokluğun...
Bir güneş ölüyor ve gömülüyor kor turuncu kanlara uzanıp göklerin koynuna cansızca,
Bir güneş doğuyor bir bebek gibi her seherde ağlaya ağlaya sonsuz mutluluklar uğruna...
Yaralar kanıyor sevgilim,yaralar kanıyor...
Ve kabuk tutmaz hatıralar vakti mevsim şimdi akşamlarda.
Dünlerin yarınları...
Kim kimi seviyor bunca,misali yok sanrımca.
Yüzün,hayalim oluyor;
Yüzünde pijaması yırtık bir zebra yaralı ve dört nala koşuyor,sızan kanını sicim sicim gülüşlerine sürüyor...
Ey Hakk,
Ey Hüda,
Aşk kim,
Ve sevda neresi; and olsun söylemem kimseye,
söyle fısılda lütfen bana...
Dünlerin yarınları...
Reyhan kokulu aminler bahçesi.


21.26 nokta.

10 Eylül 2026 Perşembe

ve begonvillerce

 
Tanış olduk.
İçimizdeki çocuklar kavuştu önce.
Yürüdüler,yürüdüler,yürüdüler üç vakit boyunca.
Bir denize,bir ormana,bir bahçeye belki bir parka kavuştular gönüllerince,
Pencereden bir ses çağırdı da seni sonra,
Ayrı düştü hayal alemi,misal alemi,tüm hakikat alemi yürekte,
Mahşer oldu,yağmur sustu,çöle döndü her kalp çarpıntısı yüreğimin gerilen derisinde tokmağınca.
Aşk olduk.
İçimizdeki çocuklar kavuştu önce.
Filiz verdik sürgün açtık her kuruyup kesildikçe,
Arsız olduk zindan hapis duvarlar boyu ve begonvillerce...
Yel oldu,rüzgar oldu satırlar mektuplar,
Kuşlar hep gökleri uçtu,ulak oldu yaşlar hislerimize...
Sevda olduk.
İçimizdeki çocuklar kavuştu önce.
Kan olduk.
Yara olduk.
Kabuk olduk.
Zehr olduk.
Dert olduk.
Derman düştük yerlere,
Derman olduk.
Gece olduk.
Işıksız olduk.
Gün olduk seninle de,
hep,
İçimizdeki çocuklar kavuştu önce.


09.44 durdum,ve avcının gözlerine baktım.hiç ama hiç korkmadım.çekme o çileyi be ey avcı'm demek düştü dilime büyüdü içimde ama sustum,demedim hiç bi şey...

kın kalem eller cennetim


Rüya gören bir hayvanım;
Dört nala ruhum,az daha hızlansam bilirim ki çatlarım,
Sen için koşuyorum tüm çölü,o umman yolları,
sen uğruna eziyorum davulların tokmakları misali şu kutsaldan kutsal toprağı,
Elmalar,havuçlar ve tüm o aslı sevdasız günahlar,
Bırak kalsın ardında ellerinin içinde,
Bana lazım değil,
Sen daya yüzünü yüzüme,
Bak gözlerime,taa en içime,
Bu bana yüz öğün aş'tan kıymetli ve inan yıllar yıllar boyu yeter...
Kuyruğuma bir düğüm atıyor bir seherde o ilk gülüşün,
Kalbini dinliyorum,
Hissediyorum,seni...,
Biliyorum artık,
bundan sonra,
Bin yıllık bir savaştayım...



09.03 artık kısa satırlar çizmeye uğraşım.deniyorum,becerebilir miyim bilmiyorum...

* her geçen gün inceliyor kılıcım,çeliğim...
Kağıdın kuruyan hamurunu keser oldu gayrı gözlerim,düşlerim...
Etme; şimdi nereye yazabilirim sizi ey hayallerim,
şah'a kalkan kın kalem eller cennetim.

savruk itiraflar atlası


Ey;
Kalbimin cebine saklı,Mavi defterim,
Ölüler diyarı'm,
Kitaplardan taşlardan yükselen eşi yok eşsiz kulem,
Yıkılmaz yekpare kale'm,
Yerde yeşiller,gökte maviler bilir izler bizi;
Bu aşk kadını şehir keza,
Şu bedbaht griler de dinlediler ya çok,endişe buyurma sen,bilirler bizi...
Ey;
Göğsümün sol yanı,can kovuğu'm,
Saklı mendilim,
Kefenim,işli çaputum,
Yanardağlardan çekip çıkardığım o bir tepsi dolusu kurabiye kokusu mutluluğum,
Düş tırtılım,
Can kozam,his pupam,
Zamanlar eşiğine saygılı,basmadan geçen solucan deliğim,
Dalda,güneşin fırını,taze,aldan al elma'm,
İlk günahım,
Altın yaldızlarla bezeli ey arlı kuyum,
Ey;
Sadakat yeminim,
Binbir derdim,
Tek günahım...
Göğsümün volkanından ısıtıp avuçlarına üflediğim o ak dumanlar sıcak nefes'im,
Ey;
Baharda papatyalardan hare'n ve ah şu mevsim, takar senin yeşilden yapraklardan kanatlarını,göklere değin...
Ey güzel yüzlüm,
Ey sedir esintim,sandal yaprağım,
Ey ince huylum,yürek merhemim,
Taze koku'm,yeşil kekik dalı'm,
Elime damlayan elma suyu'm,
Misk-i fil'im,
Güzel kokulu sevda çamurum,
Tüm dertleri başımdan,etimden kovan o eşsiz çağ'ım,
Cebel-i Nur dağım...
Nasılsın,
İyi misin sevgilim...



11.19 savruk itiraflar atlası.