7 Nisan 2026 Salı

durmaz dualar atlıkarıncası

 
- bana üç oğul doğur,bir kız aç yüreğinin güzel yüzlü dalında sevgilim.

Amin.


22.24 durmaz dualar atlıkarıncası.

Ey solastalji...!


* elimi tut yeniden seni küçük aptal,kalmadı gayrı zaman,ölüyorum...

monodialog öpüşmeler atlası


- kurtulduk mu ?

- ...dur;yeni düştük daha kör karanlık yusuf kuyumuza,...haydi,sokul bana.


* bana kaçma sevgilim;bana çık gel.İkisi de aynı son görünür ama onsekizbin alem fark nefes alır ikisi arasında...

22.16 monodialog öpüşmeler atlası.

Kör kor turuncuları,kırmızıları sana üfleyeyim

 
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Hangi yokuş yorar en çok seni şimdi söyler misin,
Hangi dudağa tanrı misafiriyiz peki ya şimdi...?
Kim kimi terketti bilmiyorum inan,
Kim kimden gitti,
Kim daha kızgın yada kim daha haksız,
Düşünüyorum,düşünüyorum ama bulamıyorum.
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Geriye dönmüş koşmuşsun gücün yettiğince,
Kaçmışsın benden belkide,
Ama unutmuşsun bu gezegen mavi yuvarlak bir misket,
Yanıma dek her gece düşlerinde,durmamışsın asla,
Kaç kaç kaç,
Koş koş koş,
Uzaklaşabildin mi peki ne olursun söyle ?
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Bin mavi gökten düşmüşsün,korkmuş tanımadığın bir dalın elini bile tutmuşsun,
Gözlerim yanıyor,heryerim ocakbaşı heryerim duman...
Yaşlar,yaşlar,ve yaşlar...
Tutmuş beni diğer diyara uğurluyorlar...
Hey tembel kıss;
Özledim,diyemedim affet,
Gururum tuzlu ak kayalardan bir dağ içimde,
Tırmanamayıp her gün düştüğüm yuvarlandığım,
Her gün bin defa ölüyorum biliyor musun,
Kafamda bir gülüşünün hayali ile uyanıyorum her ölümden,
İstemesem de buldum galiba istemeye istemeye ölümsüzlüğü,
Dudaklarından bana esen ah o dut kokulu nefeslerini,
Hayalime sarıp sürüp kokladım,içime içtim...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Ne olmak istemiştim,ne oldum bak,
Tanrının atıyım istemediğim yarışları koşup kazanan,
Ölümü öpen yorulmalar demleniyor her gün etimde,ellerimde...
Ve bir rüzgarın hayali beni yaşatan sevgilim,saçlarının arasında elleri esen dolaşan,
Kokunu alıp çalıp sonra benimle tokalaşan,
Elime sinen kokunu çekiyorum içimin derinlerine inan o bir damla şifam diye...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Aklın değdi mi göklere,tanrı katına ?
Bir ornitorenk,bir köstebek,
Ve kuşların hayalleri yeşil bahar dallarında,
Karıncalar,ah o karıncalar,
Çok seviyorum ağacının gölgesine uzanmayı ve kalkıp sımsıkı sarılıp başımı dayayıp bir saklambaçta sayarken kaçta kaldığımı unutup orada uyumayı...
Sobesi kim bu kaçmaların inan bilmiyorum,
Cevabı saklamış rüzgar yada gözlerin,
Gülsen yeterdi aslında,
Yaşamayı seçtim neden bilmem yine de sıratımda,
İzin verilmese olmazdı da zaten...
Hey küçük aptal;
Nasılsın iyi misin ?
Koşma artık yeter,inan yetişemiyorum...
Kırılmış arka ayaklarımdan biri,anlamadım,
Bekliyorum kazılı çukurumun uçurum kenarında,
Tut elimi düşelim,
Öp beni kanat çırpalım güneyine bu soğuk kederlerin,
Tut elimi,
Öp gözlerimi,
Aitim sana,farketmez gayrısı inan.
Sussan yanarız,sen gül boğulalım,
Hangi okyanus örter üstümüzü üşüdüğümüzde bilmem,
Ayağını ayağıma yasla paylaşalım etimdeki ateşi sevgilim,
Yüreğimin ocağında döveyim sabahlara dek dünyadaki bütün gülleri,
Kör kor turuncuları,kırmızıları sana üfleyeyim her öpüşünde beni;
Ve dudağını,dudağıma aşıla sevgilim,
Seni açıp seni doğurup büyüteyim ve tüm dallarımda...



21.58 çatladı eski gitarda tozlu bir tel,ve kimse duymadı...

5 Nisan 2026 Pazar

kırılmış günahların terazisi

 
Bedelini ödemediğimiz savaşmadığımız,arkamızı döndüğümüz her bir gün'den suçluyuz,üzgünüm sevgilim...
Düşmüş kırılmış günahların terazisi çoktan,
Korkmana gerek yok artık kavurucu şüphelerinden zihninin,
İyilik mi kazanacak yoksa kötülük mü,endişelenmene...,
Hepimiz cehennemlerimizin mavi dev alev okyanuslarına kapılıp gideceğiz düşüp analarımızın huzurlu kollarından...
İnandığımız yuvamız;içimizdeki o cennet hayali hemen kapanan gözlerimizin ardında,
en sevdiğimiz sahnesinde bir an donmuş takılmış sanki ve bir fotoğraf gibi uzanıyor zihnimizde.
Ve inandırıldığımız sesler var eskilerimize sadece benzeyen beton küçük hapsolunmuş evlerimizde,
Kandırıyoruz yalnızca kendimizi,
içten içe tutuşmaların dumanı sadece yüzümüzdeki bu inancını yitirmiş gülümseme;saf mutluluktan birkaç ömür uzakta kederin nasırları ile sarılı ayaklarımız...
Bedelini ödemediğimiz savaşmadığımız,arkamızı döndüğümüz her bir gün'den suçluyuz,üzgünüm sevgilim...
Saatler durmuş,yorulmuş tükenmiş ama sonuna kadar hala inançlı kalan bileklerimizde...
Kim kurtaracak bizi acaba,hangi masal hangi hikaye asılı göklerden inecek kahramanın boynunda söyle haydi,bırak düşünmeyi artık...
Vakit çaylar vakti;uzan haydi tut yüzümü üşüyen ellerin ile çek kendine dudaklarımı ve al tam oradan ruhumu,canımı,
Öp usulca,
Bırakma cehennem ateşlerinin ellerine beni...


11.07 mahşer mi kıyamet mi zar atamazsın etin suretinden ey adem evladı;çek nefesini içine ve üfle yeniden kainatı fezadan onsekizbin alemine dek faniliğin...

* liman'a selam olsun,ey dost merhaba.

4 Nisan 2026 Cumartesi

gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler

 
Ey gök ve cinler,
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Kaldırım aralarına düşmüş,kuyusunda bekleyen yusuf'un kırık buğdayları,
nasibini bekleyen umutlar...
Göğercinler...
Göğe eren cinleri zahir'in,alemin bulunmaz saklanbaç çocukları...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
çiğlerin serinliği okşuyor adımlarımızın altını,
üşüyor ürperiyor yer yer içimizdeki şüpheli çekingen cesaret,
Gıdıklıyor seherin üşüten rüzgarı içimizdeki bin yıllık susamış kızgın volkanı...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Yüzlerce kurbağa sıralanmış ardımda,
karşıya bakıyor nizami aralıklarıyla,
sırtımda yüzlerce kararlı bakışın sıcaklığını hissediyorum;ve hiç susmuyorlar,dağınık birbirlerinden ayrı duran bir bütünlük ile sürekli konuşup,yeşil su cennetlerinin şarkılarını söylüyorlar...
Ardımda,bir yanardağın kalp atışlarını duyuyorum sanki,
Lavların,damarlarımızdan geçen adımlarını duyuyorum...
Katılıyor yekpare kadim kayalar bir bir ordusuna bu kor ırmağın...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Bir anda dönüyorum gerisin geriye ardımdaki mahşerin mavisine,yüzler binlere,binler yüzbinlere dönüşmüş,sürgün vermiş içimizdeki her ateş sanki,
kıyamet,nuh'un suyunu terketmiş,bir yangına dökülmüş yanmış tutuşmuş kader;
Sevda,çırası olmuş sonu belli şehadet ocaklarında sabahın...
Bir rüya düştü yazıldı içime zamansız zamanlardan bir yerinde sayısı belli değil karanlıkların...
Mavi bir çayır üryan ayaklarımızın altında uçsuz bucaksız;
Bir anda dönüyorum gerisin geriye ardımdaki mahşerin mavisine,
Ve kendimi görüyorum en ardında yeşilden binlerin...
Göz göze geliyorum kendimle,
Onaylıyor ruhum gözleri ve başını hafifçe eğip selamlayarak kıstığım gözlerimden suretimi...
Göğercinler...
Ey gök ve cinler,
Ey göğün cinleri,ey boz bulutları uçuşup süzülen mavilerin...
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Varsın yeryüzü,kırmızı kandan bir deniz misali ayaklarımız altında toprağımız,
Tertemiz sevmek,arı bir damla saf iyilik içecek tek bir damla suyumuz olana dek savaşalım ölelim sevgilim.
Tertemiz alnından öpüyorum,
Sevgi ve selamet ile kucaklarım güzel gönlünden seni...
Kaç tövbeyi yırtar kanlı kırılmış pençelerimden yüz metrelik ağaçlarıma asılı sevda'mın kara kovanlarından bilmem...
Ey gök ve cinler,
Perdesiz gözleriyle gökte umman mavilerin dürbünü o bozdan tüyler,
Sabuni düşler,
Menevişten sözleri taze kırıntıların,
Ve kokusu,ne zaman gözlerimi kapatsam beni memleketime tutup uçuran canına kıyamadığım dudaklarının...


10.03 üç dua bir dilek.

3 Nisan 2026 Cuma

Beni yüzüne sür,yeter

 
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ey içimdeki sonsuz umman,
Yolumu benden alan,beni kaybolmuşluğa terkeden kadim sis,ey zahir ve batın,
Ey kalbimi yakıp kavuran merhametsiz ızdırap,
Söyle bana neden...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ey Ledün ilmi'm,
Ey göklerimin kuşlarına yerin taşları göğsünde su kemerlerim...
Yüzün ki; uçuşan düşlerimin saka tuzağı,
Bilsem de düştüğüm,düşülesi tanrı kapanım...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım hepsini,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.
Ben; hızırsam,benim musa'm nerede...
Bildiğinizi sandığınız zahirler katlıyor mektubunuzu bilin lütfen,
Ve güvercinlerin kanatları tutuşmuş yanıyor,
ayaklarında şiirler taşıyor bülbüller,
Kainat susmuş buz kesiyor...
Kalbindeki keder;parmak uçlarından topladığın kırıntılar,bıraktım,senin olsun sevgilim,
Beni yüzüne sür,
yeter.


02.27 ıslak,yağlı gül yapraklarına yazılı dünler.

2 Nisan 2026 Perşembe

Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu

 
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Yazı tura çabası bakışlar ipi,
Süzülen çamaşırlar ordusu,
rüzgardan savaşlarda düşen kamikaze sinekler,
Ve sen semti bir ömür içimde bir kahve finvanı su döküp suladığım...
Ölüp ölüp asla değişmeyen yüzlerin sureti kafamda,
Sensizlik gerilir gök gürültücü sağanak akşamlarda.
Bu şehir sevdiğini söylemez gözlerine bakıp asla,
Kesilmiş çimlerin kokusunu uzattığında anlarsın sevdiğini ama...
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Kim katlamış cennetini koymuş sırtındaki çantasına,
Ve kim tutuşturmuş cehennemini aydınlatsın geceyi diye bitmeye yüz tutmuş o çatlamış ince camlı gaz lambasında,
Lüks ışıklı bir ay girmiş karanlık gecede kolumuza,
Korkmayalım diye aslında sabahını iyi bildiğimiz yollarda...
Ihlamur kokulu ölümler imparatorluğu;
Ser'den geçmek neymiş bilmeyiz,
Ser'den düşeriz sır'dan dem süzüp oysa biz...
Varsın,olsun...
Sevdik bi kere;
Nefesten düşsek ise de,merak etme,
Asla ölmeyiz...


23.35 ser'e veda esintisi akşamın.