Işıldayan,kınından yeni çekilmiş tertemiz baltalara yansıyıp düşüyor masmavi gök,
beyazdan beyaz bulutlar süzülüyor usul usul yürüyüp geçercesine baltanın yüzü üzerinden;
bir sefere niyetlenmiş gidercesine...
Ser'den geçmiş çoktan göğe eren kuşlar,
göğercinler,kutsal satırların taşıyıcıları,
uçuyor tepesinde savaşa yürüyen tüm o kadim ruhların,
Ve kutsal şerbetini taşıyor otacılar mataralarında o çok uzaktaki cennet kapılarının...
Ağacımızın boğazına dayamışlar yepyeni baltalarını,tehdit ediyorlar sinsi bakışları ile tüm bu kutsal kadim toprakları,
çıplak ayak büyüdüğüm toprak rengim,çimenlerimin yeşili,
Kanımdaki yeminli kırmızı,akmaya hazır beslemek için seni,
bir damla su kalmayacak yalanı mevsim açmaz bu kulaklarda asla,inanma,
yarımdan ötemiz su içimde eğer ki ihtiyaç varsa,
ve korkma yürüyen bin kırmızı okyanus var ve nefes alıyor hala bu kadim topraklarda...
Uzan ağacımızın gölgesine,tırman dalına,sarıl anlat,
daima koru ve asla kestirme...
Bırak dolansın yaban domuzları dahi bahçende,beşerdendir nihayetinde,
lakin bir hain bile giremesin seyrine hayran toprağına bir ısırganını almaya,değil ellemeye bile...
Yeşilden öte sözler; yeşilden öteye sözler bunlar...
Alsın,ve uçursun ağzında bin diyara bu satırları tüm göğercinler...
09.00 Köleler,tanrılar ve hainler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder