30 Haziran 2026 Salı

asil ölümler diyarında soysuz ölüler kervanı

 
Küçük metal değirmenler,pervaneler.
Yalan rüzgarlar atlası.
Ve yalan rüzgarları politik adalet ve sevdaların.
Eli bıçaklı uçuşan kızgın perdeler.
Don kişot ruhumda,
Dilenci yarınlar ozanıyım bugünün...
Sadık bebek köpekleri düşmanların.
Hapsedilmiş aslanlar ve yavruları.
Ya develer,ya filler,ya kartallar ve
ya ejderleri hapsedilmiş o kadim masalların.
Zaman yuvarlak mı,zaman düz çizgi mi...
Zaman spiral mi ne farkeder,
Sen aynı karanlığın aynı noktasına durmadan ama durmadan düştüğün zaman;
Zaman,bir noktadır bizler için demek o zaman...
Küçük metal değirmenler,pervaneler.
Yalan rüzgarlar atlası.
Ve yalan rüzgarları politik adalet ve sevdaların.
Kurmalı oyuncaklar kardinali.
Kurduğun robotlar,arabalar,savaşlar,cinayetler,
ve yalanlar ve yalanlar...
Körebe saklanbaç üç maymun dalkavukluklar.
İlk pazar yortu,
Notre dame'ın kanburuyum,
zangocuyum filden dev ölüm çanlarının...
Küçük metal değirmenler,pervaneler.
Yalan rüzgarlar atlası.
Ve yalan rüzgarları politik adalet ve sevdaların.
Don kişot ruhumda,
Bal arısı kalbimin kendini feda intiharıyım asil iğnesinin ucunda.


09.39 asil ölümler diyarında soysuz ölüler kervanı.

Yeni bir umut


Ey sith lordu.
Ey ruhunu kaybetmiş.
Ey aşksız,susuz.
Ey dudakları kurumuş dökülmüş eşsiz sahra.
Ey kör-ü âlem.
Ey ölü,ey yaşayan...
Ey sith lordu.
Terazi bozan.
Eli yumruk,küçük delikte kibrinde sıkışan maymun.
Ey maval okuyan,yalan içen.
Ey cennetin mavi kapısını hain kanlı hançeri ile kazıyan.
Ey sith lordu.
Alsan da hepimizin canını,malını,göz yaşlarını son damlasına kadar;
Kazanamazsın,
Kırılmaz zincirlerin senin.
Ey sith lordu.
Ey hain jedi.
Ey düşmüş.
Ey düşkün.
Ey karanlık antik tarikatlar yuvası,ey çıyan deliği.
Susma,saklanma sakın,
artık kurtulamazsın...


* Ey anakin,artık geri dön.


08.56 " yeni bir umut."

kurşun kalem harfler sokağı

 
Dün mü,bugün mü, yarın mı...? 
Bilmem hangisi daha uzak.
Dün'ün demi ,bugünün kaynar suyu; içiyorum usul usul kendimi...
Kitabım arası kurumuş gülümü,
Öpüp kokluyorum bazı bazı...
Ölümden korkmak yok heybemde üzgünüm,
İçimde bir derviş ve yedi deli yörük,
Yürüyorum çölü,kansız ,canlı mı canlı, seyri sülük...
Dün mü,bugün mü, yarın mı...? 
Bilmem hangisi daha uzak.
Fezada hangi misket,hangi kozmos tutabilir ki elimi,
Durduramazlar beni, inanmam kanımı tutup çeken yedi tepeli gelgitlerini...
Dün mü,bugün mü, yarın mı...? 
Bilmem hangisi daha uzak.
Hainler,haramiler,yalancılar kaplamış bir bahçe,bir kabirlik toprağımı,
Isırganlar dahi kaçıyor evinden...
Kitabım arası kurumuş karanfilimi,
Öpüp kokluyorum bazı bazı...
Kimi kimi,düşlüyorum kafamda karakalem o cennetimi...
Dün mü,bugün mü, yarın mı...? 
Bilmem hangisi daha uzak.
Anneee diye ağlıyorum aynada belli belirsiz bir sabah sanki,
Ardımdan dede diye dokunuyor biri,elimin içinde mis kokulu bir kaşık eli...
Kitabım arası kurumuş neslimi,
Öpüp kokluyorum bazı bazı...
Kanım,tarihim,fıtratım,atalarım gömülü kaynar etimin toprağı.
Şimdiki sessizlik yanıltmasın seni,ne de havadaki bu sukunet;
Saklansın tüm beşer,tüm masumlar Ya Rab,
Geliyorum göklerin,nuh'un çığlık çığlık tufanı gibi...



08.29 içimde yürüdüğüm yollar; efkarlı,silinen kurşun kalem harfler sokağı.

Morfinli yalanlar bahçesi

 
Morfinli yalanlar bahçesi.
Soysuz bahçevanlar ordusu kitleler.
Uyuşmuş tüm kandırılmalarımız,kalbimiz;
Sadece "yaşama çabasına" dönüşmüş yaşamak,
Gerçeklerden uzak...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Eli kelepçeli güller,ayakları prangalı saksılar zamanı zaman...
Nerede o özgür çayırlar,denizler okyanuslar kadar cesur,eli kılıçlı ormanlar...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Şehir surlarını soyunmuş,teslim olmuş zamana...
Nafile düşmanlar,düşler pazarı sevmek yalanı dillerinde...
Gerçeklerden uzak...
Morfinli yalanlar bahçesi.
Uyuşmuş cesaretimiz,ve inandığını söyleyen yalancılar ile dolu o masmavi denizimiz...


13.04 zahmetli nefeslerin savaşı,bakışınıza elleri ile kopma pahasına sımsıkı tutunan size inanan gözlerim...

dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi

 
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Dandik marangoz işi,öldürülmüş bir ağaçtan divanında bu mülk-ü âlemin,
oturuyorum bekliyorum sessizce sadece...
Bu ağır ağrılar,tenimde arılar sızısı geçmişin zehri ah o pişmanlıklar;
Hepsinden suçluyum,hepsinden müebbet;
Ve hepsinden o güzel ruhların,bağışlayın beni,
özür dilerim...
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Yoruldum savaştan,savaşmaktan...
Yoruldum dört nala nefes almaktan.
Ve geçmiş karşıma üç narsist tosbaa,
Dövüyorlar beni dilleri ile hiç ama hiç durmadan;
At'ı ben bu savaşlarda ve bu mülk aleminde,
Seksen bin şehit ahal teke'm, ey ruhum;
Diyeceğim tek:
.iktirin lan oradan.
Harf harf dökülüyor aklım kafam kar taneleri gibi bir ocaktan.
Kalbim,ciğerim ve gözlerim.
Ya hislerim...
Kimi kesip hafiflesem azıcık inan bilmem,
Kimi kesip pişirsem doyar,erir içimde bilmem ki kinim...
Ah aah,ve
Diyeceğim tek:
.iktirin lan oradan.


10.54 bir bukowski gününden, kurutulmuş bir can yücel yaprağı düşmüş yeşil çayımdan.

zaman bıçaklar bizi düşlerimizden

 
Ah'ım dalına asılı göğün,hangi kuş uçsa görür.
Yükselir ak bulut siner tenine dava'm,
Hüküm ağırlaşır filler görünmez olur,oyun oynar,bulutlara saklanır;
düşer yerlere ölümün adı okyanus,sel olur...
Eski ihtiyar duvarlarımda,kırılası rekorlar asılı onlarca.
Çiçekler susamış,baba diye bağırıyor yaseminler bahçede,balkonda...
Mavi,yeşil,beyaz...
Üç kuş,üç düş var saklı her daim gönlümün koynunda...
Kalbimin cebinde mis kokan beyaz tertemiz bir mendil,
Yaşım beş,sekiz,seksen hatta bazı...
Bu kaçıncı kabrim,bu kaçıncı ölüm üzerime serpilen bilmiyorum,
Kozama girip girip yeniden doğduğum...
Ah'ım dalına asılı göğün,hangi kuş uçsa görür.
Yükselir ak bulut siner tenine dava'm,
Düşer yere ölüm,tohum olur toprakta her seferde bu bitişler,
yeşil filiz verir yüzünden gülüşünün can suyu ile sevmek ve düşler;
Adı sevda olur,
ölüm ağacının dalında en tepede açan o ilk kızıl çiçeğin...


10.30 zaman bıçaklar bizi düşlerimizden.

ve düşünde üç ok yemiş karnı aç bir seyr-ü sülûk


Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Aslında hepsi aynı,bu aslı bayat kurumuş kırılmış çay yapraklarının neyi onu rahatsız etmişti anlamadım;
Bizlerin,buna sessiz kalıp izin verdiği esaretleri mi yoksa sadece dem'de zaman mıydı sorun bilemedim,
İçim kaşındı ama,
Sormadım da...
Evde yoktu ama burnuma bir hanımeli kokusu değdi bir an,
Zihnim,güzel dünlerden bir jest üfledi herhalde düşlerden,
Teşekkür ederim gönlüm dedim içimden kendime.
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Bir porsiyonluk dem rengi,dem kandırmacası...
Bildim.
Zamanın olimpik koşuları,yarışmaları.
Kim kazandı kim kazanacak mühim değil inan,
Çanlar kimin için çalıyor belkisi,
Yada bu sela'lar kimin,tanıyor musun sevgilim...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Etin sesine dahi gerek yok,
Bir cura,bir bağlama kendi kendine usuldan fısıldasa bir ninniyi ağzında yeter,herşeyin güzel olmasına;
Savaşlar kazanmamıza gerek yok o zaman inan...
Tek derdi kazanmak zorunda olduğumuz yarışlar üretmek olanlara sesleniyorum:
Bırakın bizi,sadece uzanalım ağaçlarımızın gölgeden yelden nazik kollarına,
Başımızı dizlerine koyalım,bizi ara ara uzanıp alnımızdan öpen sıcacık güneşin...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Dem'ini akıyor gözlerin,nem'ini kanıyor ruhun gözlerinin ince aralık kapılarından sevgilim,
Gönlümün eski kutsal bayrağı,kumaşın rüzgardan dolup dolup kükrüyor kumaşı,
Kana kana içiyor soluk,asil kırmızım bu kutsal okunmuş şifayı âlem-i melekût'ten...
Bırak mülk alemini sevgilim,kapat gözlerini,
Misâl alemim,göğsünün ılık kuytusuna bıraktım sen uyurken mektubumu;
Oku gel beni...
Âlem-i berzah'da dikildim,bekliyorum seni...

Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Göğsümün sol yanından,isyan dağımdan doldurdum senin bahardan,erimiş karlarımdan suyunu...


10.07 ve düşünde üç ok yemiş karnı aç bir seyr-ü sülûk.

29 Haziran 2026 Pazartesi

Merkhaba

 
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Titreşen iç'im.
Ey tanrımın arabası,
Ey rüzgarlara,babilden yakılan binlerce kitabı fısıldayıp üfleyenim.
Uzaya saçılan karahindiba tohumları misali uçuşan sözlerim...
Bir artı bir gönül evim,çilehanem,boyut kapım.
İçimde doğan uçuşan kırlangıç gözler,
Göç ediyor gezegenden kalan her yerine yaşamanın,
Göç ediyor güneyine,sıcak kalbine kainatın...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Üçgenler,kareler,tuğlalar,pirketler,
Üçler,beşler,yediler; ey cebir durağım...
Muhendisler kahvem,sevda hesaplayıcılarım...
Nafile o yüzlerce ceset ağaçlar,ağaçların kesilmiş kolları ve bacakları,
Nafile çekiçler ve o çiviler;
Cenneti,düşleri,sevdayı ve sevmeyi inşâ edemezsin.
Nafile o kalbindeki yersiz kibir,
Nafile o,okusan da doğruyu göremediğin eşsiz kadim kitaplar...
Ey kutsal topraklar,
Ey kutsal kozmos,
Ay,güneş ve güneşin akrabası tüm yıldızlar...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Sevda kalemim,düş mürekkebim...
İlkokul bir yüreğim.
Avuçlarımda tutmaya çalışıp tutamadığım akıp giden,bildiğini okuyan şu zaman.
Aşk; transkraniyal manyetik stimülasyon'um,
Düş değirmenim, vakit gece üç,cennet rüyam,
Gezdiğim,gezindiğim,ayaklarımda adımlarımın yetişmediği ufuklar...
Hiperbolik bilincim.
Düş kapım,
Geldim; yoktun,yoksun...çok zaman oldu,çok vakit.
Neredesin...?
Unutmanın kolay olduğu diyarlara mı göçtün bir asırdır yoksa...?
Duymadım adını,kokunu onlarca yıldır,
Eridim,titredim,yoksun kaldım...
Aç kendi ellerinle göğsünüm kemik kafesini kanadını açmış,gökte süzülen bir albatros gibi,
İzninle;
Uzanıp içeyim kalbinden yeniden kana kana tüm dünlerimizi ve o kadim geçmişi...



12.01 kararı kesilmiş fermanlar çöplüğü.

28 Haziran 2026 Pazar

Ceng eder yüreğim

 
Ceng eder yüreğim taş ile,yaş ile,toprak ile düş ile.
Ceng eder yüreğim beni ısıracak it ile,sinek ile,mevsim ile...
Aklım ki;
Ova boyu savaşlar yuvası,
Kınımda ekmek yiyen kılıç sadıktır,kesmez beni...
Ceng eder yüreğim aşk ile,yar ile,yüzün ile güz'ün ile.
Ceng eder yüreğim merhametsiz yalancı hekim ile,kadı ile,soysuz kan ile,çürümüş et ile...
Ceng eder yüreğim sus olan dilim,kavrulan ruhum ile,en çok kendim ile...
Aklım ki;
İçilesi bitmez okyanuslar sevdası,
İçimde yüzen yunus yiğittir,yutmaz beni...
Ceng eder yüreğim kalem ile,kitap ile,türkü ile,düş ile.
Ceng eder yüreğim dert ile,derman ile,soru ile,cevap ile...
Aklım ki;
Bağlamada bam durağım,ağaçta hisli dalım,
Elimde sızlayan mızrap vefalıdır,unutmaz beni...


00.09 şark köşem,kilimden mektubum.

piazza dei miracoli

 
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Öz'ün kaç gram su damlası,günahın kesesi kaç gram söyle...
Bir buçuk litrelik plastik su kuleleri dizili önümde;
Önümde omzu bükük yere bakıyor sanki bir tanesi,
Önümde torre di pisa,
Önümde uzanır sanki piazza dei miracoli...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Elma ağaçları...
Limon çiçekleri...
Zeytinin dallarından akan o yaprakları...
Kırmızıyı kim verdi gözlerinden sana,sarı kimin,
Ya yeşili kime üfledi melekleri düşlerin...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Sevmek kaç gram su damlası annenin ellerinde,
Ya unutmak,gitmek kaç gram günahların kesesinde.
Kuyumcu ellerinden dökülen altın tozu şiirler,
Yapışır ışıl ışıl mısralar parmak uçlarına,incecik güzel yüzüne,
Işıldar güneşi çalıp gülüşün yaldız yaldız karanlık gözlerimde...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Ruhunu ruhuma sırtladım sevgilim,
Kaç gram aktın yüreğime ki titriyor dizim,
koskoca gövdesiyle göğe baş kaldıran bin yıllık ağaç bacaklarım...
Çatlar gönlüm yıkıp döküp tüm kulakları,
Göğün çığlığı,göklerin gürültüsü,haykırışları gibi...
İnsan insana benzer çocuk,suret surete...
Eşsiz olan,bir olan,ışıl ışıl parlayan avcumuzdaki ruh sadece.
Sevmek dökülür ellerimize üşürken ruhlarımız,
zamanın istemsiz akan sıcacık kumları gibi...
Dökülür gider zaman,seven parmaklarımız arasından...
Ey mucizeler meydanım,
Özledim...


12.58 ve yüzüme tükürdü zehrini sevmek.

Kedileri kim boyadı

 
Kedileri kim boyadı.
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Ağzı açık kalmış ıslak mendiller sandığı,
Suyu sihri uçmuş uçuşmuş sözlerin ağaçtan,kağıttan kutusu.
Sevdanın dantel işlemeli sandukası göğsümün sol çekmecesine saklı sevgilim,
Mevsimlik düşlerimiz katlı içine,
Naftalini,sabunu aralara kaçıp saklanan saklanbaç oynayan hayalin,sevgilim...
Kedileri kim boyadı böyle,
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Aşk'ın balını kim süzdü işledi koydu gözlerinin cam kavanozlarına çiçeklerden içip toplayıp...
Savaş ardı incecik narin rüzgarı çayırların,şehirlerin,
Usul usul salınan dans eden perdelerin güneşin elini kibarca tuttuğu titrek gölgeleri...
Sol yanımıza asılı el bombamızın pimini kim çekti kopardı.
Kaç saniyesi kaldı,var ayrılmaya mecbur bırakılan sıcağını birbirine bölüp beraberce yiyen ellerimizin...
Kedileri kim boyadı.
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Gerçeklik yanılsamam,
Kaçışlarımın usta ipek ipli tanrı örümceği,
Kağıt paralar oratoryosunda,isyan-ı aşk satırım,
Sır kaplı tozlu raftan düşen nefesim,
Nasılsın iyi misin...?
Kaç kainat,kaç ışık yılı uzaksın ruhuma ki,
bir sesin dahi değmiyor kaç zamandır ruhumun kulağına...
Kedileri kim boyadı.
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Zülfünü hangi ılık yel yada kim böyle güzel taradı...
Aşk'ın eski paslı ok ucu saplandı göğsümün orta yerine,
Kalbimin evine penceresinden kırıp girdi ve  saplandı...
Kedileri kim boyadı.
Kim çizdi o eşsiz karmaşayı,o çizgileri beline sırtına kim doladı.
Kabrine yazgının kutsal suyunu kim döktü ve saklandı...


12.13 başında beklediğim dualar ve kabirler.

25 Haziran 2026 Perşembe

Ordunla gelmişsin

 
Ordunla gelmişsin,gafil avladığını düşünmüşsün beni;
Oysa ben; 
çıkarmışım beni yoran zırhımı,koymuşum yanıbaşıma çoktan...
elimde ancak yarısına ulaşabildiğim bir kitap,
karnımda saplı duran hala tek elim ile sımsıkı tuttuğum bıçağım, 
seni bekliyorum ölüm bana ulaşıp beni alıp götürmeden önce...
yüzüne kavuşsun gözlerim,son dileğim...
Ordunla gelmişsin,gafil avladığını düşünmüşsün beni;
Oysa ben; dayamışım çoktan ucu zehre sürülü kendi namlumu kalbime...
açık yaralar atlasından kanıyorum al kırmızı ırmaklarımı mavi umman okyanuslara...
Seni seviyorum...
Ordunla gelmişsin,gafil avladığını düşünmüşsün beni;
Oysa ben;
Seni seviyorum...
Seni seviyorum...
Seni...
Seviyorum...


02.57 uyuma zamanı bebek kalbimin,
susuz düşlerimin yağmur vakti.

göğsümde sol ülkem ve padişahı

 
Elimde iğneler, durmadan kendimi sokuyorum.
Atletimde onlarca kan damlası,
Bazen sızıdan; ve solmuş al lekeler kıtası bedenim...
Kaderin paslı prangası bileğimde,
Canımı yakar kemiğe dayanan ağrı bazı,
Susar yutarım sırtıma alıp taşıdığım koca top dünyayı...
Ahlar,inleyişler,etini sıyıran pişman sevişmeler.
Ah o bitmez tükenmez ölüme bir varmış misali yorgunluklar...
Cebimde kırışmış düzgün katlayamadığım hayallerim.
Elimde iğneler, durmadan kendimi sokuyorum.
Kırık evim,duvarım,
Kırık göğsümde sol ülkem ve padişahı...
Hava,fısıldayan yangınlar kumpanyası.
Gözlerimde ıslaklıklar...
Ne kadar sevişsek o kadar şifa sürülür yaralarıma,
Ne kadar sevişsek o kadar "çanlar bizim için çalıyor" sevgilim.
Kırılır gitar,saz ve kalbi o genç güzel turnanın,
Kırılır cesaretin taze yüzü biz çırılçıplak keserken odada karanlığın yüzünü...
Elimde iğneler, durmadan kendimi sokuyorum.
Yaşamak mı,yaşamamak mı ? 
İşte bütün mesela bu sevgilim;
İşte bütün sevme telaşı bundan aslında...
Farkında herkes yaşamayı kaçırmak istemediğinin.
Elimde iğneler, durmadan kendimi sokuyorum.
Kendimden geçtim çok oldu,
Tek derdim sensin;
tek derdim dudaklarının kokusuna dayadığımda başımı,
Aklımın gecesinde,karanlıklarında yıldızlar misali  ışıldayan,sana verdiğim yeminler sadece...


02.36 sevmek pahası.

Ayazın düşer,siner üstüme

 
- herşeyin bir nedeni var mıdır peki ?

- her şeyin bir nedeni vardır,evet.
Her bir kırıntının,bir buz dağı gibi görünmeyen bin savaşı,binbir gecesi vardır ardında evet...

- peki neden...?

- lâl olur dilim,susarım hep ve daima.dağlanır yüreklerimiz gözlerimiz.
akar kavrulur içimizden geçenler,o saf tertemiz hisler...misler gibi kokan saçların ve o bir daha bulunmaz eşsiz sevda.
tutuklu kalır dudaklarım gözlerinde.
öpsem kuzey kutbunu eritir dilim,dudağım...
öpsem ölürüm gamzesinde gömülürüm dudakların köyünün...tutamam kendimi,bıraksam dudağına dağlanır yana yana dudağım; tutuşuruz gözgöze,kül açar nefeslerimizden ve sevda...
Ayazın düşer,siner üstüme,sürünürüm güzel yüzüne; kefen eder anadan üryan tende etime,sevişir feda olurum uğruna,ve şehidi ak göğsünde bahar kokusunun...



01.43 taşıyamadım,elimi kesti yüreğim poşetinde bu dağdan ağır sevda.

Always.

 
- " After all this time? "

- " Always."


Severus Snape.

Mezar zilleri

 
Mezar zilleri.
Çalıyor ölümün şarkısı kalbi duran yalnız bir ömürlük savaşlar ardından.
Ölümün ardından çalıyor çanları inanç kapılarının.
Çanlar kimin için çalıyor bilmiyorum,
bilmem,umrumda da değil.
Mezar zilleri.
Canlı canlı gömüyor beni kabrime,
Söndürdüğün,gözlerin ve ocaktaki o kutsal ateş...
Yokluğun,tabutu eder kilit vurulu bir kafes,
Hükmün tutuşmuş gömleğini,sonra masum bir bülbül giyer...
Mezar zilleri.
Yaşıyorum diye bağırsa da ruhum nedense kimseler,ama kimseler duymaz...
Ey kuantum dolanıklığım,
Ey geriye dönük nedenselliğim,
Kalbimde kanayan durmadan,yaşayan kaynayan kanımdan durduramadığım bir volkan...
Mezar zilleri.
Haykırıyor yaşamak gitgide soğuyan bedenimden,kabri toprağım altından...
Mezar zilleri.
Kalbimin kabri,
Ve haykırıyor ziller ve güller,korkakların yüzüne yaşamayı ve sevmeyi.


23.41 kumruların şarkısı kendini seherin ılık yeline çiviliyordu; ve huzur çarmıha gerilmiş kanıyordu,mutluluk güçten düşmüş istemsiz merhametsiz rüyalara usul usul gömülüyordu...
fin.

the love planet of my heart

 
For a thousand years my soul has been a prisoner in the shackles of my flesh.
For a thousand years I have been a warrior, sins cannot defeat me in their eyes...
I am mad, I am insane.
No diagnosis is needed, it is my confession; I am in love.
Let them condemn my flesh, my image, it doesn't matter; What kind of captivity can hurt my soul more than love?
Which lips can I climb over one by one, 
and touch with my fingertip the face of that sacred star that will illuminate me...
For a thousand years my soul has been a prisoner in the shackles of my flesh.
For a thousand years I have been a warrior, sins cannot defeat me in their eyes...
The eighth of my galaxy, the love planet of my heart,
You cannot fly, no, there is definitely a rope...
My skies have become your home,
Where are those miracles I believed in, where are we believed in?
So were they all lies?
Those things we kept silent about, those things we whispered, and those cold times we swore hand in hand...
For a thousand years my soul has been a prisoner in the shackles of my flesh.
For a thousand years I have been a warrior, sins cannot defeat me in your eyes...
The mercilessness of a king of hearts, Reactively devalued, and the executioner's whips of bloody pride on my back...
I will not say "Ah," I have never said it...
And my heart was two flies on the burgundy tablecloth, I think, my love.
Those "kings of the forbidden" who feign a distaste for gambling yet wield the hands of the casino,
Those ruthless "Kings of Hearts" fathers with the lie of protection on their tongues, All the azure dreams and the innocent steps of the roses.
The fall of the nightingale—its wing broken—from the sacred Tree of Life...
For a thousand years, my soul has been held captive in the shackles of my flesh. For a thousand years, I have been a warrior; the eyes of sin cannot defeat me... Long ago, the king’s menagerie was shuttered,
And forgotten for a thousand ages is the giant lion—carved from a single monolith—waiting for you in its golden cage; 
Forgotten is the love that moans, starving and parched, within the cage of my chest, 
Forgotten are those burning oaths sealed from your eyes to mine...
For a thousand years, my soul has been held captive in the shackles of my flesh. 
For a thousand years, I have been a warrior; the eyes of sin cannot defeat me... 
I have no fear.
The verdict my enemies have decreed for me can never frighten me,
I have no fear;
I shall fall, yet within me lies a paradise... 
For a thousand years, my soul has been captive in the shackles of my flesh.
For a thousand years, I have been a warrior; your sins cannot defeat me in their gaze...
Reach out, take my hands; bombard, batter, and plunder me at the ramparts of my skin with your "Shahi" lips...
Conquer the city of my soul, the cities within me, my love;
Bring an era to a close with a kiss—a dagger-kiss—plunged from your lips into mine, its tip dipped in the poison of love...


14:35—the melody of loving, which I can no longer hear, echoes in my ear; a lament drifting from afar, faintly alighting upon a rose-stem in my ear...

kalbimin sevda gezegeni

 
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Delirmişim,deliyim.
Teşhise gerek yok,itirafımdır; sevdalıyım.
Mahkum eylesinler etimi,suretimi,dert değil;
Hangi esaret canımı yakabilir ki sevmekten daha gayrı,
Hangi dudakları tırmanıp geçip bir bir,değebilirim parmağım ucundan yüzünü bana aydınlatacak o kutsal yıldıza...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Galaksimin sekizincisi,kalbimin sevda gezegeni,
Uçamazsın hayır,kesin ip var...
Yuvan olmuş göklerim,
Hani inandığım,hani inandığımız o mucizeler,
Yalan mıydı yani peki;
O sustuklarımız,o fısıldaşdıklarımız,
ya o elele and verdiğimiz soğuklar...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Bir kupa kralı elinden merhametsizliğin,
Reaktif değersizleştirilen,ve cellat kırbaçları kanlı gururdan sırtımın...
Ah demem,demedim bir sefer...
Ve yüreğim sinek ikiydi bordo masa örtüsünde sanırım sevgilim.
Sözde kumarı sevmeyen,o kumarhane elleri ile haram kralların,
Bir koruma yalanı dilinde tüm o gaddar kupa kralı babaların,
Tüm maviden düşler ve o naif adımları güllerin.
Kanadı kırılan bülbülün düşüşü kutsal yaşamak ağacından...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Kapanmış çoktan o hayvanlar bahçesi kralın tahtından,
Ve unutulmuş bin asırdır altın kafesinde seni bekleyen yekpare kayadan dev bir aslan;
Unutulmuş göğsümün kafesinde aç susuz inleyen bir sevdadan,
Unutulmuş gözlerinden gözlerime mühürlü tüm o kor yeminler...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Korkum yok.
Düşmanlarımın bana biçtiği hüküm,korkutamaz beni asla,
Korkum yok; düşeceğim,zaten bende bir cennet...
Bin yıldır tutsak ruhum etimin prangasında.
Bin yıldır savaşçıyım,beni yenemez günahların gözlerinde...
Uzan tut ellerimi,topa tut,döv,yağmala beni tenimin surlarında "şahi" dudakların ile...
Fethet ruhumun şehrini,içimin şehirlerini sevgilim;
Bir çağı kapat,
dudaklarından dudaklarıma sapladığın,
ucu sevdanın zehrine değmiş hançerden bir öpüşün ile...



14.35 kulağımda,artık duyamadığım ezgisi sevmenin.uzaklardan gelen bir ağıt belli belirsiz uçup konuyor kulağımda bir gül dalına...

23 Haziran 2026 Salı

tuzla ovulmuş umman yağmurlar

 
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Harakiri yapıyor gururdan yontulmuş gözlerim,gülüşlerimin kılıcı ışıltısında;
Kırpmıyor bir sefer bile şüphesine düşüp fani suretinin...
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Yüzlerce kainat doğup saçılıyor yarılan karnımdan şimdi.
Yüreğim;bin şehir,tek memleket...
Yüreğim;ne zaman sorsam,yalnız senden ibaret...
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Lacivert okyanuslar atlası.
Benden uzakta fırtınalar,savaşlar vakti gezegende mevsimi mahşerin...
İçinde yüzdüğüm,yaşadığım,yediğim,içtiğim,
ağladığım bu tuzdan,devlerin bir bardağı bitmez mavi su...
İçemem aşk'ı,her ne kadar susasam,kurusam da,
Tehdit etse de beni ölüm uzanıp ılık öpücüğü ile sevişerek;
İçemem aşk'ı,
Ey tanrım,bu tuzla ovulmuş umman yağmurlar neden...
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Yeşil çimenler,yosun çayırları,mercanlar...
Dağlardan doğuyor her sabah kalbim,
Ve batısı huzura sürülü gülüşün yüzünde bir günlük ömrümün...
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Aklıma düştüğüm masum bir mevsim akşamı yada huzurdan çiçeğini açmış o bir an,
Ve hergün bin mektup doğuyor saçılıp sana koşuyor yarılan karnımdan...



09.55 kumlar ve kırılan cam.

I brewed the tea, my love

 
I brewed the tea, my love. I watered the flowers.
I fed the birds and cats; I petted the dogs.
I cleaned and fed the ants, turtles, dreams, and snails.
I washed the balcony. The pasta water boiled.
I cut the tomato, peeled the cucumber; their scent filled and wafted through the kitchen.
Oh basil, oh rosemary, oh thyme, I picked fresh love from the branch.
The jam boiled,
I waited on your warm lips until dreams turned pink...
Laws, rules, iron gates, barbed wire, and roses.
Those orphaned nightingales, braver than brave, who fly and sing poems to their roses and perch on the tips of iron spears...
I brewed the tea, my love. I watered the flowers.
I fed the birds and cats; I petted the dogs.
I smelled the books.
I've gathered salty seeds for you, my lips a parched monastery of altars...
I've collected all the beautiful dreams we'll see tonight from the branches of the heavens,
Let's sleep,
May God grant you peace, my love.


22.51 dream.

çayı demledim sevgilim

 
çayı demledim sevgilim.çiçekleri suladım.
Kuşları,kedileri doyurdum; köpekleri sevdim.
Karıncaları,kaplumbağaları,düşleri,salyangozları sildim besledim.
Balkonu yıkadım.makarna suyu kaynadı.
Domatesi kestim,salatalığı soydum;kokusu doldu dolaştı mutfağa.
Ey fesleğen,ey biberiye,ey kekik,dalından taze aşk'ı tuttum topladım.
Reçel kaynadı,
Hayaller pembeleşinceye kadar sıcak dudaklarında bekledim...
Kanunlar,kurallar,demirden kapılar,dikenli teller ve güller.
Uçup uçup gülüne şiirler söyleyen ve demir mızrak uçlarına konan cesurdan cesur o öksüz bülbüller...
çayı demledim sevgilim.çiçekleri suladım.
Kuşları,kedileri doyurdum; köpekleri sevdim.
Kitapları kokladım.
Tuzlu çekirdek biriktirdim sana,dudaklarım kavrulan sunaklar manastırı...
Gecesine göreceğimiz tüm güzel olmuş rüyaları fezanın dalından topladım,
Haydi uyuyalım,
Allah rahatlık versin sevgilim.


22.51 düş.

ANAKIN

 
Anakin.
Varoluşun erken yorgunluğu.
Acıyı güzelliğe dönüştürebilmek.
İçimdeki karanlık;
Gece,ateş böcekleri,yıldızlar ve ay...
Bir gazoz şişesinde iki bebek güneşlerden çiçek.
Kızarmış ekmek kokusu,balkonda fesleğenler.
Ah o çıtır çıtır sıcacık ekmekler ve düşler...
Beni durmadan mızraklayan yüz süvarisi aklımın,şu keder...
Kan kaybım,ağustosu üşüyen yüreğim.
Anakin.
Varoluşun sevda yorgunluğu.
Kaç yaşında büyümek zorunda kaldın sen ey güzel çocuk.
Dilini bilmediğim coğrafyalar yoğuruyorum ellerimde,
Saçlarında barut kokusu bin çocuk doğuruyorum her gün,
Yüreğim,dört nala ağlayan bir denizatı.
Anakin.
Varoluşun düş yorgunluğu.
Toprağı kazan ellerim,sihirden yolum,kabir tozu parmaklarım.
Islanmış kesik çimler üzerine uzanıyor çocuk hayallerim,
Kutsal kadınlar uzatmış ellerini göklere benim için;
Dualar açıyor yaseminler gibi kadim dudaklarda...
Anakin.
Hain kılıcını vuruyor kendi karnına keskinden keskin saf hükmü diye.
Anakin.
Varoluşun ak yorgunluğu...
Zor nefesler zamanı bir mevsim doğuyor göğsümün seherlerinde...
Söyle,
Kaç çocuk öldürdün içindeki ateşten canavarı doyurmak için...?


18.32 grüne pflaume.

22 Haziran 2026 Pazartesi

bal yapmaz arılar mezarlığı

 
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Kimine göre sevda,kimine sevmek,kimine aşk...
Kimine savaş,kimine gönül bulantısı,his kusması.
Kimine çiş yarışı.
Kimine göre toprak buğday yağmur çamur.
Kimine ıslak çimenlerin kokusu.
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Kimine yara,kimine kara merhemi geçmez çile'nin.
Kimine bir kazan ayran;
Uyu öğlen güneşine karşı rüyalardan rüyalara,
düşlerden düşlere...taa ayı'na kadar gecenin...
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Kimi bilir,kimi bilmez.
İnan belki konuşmaya da değmez.
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Tadı,adı bilinmez.
Su misali satırlar erir kışların engin eteklerinden,
Mektuplardan devden dev çığlar düşer büyüyüp bahardan kuş yavruları gibi göklerden gördüklerimize...
Bu yazmalar.
Nedir kimdir.
Edebi garez...?


10.41 bal yapmaz arılar mezarlığı susuşun yüzünde.

"Falling" in love ?

 
Cuma'dan damladı cennetin bir damla suyu yüzüne,
Ey kutsal suyum,
Ey Müküs çayım,ey saraybahçem...
Ey cennetin içilesi mavi okyanusu,
Ey güzel toprağım,kutsal anam,anadolum;
Ey anamın üç güzel kardeş suyu...
Fırat'ım,Dicle'm,Nil'im...
Cuma'dan damladı cennetin bir damla suyu yüzüne,
Sen iste,sen dile yeter;
Sekiz femtosaniyem,yüzüne değip sonsuz göklerinden kainatın dudaklarına düşüşüm...
Gönlümden gönlüne,
Gözlerimden,gözlerine,
Ey kimselerin bizi duyamadığı psiyonik sessiz mektubum...
Sevmek,düşmek mi ki...? 
İçimin,elinsiz çıkılmaz yusuf kuyusuna.
Ey bin yıllık kutsal sandığım,
Altın mağma'm,
Dilimde dileğim,kadim dua'm...
Gölgelice ağacın kesilmesin,
Güzel suyun kurumasın,
Kalbinin kılıcı kırılmasın...amin.


10.29 unutulmuş dua'm.

21 Haziran 2026 Pazar

kalbi kırık sabahlar

 
Kafamdaki yargıç;
Terazisi yok bende derdin,
Kimisinde hassas tartısı göz yaşlarının.
Yekpare tuzdan kaya içimde çile,oysa,
Dağ misali,belki bir in içine koşup saklandığım,
Kaldıramam,düşünemem bile...
Kafamdaki yargıç;
Terazisi yok bende sevmenin,
Kimisinde sahte ağırlıkları hesaplı kitaplı tüccar aşk'ların;
Gereği yok ölümlü ellerden yazılı yalan geleceklerin,
Gereği yok inan kopya kağıdı yazılı sahte kaderlerin.
Okumalara yazık,inanmalara kıyamet...
Kafamdaki yargıç;
Terazisi yok bende yaşamanın,
Kimisinde bakkal defteri edilen iyilikler,aslında savaşılması gerek kötülükler...
Yaşanır mı ki böyle,bilemedim,
Beceremedim; ben beceremedim...
Ben de koyunu muyum tanrım bu kadim sürünün,
Yanlışa,aldırış etmeden usul usul yürüyen uçurumlar,
Düş kervanları...
Durduramadığım,durmaksızın çiğnediğim,durmadan yeniden biten azalmayan aynı taze yeşil çimen günler...
Başımı kaldırdım göz göze geldim çoban ile,
Ne yapsam bilemedim...
Ey kurt neredesin...? Söyle geleyim.
Kafamdaki yargıç;
Terazisi yok bende ölmelerin,
Hakkını verelim yeter be sevgilim,
Hakkını verelim yeter...


08.46 kalbi kırık sabahlar,kırışıyor yüzümün kader çizgilerinde.

19 Haziran 2026 Cuma

Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler

 
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Uzanmış huzurla kurban veriyor kendini güzel düşleri o masum dünlerin,
Feda ediyorlar yaşanacak tüm güzel yarınları...
Büyüdüm tanrım,
Ağlamayı öğrendim baharda yeniden doğan çağlayanlar gibi.
Yaşım,bir peygamberin yaşı,
Yaşım; yanağım eteğinde bin yıl sonra püsküren tuzdan bir damla lav misali,
yanıyor yüzümde kalan son yeşiller dahi...
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Ve merhamet,bir bardak ateş tüm bu susuzluğumuza inat...
Ey kalbime saplı,elinin değdiği,sana ait hançer,
çekemem hayır yoksa ölürüm,
Kan kaybından değil,
Sensizlikten üşür,kururum...
Beyaz kuşlarını çekmiş mavi mercan masasına boz bulutlu gökler,kutsal bir yemek gibi...
Otur bir lokma dün yiyelim,kana kana saf aşk'ı içelim.
Bir yarın yoktur belkide bizim için kimbilir,
Bırakalım artık düşünmeyi,boşver sevgilim,
Ay'ın ışığına uzanalım,
Mahşere dek sevişelim...



09.08 otuz dokuz basamaklı eski taş bir merdiven kalbim.

Kaç kez kuşatıldın o prenses kulende

 
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi,
tek tane toz değmesin zülfüne...
Kuşlar ölüyor,yuvalarından düşen kuşlar,
Uçmaya çabalayan düşler,ölüyor...
Kaderin ipi sağlamdır,keskindir.
Yürek ister üryan ayaklardan,adımlardan bedel olarak daima.
İptir yine de,kopabilir.
Kopan ip kopmuştur zaten,bağlanamaz da belki bir daha.
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi...
Sokaklar ağlamasın adımlarının ardından söyle onlara.
Üryan ayaklar,cesur adımlar bizimdir,
Olan bizimdir,yaradan akan kan bizim...
Bir yudum nefes bile oysa Hakk'tan Hüda'dan...
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi.
Yan bakmam yüzüne,gözüne,hakkına asla.
Seçtiğin yol senindir,
Bu yolda çekilecek her çile benim.
Senin savaşlarını bilmem,haklı mı haksız mı,
Kaç kez kuşatıldın o prenses kulende,kalbinin yekpare kadim taşlardan kalesinde,bilemem.
Kime teslim olmak istedin; kime teslim oldun; bilmem...
Senin savaşlarını bilmem,haklı mı haksız mı...
Ama benim seferlerim yalnız aşk'a...
Vehmettiğin yollar; üzmesin seni,yormasın,
pişman olma da asla hayır,
kıyamam sana...
Ahdetmem saçının teline dahi.
Tavşanlar bizimdir,kuşlar,o kanbur balinalar...
Kediler koşar dört nala ve süt içer o doru kısraklar kapı önü merhamet,kutsal bakır taslardan...
En baştan,gözlerimden gözlerine kan basıp aşk ile and verdim sessizden buna;
Seçtiğin yol senindir,
Bu yolda çekilecek her çile benim...


14.22 loreena McKennitt "prospero's speech" çalıyor sürekli kapanan gözlerimin ardında,zihnimde...
Cappella Sistina'nın içine,yere uzanıyorum seninle elele,saatlerce;göğü izler gibi izliyoruz Sistina'nın boyanmış göklerini...Hiç ses çıkartmadan bir çıt bile,seninle göz göze gelip deviriyoruz çağları,yüzyılları...

Seni seviyorum,sevgilim.

Karahindiba tohumları gibi üflendik tanrının nefesinden

 
Kadim kıtalar,bu kutsal toprak kara parçaları,
Karahindiba tohumları gibi üflendik tanrının nefesinden,
ve serpildik dudaklarından bu araf'lara...
Düştüğüm cennetim,ey güzel yeşil taze dalım,
Sek çayıma düşen incecik bir dilim günahım; 
al elma'm,sol boynumda can damarım...
Ve tenimi yakıp kavuran o binlerce eşşeklerden arı günahlarım...
Ey ızdırabın çocukları;
Ey yaşamak için kendini hançerleyen kesen çile,
Ey hissetmek için yaşamayı,ölümü dudağından öpen korkmuş bir çocuk şu deli kan cesaret,
Ey susuz çocukları tanrının...
Ey ihanetin kovanını,sırtında hiç istemeden durmadan delip kanatan'ım...
Ey ızdırabın çocukları;
Kibrim; evladımdı,yatırıp kestim göklere çevirip boğazını...
Zihnimi yerin bin fersah altında yüz yıl bir "çilehane" ye kapattım.
Ey ızdırabın çocukları;
Ey dayanılmaz acılarım aklımın sonsuz umman denizlerinde,
Bir tutam tuz,bir tutam su serpsin tanrım bir çocuğun ellerinden yüzlerinize...
Kadim kıtalar,bu kutsal toprak kara parçaları,
Ve aslolan aşk ve aşk sadece ve sadece...
Başka inanacak şey yok bu zift akan merhametsiz ellerin karanlığında,bulutlu gecelerinde;
Merak etme çocuk;
Gün doğacak,güneş açacak günebakanların boyunlarından yükselip yine ve yine...
Kazanacağız,
Yine,
Hep olduğu gibi,sebepsizceymiş sanki onlara göre diye...
Kazanacağız,
Öğreteceğiz bir güneşi,bir yıldızı,bir ayı,
öğrenene kadar onlar,
Basacağız göklerdeki tüm bulutları gerekirse durmadan kanayan kapanmaz yaralarımızın üstüne pamuk diye...
Dökülen kanlar uğruna,on bin yıldır belki,
Gerekirse bin yıl daha belkide...
Ama,
Kazanacağız,

Sen sakın merak etme.



11.46 başı kesilen umutlar,yeşersin dudaklarımızdan toprağa saçılan denizlerden...
Ve yaşasın iyilik,ve şu kadim kutsal gezegen...

18 Haziran 2026 Perşembe

Bırak saklasın bulutlar göğün güzel yüzünü

 
Bırak saklasın bulutlar göğün güzel denizden  sürülü maviden yüzünü sevgilim,
Bize aklımıza kazılı hatıralarımız,düşlerimiz yeter vuslatına kadar bu hasretin inan...
Altına uzandığımız o mavi gökler,ve herşeye benzesin istediğimiz bulutlar,o beyaz çarşafları gökyüzünün...
Kutsal yeminler ekili dudaklarımız kanasın katıla katıla gülünesi mutluluklardan sevgilim,amin.
Kendi amin'ini açan kadim çiçekler,
Kendinin şifası aşklar,otlar,yapraklar,
ve o ışıldayan yıldızlar gibi parlayan zehirler...
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,kanıma karışmış bu ışıldayan güzellik,
ya bu beni yeniden doğmaya ısrarla ardımdan ittiren periler,
ve yüzümde istemsiz açan bu özgür gülüşler...
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,kanıma karışmış bu aşk,bu ışıktan süzülen güneşin altın yemişleri misali bu görünmez meyveleri sevmenin,
Üç gün oldu bir lokma yemedim ama,
İnanın tokum,aç değil...
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,
kanıma karışmış bu aşk,bu zehir; 
karışıyor yokluğunda kanıma,zihnime,kalbime doluyor sanki binlerce yıldır toplanan çiçeklerden unutulmuş ve kaldırılamayacak kadar ağırlaşmış kutsal altın balı gibi sanki tanrının.
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,
kanıma karışmış bu aşk,sanki bir zehir,
Yalnız dudaklarına kavuşunca,panzehir,
Yalnız yüzünün kokusunda gözlerimi istemsiz kapattığımda şifa buluyor bu kan,bu ten,bu ruh sevgilim...
Ve yokluğunda hep acımaya başlıyor ince sızılarla içimde kalbim,yüzlerce arı ısırıp hançerliyor sanki içimi nefeslerimi,
Yokluğunda felç düşlerim,yanıyor bir bir kor kömürler yağıyor karanlık fırtınasında gecenin sanki,kor ateşin yağmurları kovalıyor sanki beni,
Korkuyorum,yokluğunda nefeslerim prangalı,uçup uçup gidip gelemiyorlar göğsümün kafesine kanatlanan nefeslerim sanki sevgilim...
Gidişini izlemek sırtından,uzun uzun; benim afyonum aslında sevgilim.
Gidişin,korkutur beni her gidişinde sırf bu yüzden bile...
ah aah,
Korkuyorum sensizlikten...
Aslanlar ile savaşırım,boğalar ile güreşirim,ejderhalar ararım yakalarım altın bir kafeste üstelik sadece sana hediye etmek için,
Ama sensizlik ile yüzleşemem sevgilim,
inan hala o kadar cesur değilim...
Aşk; bir zehir sevgilim,
panzehiri yalnız sevdiğinin dudaklarına,tenine,
saçlarına,ruhuna sürülü...
Ah aah,
Ve dut'una yaprak o gülüşün...
Yalnız o silebilir tenimden kurumuş kanı,acıları ve tüm yara izlerini...
Bırak saklasın bulutlar göğün güzel denizden  sürülü maviden yüzünü sevgilim,
Bize elele yanyana uzandığımız bu çimenler,bu parklar,bu kutsal şehir,bu kadim gökler yeter...
Bırak saklasın bulutlar göğün güzel denizden  sürülü maviden yüzünü sevgilim,
Ah ve ne ahlar ki sevgilim,kanıma karışmış bu aşk,
Kanımı tutuşturuyor işte yine yeniden,
Başladı bu içimdeki yangın bir kez daha,
Bize; dudaklarından yüzüme,dudaklarıma dökülüp düşen o birkaç damla yağmurun dahi yeter...


09.32 sonsuzluk sen kimsin söyle,merhaba ben aşk.

Let the clouds hide the beautiful blue face of the sky

 
Let the clouds hide the beautiful blue face of the sky, my love,
Our memories and dreams etched in our minds are enough for us until our reunion, believe me...
Those blue skies under which we lie, and the clouds we wish resembled everything, those white sheets of the sky...
May our lips, sown with sacred vows, bleed from the joys of laughter, my love, amen.
Ancient flowers opening their own amen, The healing loves, herbs, leaves,
and poisons shining like those glittering stars...
Oh, and what sighs, my love, this radiant beauty mixed in my blood, and these fairies that insistently push me to be reborn, and the smiles that involuntarily bloom on my face...
Oh, and what sighs, my love, this love mixed in my blood, this love of loving these invisible fruits like the golden fruits of the sun filtering through the light,
It's been three days since I've eaten a bite, but,
Believe me, I'm full, not hungry...
Oh, and what sighs, my love,
this love mixed in my blood, this poison; it mixes with my blood, my mind, my heart in your absence, filling it like the sacred golden honey of God, forgotten and too heavy to bear, gathered from flowers of thousands of years.
Oh, and what sighs, my love,
this love mixed with my blood, like a poison,
Only when I meet your lips is the antidote, Only when I involuntarily close my eyes at the scent of your face does this blood, this skin, this soul find healing, my love...
And in your absence, my heart always begins to ache with subtle pangs, as if hundreds of bees are stinging and stabbing my insides, my breaths, In your absence, my dreams are paralyzed, burning coals rain down one by one in a dark storm of the night, as if the rains of burning embers are chasing me,
I am afraid, in your absence my breaths are shackled, they cannot fly and come back to the cage of my chest, my love... Watching you go, long and drawn out, is my opium, my love.
Your departure frightens me, that's why every time you leave,
I'm afraid of being without you.
I'll fight lions, wrestle with bulls, search for dragons in a golden cage to give to you as a gift,
But I can't face being without you...
Love is a poison, my darling, the antidote is only applied to the lips, skin, hair, and soul of the one you love...
Let the clouds hide the beautiful blue of the sky, my darling,
These lawns, these parks, this sacred city, these ancient skies where we lie hand in hand are enough for us...
Ah ah,
And that smile of yours, like a leaf on a mulberry tree...
Only that can wipe away the dried blood, the pain, and all the scars from my skin...
Let the clouds hide the beautiful blue of the sky, my darling,
Ah, and what sighs, my darling, this love is mixed in my blood, It's setting my blood ablaze again and again,
This fire inside me has started once more, A few drops of rain falling from your lips onto my face and lips are enough for us...


09.32 eternity, who are you, tell me, 
hello, I am love.

The bayonet of flightless birds

 
The bayonet of flightless birds.
The market of blind horses.
Everywhere fire, everywhere earthquake. Sometimes fighting is like breathing, life itself in some lands.
And the earth is dying,
And the earth is dying,
The skies are bleeding thinly, with blue lace veins from its white breast.
The bayonet of flightless birds.
The market of blind horses.
All evil comes from our tar-stained hearts, our hands,
Who can deny the past, the present, the future...
Who can say they are innocent if all the stones, rocks, mountains come alive and speak,
The grasses, the seas, and all these sacred waters to drink.
Oh man,
Oh man,
Oh man...
Worthless child...
They say time is bad, don't believe it, time is certainly not to blame,
The person who chooses evil, only soothes their conscience with lies...
The bayonet of flightless birds.
The market of blind horses.
Lame dreams, of strong, robust minds.
Awakening is essential,
Awakening is certain;
Time, oh this dark time, the well of Joseph, my love, 
It can never stop us, believe me... 
Our essence will sprout from our chests, like a flower in your hand, surely,
Goodness will surely win again,
The sky, the trees and the seas will win,
Children, the suns and the smiles will surely win again...


08.09 Let the stars be with us and bear witness, my love; we will surely win... and the whole world will help us, from whales to ants...

Uçamayan kuşlar süngüsü

 
Uçamayan kuşlar süngüsü.
Kör atlar pazarı.
Her yer yangın,her yer zelzele.
Nefes almak gibi bazı zaman savaşmak,
yaşamın taa kendisi bazı diyarlarda.
Ve can çekişiyor toprak,
Ve can çekişiyor toprak,
Gökler kanıyor ince ince,
mavi dantel damarları ile ak beyaz göğsünden.
Uçamayan kuşlar süngüsü.
Kör atlar pazarı.
Tüm kötülük bu ziftli kalplerimizden,ellerimizden oysa,
Kim inkâr edebilir geçmişi,bugünü,yarını...
Kim suçsuzum diyebilir haykırsa canlanıp dile gelip tüm taşlar kayalar dağlar,
Çimenler,denizler ve içilesi tüm şu kutsal sular.
Ah insan,
Ah insan,
Ah insan...
Hayırsız evlat...
Zaman kötü derler inanma,vaktin suçu yok hiç elbet,
Kötülüğü seçen insan,
vicdanını rahatlatıyor yalanlar ile sadece...
Uçamayan kuşlar süngüsü.
Kör atlar pazarı.
Topal düşleri,güçlü gürbüz zihinlerin.
Uyanmak şart,
Uyanmak kati;
Zaman,ah bu yusufun kuyusu karanlık zaman sevgilim,
Durduramaz herşeye rağmen bizleri asla inan...
Özümüz filizlenecek göğsümüzden elinde bir çiçek misali doğacak elbet,
Kazanacak yine iyilik elbet,
Kazanacak gökyüzü,ağaçlar ve denizler,
Kazanacak çocuklar,güneşler ve gülüşler yine elbet...


08.09 yıldızlar,yanımızda ve bize şahit olsun sevgilim; elbet kazanacağız...ve tüm dünya yardım edecek bize,balinalardan karıncalarına dek...


Green and cold

 
We fall into the breast of the future, hand in hand, in my dreams, my love; 
We flee from the dusty labyrinths of yesterday's library, 
We have already read everything, drunk everything from thousands of years old copper vessels... 
I always allowed you to fly, as you wished, beyond what you desired, 
I never hindered you. 
Love is the child of freedom, because they are right, my love, 
You cannot imprison, while admiring the white wings of those infinitely numbered heavens you believe in again; your beloved... 
We fall into the breast of the future, hand in hand, in my dreams, my love; 
We no longer flee from yesterday... 
Your hand has fallen from mine, the coolness of your palm has left the fire born from the mountains in my hands... 
The trace of your hand remains on my fingertips, on the slopes of my palms, 
I have been smelling it for years, for years I have been taking your scent, your dreams, with me... 
We fall into the breast of the future, hand in hand, in my dreams, my love; 
A hundred years have passed since we last saw each other, 
A thousand springs have passed since your scent reached my nose and your green sprouts bloomed again within me... 
I wish you had struck me on the lips that day, buried me in your lips; 
that you had been silent for a century, 
that we had been silent for a thousand ages together...
We are falling hand in hand into the breast of the future in my dreams, my love; 
And all tomorrows are afraid of us, 
Perhaps even of ourselves, my love... 


09:41 Green and cold, everywhere. 


* All time travelers, their journeys are lies, my love. 
Time is only escaping from us; catch it if you can, that's the only game... 
This half-century-long, endless search; this living, these efforts, this war; our struggle to capture a few beautiful feelings from the heart, from the most honest perspective, just like the spring butterflies we chased in our childhood; even if we can't catch them, we are very happy... and we know this, we are aware of it; 
Even though we never admit it to ourselves... Living is actually about this... 
Deep down, we always know this, we always knew it... 
Our rebellions started from this, from here, it always became a fire...

17 Haziran 2026 Çarşamba

yeşil ve soğuk

 
Geleceğin göğsüne düşüyoruz seninle elele rüyalarımda sevgilim;
Kaçıyoruz tozlu dünler kütüphanesi dehlizlerinden,
Herşeyi okumuşuz,herşeyi içmişiz binlerce yıllık bakır testilerden zaten...
Uçmana izin verdim daima senin,istediğin gibi,istediğinden öte,asla engel olmadım,olamazdım,inandıklarıma ters çünkü.
Sevmek özgürlüğün çocuğu çünkü haklılar sevgilim,
Hapsedemezsin; hayran iken beyaz kanatlarından tekrar inandığın o sonsuz sayılı cennetlere; hapsedemezsin sevdiğini uçmalardan yanıbaşındaki kafeslere...
Geleceğin göğsüne düşüyoruz seninle elele rüyalarımda sevgilim;
Kaçmıyoruz artık dünlerden...
Elin düşmüş elimden,bırakmış avcunun serinliği ellerimin dağlardan doğan ateşini...
Elinin izi kalmış parmak içlerimde,avuçlarımın yamaçlarında,
Kokluyorum yıllardır,yıllar boyu yanıma alıyorum hayalinde kokunda sen düşlerini...
Geleceğin göğsüne düşüyoruz seninle elele rüyalarımda sevgilim;
Yüz yıl oldu görmedik birbirimizi,
Bin bahar oldu burnuma kokun düşüp açmayalı yeniden içimde yeşil filizlerini...
Keşke, o gün dudaklarında vurup dudaklarına gömseydin beni; sussaydın bir asır,
sussaydık bin devir seninle...
Geleceğin göğsüne düşüyoruz seninle elele rüyalarımda sevgilim;
Ve tüm yarınlar korkuyor bizden,
Biz bile belki kendimizden sevgilim...


09.41 yeşil ve soğuk,heryer.

* tüm zaman yolcuları,yolculukları yalan sevgilim.
Zaman kaçıyor yalnızca bizden; yakala yakalayabilirsen oyunu bu sadece...
Bu buçuk asırlık bitmez arayış;
bu yaşamak,bu çabalar,bu savaş; 
sadece kalpten,en dürüstünden birkaç güzel his yakalama mücadelemiz yalnızca çocuk zamanlarda kovaladığımız bahar kelebekleri gibi;
tutamasak da çok mutluyuz...
ve bunu biliyoruz,farkındayız; asla itiraf etmesek de bunu kendimize...
Yaşamak bundan ibaret aslında...
İçten içe bunu daima biliyoruz,biliyorduk hep zaten...
İçimizdeki isyanlarımız bundan,buradan tutuştu yangın oldu hep zaten...


16 Haziran 2026 Salı

Yan yatmış atlar mezarlığı


Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Öksüz bir karga ile bakışmışım,üç aylık ömrü belki.
vazgeçmiş yaşamaktan,caydıramamışım.
Gözleri bin laf anlatmış belki bana,
Yazık,anlamamışım...
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Karıncalara sel olmuş ellerde hortum sonsuz çimlere sular;
Nuh'u olmuş yuva sıra taş,ekmek koymuşum...
Canlara eziyet etmişler,
Vurmuş,yakmış,atmışlar...
Ah aah...
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Kime uzatsam elimi,tutmuş kesmişler...
Ah kuşlar,güzel kuşlar,kediler,köpekler ve sıra sıra yağmurlardan salyangozlar...
Bir kervan bu yaşamak,sıra sıra,dizi dizi.
Eğmiş başımızı önümüzdeki adımlara hapsedilmişiz...
Göğe bakalım sevgilim,
Çayıra çimene gülelim,gülüşelim,konuşalım...
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Bizi ölüm ile yıkamışlar sevgilim,
Tuz ile silmişler ummandan üryanda tenimizi...
Bilmeden sevişmişler hep,
Bilmeden kesmişler kaderin ince narin örülü ipini.
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Savaşlar,savaşlar ve bitmez tükenmez bir savaşlar kavanozu o en yukarıdaki;
Asla dokunmamamız gereken...
Ah çocuk,güzel çocuk,
Neden,neden,neden ve neden...
Yazık.
Ya ıstırabı...
Yan yatmış atlar mezarlığı kervanım,yolum.
Üç duadır azığım,iki kıtlama şeker ve bir küçük alma herşeyim...


08.46 kaça kadar saydık bu kıyametin saklanbacında şu an'a kadar unuttum sevgilim.


* her kimsen,kim idiysen özür dilerim,üzgünüm ey güzel yavru karga.istedim,kurtaramadım.


* doğru yazım:ızdırap'tır,bilirim.

Haşlama çaylar avlusu

 
Haşlama çaylar avlusu.
Ölü kediler mezarlığı,asfalt azrailler kervanı.
Turuncu düşler oraleti.
Renksiz gazozlar imparatorluğu,
bin milyon baloncuklar ordusu.
Kimsesiz zaferler balosu.
Bamın teli,zülfün tanesi.
Mızrabı gül dikeni,sazı gülden cevizden sapı göğsü,
Düşler,rüyaları boyar uykularımızda,
Dudaklar susar,öper imanını ak göğsünden...
Haşlama çaylar avlusu.
Aspirin,bir gripin.
Seherin yıldızı,safağın yeli.
Sevmek bir yürek boyu,
Sürmek bir ömür boyu sevdadan toprağı.
Yalansız,dolansız.
Kimsesiz.
Ölmek,en şereflisinden...en şereflisinden...
Haşlama çaylar avlusu.
Rengi açık kederler meydanı.
Pilavdan dönenler,kaşığı savuranlar.
Yüreğinin dalı,kalbinin ağaçtan sandığı kırılanlar.
Bir kuzu,bir it en çobanından.
Haşlama çaylar avlusu.
Saygısız öpüşmeler borcum senedi...
Sevsen şifa,
Dönsen sözünden mahşer-i araf.
Gül küser,düşer tüm dikenleri,
Göğsüm ocağından çıkar kor turuncu yüreğim,
sever ve sonra susar...
Haşlama çaylar avlusu.
Saygısız sevişmeler suç ve cezam...
Dönsen sözünden kuyunda yusufum,
Hüda küser,yağar bin yıllık yağmurları,
Bir lacivert deniz,kara bir okyanus içer beni,
Dönsen yüzünü benden,bir balığın karnında yunusum...
Haşlama çaylar avlusu.
Avlusundayım tüm sararıp düşen yalanların,
Voltasındayım mısralardan adımların.
Ağlar şiir,ağlar seherin çiğ taneleri,
Sevsen mesud,
Dönsen; sapan vurulu,kanlı kanat,göğünden düşen güğercinim...


23.38 merhum öpüşmeler divan'ı.

Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur

 
Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur,
Nem olur,çamura döner yüzün;
bir adem doğar yüzünde,belki mecnun olur...
Hırka-i saadetim,kadim tozum toprağım,mukaddes tozlardan eşsiz kuyum...
Beş asrım,otuzdokuz hafızım,kaside-i bürde'm...
Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur,
Istırap olur,çile açar gözlerinin bir damla çiğinde,
belki kainat olur...
Bırakma gözlerimi,bırakma ellerimi ne'olur,
Gökler taş olur,yıldızlar düşer kıyamet olur,
Mahşer düş'tü,gerçek olur,yarış olur koşmak sana anadan üryan ayaklarımda...
Bırakma gözlerimi,bırakma ellerimi ne'olur,
Yağmurlar göç eder dualar ile dudaklarımda,
Susuzluk; çöl olur,kerbela olur sensizlik,
yokluğunun çile seferlerinde...
Nefes tükenir kalmaz da,kapanır gözlerde değersiz şu et-i suret,
Yol,sana çocuklar gibi koştuğum bir mahşer,sırat,ahiret olur...
Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur,
Dem olur,sevdaya döner yüzün;
Bir güneş doğar yüzünde,bir gezegen cennetin yeşili,bir damla mavi su açar cennete gül olur...

Sevda tozu sürülmüş yüzüne; süpürme kalsın ne'olur.. .
Toplarım bir bir yüzünden bütün kırıntılarını,
Düşerim tozların kuyusuna yusuf misali,
Yunus olur içime yürürüm,susar,
Orada bir ömür,seni beklerim...


11.41 fiN.

Sesin,kulağıma dökülsün

 
Sesin,kulağıma dökülsün.
Düş olsun,rüya olsun,buluttan demlensin,gökten süzülsün,
Zülfün teli yansın kesilsin;
Sesin,kulağıma dökülsün.
Değil bir damla,bir bir,
Değil deniz deniz bin helke,uykum boğulsun...
Sesin,kulağıma dökülsün.
Sokulsun ardımdan,yamacıma süzülsün,fısıldasın koynuma,kulağıma...
Suyun yüzü titresin,sus olsun göğün mavisi güzel yüzünde.
Sesin,kulağıma dökülsün.
Değil şehirler varsın yıkılsın,
Değil dünya yansın üşüsün,
Bana bir sesin,bir kırıntı fısıltın yeter,
Ekmek,aş istemem bin yıl,
Yeter,inan ki;
Sesin,kulağıma dökülsün.
Issız,kimsesiz,şiirsiz,yoksul.
Düşler varsın pul etmesin,hayaller katii satılmasın.
Bir göz oda kafi,bir bardak çay yeter yıllarca;
Bir yağmura bakar,yeşili çalar tanrıdan germir'in bağları,maviyi van'ın okyanusları...
Sesin,kulağıma dökülsün.
Memleketin rüyası düşsün ruhuna,
Sevdanın,toprağa tokmak tokmak vuran nal sesi duyulsun dört nala kulağına;
Ve tek dileğim var Tanrımdan,
Sesin,kulağıma dökülsün.
Bin yıl yeter aşsızlığıma,kurağıma,kan revan tüm yaralarıma...
Seyrana çıkmış aklımda gülüşün,
Bu bir son mu ey Cananım,
Cennetin,henüz nefeste gözlerime düşmüş...
Ve tek dileğim var önce Kerimden sonra senden,
Sesin,kulağıma dökülsün.



10.59 son saniye.son arşın.son kurşun.

15 Haziran 2026 Pazartesi

Yaşım sekiz,ve bilmiyorum bin yıl ne demek

 
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Sırtıma alırdım,dünyaya koşardık...
Hafif mi hafif,bir yusufcuğun kanadında mutluluk gibi,
Uçuşurduk seninle heryere...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Bilmezdim en azından,büyüklerin hayat adına iç karartan söylediklerini; dinlemezdim...
Sana verirdim parkta beklediğim tüm sıralarımı;
Hatta sana beklerdim,beklediğim her yeri...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Suyumu ilk sana uzatırdım,
Ekmeğimi sana bölerdim...
Sana anlatırdım o çizgi filmin en güzel yerini,
Sana yazardım ödevlerin en süslüsünü,en güzelini.
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Bir avuç buğday ve seninle üzerlerine koşup uçururduk bütün güvercinleri,tüm o meydanı,kuşları...
Sana verirdim cebimdeki en güzel misketi,
Sana katlardım en güzel uçağı,gemiyi;
En beyaz,en güzeli koparılmış dalından,
en yeni kağıdından defterimin...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
En sevdigin şarkıları söylerdim öğlen sokaklarında parklarında,
En sevdiğin ninniyi okurdum geceleri kendime ninni diye...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Seni hiçkimseler ama hiçkimseler üzemezdi,kendinden başka...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Sana arılar tutardım iğneler pahasına,
Sana tırtıllar tutardım,sanki korkmuyormuşum gibi...
Çocukken görseydim seni,
Tutardım elini,asla bırakmazdım,
Bırakırdım susmayı,anlatırdım bin katarlık içimi sana günlerce yıllarca;
Bırakırdım tüm en iyi olma,en birinci olma çabalarımı yarışlarda; sadece koşardım yüzümü okşayacak rüzgarı için çocukluğumun,
Saçlarımı sana güzel göstersin yeter bana o rüzgar o güneş;
Kazanmak işte o zaman kazanmak...
İçimde kuşlar,içimde kelebekler mi var bilmem ama,
İçimde bir çöl,içimde bir yağmur bin yıl beklenen,seni görünce;
Yaşım sekiz,ve bilmiyorum bin yıl ne demek...


09.30 vapurların düdüğü ve demlenen çaylar demlikte,şarkılar söylüyorlar huzurlu,birlikte...

mektupların köprüsü

 
Bir taraf günahkar sevişmeler,
Diğer yanda tövbeler,dualar...
Ey tövbe kapım,maviden ağaç duvarım,
Ateşim,suyum...
Ve sisli bir kör beyaz sabah yüzündeki hüzün.
Öğretmenler ve hekimler.
Süpermenim betmenim yok benim;
Neyim varsa,anam babam,
Neyim varsa öğretmenler ve hekimler...
Bir taraf günahkar sevişmeler,
Diğer yanda tövbeler,dualar...
Aklım;
Bir dünden bir yarınlardan sekanslar,
Miss gibi kokan yaseminler gibi bir bir düşüyor dallarından aklıma...
Aş'a gerek yok aç değilim bir asırdır,
Aşk'a gerek yok dolu yüreğimin avuçları damla damla azalan buz gibi bir bahar suyu gibi,
İçmeye kıyamadığım kar suyum,
Çarp yüzüme suretini,al tüm korkularımı yüzümden gözümden yıka sil kaygısını kaybetmenin...
Sonra üşüyen yüzümden uzan öp ılık dudaklarınla yüzümü binlerce kez bir parmak ucu şifa merhem gibi...
Bir taraf günahkar sevişmeler,
Diğer yanda tövbeler,dualar...
Akıyor kumlar,takvim yaprakları ve bileklerinde insanların tik tak'lar,
Saymak nafile,yaşamak lazım gelir doğrusu için sadece;
Oysa yalnızca kaçar insan nedense her yaşayacağından...
Yazık.
Bir taraf günahkar sevişmeler,
Diğer yanda tövbeler,dualar...
Bir mavi oda bu gezegen,banyo edilen kağıtlar,fotoğraflar;
Gözleri bağlı şekilde oyun içinde sonsuzluğu arıyor insanlar,
Ne garip,
Açın gözlerinizi sadece,ve görün loş karanlığından süzüp tüm gerçekleri;
Hepsi önünüzde duruyor öylece masum kaçmadan ah çünkü...
Sonsuzluk bir yalan sevgilim; bir sakız,fabrikalarda paketlenen,
Biraz çiğne ve at hislerden yalnızca kendisi...
Toprak,tohum,su,ağaç,biraz vişne,biraz kiraz.
Peki sana o ağacı toprağı ile satan kim...?
Neyin sahibi bu sıcacık öpüşmeler,
Kimin sahibi bu bahar kavuşması dudaklarda yaşlar ile ıslanan sevmeler...
Ah aah...
Bir taraf günahkar sevişmeler,
Diğer yanda tövbeler,dualar...
Yürüyorum retkit gibi batan güneşe,yıldızına doğru akşamın,
Yalnızlığa yürüyorum; yalnızlığı yürüyorum...
Atım,itim,dostlarım.
Adıma üzgün akşamlar ve adımlarım...
Bir taraf günahkar sevişmeler,
Diğer yanda tövbeler,dualar...
Bir taraf sevda,
Ve her taraf aşk sadece bu dünya,
Uğruna ölüp ölüp diriliyorum...


08.39 sonu,ilk yazılan mektupların köprüsü.
Hangi kadim kabir,hangi portal duyar iletir söylediklerimizi,
Ya fısıldadıklarımız,
Ya utanıp dilimizdeyken henüz susup çıkmasın diye ısırdıklarımız...