14 Ağustos 2026 Cuma

Beyaz tüllerden cenazem

 
Benim;
Beyaz tüllerden ve utangaç yaz rüzgarından cenazem...
Konuşsam güzel görünür belkide,
Ama susuyorum sonsuza dek artık...
Alışılmışları tekrarlıyor uzun beyaz ceketli adam,
Herkes izleyebilsin diye sadece,
düşünemesinler üzerime hiç diye belkide,ezbere...
Beyaz tüllerden ve utangaç yaz rüzgarından cenazem...
Yaşamak zordu.
Ölmek kolay mı henüz hala bilmiyorum,
Uçuşuyorum beyaz tüllerde,
Yaşamaya devam ediyorum hala gözlerinde,
biliyorum...
Beyaz tüllerden ve utangaç yaz rüzgarından cenazem...
Seni yürüdüm.
Seni tırmandım.
Hiç yorulmadan hem de.
Boş yere nedenler arama,aramayalım;
Çünkü buldum,
Çünkü istedim,çok istedim...
Çok hissettim sevgilim.
İlk defa hissettim; nefes alan bir ruhu göğsümde taşıdığımı...
Çünkü...,
Neyse boşver.
Bırak başlasın sela'sı düşlerimizin,
Düşler ütopyamızın.
Kefeni sarılsın etimize,suretimize,
Tüm o durmalarımızın,
Tüm pişmanlıklarımızın...
Beyaz tüllerden ve utangaç yaz rüzgarından cenazem...
Üç tahta verecekler sana,
Kabrime in,ayakkabıların toprağımla ıslansın...
Adına çamur desinler varsın tüm o güzel aşk'ların,
Bırak sen sevgilim;
Üç tahta verecekler sana,
Bu son dileğim,
Hepsini üşümüş kalbime sapla...



22.37 oysa bir fatiha yeterdi bize; ekmeksizlik,hava civa...

13 Ağustos 2026 Perşembe

Benim güzel canavarım

 
Benim güzel canavarım.
Göğsümün kemik kafesine kim koydu seni.
Kanımdan,canımdan beslerim seni.
Kendimden düşerim her gününü...
Yeter ki sen içimden yine öylece bak bana.
Benim güzel canavarım.
Sarılsam sana yersin beni bir lokmada belkide, bilirim.
Olsun.
Ağaçların fidanların saçlarını okşasın tarasın anaç rüzgar;
Ben seni,sen uyurken sever okşarım...
Benim güzel canavarım.
Kalbim,kemik kafesinde kırmızı su çanağın olsun,
Isır,kemir,yala yanıbaşına denk düşen kemiklerimi,
Sızlayan içimden bul öp,yakala boğazımdan boğ beni...
Olsun.
İnan ses etmem.
Can feda sana...
Benim güzel canavarım.
İçimde bir gezegen nefes alıyor sevgilim,
Ve içimin yarısı deniz...
Nereden nereye dönüyor ruhum bilmem,
Ama hissederim.
Olsun.
Can feda sana.
Benim güzel canavarım.
Ölümüm elinden olacakmış dediler,
ve dedi içimdeki o ses;
Olsun.
Can feda sana.
Yerden,yelden,candan,serden geçmişim;
Devirden düşmüşüm,düşkünüm.
Olsun.
Can feda sana.
Benim güzel canavarım,
Doğanı dinle,geçir dişlerini gerekirse,iç kanımı.
Haydi durma,nefesim can'da iken hala kopar çiğne etimi suretimi;
Ah dersem namerdim,
Ses etmem,gül açar gül dökerim gözlerine gözlerimden,
Böyle şanlı ölümü öperim şakağından yine de uzanıp.
Olsun.
Can feda sana.
Benim güzel canavarım.
Sevgilim...

Seviyorum seni.


15.19 içimi ısırıp koparan sevmeler.

12 Ağustos 2026 Çarşamba

Meğer kuru üzümler saklamışsın içine

 
Bırak kurusun yüzümde yaşlar.
Okşama başımı,aklını başına toplasın şu çocuk kalbim bırak,
Odasına çekilsin titreyen dudaklarım,
Verme şemsiye yada bir mendil,ıslansın sırılsıklam olsun gözlerim,
önünü göremesin tuzdan ağlamalar bırak...
Sonra kapansın gözlerimin kapıları; aksın içinden tüm yağmurları,
Bir ılık karanlık sarsın ağlamaktan yorgun,
ağlamaktan gazi düşmüş şu deli kan ruhumu...
Sonra kapalı ıslak kapılarında gözlerimin,
Gözlerim ardına bir sen hayali düşsün,
Dalında bir bebek çilek,alsın o kutsal kokusunu,
Kaynayan dumanlardan esip burnumuza,
taze reçel koksun üzgün yüzümüze ve bahar...
Ve az önce kesilmiş salatalığın kokusu düşsün içimizdeki tüm umutlarımıza...
Paylaşalım seninle,sen hayalini bile...
Ey ekmeğim,buğdayım,
yanalım sonsuzluğun kutsal fırınında seninle,
Zaten hangi cennet bölünmez ki sıcacık yar'in ellerine...
Bırak kurusun yüzümde yaşlar.
Okşama başımı,aklını başına toplasın şu çocuk kalbim bırak,
Odasına çekilsin titreyen dudaklarım,
Ah aah,
Limon kabukları rendelenmiş kekim,
Isırdım mis kokan sıcak kalbini üzgünüm,seni beklemedim.
Meğer kuru üzümler saklamışsın içine,
gülüşlerinin bağından toplayıp 
güneşli avuçlarından kurutup...
Sürpriz oldu yüzüme,güldüm,güller açtım seninle yine...
Ey çayım dumanım,
Ey bu sabahım,sağılı sütüm...
Farketmez gözlerimden derip serptiğin tuzlar ve denizler,
Bozmaz,bozamaz merak etme,senin güzelliğini...
Bırak kurusun yüzümde yaşlar.
Okşama başımı,aklını başına toplasın şu çocuk kalbim bırak,
Odasına çekilsin titreyen dudaklarım,
Gitme hemen dur lütfen,
Göğsümün ocağına bi su koyalım,
Sana bir şiir kaynatsın gönlüm,yüreğim;
Ağlaya ağlaya gülelim,
Bardağa damlayan ağlayışlardan bardaklarımıza düşelim,
Tuzdan yolları denizleri koklayıp geçelim bizi korkutan tüm okyanusları...
Fransızca "bulvar" mı dedi biri ardımızdan,
İtalyanca "aşk" utandırır mı peki saklanmış cahil çocuk hislerimizi...
Özümün dili,insanım,
Sana kurban olur içimin kırlangıcı,pengueni;
Dilimde sana bin yeşilden sofralar kurar şu bahar,
Sana dilimden,denizler gibi kocaman,
bir çayır dolusu çiçekler açarım ve inan,
"Seviyorum seni..."


13.36 fin.

11 Ağustos 2026 Salı

seninle sevişen bir sekiz ve aynaya bakardı onüç

 
İçimin tanrıları savaş arabalarını sürüyor sevgilim.
Geride,korkakça beklemiyorlar,taht kuklaları gibi.
Sahte krallar çoğaltılıyor şimdi ucuz kağıtlarda,fotokopi makinaları ile...
Kağıtlarca yalanlar uçuşuyor etrafta mevsimsiz rüzgarlar ile sevgilim.
Sen,sen ol ve kimseye inanma...
İçimin tanrıları savaş arabalarını sürüyor sevgilim.
Kendi ateşini yakıp taşıyor ellerinde artık kafamızdaki cehennemler...
Susuz ölümler karnem.
Kaç cinayet,kaç hainlik ve kaç pekiyi yazıyor zamane çölünde kumların...
Yaptıklarını gizliyor yalanlar,
Ve tüm yalancıları kandırmış çoktan ağızlardaki koca bir aman...
İçimin tanrıları savaş arabalarını sürüyor sevgilim.
Kaçmıyorlar savaşmaktan,ölmekten...
Okun ucundaki zehrini yalıyor şeytanın yaveri bir yılan...
Mızrağımsı bakışlar bir ev boyu neredeyse kocaman,
Ve elinde rengarenk kalkanı,
kuyruğunu açmış çelikten bir tavuskuşundan, 
oysa ak yüzlü yersiz yurtsuz aşk'a sürgün bir şeytan...
İçimin tanrıları savaş arabalarını sürüyor sevgilim.
Kaçmazlar asla canlarını alacağını bilseler bile olsa, bir savaştan yada bir aşk'tan...



09.31 seninle sevişen bir sekiz ve aynaya bakardı onüç; şimdi elimde tek kalan...

10 Ağustos 2026 Pazartesi

aşk'tan uzak şehirlerde

 
- kaç kez seviştin aşk'tan uzak şehirlerde çocuk...?

- bırak elinden abaküslerini,hesap makinalarını...
Boşver...sızlayan göğüs kafesimde ağlarken o tanrımdan miras kemikler,teslim oldum sarılmaların ve altın dudakların afyonuna ben...
Acılarımı içti paylaştı dudaklarımdan zehri sağıp o kutsal perileri üzerimdeki sızıların...
sirenlerimi içtim ben çocuk...
Şarkılar umrumda değildi,sağırıydım bu sessiz gezegenin...
sirenlerimi içtim ben çocuk...
zehri yüzüme,etime sürdüm...
kimse ölmedi,kimse yaşamayı sorgulamadı...
Dudaklarımızdan taşıdık kadim taşlarını mabedimizin..
dualarımızı,dileklerimizi içtik birbirimizden...
Dinledik kalbimizi...
Hissettik sonsuzluğu...sonra hissizleştik...
rüyalara düştük...elele uyandık...
dudaklarımızı ateşe teslim ettik,mühürledik...
Yüzümüzü,yüzümüze terk eyledik...
Sevişmeler sonsuzluğuna ruhumuzu demirledik.
Fezanın fırtınaları bekledi korkup gök gürültülerimizi...
 bırak elinden abaküslerini,hesap makinalarını...
Boşver...
Çünkü sonsuzluk,tüm saymalardan öte bir yer...


20.05 çarmıhına gerilen sessizliğimizin,
dikenli tellerden kelepçeleri vardı...
avuçlarımızın içlerine beton çivileri çaktılar çingeneler,birkaç merak sorular doğurdu diye...

Yılan ve tavuskuşu


Yılan ve tavuskuşu.
Kimler yalancı ve kimler kahraman.
Elmalar ve günahlar.
Kim masum,kim daha insan...?
Göklerden sürülesi gülümseyişler.
Kaç ışık yılı uzaklar o anlatılan güzel bahçeler.
Kim hangi kaderi paylaşsa mutlu olur tüm melekler...
Yılan ve tavuskuşu.
Yerle bir oldu inandığım her doğru sıra sıra taa en başından bu yana.
Kim kimin doğrusunu suluyor çocuk bu saksıda.
Kalbim eski teneke bir saksıda,seni bekliyor.
Yokluğunda beni yağmurlar besledi büyüttü sevgilim.
Ve hala umut var.
Yılan ve tavuskuşu.
Tanrının tozlarıyız hepimiz bu gezegende sevgilim,
Ezdiği her güzelliği üflemiş uzaklarımıza...
Göktaşları tutuşmuş üzerimize dökülen gök yaşları mı yoksa...?
Yılan ve tavuskuşu.
Ve en sevdiğimdir biliyor musun elma.
Uyandırır.
Kumrular ve göğercinler...
Peki söyler misin kim kimi unutup sevdi diğerini...?
Bin tane son söz,bin tane son mektup...
Zaten itiraf etmiyor mu herşeyi...
Titreyen birbirine dönmek isteyen eller,
parmakların çığlığı,parmakların minik adımları.
Etin,suretin artık dayanamadığı itirafı.
Yılan ve tavuskuşu.
Nedeni bilinmez bir hainlik var,
Eski muhafızlar korumayı bırakmışlar,
Kendi kanunlarını yazar olmuşlar,neden...
Ah şu ademin evlatları,ah şu insanlar,
Aşk'a,sevmeye neden bu kadar düşmanlar...?
Ömürde bir bulur oysa kalbinden uçan süzülen pamuktan o kutsal tohum kanlı öz toprağını,kendine yazılı o bir avuçluk mecnun kalbini...
Yılan ve tavuskuşu.
Kim haklı tanrım fısılda kulağıma lütfen...


15.42 serçeler bulgurlar,savaşında yaşamak diyarının.
bilmem kaçıncı dünya savaşı bu.
bilmem kim haklı,kim kaybeden...
bilmem kim suçlusu savaşmanın ve sevmenin...
Kim kimi öpse darağacına yağlı urgan vurur kanlı dudakları...

Yağmurda yüzerim hep kendimi


Senden uzakta;
Termosların kapağını açsam içsem suyundan,
Ve acaba hepsi neden aynı kokar bilmesem.
Belimde yarı ıslak havlular,
Üzerimde denizin tuzlu kokusu uzanmış dinlenir öylece...
Ve ben izin veririm boyasın tüm dünyayı diye kendimce göklere...
Senden uzakta;
Herşeye bir bahane açarım içimden,dallarımdan,
Arsız bir begonvil gibi.
Yağmurda yüzerim hep kendimi,
Tüm kuşlar oturmuş benden kırgın,kırık buğdaylar beklerken.
Altı yüz yıl yürüsem yorulmam,ama ulaşamam da belki yine de sana.
Ayaklarımda su dolu balonlar uçuşur bir o yana bir bu yana.
Senden uzakta;
Makarnalar pişmez sanki tam o doğru zamanda,
Kuşlar o gün uçmak istemez nedensiz mesela,
Ve büsküvileri çok severim ben,hani şu tuzlu olanlardan.
Çayları hiç sorma,hayalimden çok çok uzak ve yarım yamalak,
Yine de,olsun...
Senden uzakta;
Bir tek deniz anlıyor beni; bir tek...
Saçlarımı bir tek deniz güzel tarıyor sensiz zamanlarda biliyor musun...
Bahçede antik kentler zamanından kalma kafası kopmuş bir heykelim,
Yerde onlarca kırık dökük kafalar hepsi yine ben,benden daima...
Kızdıkça kopartıp atmışım her birini etrafa...
Al hangisini istersen tak boynuma beğenip,
Hepsi ben,
hepsinin aklında bir sen; 
hep aynı sen...zaten.
Senden uzakta;
Havlamaz kedi,
Koşmaz salyangozlar,
Tanımaz çölü kumu unutur develer bile...
Kliması bozuk arabalar ve durmaz yağan o kahraman yağmurlar...
Senden uzakta;
Tadı yok annemin ellerinin...o çorbanın ve o güzel patatesin...
İçimde bir yer var bulamıyorum gösteremiyorum,
Ama çok acıyor,
Doktorlar bile bulamıyor.
Senden uzakta;
Yoğurt maya tutmuyor,
Reçel kaynamıyor,güneş küsmüş sarısına bulutlar ardından çıkmıyor bile,
Düşler karahindiba tohumları gibidir bembeyaz uçuşmalı oysa ama rüyalara gelip açmayı bırak,
bir tanesi içime düşmüyor bile...



10.40 şarkılar,şiirler ve eşşekler.