3 Ağustos 2026 Pazartesi

bir otoyol

 
jehan barbur "öylesine" çalıyor evde.
Ve üzgünüm herkes küçük sensiz iken içimde.
Kim kimi öpse ilk,
Suçlusu benim yine de...
Bilmiyorum.
Bir sıcaklık var bilmediğim,
Kan mı o elimdeki avuçlarımdaki biriken sadece...
çok uzaklardan tanıdığım bilmiyorum dedim ya belkide...
jehan barbur "öylesine" çalıyor evde.
Ve üzgünüm herkes küçük sensiz iken içimde.
Bazen karalamak lazım sadece,
Ve sadece.

Yaz günlükleri belkide,
bir düş'ün müsveddesi ömrümce...
Ve en güzeli de o bence.

Bilemedim...


12.11 beynim bir otoyol misali şimdi.yüzlerce araba arılar misali vızır vızır...bir civa akıyor aklıma damla damla sanki güneşte ve güneşten ırak ama aklımda karanlık yine de...

Boşver.
Ne yapsan da.
Zaten.
Anlamazsın.

kayboldum senden uzak güneşlerde

 
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim,
ağlasınlar ceplerinde eski,özenle katlı,sihri kaçmasın tarafına,
yer yer dökük yedi kat o kare kağıt mutlu günleri...
Yaşlanmış,yaş almış o ruhumun yeşil bahçesi,
Ve do veriyor kulağıma iri kara bir sinek,
Bir türkünün ezgisi düşüp gözlerimde dağlardan yola,koşa koşa geliyor uzaklardan kulağıma...
Yarım kaldı halı tezgahımda unutulup terkedilen o ipler,masallar ve mektuplar...
Nerem acıyor bulamıyorum biliyor musun,
Ve üzgünüm,çok korkuyorum doktorlardan;
onlar bunu hiç bilmese de...
İğneler değil o kırılması gerekenler,korkmamam için inan,
Ben kazanırım oysa daima o kılıç düellosunu uzman tabipler ile ne zaman savaşacaksam da,
Onlardan fazla aldım elime o keskin kılıcı yaşım onbeş iken daha üstelik oysa...
O kılıcı döktüm,dövdüm ben sevgilim...
Alıp başımı dağlara kaçamam da ben,
zate başımın yastığıdır doğduğumdan beri o goca goca dağlar hepsi...
Başımı koyduğum dağların dizidir sevdiğim;
İkincisi sen oldun huzurumun...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim...
Yaşlanmış,yaş almış o ruhumun yeşil bahçesi,
Ve İğneler değil o kırılması gerekenler,korkmamam için inan,
Bu zaman ve tüm o putlar da umrumda değil;
Kırmama gerek yok hiçbirini; dokunamaz bana hiçbirisi,geçer giderim yanlarından,
uzanırım taş yastıgına cesur bir köy çocuğu gibi,
Akrebin başını okşarım,
Yılanı alnından öperim de,yanaşmam yine de o "insan" a...
Yine de dağdaki yastığım taşların üzerine uzanırım,
Dokunamaz onlar bana...
Tek yanlış,tek ızdırap taş'a çekiç vuran,ve kafasından herşeyi uyduran insanda...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim,
Çok yaş almışım,yaşlanmışım be sevgilim;
Gazozu unutmuşum,burnuma değen gülüşlerimi gıdıklayan o baloncuklarını sonra,
göklerime bir bir koşa koşa tırmanan...
Yeşil camda bir soda içtim şimdi,
Hatrım canlandı,yaşım beş bilemedin altı olsun,
Sen iste sekiz yazdırırım yaşamanın nufzuna kendimi...
Kışı bilmem amma sevgilim,
Güz düştü gayrı kapımıza...
Yaprak düştü başımıza,sarı kurudu,kürüdü toprağımızı da,
Uyanalım diye şimdi,
Yağmur yudu yüzümüzü...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim.
Çayımı beyaz taşa koydum az soğusun için,
Bi seferde bitmez oldu,neden bilmiyorum,
İki taksit yazar oldum şiiri,gazeli,ağlamayı...

İçinde avuçlarım,belimde heybem;
Kırık buğdayım,kırıktır mısırım,kuru çekirdek ve belki biraz daha bulgur...
Su dağımdan aksın uzun uzadıya kuyruk olsun diyarıma,
Şiirim kuş olsun;
Beş olsun,on olsun,uçsun ama illa da,
Yüzlercesi uçsun göğüme mavime satır olsun,
dolsun...
Herkes istediği kadar izlesin,sebeplensin,
okusun,yoğrulsun,ve yorulsun...
Şiirim kuş olsun;
Neresine gidersen git sen şu elimizde dönen mavi misketin,
Dedim ya sevgilim,
Şiirim kuş olsun;
Burcu burcu koksun senin koynuna,
kanatlansın o satırlar,
Salayım senin binbir diyarına...

Ey sevgilim;
Bu sana olsun,
Gök Türk'ün yer kitabeleri...

Gök Türk'ün yer kitabeleri'n.. .

11.39 öğlen yakar iken yüzümü,kayboldum senden uzak güneşlerde sevgilim...
Katık olur,aç bitap seferime her halın ey yâr,
ama hatırlarım yine de su diye o bir damla eşsiz gülüşünü...

2 Ağustos 2026 Pazar

Madem sekerat'a düştü etim

 
Dilin veda dedi.
Ruhun sustu,belliydi,kabul etmedi.
Et eti,suret sonsuzluğu terk etti.
Ellerin ayrıldı,tenin beni terk eyledi...
Kayb oldum,gayb oldum,pusulasız kaldım,
Koca okyanusunda ve seninle henüz uyandığım doğduğum şu yaşamanın umman içerisinde,
Yeni doğmuş bir balina misali,
bir başıma öksüz,bi başıma düşsüz kaldım...
Etin döndü gitti,beni terk etti,
Kuyusuna düştüm yusuf ili'min,
Mânâdâ kaldım...
Seni hergün her gün orada bekledim.
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Dilin veda dedi.
Ruhun sustu,belliydi,kabul etmedi.
Hiç bu kadar öksüz,hiç bu kadar ödsüz kalmamıştım...
Tek kanadı koparılmış ve uçmaktan başka hiç bir şey bilmeyen bir yaban arısıydım,
Düştüm sensizlik çölünde yanan kumlar üzerine,
Yürüdüm de yürüdüm...
Benden büyük yolların,seferlerin kollarını kıvırdım ve giydim üzerime...
Kuyusuna düştüm yusuf ili'min,
Mânâdâ kaldım...
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Gam kustum.
Kanat yaktım.
Teferrüç'e düştüm,
kadim kabirler yanına baş dayadım,
kutsal merdivenlere çöktüm.
Kafamda,içimde ağrılar uçsun gitsinler istedim.
Isırganları tutsam da bir türlü sökemedim.
Dilin veda dedi.
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Madem sekerat'a düştü etim,
Neredesin ey Meleku'l-Mevt,bir köşede unutup bıraktın gittin mi beni...?


14.26 son söz,son nefes.ayaktan boğaza seyrü sefer.

1 Ağustos 2026 Cumartesi

Vakti zamanın gözleri görmeyen anı

 
Vakit 05.23 sevgilim.
Vakti zamanın gözleri görmeyen anı,
Sabahın bir körü tabiri caiz ise.
Bir bülbül şarkısını ötüyor tatlı sedası ile uyanmış ve...
Bir sivrisinek ile bakıştım bikaç dakika biraz önce biliyor musun,
Hiçbir şey söylemedik ikimiz de...
Deniz çalıyor bir arp misali parmaklarından değdiği kumlarını...
Ve ben sabahı doğuruyorum bir batında gözlerimden sevgilim.
Bir sabah bu kadar güzel uyanamaz sevgilim;
Tanrım ne yaptın bize böyle,
Sen ne söyledin uzaklardan gelip göğün kapısını usulca iteleyip yanımıza uzanan güneşimize...
Vakit 05.29 sevgilim.
Kuşlar başladı mesaisine işte...
Aydınlandı her yer gözlerimizde.
Sokağın lambası açık kaldı,hala,uyuyakaldı yorgunluktan herhalde...
Vakit 05.34 sevgilim.
Uyanmış birileri,kimbilir günebakanlar belkide,sesleri geliyo şimdi uzaklardan bir bardak çayı karıştırır gibi kaşıkların lakırtısı şu yaz bahçesinde...
Yeşil yapraklarını tarıyor şimdi zeytinler zeytinlikte,
Sevdiği gelir geçer belki diye leb-i derya penceresinde...
Oysa bir gülse yeter,fetheder her imparatorluğu bu mutluluk güzel çehresinde;
Beyaz bir göğercin konar birazdan dalına ve eski saman rengi bir zarf bakış bırakır gönlünüze,
Ve mektup olur bitmez satırları bu günün gün boyu güzel yüreğinizde...
Saat 05.47 sevgilim.
Kim kimi vurdu dün gece bilmiyorum,
Gördüğüm örümceği selamladım,öldürmedim uğurladım ama ben biraz önce.
Ah aah,
Şu deniz,şu kızıl güneşin biraz önce ördüğü tülünü başına örten güzel dağlar,
Söküp alır kalbimi benden şimdi...
Yüreğim atmaz olur sanki bir an sonra,
Korkutur beni,
Nefessiz kalırım,
Sonra seni görürüm sanki bir vahada,
Ve yüreğimin kapısı nasıl olduysa bilmem,
içeriden çalar,anlarım ki yaşıyorum derin bir nefes ile hala,
Bilirim ki sen açtın yüreğimi,sen çaldın kapımı...
Titrek ve ürkek bir serçe teşekkürü gözlerine bir borç bilirim...
Saat 05.58 sevgilim.
Sabah-ı şeriflerin hayrolsun,
Ve günaydın.
Sana,
Teşekkür ederim.



06.01 düşündüm.yazdım.seni gördüm.sonra bugünü.uyandım.

Bin kalyonun kabri bir deniz olur göğsümde

 
Bin geminin kalyonun kabri bir deniz olur göğsümde,yatar maviden bir laciverte uzanıp cansız ve narince...
Lap eder düşüşler gecede,duysa da açmaz gözünü,uzatmaz elini hiçkimse...
Yalnızız ey lacivert deniz,ey dipsiz gece,ey uzaktan güzel,aslı yaralı yüzlü ay...
Bin böcek şehit olur belki yorulmadan her gece ve her gece...
Düşlerin dumanı tüter,uçuşur,ve siner üzerimize günlerce çıkmaz etimizden,ve gözlerimizden...
Gün olur;
Öyle bir an gelir ki sevgilim,
Kahraman olur inan tüm korkaklar bile,
Düşer peşimize tarih,düşer peşimize o asil kızıl kan,sen hiç merak etme...
Bin geminin kalyonun kabri bir deniz olur göğsümde,yatar maviden bir laciverte uzanıp cansız ve narince...
Kovalar tüm sinekleri kutsal rüzgarı ile eğrelti otları,
Asırlardır yazılmış altın yaldızlı kadim yazıları ve düşleri inadı sonsuz,kaderimize yazılı ellerimizde mis kokulu yapışkan andız otları...
İnsanların parmak hesapları,ve anlamsız kaybolmuş savaşları...
Korkutmaz Tanrının ordusunu hiç bir yağmur sevgilim,
Zırhını kabrinde toprağının kalbinde unutmuş koca yürekli üryan asker,
Daima yendi ışıldayan cilalı zırhındaki binlerce kibirli cehennemi...
Ey Dante duy sesimi;
Basamak basamak tırmansın tayyarelerinden atlayıp düşünmeden kılıç savuran sallayan kör ebeler senin cehennemlerini...
Bilinsin,
Daima hazır Tanrımın korkusuz yaralı aslanları...
Yar ve yardımcımız olsun hep dilimizde tüm aminler...
Bin geminin kalyonun kabri bir deniz olur göğsümde,yatar maviden bir laciverte uzanıp cansız ve narince...
Ölsem ölemem bile can istedi diye;
Ruh bizim,ve et'te can emanettir bize sevgilim...



03.01 teki tek geçerken gözlerimde hayat,
Seni öptüm dün gece,rüyamda soyup tenini sevgilim.

Bast-ı zaman tayy-i mekan

 
Elli bin yıl uzaktaki cennetim;
Bekle beni,
Bulmalıyım sevgilimi,
Elini tutmak,ellerini koklamak için...
Bende belki ulaşılır belki ulaşılmaz bir asırlık bir can,sende bikaç saniyesi gözlerinin...
Topa tuttular zate gereksiz mabedimi sevgilim,
Taş duvarlarım yıkık,ve gözlerinde yaş kalmamış gayrı gözlerimin,dökük...
Elli bin yıl uzaktaki cennetim;
Bekle beni,
Bulmalıyım sevgilimi,
Dudaklarına dualarımı yazabilmek için...
İçebilmek için yaşamayı yeniden ve doğup düşebilmek için sonsuzluğun kutsal gölüne...
Soluk,sökük güneşe kırgın yeşilden bir adamım sadece,
Zamanın kumları dinler sözümü,ve yapışır göğüne zamanın camından camına uçurumunda bir kum saatinden diğerine; ve bir bir alemlerin onsekiz binine...
Elli bin yıl uzaktaki cennetim;
Bekle beni,
Bulmalıyım sevgilimi,
Bikaç saniye ömür,ve şu et'e prangalı hapis hanede,
Aradığım ruh bir sensin,buldum,inan sevgilim...
Kayıp gitme artık ellerimden,düşme içimde durmadan gaybın çölüne;
Mecnun etme beni,yalvarırım,
yemyeşil koca ormanlarında şu durmadan dönen mavi misketin sıcak kumdan aydınlık zindanlarına.
Aşk olurum.
Meşk olurum.
Anlatsam duymazlar,duysalar anlamazlar,
Anlasalar bilmezler...öyle bir zaman,şu zaman sevgilim...
Bir dervişim; dermişim de dermişim...
Bast-ı zaman tayy-i mekan...
Bikaç saniyelik şu kelebek,şu pervane ömrümde,
Bin yüzyılı yanıp yakılıp yine de yine gezer imişim...
Ey ledün ilmim,güzel sevgilim...
Zamansızlığım,
Durmadan seviştiğim...
Özledim,
Nasılsın sevgilim,iyi misin...?



02.18 bir uçurumuz seninle.sesimizde özlemli yankılar kulağımıza fısıldar birbirimize birbirimizi hala...durmadan,usanmadan belkide...
o kadar uzak,o kadar ırak mıyız ha peki sence de...
yarım kaldım.yarımım belki çeyrek asra yakın mavi suyunda o denizin,ve sarısında şu bitmez tükenmez sahrasında bu sarıdan ölümün...
Geriye kalan yarımlığımda yaşıyorum kalan ömrü boynumdaki kemik boncuk ilmeğimde...

30 Temmuz 2026 Perşembe

Sevda bir sevgilim

 
Yarım yanmalar üstüne.
Sevda bir sevgilim.
Aşk bir asrın günleri misali yağmur olur yağar düşlere.
Islanır et; hislenir gönül,islenir...
Siner sevda bakışına,gülüşüne...
Kokusu her elini savuruşuna sürünür nota nota bir bir ruhuna...
Hayaller ve günahlar ne zaman savaşmaya başlar,düşündün mü hiç...
Bulabilir misin ilk ne zaman çarptı kalbin,şu hakikat yurdunda,bu aşk diyarında...
Yarım yanmalar üstüne.
Sence rüzgar serinletir mi ateşi,ataşı,canı...?
Kurbanı sen isen şayet bu zevk-i ziyafetin...
Sevda bir sevgilim.
Savaşmak binbir kanımın suretinde.
Alem-i cihan bilir ki alamaz canımızı kılıcın yüz kesigi de biz istemez isek tenimizden ruhumuzu,
Oysa bir bakışın sokar kabre daha henüz yürürken al renkli kanlı canlı etimizi ve yeşilcek düşümüzü...


08.38 yarım kalan şiirler.iki.