2 Eylül 2026 Çarşamba

Of all the graves that have died within my chest until now

 
Sky, earth, cloud.
The name of the birds.
Star.
The name of the cat.
Oxygen.
The very essence of all loves—of the fires within us that have ignited a thousand times over and turned to ash just as often. We have walked away.
We have forsaken our homeland.
Left first motherless, then fatherless. Clearly,
We have long since been forgotten...
A ghostly ancient city, a street of lost souls—hidden deep within me, in the ache of my heart...
I am a mountain slope in spring, pulling its green blanket over itself, carefree as a child’s heart...
Lego buildings made of prayer cards and vitamin boxes lie before me...
Now, who will cradle my head, who will hold me close, who will breathe in the scent of my hair as if I were made of their own flesh—tell me...
Tell me, so I may run at once to the skirts of those utopias...
I wouldn't pause for even a second, believe me...
Sky, earth, cloud.
The name of the birds.
Star.
The cat's name.
Oxygen.
The middle name of all those aching breaths, and of the hidden tears buried in salt-stained cheeks—preserved so they wouldn't spoil or go foul.
We have been cast into the deep, dark well of loneliness.
We have been frightened by the starless darkness of a life devoid of dreams.
"Pitch-black" is the name of the secret notebook I keep within...
Living is a nest, you see;
The time to fly south has long since come for those who raised us;
Yet we—we still haven't grown up.
You looked deep into my heart as you cradled my face and eyes in your hands, As if to say, "Don't worry, I will protect you from every season, from the cold, and from those killer snows with their innocent gaze"...
You looked at me...
Nothing else mattered; it never did...
Let the palaces be yours; for me, loving is enough, my love.
Unlike anyone else...
Sky, earth, cloud.
The name of the birds.
Star.
The cat's name.
Oxygen.
The middle name of all the graves that have died within my chest until now,
Of all those lines—that legacy of love—clutched in departed hands,
Of those gazes—steeped in magic, rubbed with the secret of that sacred first moment and the unknown...
Does every breath have a name, my love? Does every wound, every scab dried in blood,
Every ache, every pang of suffering have a name?
Does every glance, or every smile—in distinct moments and joys—
Does every kiss of yours have a name, for instance, my love?
For the moment is different, the feeling is different, the level is different...
They wouldn't understand even if you explained, anyway, but...
Never mind,
Or,
If you were to let it go,
Let it be enough that *we* know; my love... After all, isn't this life—this act of living—still and always so wonderfully, "çiçimamatoştik"-whimsically peculiar-...

10.17—whose name do these dreams bear?

Göğsümde şimdiye kadar ölen tüm mezarların

 
Gök,yer,bulut.
Kuşların adı.
Yıldız.
Kedinin adı.
Oxygen.
Tüm sevmelerin,içimizdeki bin kez yeniden tutuşmuş alev almış bin kez yeniden küle dönmüş yangınların göbek adı.
Çekip gidilmişiz.
Terk-i diyar edilmişiz.
Önce öksüz,sonra yetim bırakılmışız.
Belli ki,
Çoktandır unutulmuşuz...
Hayalet bir antik şehir,kaybolmuş ruhlar sokağı içimde kuytum,göynüm...
Yeşil battaniyesini kırılıp üzerine çekmiş bir dağ yamacıyım baharında çocuk gönlünce...
Dualar ve vitamin kutularından lego binaları önümde...
Şimdi kim sever başımı,kim sarılır,kim koklar saçlarımı sanki kendi etindenmişim gibi,söyle...
Söyle ki hemen gideyim koşa koşa eteklerine o ütopyaların...
Durmam inan bir saniye bile...
Gök,yer,bulut.
Kuşların adı.
Yıldız.
Kedinin adı.
Oxygen.
Tüm sızlayan har nefeslerin,kokmasın bozulmasın diye tuzlanmış yanağa gömülü saklı yaşların göbek adı.
Yalnızlığın yusuf kuyusuna bırakılmışız.
Düşsüzlüğün "tüm yıldızlarsız" karanlığı ile korkutulmuşuz.
Adı zifir,içimdeki saklı defterin...
Bir yuva bu yaşamak,
Güneye uçma vakti gelmiş çoktan tüm bizi büyütenlerin;
Ve biz henüz,ve hala büyümemişiz,
Öyle baktın kalbimin içine ellerine alırken yüzümü,gözlerimi,
Seni tüm mevsimden,tüm soğuktan,tüm o masum bakışlı katil karlardan korurum merak etme sen der gibi...
Baktın bana...
Gerisinin önemi yoktu,olmadı da hiç...
Saraylar senin olsun; bana sevmek yeter sevgilim,
Herkeslerin aksine...
Gök,yer,bulut.
Kuşların adı.
Yıldız.
Kedinin adı.
Oxygen.
Göğsümde şimdiye kadar ölen tüm mezarların,
Merhum ellere sıkıştırılmış tüm o sevda mirası satırların,
O kutsal ilk an ve bilinmezler sırrı ile ovulmuş içine sihir sinmiş bakışların göbek adı...
Her nefesin adı var mıdır sevgilim,
Her yaranın,her kabuğun kandan kurumuş,
Her sızının,her ızdırabın bir adı var mıdır,
Her bakışın,yada her gülüşün başka başka anlarda mutluluklarda,
Her öpüşünün bir adı var mıdır mesela sevgilim,
Çünkü an başka,his başka,mertebe başka...
Anlatsan da anlamazlar zaten ama,
Boşver sen,
Yada,
Boşversen,
Biz bilelim yeter; sevgilim...
Nasıl olsa bu hayat,bu yaşamak çok "çiçimamatoştik" değil mi hala ve herzaman...


10.17 adı kim bu hayallerin.

1 Eylül 2026 Salı

tut elimi güneylerimize uçalım

 
- sence de paganini sıktı mı habisin elini,
eritip damlattı mı kızıl mumdan mührünü gerçekten o kibrin kağıdına...?

- ne de güzelsin diyemeyenlerin günahı bu "kıskançlık" sadece sevgilim.
Takdir etmeye yanaşmayan insan inadı basitçe...daha fazlası değil hiçbiri inan.
Ey notalarını herkesten saklayan adam,zaten
tanır bilirsin sen kendini...

Neyse boşver sen bunları;

Ey gezo şıram,
Ey işli sırça ceviz sandukam,
Ey suya yazılı sevda kehanetim...
Toprağımda yağmur kokum...
Ey zindanında çürüyüp beklediğim yüce saray'ım,
Ey merhametsiz belşazzar ziyafeti'n;
"Terazide tartıldın ve eksik bulundun."
Açtım,susuzdum ama o duvara hükmü kazıdım...
Ey ayrılık vehmim,
Ey suretime göklerden tekrar tekrar düşen her zerrem,
Ey vahdet-i vücut sırrı'm,
Ey o muazzam nurlu şuur'um.
Ey kesret perdem,
Ey levh-i mahfûz'um,
Ey güzel rüyam,er-Ruh'um...

Bırak sen tüm bunları,haydi tut elimi güneylerimize uçalım...


12.06 fin.

31 Ağustos 2026 Pazartesi

ve kozasında tırtılların düşleri


Yürek höyüğüm.
Yekpare taş'a yasla sırrını ve sırtını,
Bekle beni;
Bekle tenimin altında,yerler altında sana yazdığım şehirlerden satırlarımı;
Düşle kıymet bilmezlerden arınmış o tertemiz bahar suyu cennetin dallarından kopan ve süzülen sohbetlerimizi...
Çayı yudumladım,
Ölümün ardını öptüm ve geldim,sana döndüm sevgilim...
Yürek höyüğüm.
Yekpare taş'a yasla sırrını ve sırtını,
Bekle beni;
Bekle dökülsün üzerimizden şu hırsızlar,
Bu haysiyetsiz kalabalıklar anlamaz bilmezler bizi,
Bu mezar kazıcılar,haramiler ve şu etten kralların kifayetsiz soytarıları,
Bilmezler tüm o kutsal kadim şiirleri ve and'ları...
Sana bir sır,
Ölümsüzlüğü bulmadılar sevgilim;
Ölümsüzlüğü sakladılar.
Yürek höyüğüm.
Yekpare taş'a yasla sırrını ve sırtını,
Bekle beni;
Sana onsekiz bin yıllık antik bir kent bırakıyorum yüreğimden kazılı dağların altın yamaçlarına...
Hangi alemden gelmişler,bizden kazılanları hangi göklere serpeceklermiş kim bilir,umrumda değil...
Oysa ben;
Çıplak adımlarımın bastığı kadarım bu toprakta,
Öyle demiş sanki ölçülebilirmiş gibi beyaz önlüklüler,
Ve yirmibir grammış ruhum...
Haha...!
Oysa ağırlığı yok tüm şu kadim nur'ların,
havada usul usul süzülen bir tüy kadar dahi,tüm o ölümsüz nefeslerin.
Bir damla ateş yüreğe düşen her seferinde ve oysa;
Yakar tüm vücudumu sakızlardan nakışlı kızıl bir çam ormanı misali,
bir karıncanın ağzındaki bir yudum kadardır üstelik o bahsi geçen kıpkısacık zaman...
Yürek höyüğüm.
Yekpare taş'a yasla sırrını ve sırtını,
Bekle beni;
Bekle bahsini dudaklarımdan bir asır isterse,
Ve öp beni zamanı geldiğinde sevgilim,
sonsuzluğun çeşmesine dudaklarını dayamışsın gibi,
suyu incitmeden narince,susuzluğun çölünü nuh'un durmaz yağmurları ile sular gibi;
Öp beni,zehre sürülü olsa bile dudakların...
And'ımdır;
Ser'im ve tüm nefeslerim uğruna ve senindir...


09.58 karanlık sabahlar akşamı.ve kozasında tırtılların düşleri.söyle hangi kelebek doğsun kendi başına ki gülüşlerin açsın kenan ilinde...kesemem kozasını o düşün belki ama,taşırım sırtımda o yükü karanlıklar boyu ve tüm gece,dek,taa o düşlediğimiz güneşlerin köyüne...


30 Ağustos 2026 Pazar

Ben alageyik

 
Ben alageyik;
Seni görmüşüm,
Teslim etmişim boynumu aslanın ağzına,
Yatırmışım başımı dişlerinin bıçağına,
Teslim olmuşum,
Aşık olmuşum,
Bin alem yürümüş,yorulmuşum,
Sana gelmişim...
Ben alageyik;
Seni görmüşüm,
Kefenim kan revan,göyneğim kızıldan kıyamet,
Al'dan al bir elma ve her gece rüyamda;
Şifa istemem,sende kalsın,
Derdim birdir,binbir olsa da yakmaz şuramı bu kadar.
Ben alageyik;
Seni görmüşüm,
Cenge hazır her daim göğsümde kemikten zırhım,
Demiri yakıp döven şu ellerim,
Ve her vakit har ocaktır cehennemlerin kıskandığı bu ateşten yüreğim...
Ben alageyik;
Seni görmüşüm,
Zora düşmüşüm,
Dara düşmüşüm,
Ziyanı yok,
Ser'den,candan vazgeçmişim...
Ben alageyik;
Seni görmüşüm,
Teslim olmuşum,
Aşık olmuşum,
Bir sana...,bir sana düşmüşüm.


20.43 kefensiz kafesler,kabirsiz dualar atlası.

29 Ağustos 2026 Cumartesi

Üç beş kuru dal ve iki dut yaprağı

 
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Kimsesiz kalmış çiçeklerim,
Kimsesiz kalmış kuşlarım,kalemlerim...
Mevsim kışa dönmesin erkenden aman diye,
Yuvamdan erken düştüm dallardan göklere.
Bir güneşlik pervazı,
Bir duvar bucağı,
Üç beş kuru dal ve iki dut yaprağı...
Yatak ne bilmem,nevresimsiz açılırdı kafamda düşlerin yelkeni.
Sevda,bir bahar kelebeği idi;
Bilmeden omzuma kondu,
Sımsıkı bana yapıştı...
Korktum,
Yine de çok sevdim;
Sevdim,
Yine de çok korktum...
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Bir okyanustum,sana soyundum.
Düştün kırıldın belki,yelkenimdin,dayandın,
çektin çileyi lakin bine bir kala gittin bıraktın...
Sessizliğin oku saplandı ağzıma,dudaklarıma;
Dilim sözüm kapandı lal oldu yaram tüm yarınlarıma...
Pusulasız kaldım...yönsüz,yolsuz,sefersiz...
Elimi bir siren prensesi tuttu,beni kurtardı...
Bin kez öldüm,binbir uyandım,
Elimi hiç bırakmadı...
Uzandım,kan revan kızıl Güneşi öptüm dudağından.
Diyar diyar alemi dolandım...
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Andımı yazmıştım tenime; çiğnedim yedim,çektim kopardım.
Bir kıyamettim ufukta;
Ve sen beni unutup bıraktın...
Kendimi unuttum;
Mahşeri aklımdan sildim,kaybettim...


23.04 mahşer-i cümbüş.

Sarnıcına kırlangıçlar bin çamur vursun

 
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Huzur içilir eriyen bahar kar'larından...
Sevgilim;
Sarnıcına kırlangıçlar bin çamur vursun,
Yuvam desin yüzüne gökler kanatlarından düşüp.
Bardak vursun sırtıma güneş,
Ağrılarımı öpsün tenimden rüzgar,dudaklarına gül yaprakları sürüp 
usuldan,ve bir bir...
Sevgilim;
Derin sevda nevrozum,
Bilmelisin,
Sur'a üflediler bir defa,
Sona dördü kaldı gözdelerin,
Ölüm bile öldü sonra o gün...
Azrailin dahi canı yandı.
Sevgilim;
Biliyorsun Nuh unuttu,o kadını ve ineği...
Sen unutma lütfen kimseyi...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Tersine akan Asi nehrim,
Melhame-i kübra'm,
Amik nefesini tutmuş bekler seni,
Milyonlar bir bir çakıl olur dökülür,
dev kayalar çölde kum olur ayaklara saçılır...
Kahramanlar doğar büyür kendilerini hiç bilmeden,
Yeniden doğar aslanlar göğüslerindeki har yürekli kozalarından...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Sevgilim;
Shaligaig taş'ım,
Kuruyan Fırat'ın saklı gizi,ey altın mirası,
Kimse dokunmasın sana,dokunamaz,
Yaşayan bir'i olurum tüm yüzlerin senin için...
Yine de almam,dokunmam;
Dokunamam...
Olsun,kokun yeter bana,
Uçarım onsekiz bin alemi bi saniyede,
Mutluyum,
Mach iki nokta sıfırım...
Hızır,okunu saplamış kalbine titaniğimin,
Ok ucum,küçük yaram,kan kaybım,
Üşümüşüm,boğulmuşum,
Eyvallahım,güzel gül fidanım,sonsuz sevda dileğim.
Majisyenler kıskanır dalından kan kızıl yapraklarını,
Hüda'mın yaldız yaldız bir bir alnına yazdıklarını...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Sevgilim;
Ah aah,
Bilmelisin,
Seni seviyorum...


10.55 bitilesi bekleyişler akşamı.