26 Eylül 2026 Cumartesi

bin savaş boyu sevişsek

 
- yeter,son bulsun bu savaş yada bıraktım kılıcımı al işte,vur,kes beni defalarca,vazgeçtim,bırak önce ben öleyim gönlümce...

- bin savaş boyu kessek birbirimizde etimizi bu bilmemkaçıncı savaşın meydanlarında,bin savaş boyu sevişsek anlayıp çıkarıp bu savaşın kanlı çamurlarından sevmenin yaşamanın saf hakikatten önemini...yine de durmam ne kadar şikayet etsem de,bir seninle savaşırım,bir seninle sevişirim yalnız,bu kırık beyaz ketenden şehadete sarılı şu ömürde...


06.50 rüzgar,utangaç güneş ve arsız serin bir sabah.

Sevmek bir ardıç kuşu

 
Bir yaz günü uyuyan bir okulun yer altındaki çiş kokan kuytusunda,tanrıdan süzülü ışığı ile kutsanmış bir odasında,
İlk defa,bana " durma sakın öp beni" derce baktın ve kapalıydı hala dudakların...
Çıkar üzerinden ak beyaz zırhını,yaralarını göster ve say anlat bir bir o dünlerini haydi,
bak işte elimde karalardan kara sihirden bir merhem bak işte derce ham bahanelerinle baktın ve kapalıydı hala dudakların...
Tuttum içimden sımsıkı o ocak denizleri rüzgarını,o kış okyanuslarından devden dev dalgalarını,tuttum sımsıkı...
Kanadı ellerim,avuçlarım,parmaklarım...
Kanadı isteğim etimde,hislerimde...
Okşadım kırmızı başlığından taşıp akan saçlarını,
Durdurdum beni defalarca ısıran o kocaman aç kurdu içimden...
" boynuma geçir vur haydi dişlerini,avla beni..." diyen o masum ceylan gözlerinden öperim şimdi küçüğüm seni...
Sevmek bir ardıç kuşu sevgilim,
büyümez asla başka yuvalarda...


06.39 serin sabahlar verandasında.yaban arıları bal vermez böyle güzel sevdalara.

kaval şiirler aryası rüzgarlı yeşiller

 
Yere oturmasını bilmeyen bir çocuğum zengin halılar diyarında.
Otururum yine de bir çökme çabasında,
ilk gününde,utanan bir cahil,
bir çırak düşlerince yere.
Kaçacak yeri yok korkan hislerimin gözlerimde.
Sorunlar,sorunlar,sorunlar...
Dallardaki üzümler gibi uzaklardan hem güzel hem koruk olmamışlar daha sakın dokunma gibi...
Cıss dokunma diye bağırılmış küçük kalbim,
Hem kırgın hem yorgun sekiz yüz yaşında aslı genç düşmüş bir melek,ah kalbim,
Isınmış bir güneş gibi...
Ve elime değmiş,elinin o merhemli ılık hissi,
Aklıma geldikçe iyileşiyor kendi kendine yaralarım,
Aklıma geldikçe sürgün geliyor sıcacık tüm o uçulası güneyler...
Kalsam kar yağar dillerde ağustoslara,
Ölüm kokar eylül hakikati hiç bilmez anne dudaklarda...
Koştum koştum bir otobüs ardı gibi gözlerinin peşinden çok o günden sonra da binlerce inan,
Yetişemedim ama...
Ne aynadan bakan amcalar durdu,ne de sen gördün o unutkan nemli pencerelerde...
Suyu özler mi peki o toprak kokan sürahi kapanan gözlerinde ve o içinde derin bir mağaranın sesi saklı sana su içiren o loş mavi yüreğinde...
Saçına yazdım parmak uçlarımdan sana satırlarımı,
Saçlar unutmaz sevgilim,
Ve sevda kurutmaz asla koskoca çöllerde o yeşilden çiçeklerini,
Ve unutmaz avcunda sakladığı suyunu sevgilinin dudaklarına usul usul şefkatler ile sürmesini...
Yere oturmasını bilmeyen bir çocuğum zengin halılar diyarında.
Ağzımda türlü yalan,türlü bahane ve bir de...
Hala ve henüz,kendiyle barışamamış bir bilmemkaçıncı ademoğlu savaşıyım gezegende.
Aşk içilmez,
Aşk ısırılır sevgilim,tıpkı bir sivrisinek gibi vampirdir ve sevmek;
Kaşınır da kaşınır,iyileşmemek için inat ile,
umut ile bahar ile kış ile etinde,ille de ve ille...
Kaşırsın kanatıncaya dek kendini,bir rahatlama gelir ıslak kırmızı ve paslı demir tadı bir pişmanlık denizinde ellerinde...
Uyursun kuruyan kanlar ile huzura gülümseyen ve oh diyen gözlerle ve sözlerle dilinde...
Rüyalarda yine bir çocuk gibi koşarsın kanayan kaynayan yamalı yara bere dizler ile aynı derde cennetten bahçelerce...


06.11 uyku tutmaz gözü açık rüyalar çobanı ve kaval şiirler aryası rüzgarlı yeşiller.

* sabahı sefer eden sevmeler taburu.ve bitli piyade şiirler.

Sararmış eski sayfalar üzerine ve bin kağıt gemi


Sararmış eski sayfalar üzerine bin kağıt gemi savaşa gem koşup demirliyor pas kokusu sinmiş demirden ellerini ve bir masum limana kendini...
Düveli muazzaması kutsal vatan gözlerinde bu yalnız gezegenin...
Ve haklıydı kadimlerden o Mustafa da elbette sevgilim,
"Sevdikleri gibi giderler..."
Duvarları kanıyor izbe,loş,yalnızlık diyarı şu küçük odamın.
Yarım ünite kanıyım yaşasın diye sırf ıslak kanlı gözlerinde bu gencecik kerpiç kokulu ihtiyarın.
Savaş başlar şimdi,çok sessiz bu gece,tüm diyarları dizleri ağrıyan bu hanedanın.
Kemanlar ateş ediyor durmadan kulaklarımıza,
Piyanolar ki; mitralyözü,kurak ruhumuzdan çoktan merhum o onbeşlik kalbimizin.
Delik deşik tüm sessizlik,mektuplarım ve yola çıkamamış tüm sevdalı zarflar...
Elma kabukları ile süslü çay bardağıma davet ediyorum seni,
İçmesen de olsun,canın saolsun,boşver elalem neder korkusunu,bırak ne dökülürse dökülsün...
Dudakların değmese de olur,
Koklayalım elma kokusunu omzuna almış sıcacık çay dumanını seninle gözgöze yeter,
Isıtalım bir bardakta ellerimizi,dudaklarımızı,
Dokunalım parmak uçlarımızdan yüzümüzün eteklerine,dudaklarının serin nefesli çayında uyuyup uyanayım ve sonra...
Bardağın camında ısıtayım sonra cıss çığlıklarından büyüttüğüm dudaklarımı,
Üşümüş mora kaçan dudaklarının ellerinden sımsıkı tutayım,
Kurusun tüm uçurumlar,korkular,titreyen üşümeler çamurlu atlaslardan,parklardan...
Öpüşelim sahilini döven denizler ve maviler gibi,
Kim hangi mahşeri hangi kıyameti yakarsa yaksın inan umursamam,
Öpüşelim; ummanlarca,çayırlarca,zindanlarca,yıldızları mum yapıp yakmış ışıl ışıl karanlıkların hırkasına saklanan kozmoslarca...
Çıkar ipeklerini üzerinden sevgilim,
Ketenlerden üryanlarımıza düşelim...


22.57 süngüsüz gözler sandığı.

25 Eylül 2026 Cuma

batmaz denilen gemiler bacası ve denizi seven leylekler

 
Doksan dokuz.
Amuda kalkmış iki koca kabuklu salyangoz gibi gelir bana hep.
Altın oran,gümüş oran,yıldız oran,oran buran...
Boşver.
Hepsi birer saçmalık sevgilim,
öylece içine çek nefes al,böceklerin kocaman pipet hortumunu çıkar haydi cebinden,
Uzan ve mutluluğun bal özünü iç yeter...
Yıllardır asırlardır unuttuğun tozlu bir enstrumanmışım gibi al yeniden eline beni gece ikilerde haydi...utanma,çekinme sakın,cesurca uzan kalbime tut kollarında eskisi gibi sımsıkı cesurca beni işte...
Bırak unutmuş ol tüm şarkımızı,
Yada bikaç notamı ruhumdan,
İnan önemi yok bunların hiç,kalbimde...
Bırak yüz acıkmış kuş yavrusu,sanki ölüyormuş acılar çekerek gibi,
bağırsın acıkıp annesine bana söyleyeceğin şarkında,
Önemi yok,sen beğenmesen de,
aryası olur aklımdaki cennetimin,eminim...
Sesin uzansın dokunsun bize,sen söyle yeter;
Ve teli kopmuş olsun yada kopsun sen dokununca o ipek parmak uçlarından yüzüme,
acımadı geçer şimdi merak etme,boşver...
Sen yalnızça çal içinden geldiği gibi birşeyler.
Belki birkaç nota,birkaç mısra dahi yeter dünyayı doyurmana,
Büyük düşünme,
Küçük kırıntılar yolunu bulmana daima yeter...
Doksan dokuz.
Amuda kalkmış iki koca kabuklu salyangoz gibi gelir bana hep.
Altın oran,gümüş oran,yıldız oran,oran buran...
Hepsi birer saçmalık sevgilim,
Uzan sarılalım sıcacık,kocaman,görmesin gözlerimiz hatta yüzümüzü,o kadar yakın,
Kapat gözlerini,ruhun kapılarını,kimseler girmesin,
Ve saat sabaha karşı beş,uyandırma kimseleri,çıplak ayaklarında gıcırdayan tahta bir titaniği sanki yürür gibi,usuldan,
...
Sev,sev,sev...ve öp beni.



15.53 batmaz denilen gemiler bacası ve denizi seven leylekler.

küf,nem,sevda

 
İçimde varoluşsal bir mağara.
Mağmaya kadar yolum var sanki,
Yürü yürü kendimi bitiremiyorum,
Tutuşana dek,külüme dek yolum var,
Gün yok,güneş yok,ışık yok bir yerde,
Kayalarca sıkışmışım,
Üç beş ateş böceğinin mumları savaşıp yendiği bir diyarda,
Uçsuz bucaksız bir kuyuya bakıyorum önüme bir anda çıkan,
Kendi içimdeyim biliyorum da amma,
tanıyamıyorum buraları hiç ama hiç...
İçimde kaybolmanın derin karanlık korkusu tutuşuyor ve yanımda o anda,
Kimse yok ardımda,ne bir hain,ne bir han yada hamam da,
İtiyorum kendimi,kendime bile sormadan son anda,
Yusufun dahi umudu vardı günün yada ayın ışığında,
Bilinmez bir kuyudayım,toprak altından da zorda,
Ruhumun kabrinin bu kimsesiz izbe kuyusunda,
Kaldım kırık ve kırgınlıklarla,
Yapayalnızım,şu yarasadan kalabalıklarla.
Kendimi üflüyorum dudaklarımdan karanlığın sularına nefes nefes kayıklarla...
İçimde varoluşsal bir mağara.
Mağmaya kadar yolum var sanki,
Bir karanlık zindanda,bir kez daha prangalanmış,
Sanki dipler değilmiş gibi,
En derinlere zincir zincir yeniden bağlanmışım;
Bir ışık bekliyorum yine de,yinede,ve yine de,
Tüm taşları aşacak koşacak ve geçecek,
Gözlerimi acıta acıta beni gözlerimden usulca öpecek...
Küçük ellerinde sımsıkı sıkıp inatla inanarak sakladığı o umudu,kimsenin açamadığı küçük bir çocuk gibi...


14.24 sorgu tutmaz sıvasız duvarlar.küf,nem,sevda üçlemem.

* sonra uyudum; her şeyden kaçmak için,uyudum.
hep böyle yapardım çocukken de; 
uyudum,etimden koptum çıktım...
uzağımdan kendimi izledim,dışımdan kendime baktım,
baktım baktım ve durdum...
Bir şey demedim,hiç bir şey demedim,ve kendime sustum...

plastik poşetler hanedanı

 
Yıldız yapraklar sokağı.
Düşerken yıldızlar kayıp gökteki dalından adımlarımızın önüne bir bir artık göklerinden düşüp çürüyüp,
Öyle bir an,öyle bir an var ki sevgilim,
Alıştığın o yolunu değiştiriyorsun,
Tereddüte mahal yok hiç,
değiştirirsin kalbini söküp bin yıllık göğsünden bir ağaç misali dahi,çekmecesinde hatırlar saklı katlı olmasa...
Yanıyor durduğu yerde yüreğim,sanki binlerce yıl hiç sönmeyecekmiş gibi,
herkes uyusa da sevdiklerini ısıtmaya devam eden,yaylasında bitmez tükenmez içinde sönmezlerden sönmez bir ateş,volkanları kıskanan bir kuzine gibi...
Yıldız yapraklar sokağı.
Yaşım sekiz,içimde bir ihtiyarın ruhu...
Çocukluğum saklandı bir saklanbaçta benden ve bir daha hiç çıkmadı;
Ben de bir daha hiç bulamadım onu...
Selam eder gözlerinden öperim seni mutlu çocuk,
Ruhumun oyun oynayan cıvıl cıvıl güneşi,
Dedim ya sevgilim,
Yaşım sekiz,içimde suskun bir ihtiyar,
Bahçemde bir okyanus boyu bir tarlam var,
ve düş başaklarım dolu dolular;
düşler hasatı'm,
Avcumda orak sızım,tatlı pasım,
Köyümde aşk suyum,tatlı terli telaşım,
Sür yüzünü yüzüme sadece,bin sevişmeye değişmem yüzünden o incecik umami,o güzel ruhunu koklamaya...
Yıldız yapraklar sokağı.
Süpür sen,bir temizlik yalanı ile tüm eski hatıraların sayfalarını bir ağacın ayakları dibinden,
Hiç sormadan,izin istemeden,özür dahi dilemeden elbet...
Bu plastik poşetler hanedanında,
Elbet bir gün tahta kaşıklar isyan eder,ve geri döner...


13.05 harfler,kelimeler ve eskizler defterim.