18 Haziran 2026 Perşembe

Green and cold

 
We fall into the breast of the future, hand in hand, in my dreams, my love; 
We flee from the dusty labyrinths of yesterday's library, 
We have already read everything, drunk everything from thousands of years old copper vessels... 
I always allowed you to fly, as you wished, beyond what you desired, 
I never hindered you. 
Love is the child of freedom, because they are right, my love, 
You cannot imprison, while admiring the white wings of those infinitely numbered heavens you believe in again; your beloved... 
We fall into the breast of the future, hand in hand, in my dreams, my love; 
We no longer flee from yesterday... 
Your hand has fallen from mine, the coolness of your palm has left the fire born from the mountains in my hands... 
The trace of your hand remains on my fingertips, on the slopes of my palms, 
I have been smelling it for years, for years I have been taking your scent, your dreams, with me... 
We fall into the breast of the future, hand in hand, in my dreams, my love; 
A hundred years have passed since we last saw each other, 
A thousand springs have passed since your scent reached my nose and your green sprouts bloomed again within me... 
If only you had kissed me and buried me in your lips that day; if only you had been silent for a century, if only we had been silent for a thousand ages together... 
We are falling hand in hand into the breast of the future in my dreams, my love; 
And all tomorrows are afraid of us, 
Perhaps even of ourselves, my love... 


09:41 Green and cold, everywhere. 


* All time travelers, their journeys are lies, my love. 
Time is only escaping from us; catch it if you can, that's the only game... 
This half-century-long, endless search; this living, these efforts, this war; our struggle to capture a few beautiful feelings from the heart, from the most honest perspective, just like the spring butterflies we chased in our childhood; even if we can't catch them, we are very happy... and we know this, we are aware of it; 
Even though we never admit it to ourselves... Living is actually about this... 
Deep down, we always know this, we always knew it... 
Our rebellions started from this, from here, it always became a fire...

17 Haziran 2026 Çarşamba

yeşil ve soğuk

 
Geleceğin göğsüne düşüyoruz seninle elele rüyalarımda sevgilim;
Kaçıyoruz tozlu dünler kütüphanesi dehlizlerinden,
Herşeyi okumuşuz,herşeyi içmişiz binlerce yıllık bakır testilerden zaten...
Uçmana izin verdim daima senin,istediğin gibi,istediğinden öte,asla engel olmadım.
Sevmek özgürlüğün çocuğu çünkü haklılar sevgilim,
Hapsedemezsin,hayran iken beyaz kanatlarından tekrar inandığın o sonsuz sayılı cennetleri; sevdiğini...
Geleceğin göğsüne düşüyoruz seninle elele rüyalarımda sevgilim;
Kaçmıyoruz artık dünlerden...
Elin düşmüş elimden,bırakmış avcunun serinliği ellerimin dağlardan doğan ateşini...
Elinin izi kalmış parmak içlerimde,avuçlarımın yamaçlarında,
Kokluyorum yıllardır,yıllar boyu yanıma alıyorum hayalinde kokunda sen düşlerini...
Geleceğin göğsüne düşüyoruz seninle elele rüyalarımda sevgilim;
Yüz yıl oldu görmedik birbirimizi,
Bin bahar oldu burnuma kokun düşüp açmayalı yeniden içimde yeşil filizlerini...
Keşme o gün dudaklarında vurup dudaklarına gömseydin beni; sussaydın bir asır,
sussaydık bin devir seninle...
Geleceğin göğsüne düşüyoruz seninle elele rüyalarımda sevgilim;
Ve tüm yarınlar korkuyor bizden,
Biz bile belki kendimizden sevgilim...


09.41 yeşil ve soğuk,heryer.

* tüm zaman yolcuları,yolculukları yalan sevgilim.
Zaman kaçıyor yalnızca bizden; yakala yakalayabilirsen oyunu bu sadece...
Bu buçuk asırlık bitmez arayış;
bu yaşamak,bu çabalar,bu savaş; 
sadece kalpten,en dürüstünden birkaç güzel his yakalama mücadelemiz yalnızca çocuk zamanlarda kovaladığımız bahar kelebekleri gibi;
tutamasak da çok mutluyuz...
ve bunu biliyoruz,farkındayız; asla itiraf etmesek de bunu kendimize...
Yaşamak bundan ibaret aslında...
İçten içe bunu daima biliyoruz,biliyorduk hep zaten...
İçimizdeki isyanlarımız bundan,buradan tutuştu yangın oldu hep zaten...


16 Haziran 2026 Salı

Yan yatmış atlar mezarlığı


Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Öksüz bir karga ile bakışmışım,üç aylık ömrü belki.
vazgeçmiş yaşamaktan,caydıramamışım.
Gözleri bin laf anlatmış belki bana,
Yazık,anlamamışım...
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Karıncalara sel olmuş ellerde hortum sonsuz çimlere sular;
Nuh'u olmuş yuva sıra taş,ekmek koymuşum...
Canlara eziyet etmişler,
Vurmuş,yakmış,atmışlar...
Ah aah...
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Kime uzatsam elimi,tutmuş kesmişler...
Ah kuşlar,güzel kuşlar,kediler,köpekler ve sıra sıra yağmurlardan salyangozlar...
Bir kervan bu yaşamak,sıra sıra,dizi dizi.
Eğmiş başımızı önümüzdeki adımlara hapsedilmişiz...
Göğe bakalım sevgilim,
Çayıra çimene gülelim,gülüşelim,konuşalım...
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Bizi ölüm ile yıkamışlar sevgilim,
Tuz ile silmişler ummandan üryanda tenimizi...
Bilmeden sevişmişler hep,
Bilmeden kesmişler kaderin ince narin örülü ipini.
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Savaşlar,savaşlar ve bitmez tükenmez bir savaşlar kavanozu o en yukarıdaki;
Asla dokunmamamız gereken...
Ah çocuk,güzel çocuk,
Neden,neden,neden ve neden...
Yazık.
Ya ıstırabı...
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Üç duadır azığım,iki kıtlama şeker ve bir küçük alma herşeyim...


08.46 kaça kadar saydık bu kıyametin saklanbacında şu an'a kadar unuttum sevgilim.


* her kimsen,kim idiysen özür dilerim,üzgünüm ey güzel yavru karga.istedim,kurtaramadım.


* doğru yazım:ızdırap'tır,bilirim.

Haşlama çaylar avlusu

 
Haşlama çaylar avlusu.
Ölü kediler mezarlığı,asfalt azrailler kervanı.
Turuncu düşler oraleti.
Renksiz gazozlar imparatorluğu,
bin milyon baloncuklar ordusu.
Kimsesiz zaferler balosu.
Bamın teli,zülfün tanesi.
Mızrabı gül dikeni,sazı gülden cevizden sapı göğsü,
Düşler,rüyaları boyar uykularımızda,
Dudaklar susar,öper imanını ak göğsünden...
Haşlama çaylar avlusu.
Aspirin,bir gripin.
Seherin yıldızı,safağın yeli.
Sevmek bir yürek boyu,
Sürmek bir ömür boyu sevdadan toprağı.
Yalansız,dolansız.
Kimsesiz.
Ölmek,en şereflisinden...en şereflisinden...
Haşlama çaylar avlusu.
Rengi açık kederler meydanı.
Pilavdan dönenler,kaşığı savuranlar.
Yüreğinin dalı,kalbinin ağaçtan sandığı kırılanlar.
Bir kuzu,bir it en çobanından.
Haşlama çaylar avlusu.
Saygısız öpüşmeler borcum senedi...
Sevsen şifa,
Dönsen sözünden mahşer-i araf.
Gül küser,düşer tüm dikenleri,
Göğsüm ocağından çıkar kor turuncu yüreğim,
sever ve sonra susar...
Haşlama çaylar avlusu.
Saygısız sevişmeler suç ve cezam...
Dönsen sözünden kuyunda yusufum,
Hüda küser,yağar bin yıllık yağmurları,
Bir lacivert deniz,kara bir okyanus içer beni,
Dönsen yüzünü benden,bir balığın karnında yunusum...
Haşlama çaylar avlusu.
Avlusundayım tüm sararıp düşen yalanların,
Voltasındayım mısralardan adımların.
Ağlar şiir,ağlar seherin çiğ taneleri,
Sevsen mesud,
Dönsen; sapan vurulu,kanlı kanat,göğünden düşen güğercinim...


23.38 merhum öpüşmeler divan'ı.

Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur

 
Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur,
Nem olur,çamura döner yüzün;
bir adem doğar yüzünde,belki mecnun olur...
Hırka-i saadetim,kadim tozum toprağım,mukaddes tozlardan eşsiz kuyum...
Beş asrım,otuzdokuz hafızım,kaside-i bürde'm...
Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur,
Istırap olur,çile açar gözlerinin bir damla çiğinde,
belki kainat olur...
Bırakma gözlerimi,bırakma ellerimi ne'olur,
Gökler taş olur,yıldızlar düşer kıyamet olur,
Mahşer düş'tü,gerçek olur,yarış olur koşmak sana anadan üryan ayaklarımda...
Bırakma gözlerimi,bırakma ellerimi ne'olur,
Yağmurlar göç eder dualar ile dudaklarımda,
Susuzluk; çöl olur,kerbela olur sensizlik,
yokluğunun çile seferlerinde...
Nefes tükenir kalmaz da,kapanır gözlerde değersiz şu et-i suret,
Yol,sana çocuklar gibi koştuğum bir mahşer,sırat,ahiret olur...
Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur,
Dem olur,sevdaya döner yüzün;
Bir güneş doğar yüzünde,bir gezegen cennetin yeşili,bir damla mavi su açar cennete gül olur...

Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur.. .
Toplarım bir bir yüzünden bütün kırıntılarını,
Düşerim tozların kuyusuna yusuf misali,
Yunus olur içime yürürüm,susar,
Orada bir ömür,seni beklerim...


11.41 fiN.

Sesin,kulağıma dökülsün

 
Sesin,kulağıma dökülsün.
Düş olsun,rüya olsun,buluttan demlensin,gökten süzülsün,
Zülfün teli yansın kesilsin;
Sesin,kulağıma dökülsün.
Değil bir damla,bir bir,
Değil deniz deniz bin helke,uykum boğulsun...
Sesin,kulağıma dökülsün.
Sokulsun ardımdan,yamacıma süzülsün,fısıldasın koynuma,kulağıma...
Suyun yüzü titresin,sus olsun göğün mavisi güzel yüzünde.
Sesin,kulağıma dökülsün.
Değil şehirler varsın yıkılsın,
Değil dünya yansın üşüsün,
Bana bir sesin,bir kırıntı fısıltın yeter,
Ekmek,aş istemem bin yıl,
Yeter,inan ki;
Sesin,kulağıma dökülsün.
Issız,kimsesiz,şiirsiz,yoksul.
Düşler varsın pul etmesin,hayaller katii satılmasın.
Bir göz oda kafi,bir bardak çay yeter yıllarca;
Bir yağmura bakar,yeşili çalar tanrıdan germir'in bağları,maviyi van'ın okyanusları...
Sesin,kulağıma dökülsün.
Memleketin rüyası düşsün ruhuna,
Sevdanın,toprağa tokmak tokmak vuran nal sesi duyulsun dört nala kulağına;
Ve tek dileğim var Tanrımdan,
Sesin,kulağıma dökülsün.
Bin yıl yeter aşsızlığıma,kurağıma,kan revan tüm yaralarıma...
Seyrana çıkmış aklımda gülüşün,
Bu bir son mu ey Cananım,
Cennetin,henüz nefeste gözlerime düşmüş...
Ve tek dileğim var önce Kerimden sonra senden,
Sesin,kulağıma dökülsün.



10.59 son saniye.son arşın.son kurşun.

15 Haziran 2026 Pazartesi

Yaşım sekiz,ve bilmiyorum bin yıl ne demek

 
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Sırtıma alırdım,dünyaya koşardık...
Hafif mi hafif,bir yusufcuğun kanadında mutluluk gibi,
Uçuşurduk seninle heryere...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Bilmezdim en azından,büyüklerin hayat adına iç karartan söylediklerini; dinlemezdim...
Sana verirdim parkta beklediğim tüm sıralarımı;
Hatta sana beklerdim,beklediğim her yeri...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Suyumu ilk sana uzatırdım,
Ekmeğimi sana bölerdim...
Sana anlatırdım o çizgi filmin en güzel yerini,
Sana yazardım ödevlerin en süslüsünü,en güzelini.
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Bir avuç buğday ve seninle üzerlerine koşup uçururduk bütün güvercinleri,tüm o meydanı,kuşları...
Sana verirdim cebimdeki en güzel misketi,
Sana katlardım en güzel uçağı,gemiyi;
En beyaz,en güzeli koparılmış dalından,
en yeni kağıdından defterimin...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
En sevdigin şarkıları söylerdim öğlen sokaklarında parklarında,
En sevdiğin ninniyi okurdum geceleri kendime ninni diye...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Seni hiçkimseler ama hiçkimseler üzemezdi,kendinden başka...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Sana arılar tutardım iğneler pahasına,
Sana tırtıllar tutardım,sanki korkmuyormuşum gibi...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Bırakırdım susmayı,anlatırdım bin katarlık içimi sana günlerce yıllarca;
Bırakırdım tüm en iyi olma,en birinci olma çabalarımı yarışlarda; sadece koşardım yüzümü okşayacak rüzgarı için çocukluğumun,
Saçlarımı sana güzel göstersin yeter bana o rüzgar o güneş;
Kazanmak işte o zaman kazanmak...
İçimde kuşlar,içimde kelebekler mi var bilmem ama,
İçimde bir çöl,içimde bir yağmur bin yıl beklenen,seni görünce;
Yaşım sekiz,ve bilmiyorum bin yıl ne demek...


09.30 vapurların düdüğü ve demlenen çaylar demlikte,şarkılar söylüyorlar huzurlu,birlikte...