30 Temmuz 2026 Perşembe

Sevda bir sevgilim

 
Yarım yanmalar üstüne.
Sevda bir sevgilim.
Aşk bir asrın günleri misali yağmur olur yağar düşlere.
Islanır et; hislenir gönül,islenir...
Siner sevda bakışına,gülüşüne...
Kokusu her elini savuruşuna sürünür nota nota bir bir ruhuna...
Hayaller ve günahlar ne zaman savaşmaya başlar,düşündün mü hiç...
Bulabilir misin ilk ne zaman çarptı kalbin,şu hakikat yurdunda,bu aşk diyarında...
Yarım yanmalar üstüne.
Sence rüzgar serinletir mi ateşi,ataşı,canı...?
Kurbanı sen isen şayet bu zevk-i ziyafetin...
Sevda bir sevgilim.
Savaşmak binbir kanımın suretinde.
Alem-i cihan bilir ki alamaz canımızı kılıcın yüz kesigi de biz istemez isek tenimizden ruhumuzu,
Oysa bir bakışın sokar kabre daha henüz yürürken al renkli kanlı canlı etimizi ve yeşilcek düşümüzü...


08.38 yarım kalan şiirler.iki.

Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna

 
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Onlarca kuş sesi var ağaçta,gökte ve düşte...
Göğün mavisi boyamış gezegenin mabedini gözlerimize.
Yemyeşil dağlar üstüne düşmüş senin gölgen sevgilim,
Tanrım kapanmış gözlerinin ardından yüzüne yaşamayı üflemiş...
Ve dudağından,dudağımın bardağına damlayıp dolmuş sonsuzluğun buzdan suyu sanki...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Şehrin kadim muhafızı olmuş şu karşımızdaki güzelim dağlar,
Kollarını sarmış bir üzümün dalı misali evlerden denizlerine dek...
Sorsan,denize girmezmiş...
Ayakları tuz kokusu incecik altın kumlar ve ıslak hala oysa ki...
Balkonda uçuşan kuru yapraklar ve salyongozlar,
Balkonda kocaman bir sevdanın,saklı görünmez toz topraktan miras bir sandığı var...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Herşeyi hissediyorum,ama her şeyi sevgilim;
Bir lanet sanki bu,
Bir kum tanesi konuşuyor kulağıma,
Bir küçük böcek,ve onlarca karınca anlatıyor her şeyi ama herşeyi bana...
Neden bilmiyorum...inan...neden,bilmiyorum.
Kim lanetledi beni,yada bu kimin laneti...
Ölümlü bir etim ben devridaim'inde sadece;
Ne Nuh'um ne de sultan benim Yusuf'um...
Bin alem aktı yağmurlarından üzerimden,
Ben bir damla su dahi yükselmeden imzaladım oysa kesik elimden,parmağımdan akan bir damla kan ile,
Ulysses paktını çoktan...
O zaman bu ızdıraplar söyle niye...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Ayakta durmuş,kabrimi izliyorum.
Ve heryerim andız otları ile örtülü ey güzel Tanrım.
Kokusuna tutunduğum,bir karahindiba beyazı misali uçuştuğum bir sendin oysa sevgilim,
Tek düşüm,kokusu şifa ölümsüz ölümlü cennetim...



18.40 güneş yüzünde batarken,göğün turuncusunu üzerine giymişsin incecik askılı bir elbise gibi sevgilim...üryan güneş utanmış senin saçlarının uçuşup örtemediği teninin toprağından,dağlarından...

29 Temmuz 2026 Çarşamba

pinocchio

 
Pinokyosuyum çam kokusunun,fıstık kozalağın,kederin,sızıları sırtlamış taşıyan ve hiç unutmayan şu hamal,filler kervanı kalbin.
Ve tahta bacaklarım titrer ve seni ne zaman görsem uzaktan...
Bana durmadan sevmeyi anlatıyorlar sevgilim,seni bilmeden...içimden doğup bir ömür beni yürümeden hiç...olur mu...
Pinokyosuyum çam kokusunun,
düş sazının,kurumuş iğne yapraklarından her adımda gelen o tanrı çıtırtısının...
Yaşamak,sert bi öğreti sevgilim,
Kimi döver,kimi ağlatır,kimi söver ve buna "öğren bunu,alış " der.
Pis yalancılar,merhametsiz günah sülükleri;
Ve üzgünüm,sülüklerden özür dilerim...
Yaşamak,sert bi öğreti sevgilim,
Kimi döver,kimi ağlatır,kimi söver ve buna "öğren bunu,alış " der.
Ve ders,sen öğreninceye dek sürer imiş...
Hadi lan oradan diyesim gelir tahta dudaklarımdan bazı; babamın hatrına susarım yalnız...
Önce edep,illa edep...
Edepsiz bir kalemim sol yanında,saklı cebinde oysa şimdi,
Dursam duramam,anlatsam anlatamam...
Cebinin içindeyim,tenine değen duvarına yazarım satırlarımı ve bir bir kimseler görmeden...
Teninde belli belirsiz ürperişlerin bağbanıyım istemeden üzgünüm sevgilim.
Pinokyosuyum çam kokusunun,düş çekicinin,umut testeresinin...
Ve tahta bacaklarım titrer ve seni ne zaman görsem uzaktan...
Açılmaz kapanmaz gözlerimde ne zaman bir kaşıntı tutsa hislerimi,
bir damla çam sakızı düşer yüzüme,tuzunu senden dileyen...
Bülbüller konar ince kollarıma,gönlümün dallarına sonra...
Şiirler şarkı olur,şarkılar türkü açar yüzünden yanağına ya...
İşte ben tam orda,orada bir çamım aslında...
Balım dudağına değse yeter,burnuna sevda kokusu esse,diline bir yudum şifa değse yeter; görev-i ömrümü tamamlamışım sayarım...
Pinokyosuyum çam kokusunun,sen yüzünün,bakışlarının...
Bana can veren o merhametin perisi,sensin.
İpsiz de yürüyebilen sihirli düşlerimin,bakışlarımın ilhamı sensin.
Kuklası kederim bu ipsiz nefeslerimin...
Toz toprak çakıl yolları usul usul geçen bir arabanın lastik sesi kulağımda;
Öyle köylü,öyle derinim...
Alışmak zordu yokluğuna,
ve tüm şehirlerden,şehirlerinden kaçmak gerekirdi,
Üzgünüm,sana itiraf,sevgilim.



09.51 teşekkür ederim pinocchio , Carlo Collodi...
Teşekkür ederim Geppetto usta...

Dört mavi bir'e düşer

 
Karşım deniz,
Dört mavi bir'e düşer.
İçimde bir savaş kabuk kırar,
Anası besler ve büyür o küçük civcivi kinimin,öc'ümün...
Kalkar gezegene kükrer sonra içimden şu garib dünler,
yakar volkanların yüreğindeki,ağaçta o baldan sakızını çamın,
Yakar yeri göğü rüzgarların ateşten ejderhası misali gözlerimde kardelen misali açan ve şu güzel sevdan...
Karşım deniz,
Dört mavi bir'e düşer.
İçimde bir savaş kabuk kırar,
Kim kimi affetse de farketmez,aslı hafifler; uçar güneyine sıcağına tüm eski dertler,kederler...


10.47 yarım kalan kahvaltının gölgesine bir uğur böceği konar şimdi.


* içimde yarım kalmış şiirler.

Korkma,şiirden çalmaz haramiler bile

 
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Seçemem şu iyi,bu ondan daha iyi,
bu daha olmamış,bırakıyorum diyemem mesela.
Gider koparmadan dalında ısırır yerim elmayı,limonu.
Bırakırım bazen dalında eksik,
bir kez ısırdığım altını,gümüşü sonra...
Sen kuşlar sanırsın,belki bir diğer masum,beşer-i mahlukat'tan...
Suçlama kuşları sevgilim,suçlama masumu ve o gariban çocuk dünleri...
Hepsi benim eksiğin,gediğin; içindeki kiyafetsiz tüm o üryan üşümelerin...
Hepsi benim tuzla yıkanmış göz yaşlarımızın...
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Yaşıyorlar ağaçlar da tıpkı bizler gibi sevgilim,
Kızıyorlar bazı duyuyorum,çocuk fidanlara "yaramazlık yapmayın" diye rüzgardan elleri ile,dal ile sevda ile...
Duyuyorum seslerini,fısıltılarını.
Fidanlar uyuduktan sonra,onların başlarını ince ince okşayışlarını,duyuyorum...
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Tutamam ellerini senin,dokunamam yüzüne ellerim titremeden ve mesela sonra;
Kıyamam...
Bırak arsız saatler kursun alarmını sabahına sevgilim,
Biz seninle öğlenine dek uyuyalım yazın temmuzun...
Korkma,şiirden çalmaz haramiler bile.
Hem kimbilir yine karşılaşırız belki bir rüyada yine yeniden seninle,
Ölsem de gam yemem bin kez dahi yoksan eğer tüm şu misal aleminde,
Onsekiz bin alem dem'iyim,
Gocunmam,soğutup bekletip ve es kaza bir yudum içmesen bile...


10.22 beklenilmez saatleri bekleyen,bir otobüs durakları bekçisi yüreğim...
ve işini yapmıyor hiç bir kuzgun artık sevgilim,söyle çürüyen düşlerimizi kim yiyip taşıyacak bir bir şimdi o kutsal alemlere...

27 Temmuz 2026 Pazartesi

Ateşe uçup kanatlarını yakan masallar,Dualar ve muhafızlar

 
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Yüzüm,dert keder...
Yüzüm,tozlar cennetinin yüzü soyulmuş ağlama duvarı.
Yüzüm,eskimiş,unutulmuş bir posta kutusu.
Satırlarını bekliyor gözleri ıslak gülüşüm...
Toz toprak yollar mabedim,sevişme durağım...
Bin zebraya binmiş süvari kedi,savaşa koşuyorlar rüyalarımı,benden izinsiz...
Yüzüm,seni bekleyen durağı eski unutulmuş bir sokağın,
Yüzüm,kapatılmış tozlanmış bir ibadethane...
Bir ışıklar süzmesi,uçuşan tozlar tarikatı...
Yüzüm,yüzünü yeniden bana dönüşüne bağlamış, kendini zincire vurmuş bir sevda radikal'i...
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Yeşil otlar denizim...
Kanbur balinam...
Bir zebranın yıkayıp astığı siyah beyaz pijamasını çalmış giymiş zürefam...
Hangi beşer koşabilir senden daha fazla,daha rüzgardan hızlı,söyle bana...
Kupa kralı babalar,kupa kızı sevdalar atlasım;
Bir sandalım,bir salım dahi yok; yalnızım...
Keşfim zor,seferim yarım,yürümez bin kervanlar diyarı kafamda bugün ve yarın...
Hava bugün güneş,hava kırk yada kırkbeş...
Bir ağaç gölgesine uzanmışım,
Başımın üzerinde sinekler,
Kuyruğumla kovalıyorum bir bir hepsini...
Süpürüyorum tüm düş katillerimi o uzandığım sıcacık toprak cennetimden...
Düşmüş,kınını çoktan savurup fırlattığım kılıcım,
onu dayayıp emanet ettiğim ağaçtan.
Sıyır basma elbiseni,söyle çeksin ellerini rüzgar üzerinden,uzan yanıma en taze,en üryan;
Bırak savaşsın,isterse de geriye kalan tüm gezegen.
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Kimseler umrumda değil artık.
O ezber doğrular,o bilim ve hiçbir şey yapmayıp yalnızca bizi izleyen şu günahkar yıldızlar ve tepemizde...
Umrumda değil inan.
Yeşil otlar denizim.
Kanbur balinam.
Sevda ütopyam.
Seviştiğimiz rüyalar,sabahı doğuran yıldızı çığlık atan yüzü sırılsıklam rüzgarların...
Kimi öpsem sen,
Kimi gömsem kendimim,istesem de,istemeden...
Dualar ve muhafızlar.
Ateşe uçup kanatlarını yakan masallar demliyorum gecelerime,
Uyutabilmek için içimdeki uyumaz çocuğu...
Asırlık paslı kafesinde,tüm sevişmeler,karanlık kafesinde kocaman,asla doymaz aç bir aslan...
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Gözlerim kapalı ardına kadar,
Kafamda bir sen hayali,çıplak ayaklı ıslak çimenlerimi yürüyen,
Bir kulağım cennetimi dinliyor,
Bir kulağım şu önümde kavrulan cehennemi...
Kimi çekip kurtarsam kahramansız hainiyim diğerinin,
Kimi öldürsem korkağıyım alemin,
kimi vursam kızdırırım azrail meleğini...

Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Ve sen uzanıp üzerime sıcak dudaklarınla uyandırıyorsun beni düşümde tüm cehennemlerden,
Açıyorum gözlerimi,
Ölümsüzlüğün tadı kokusu düşüyor dilimize dudağımıza o bi an,
Ve öpüşüyoruz hiç durmakSızın seninle bin cennetler boyu...


09.50 bir rüya gördüm bugün.

Sonra yüzüm sussun cevabını

 
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Patavatsız aptal dürüstlük anıtı yüzümde gülüşüm,
Ele verir,satar hemen yanakları utanıp kızaran kalbimi...
Hep dem içiyorum artık seni;
Beceremezdim hiç,büyüdüm sanırım...
İhtiyar gönlüm,çocuk fidanlar bahçesi ruhum kuytusu...
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Annemin harmanıyım; ekmiş,sulamış ve budamış beni...
Taze kekik,ve mayhoştur kuzunun kulağı...
Dağlar denizler sevişir öğlen güneşinde gözler önüne kimsesiz.
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Kaç dostu kazdım,kaz dostu gömdüm bilsen sevgilim;
Yetmez yetişemez bir dirhem bile yine de senin terazine,
senin yürek kıymığına,can sızına eminim belkide...
Başımız sağ olsun sevgilim...
Kim ölse kıyamet gezegenin adı,
kim kalabalıklara bıraksa bizi özgürlük diye açıp avuçlarını,
Adı cehennem bizi anlamayan tüm kalabalıkların arası...
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Hayat şöyle olmalı,yaşamak böyle...bilmem inan,
Aşk budur,şudur tiratları umrumda değil şimdiye dek yazılan çizilen beğenilip bağrılan;
Bırak çamura düşelim seninle elele,
Bırak yağmurlar terketsin ıslatmasın bizi,yıkamasın yüzümüzü,
Kurusun toprak ve çamur ayrılmayalım artık diye yeminler veren dilimizde damağımızda,
Öpüşelim susuşup biz sadece...
Toprak olup karışalım birbirimize.
İzin ver,
Kabrimizi; dudaklarımız,
kürek kürek gezip tüm gezegeni kapatsın binbir tat, binbir renk ile...


14.41 ve morfeus uzatsın elini; aşk mı sevda mı...? diye sorsun.Sonra yüzüm sussun cevabını; bir tek sen anlarsın...

Yanılmışsın albert

 
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Zaman,ne düz bir çizgi ne de bir spiral durmadan dönen.
Zaman,nefes alıyor tıpkı bizim gibi sevgilim,
Yaşıyor bizimle;
Seviyor,gülüyor,korkuyor hepimiz gibi...
Kırılıp küsüyor sırtını dönüyor hatta bazı.
Işıldayan ışıklı taşlar satıyor kuyumcular,bilmem ki neden...?
Güneşli bir sabahın denizine baksan oysa,daha güzel ve inan bu herşeye değer...
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Birileri yazmış,çizmiş diyorlar bizim yaşadıklarımızı;
Bir çocuğun oyun odasında,hayallerinden defterine yazıp çizdikleri imişiz biz belkide...
Kimbilir.
Her şey mümkündür,sevgilim.
Mucizelere inanıyorum...
Nuhun gemisi ruhumun hangi dağına tırmandı ve kurtardı beşer'i,
Dinozorları yiyen yutan göklerin taşları hangi yağmuru sürdü yüzümüze,
Hangi kıyamet öğretebildi bize güzel ölmeyi yada doğru yaşamayı,
İnandığım doğrular,tüm güzel yanlışlarımı yedi içimde sevgilim...
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Sırtımı döndüm güneşine.
Bağbozum,
Üzümler tiyatrosu,koruk düşler sahnesi.
Kornalardan çok ama çok uzak yerler,diyarlar...
Kimsesiz,kalabalık ve yapayalnız hisler ve mezarlar...
Zor iş,kolay değil,inan.
Tebrik ederim seni.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Pazarlanmış yalanlar,tüm o parlak ışıklar ile örtülmüş yalancılar ve soytarılar...
Çalıntı taçlar uymaz o soytarı baş'lara,
Mandallasan da,tokalasan da,yapıştırsan da,durmaz,
Tutmaz gerçek bir kralın adımlarını,nefeslerini ve bakışlarını,yerini hiç bir neden,hiçbir piç altın,hiç bir tunç;
Bağıra bağıra okusan da,nafile,ah o ezberlenmiş şiirler,
Tutmaz elini kimsenin bu kazdığınız uçurumlara bile kadar.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Tarih ? Tekerrür ?
Yada aynı sevdaya demir atmış ruhumuzun kadırgası,
Gözlerimizin yarı yıkık savunmadaki o kadim kalesi...
Kim kimi kesse kazanır yada kaybeder yarını,
Bilinmez,
Kadere zar atılmaz yada sakızı çiğnenmez merak edilen yarınların sevgilim...
Tanrı bir şair bence;
Yoksa bu kadar güzel yazamazdı hiç bir ölümlü düş seni...
Hangi "milyonlarca yıl" alır kırbaçlar ki beni şimdi,
Uğruna layık olabilmek için,diz çöksem,yalvarsam,
eğer büker mi yüzümü ve kemiklerimi söyle elinde fırçası ile şu yıllar...
Ne istersin sevgilim,lütfen anlat bana,
fısılda kulağıma,Tanrım mutlaka duyar...
Sırtıma dev beyaz kanatlar mı takayım senin için,
Bir fil kadar büyük ve güçlü mü olayım yoksa,
Karlara mı uzanayım hiç üşümeden seni sarabilmek için ve yahut,pamuktan kutbun ayısı mı olup uyanayım sabahımıza,söyle lütfen...
Arısı mı olayım bin yıllık balının,
Yoksa bir hücre mi olayım,
dudağında kalan bir damla suyunu deniz edip yoluna mı çıkayım kaderde sevda seferimin.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Yarın,hiç yok aslında...
Herşey bugün ve kutsal dünlerden ibaret.



12.29 fin.

26 Temmuz 2026 Pazar

o kutsal maviler

 
- söz ver bana,hiç bırakmayacaksın beni,bizi; ellerimi.

- çarşaf denizler üzerine yemin ederim sevgilim,
tüm o kutsal maviler üzerine yemin ederim,
Damarlarım üzerine,içinde erimiş gezen topraklar,dağlar,taşlar,lavlar üzerine yemin ederim sevgilim. 

(Söz ağızdan doğdu,düştü;tohum saldı kadim mezarlarda o kutsal toprağa...
can suyu düştü buluttan rahmet olup topraklara ve dudaklarımıza,hatırla...)


Sözü sen çiğnedin sevgilim.
Sözü sen çiğnedin çocuk...
Ve ben hala tutuyorum ellerimde sözlerimi...


20.10 soysuz akşamlar,unutulan yeminlerin işli sandığı soylu kalpler.

" bir şey değil..." mi...?

 
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Yazık,koca bir yazık...
Zamanın kumlarına tükürdün,bir ömrüm vardı oysa;
Ve hepsini süpürdün...
Ezbere konuşup gittin,hissiz,duygusuz; bizden çok çok uzak bi şekilde...
Sana benzemiyordu zaten o veda etmeye çabalayan kuklan hiç...
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Ve " bir şey değil..." mi...?
Yazık,koca bir yazık...
Soysuz ruhsuz arabalar kamyonlar ve bitmez yollar basıyorum şimdi kanıma,yüzüme,uyuşabilmek için hala ve hala...
Ama biliyor musun,yetmiyor yine de asla ve asla...
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Sen bikaç mevsim harcadın nefeslerinden belki;
Ben bi ömür bıraktım emanetine,unuttum üstelik,
Almadım da,dönmedim de bi daha geri...
Hoşçakal sevgilim,
Hoşçakal...
Ve sana çok teşekkür ederim.
Sen hiç görmedin,
yaşadın,yürüdün,güldün,ağladın,
gömdün canını candan söküp sonra...
çok canın yandı sevgilim,hissettim...
yaşlarını içtim her gece rüyalarımdan sana uçup...
Gün oldu,yarı'na düştün belki...
Yine de sevdin,denedin...
Yaramızdı;
Adı kabuk kaldırandı o durmadan kanayan kanımızda,ihanetinin...
Ben artık herşeyi gömdüm;unutuyorum.
Kutsal dualar atlası;
Kapat gözünü,parmağını bi yere koy sevgilim,
Seç en şanslı sevişmemizin yerini şu durmadan dönen mavi misket gezegende;
Haydi durma sevgilim,
Karadulum ol,
Öp beni ve al sensiz zaten değersiz şu sinek valesi canımı...
Hatırlamaz zaten kimseler beni...


19.38 unutuyorum bir bir her şeyi sevgilim.
Gün gelir kalmaz,son nefesime doğması gereken o tanışma anımız,
ve o alacakaranlığıma doğan güneş sesinin kafamdaki saniyelik hayali dahi sevgilim...

Hoşçakal.

Mavilere,mavilere,daha da mavilere

 
Sekizinci katından düşüyor et kemik kafesler.
Uçuşuyor kırılan kemikten teller,
Uçuşuyor kuşlar misali tüm ruhlar doğdukları yıldızın kalbine,
Mavilere,mavilere,daha da mavilere ve zifrine en zifrine o and vermiş fezalara...
Ve adını kıyamet koydum bozdan güvercinimin.
Senin cılız el veda'n,söndüremez içimdeki dağı,
gönlümdeki erimiş demirlerden kayalardan bu yana yana demlenmiş gocaman sevdamızı...
Yalanlar söyleme kendine,suskun aynan da hain ya bence,neyse...
Peki;
Uçuşur mu ruhlarımız da kuşlar gibi,
Ya da sırtına alır mı ikimizi bir serçe mavilere koşması gereken tozlu ve kadim kervanımızı...
Sekizinci katından düşüyor et kemik kafesler.
Uçuşuyor kırılan kemikten teller,
Uçuşuyor kuşlar misali tüm ruhlar doğdukları yıldızın kalbine,
Kim kimin mahşerini giyiyor bilmeden üzerine belli değil sevgilim,
İstese de,inanmış mış gibi yapsa da,yazık,
üzgünüm ama olmuyor üzerlerine...
Ciğerinden,ışık hızında küçük bir sivri çakıl ile vurulmuş bir kuşum Tanrımın dalından sanki,
Kan sızıyorum göklere,
Mavisine kızıl sürüyorum damla damla süzülüp ve göklerin güzel boz keten perdelerine...
Karıncalar izliyor beni,
Göklerde Tanrının sıcacık jetlerinden eşsiz bir festival var diye diye gösteriyorlar beni parmak uçlarından birbirlerine...
Sekizinci katından düşüyor et kemik kafesler.
Uçuşuyor kırılan kemikten teller,
Uçuşuyor kuşlar misali tüm ruhlar doğdukları yıldızın kalbine,
Ve adını sırat koydum hayalimde gözlerinin;
İsmini cennet koydum kızımın...
Hangi cehennem yakabilir artık seninle elele tutuşmuş yüreklerimizi...
Oysa hep bir balina olmak istemişimdir;
Bi at,belki bir aslan bile kimbilir...
Olsun,
Korkusuz bir bal porsuğu olurum o güzel yüreğin kovuğunun...
Boşver,üzülme sen hiç ne olur,
Varsın bal olmasa da olur...
Ben içerim kollarından,dallarından,avuçlarının içlerinden açan çiçeklerden gözlerinin sonsuz suyunu sırf yaşayabilmek için yine de,
ve yine de...



14.41 bıraktım anamın elinden işli mendilimi cebimde;
gözlerimden akanların kurumasına izin veriyorum yüzümün sarp yollarında kendi kendilerince...
Tuzdan sızılar ekip ekip uçuşuyorlar bir bir etimden şimdi kelebekleri gibi Tanrımın...
ve hangi tırtıl ısırsa beni yeşilimden,artık kızmıyorum sevgilim...büyüdüm; sanırım...

Ama hala,sanırım...

Bir bülbül ve gül'üne

 
Kimler sevişirdi bilmezdik,umrumuzda değildi;
Bunların ötesindeydik,
Ötedeydik...
Hissidaştık,alnım alnına idi,konuşurduk,
sohbet idik...
Duygudaştık,elele idik,yeterdi de herşeye...
Bilmem dünyanın dışını,susmuş dudaklarımızın ardından konuşur idik,
gözler varsa gözlerinden güvercinler uçardı zihnime,
Mektubunu taşırdı bir yel sonra ırak gönlüme.
Gözler de yoksa zihnime düşerdi tatlı sesin bir yankı gibi taa uzaklardan...
Kimler sevişirdi bilmezdik,umrumuzda değildi;
Bunların ötesindeydik,
Ötedeydik...
Yusufdaştık; kendi içimize,içimizde yusuf kuyumuza düşmüştük ikimiz de, 
arıyorduk kendimizi,arıyorduk elini uzatıp bizi çekip kurtaracak Tanrımızı o bizim kendi karanlık kuyularımızda,
bize ait nefeslerimizde...
Sorsan,belki,tutsa ellerimizden usulca bizi,
çıkmaz idik de geri...
Güvenmezdik kendi kuyumuzdan ötesine de,ötesindekilere de...
Kimler sevişirdi bilmezdik,umrumuzda değildi;
Bunların ötesindeydik,
Ötedeydik...
Zihindaştık...
Gönüldaştık...
Zehirdaştık.
Kabirdaştık ve hatta belkide...
Soy adım,üşüdüğün bir serin seherde omzuna örteceğim el örgüsü bir derviş hırka idi ve sadece...
Kimler sevişirdi bilmezdik,umrumuzda değildi;
Bunların ötesindeydik,
Ötedeydik...
Sevdadaş idik,
Bir bülbül ve gül'üne...



13.12 ölümün poyraz nefeslerine açılan yelkenler baharı.

25 Temmuz 2026 Cumartesi

Normative conformity

 
Salyangoz ağacı,kurumuş hayallerin dalları.
Susuz yaz yüzünde,yağmurun duasına çıkmış parmak uçlarım.
Merhamet,şahlanan atımın adı güneşe karşı;
Yine de dizginleyemez beni,
Mızrağımı savurduğum sarısı ölümün,darısı öğlenin...
Umrumda değil kim kimi sevmeli,kim neyi giymeli.
Hangi renge boyanmalı duvarlar,veyahut
Hangi ölüm daha şanlı Tanrının gözlerinde...
Salyangoz ağacı,kurumuş hayallerin dalları.
Kaç hançer savruldu ardım geri,yada kaç bıçak kesti sırtımda yarınımdan düşleri...
Susuz yaz dudaklarında,yağmuru içip gelmiş saklamış senin için dudaklarım.
Sevda,kırık altın kafesinde yine de uçmayıp seni bekleyen bülbülün adı;
Bütün güller boynunu bükmüş selam durmuş hepsi senin önüne,güneşine sevdalı günebakanlar gibi...
Salyangoz ağacı,kurumuş hayallerin dalları.
Hangi su,kanatabilir ki gayrı göğsümden söküp çalıp zaten sen kitabın arasında kalmış kurumuş kalbimi...
Yalancı yas'lar kenti.
Pahalı mezarlıklar ve satın alınmış göz yaşları.
Dualar ve dilekler...
Salyangoz ağacı,kurumuş hayallerin dalları.
Ve yemin,olsun yavru siyah kedimin adı...


23.56 and verilmiş ölümlerin kaça bölünür mirası.

22 Temmuz 2026 Çarşamba

Âlem-i misal

 
Aklıma gölgen düştü,
Aklıma kokun.
Misal âleminde elele tutuştuk,sarıldık;
Saçlarında yüzdüm bin ömür gibi saniyelerce,
gözlerimi yumup,seni içime kokundan çekip saklayıp...
Misal âleminde dudaklarımız eridi döküldü birbirine,tutuştu kaynayan demir misali,
kavuştu suya düştü bir oldu dilimiz,sözümüz...
Aklıma gözlerin düştü,
Aklıma şafak güneşi gülüşün.
Misal âleminde seviştik,kavuştuk;
Islak,çıplak tenine dayadım yüzümü,
Cenneti buldum gezdim,nefeslerimden daha henüz düşmeden;
Kandırmışlar bizi ey derviş'im,
Kandırmışlar bizi; aşktan,sevmekten yana hep...
Kaç maymunu oynarsa oynasın bu sevdasız dürzüler,
Umrumda değil yalanlar dolanlar,
ve tüm o yalancı fiyakalı dudakları o sahte bilgelerin...
Seviyorum,
Seviyorum,
Seviyorum...
Misal âleminde bu kaçıncı kabrim,
bu kaçıncı kürek dolup dolup üzerime yağmur olup dökülen şu ıslanmış toprağım...
Kaç ölüm daha hasret ekecek aramıza da kavuşagelecek ruhlarımız...söyle...
Misal âleminde oğlumuzu doğurdun sevgilim,
Kızlarımız seni esiyor rüzgarların taradığı saçlarından yüzüme yüzüme,
Gözlerimi yummuşum yine,
Cennetimi kokluyorum,ve durdurabildiğim kadar yavaşlatıyorum bu kadim zamanı...
Seviyorum,
Seviyorum,
Seviyorum...
Seni seviyorum...


18.18 biri seni yazıyor sevgilim.

21 Temmuz 2026 Salı

Biten aşklar kütüphanesi

 
Biten aşklar kütüphanesi.
Altı çizilmiş kitapların külliyesi.
Eski kitapların kokusu,teni ve fısıltısı.
Öpüşülesi düşler arefesi.
Atılamaz sararan vazgeçişlerin taşa yontulan mabedi...
Biten aşklar kütüphanesi.
Başın önde yerde izlenilen halılar ve motifler ve ilmek satırlar hazinesi;
Eski motifler hafızı bir kocaman sessizlik büyütüyorum içimde sevgilim.
Susulası anlar bayramı bir sabah ve yanıbaşında uyanıp yaşamak;
Olsun,
Olur ekmeksiz,olur susuz da,
Olmaz düşünsüz,
Olmaz sesinin hayali olmadan...
Biten aşklar kütüphanesi.
Işıl ışıl parlıyor inciler gibi karanlık gecelerdeki yıldızlar bir bir,
Güneş rengi bir öğlen ve maviden elbisesiyle efil efil süzülen bir deniz...
Yorgun,bin savaş görmüş,yara bere dolu şu tuzlu kayalardan yontulmuş elim,
Ey Tanrım,ey Hüdâ'm,ey kutsal Ah'ım,
Ne desen bayram,neyi sussan nisan-ı baharım...
Biten aşklar kütüphanesi.
Ve yaktılar tüm güzel kitapları,mektupları.
Yüreğim kitaphanesi.
Bir yangın yeri pazarı.
Ve yalnız bana bakan gözlerinde kurulu yaraya derman kutsal mabedim...



11.28 sallanan kavaklar akşamı,yüreği dolu rüzgarların kulağa ninnilerden beşiği.

19 Temmuz 2026 Pazar

Yörük valesi

 
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Tozlu sesim atar doğruluk naralarımı göklere;
Duysun beni tüm uzay farketmez,boşver hatta daha iyi...
Kim gücü bulsa saklı küpte,gömülü toprakta,
Sırla dövülü sözde mistik bir yüzükte,
Kölesi olur unutup kalbindeki tüm doğrularını bilmem ki niye...
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Toprak,sevgi,aşk...
Yağmur ile yıkarım senin saçlarını kül ile ovulmuş şiirlerim ile,
Toprak sürerim yüzüne sana en yakışan renk diye diye,
Su Yaprakları,çiçekler takarım saçlarına,kulağın ardına,ceplerine bırakırım mis kokan özgür kokular diye...
Şişelere hapsedilmiş üzgün parfümleri boşver sen sevgilim...
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Barış demiş,
Evlenemeyiz belki açlıktan doğru,
Ama mutlu düşeriz en azından kabrin yeterince derin kazılamamış dualardan çukuruna sevgilim,sen merak etme...
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Hesap kitap bilmem sevmede,
Hesap makinası,satranç tahtası yersiz bizce sevdada,devada sevgilim...
Sinek kupa bilmem.
Yörük valesiyim en eskisinden.
Bilmem gerisini,
Tertemiz sevdim sadece...
Çıplak geldim,
Çıplak gideceğim,
Dedim ya biraz önce de,
Tertemiz sevdim sadece;
Sevdim dedim,sadece...


11.10 aşk ve zaman üzerine.

Bilmemezlik iksirim

 
Bilmemezlik iksirim.
İç cebimde,kalbimin üzerinde,gizli gözyaşı şişemdesin ve daima sen...
Ah o lezzetli hala taze dalındaki cahillik,
Ne kadar da güzelsin,
Ey bilmemek;
Ey göğe hayran güzel bakmayı bilen gözlerim,
Neredesin...
Bilmek istemiyorum bu karanlığı,içimdeki her köşeyi,keskin taşı...
Ey ruhumun en derini,
Cennet ve cehennemin taş mağaralardan kuytuları.
İçimin uçsuz bucaksız topraksız karanlık suları,
Ey gece denizi,
Ey fırtınalı gecesi okyanusların...
Bilmemezlik iksirim.
İç cebimde,kalbimin üzerinde,gizli gözyaşı şişemdesin ve daima sen...
Avcumun içinde saklı tuttuğum sızım,o kadim kıymık;
Dilimdeki o sessiz kutsal yara...
Dilimin parmak uçları hep yanıbaşında ama dokunmaya korkar daima;
Yine de dayanamam,dokunurum ara ara...
Kanatırım dünü,kuruyan kabuklar üzerinden hem defa.
Bilmemezlik iksirim.
İç cebimde,kalbimin üzerinde,gizli gözyaşı şişemdesin ve daima sen...
Güç elimde,avcumda,saklımda aslında daima;
Yine de titrek ellerimden kainatı kaldırıp içemem,
Sırf seni unutabilmek uğruna,
Seçtiğin gibi o lanetli yolu,
Seni terkedemem,üzgünüm...
O kadar güçlü değilim hala ve hala...


09.54 sazını döven mızraplar diyarında,bir türkü mektup yazıyor sevdiği kutsal hatırasına...

* içimi saracak ferahlık,uzak narin boynunu uzat haydi bana,alnını teslim et kuşatmalara mahal kalmadan binlerce ateşi içmiş,senin için savaşmaya daima hazır dudaklarıma...

18 Temmuz 2026 Cumartesi

pervanenin kanad-ı kaderinde

 
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Cennet düşün,cennet düşüşün,
O elma ağacındaki dalın gölgesinde uzanan,
Ateşin üzerinde yanan o pervanenin kanad-ı kaderinde,
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Bir ağacın üzerinde aştığımız o denizler o okyanus,
Yaşımız on yada onsekiz...
Kaç gemi yaktın şimdilerde söyler misin,
Dağdan büyük gemilerini batırdın mı göllerde sen de.
Kalbine saplanan zehir ve derman,
Parmağa düşen demir,
Yüreğe değen dut yaprağı kokusunu tenine sürmüş o rüzgarın;
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Dağlara değen akşamlarda o turuncu güneşin,
Koştuğun yorulduğun öğlenlerin soğuk suyu,
Kapındaki yavru kedi'n,
Gül ağacında bülbülün,
Saklı defterinde balinan,
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Çayda dem'in,
Gözlerinde tuz ve nem'in,
Ve bir de o bulutlara asılı el değmez hayallerin,
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Kaç haçlı seferi,kaç şövalye yıkamadı beni,
Değmez dersin bir kalenin o yersiz fethi,
Kaldırılmaz kapıların kollarda yükselen göge uzanan nehri...
Mucizeler gerçek,
İnanmak lazım sadece,
İnananlar bahçesinde bağban ruhum,
Elimde toprak,elimde yağmur kokusu,
Ama yine de,
Ben değilmişim.
Benim sanmıştım oysa ki.
Olsun.
Olsundu.
Canın saolsun sevgilim.


17.45 merhametsiz yaşlar avlusu.emekli voltalar atlası...

the last seat on the bus

 
the last seat on the bus.
Ardına bakmak istemeyen korkak anılarımız avuçlarımızda çocuk.
Elimde dün akşamdan kalma,hepsi dem kocaman bir bardak çaydan bir deniz var;
Yüz yüz bitmez keder içinde yüzen zevkler ve yenmez zoraki balıklar.
Mavi mutluluklar denizi,
İçinde kahkahaların ışıldar ara ara güneşin elleri ne zaman değse ıslak saçlarına,
Küçük gümüş balıkları gibi denizin...
Uzansa da güneş parmaklarından senin göğüne,
her kelimeni beğenip dokunmak istese usulca o güzel dudaklarına;
Kıskanırım;
İzin vermem,
Kırarım elini o güneşlerin o zaman,
ve yahut diğer soysuz tüm yıldızlarını,
tepemdeki yalnızca o zaman sözde soylu bu fezanın...
O soysuz güneşe ateş etmem asla tabiki,
Bilirim ulaşmaz hiç bir küçük güçsüz mermi onun göğsüne,
Kılıcımı alır elime tırmanırım geceyi sabahına dek,
Kalbine saplamak için içimdeki sevda davasından sızan kinimi...
Kan,ter,gözyaşı gecenin her kum tanesi,
Yakalarım yakasından şafağı doğmadan o ataşlardan büyüğüm diyen kibirden güneşi inan son defa.
Kaçar doğudan koşa koşa batısına dört nala tek defa...
the last seat on the bus.
Ardına bakmak istemeyen,kendinden korkan kalbimizdeki şu sessiz cesaret,
Susadım; bir tas soğuk su uzatabilir misin bana sevgilim,
Şanlı tüm ölülerinin hayrına...
Tozlu çamur pencereler diyarında,
Kahramanlar pencere yıkar bu sıcakta sevgilim...
Islanır yüzünde,içinde bu bahane ile ve tüm yangınlar...
the last seat on the bus.
Tek bilet sevdalar,
Ne zaman ayrılık zamanını haber verse guguğun kuşu yada göklerde güneş...
Ayağını sürüyen,ayrılmak istemeyen şiirler yaprak büker,sahibine küser...
Sana yuva sıcağı kucak açar o anlarda sonra,
Bana,
the last seat on the bus.


10.58 cırcır böceği ve bülbüllerin dünya savaşında,uğur böcekleri ölmez sevgilim...

17 Temmuz 2026 Cuma

Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.

 
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Kırmızı ateşten değildi bizim aşkımız;
Hatırla,
Mavi ılık bir alevdi dudaklarımızdan üşüyen boyunlarımıza dökülen tüm o sevmeler...
Savaşlar olmadı o sene,
Vazolar uçmadı camlardan hiç güneye,
Çarpmadı duvarlarına aşk yuvası takvimlerin, düşmedi uçaklar hiç,saydım...,bir bir...
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Sebepli sebepsizlerden...belkide.
Okudum,çok okudum inan sevgilim o uzak hasretlerde.
Binbir kütüphane tükettim,kendimi de birlikte...
Tereyağlı margarin simitler,
Parası,hayaline yetmeyen yetişmeyen koca kalpli küçük çocuklar...
Vesile düşler tiyatrosu; dualar ve şükürler perdesi.
Kin dolu öğlenler soyunuyor gözlerimden senin denizine...
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Nefsimi zincire vurdum,bilsem de,
o batacak geminin direğine bağladım ruhumu,ellerimi bile bile...
Ne zaman sevişmek istesem seninle,
kırbaca verdim her nefesimi burnumdan ciğerime,
Yandı her nefesim parça parça içimde inleye inleye.
Ah aaah sevgilim,
Bir bilsen,
Bin bilmezsin;
Kim daha ak'tan buz dağı,
Kim daha zifir,katran karası bir bilsen keşke, 
o güzel yüreğinde...
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Ve öpmemi istemiştin seni üç kez belkide...
Bildiğimi bil o an'larını lütfen.
Kan sızardı her seferimde gerine dönerken çivilediğim nefsimin ellerinden...
Ah aaah sevgilim,
Bir bilsen,
Bin bilmezsin;
Kim daha günahkâr dualar ile mühürlü dudaklarında,
Kim daha sevap ve o güzel gözlerinde...
Bilinmez...
Karnıma yumruk atmıştın,iki defa.
Ve bir kez düştün tanrı dağından kanla sulanmış o yangın odalarda demir ocağı sıcak memleket yüreğime...


00.22 saat geç oldu uyu artık sevgilim.

15 Temmuz 2026 Çarşamba

düşünü boğan padişah rüyalar ve şehzadeler bahçesi

 
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Dayanamıyorum,bırakmak istiyorum ellerimdeki tüm bu sanki artık tonlarca ağırlığa ulaşmış sorumluluğu;
Ve sisifos ölmüş çoktan sevgilim...
İçimden bir ses tutuyor her seferinde beni,
"Sakın bırakma..."
Kaybolmuş tahtın sahibi,heybeti ve adaleti...
Yerden bulduğu tacı takmış boynuna ve birkaç soytarı,
Belli ki büyük gelmiş kafalarına tacın kutsallığı...
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Titriyor dizlerim,
Kutupta ağustos ve çırılçıplağım sanki sevgilim.
Tertemiz,saf,asil kadınlar yağıyor göklerinden tanrının yağmur diye üzerime,
Ruhların dansı,ıslak toprağın yağmurla öpüşen kokusu ve düşlerimde...
Susup izliyorum bir ağacın dalları altında bu kutsal yağmuru...
Ve ıslanmışım,üşüyorum sadece sen hayali ile...
Elimde destansı bir yemeğin ağır mı ağır tepsisi,
Kopuyor her adımımda kollarım,
Taşıyamıyorum artık,
Titriyor kalbim,
Kutupta ağustos ve bin asırdır hasretim sevgilim.



10.03 düşünü boğan padişah rüyalar ve şehzadeler bahçesi...

* Dev zelzeleler dünyasında kim serhoş yürüyor bilinmez sevgilim.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

Kurak ruhlar atlası

 
Hiç rüzgarlı bir günde kan kaybettin mi sevgilim,
Göğe taşırken seni düşmanların yarı ölü bedeninden,
Kanlar sızdımı teninden ılık ılık terkedip,uçuşup belli belirsiz yerlere savruldu mu rüzgara kapılan karahindiba tohumları gibi ve o kıyamet kızılı kanın...
Ey güzel kadın;
Ey doğrulama yanlılığım,
Frekans illüzyonum,
Baader-meinhof'um,
Ey asırda bir görülebilen cennet rüyamın ezberbozan tekrarı,
Göğe yükselen spiralim,göklere kazılmış tekâmül kuyum,
Yaşadığım kabrim,keyf-i kederim,çilehanem...
Yusufuyum düşünün...
Hiç rüzgarlı bir günde kan kaybettin mi sevgilim,
Göğe taşırken seni düşmanların yarı ölü bedeninden,
Kanlar sızdımı teninden ılık ılık terkedip,uçuşup belli belirsiz yerlere savruldu mu rüzgara kapılan karahindiba tohumları gibi ve o kıyamet kızılı kanın...
Ey Aşk'ın Rabb'i,
Ey kıyametin taşıyıcısı,
Ey bilmenin efendisi,
Hücremden al sök beni kırık bir tırnak gibi,
al sevdiğimin ruhunu nazikçe bir nar çiceğini öper koklar gibi,
Dök aşk'ın ışıl ışıl topraktan sürahisine nefesin ile bizi...
Amin.


08.55 ağlama duvarlarına tırmanan bir salyongozum yağmursuz çöllerden koşup gelen,kurak ruhlar atlası bir dünya,
peki yağmuru yoksa bu kadar nasıl ıslandı bu göğünde sana sürünebildiğim duvarlar ey Hüda lütfen söyler misin...

12 Temmuz 2026 Pazar

Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne

 
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Birkaç sararmış,unutulmuş,
bir çiçek gibi solmuş,kenarda gerçekten mutlu fotoğraflar...
Hangi vazoya koyulabilir ki bahar yüzünün çayırından uzanıp kopardığım gülüşlerin,
Su da döksem içine,yaşarlar mı acaba birkaç gün daha tıpkı yüzünde gördüğüm ilk anlarındaki gibi...
Yer değiştiriyorum koltukta,
Bana ait olmayan tarafına oturup uzanıyorum bazı yalnızlığımda,
Ağrılarım değişsin istiyorum bazen bazı bazı...
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Cümleler kurar yazar aklıma bazen şu güzel akşamlar.
Ağaçlar,çiçekler ve insanlar.
Masada dolapta güzel eşsiz güzel anlar ve siyah beyaz fotoğraflar...
Gün doğar,gün batar...
Yıldızlar dilekler dileyip uzak fezada mumlarını yakar.
Düşler yanar,içimiz ısınır,su kaynar,seninle dudaklarımız karanfilli çayımız kokar...
Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Saçımda yağan kardan düşer payıma bana dokunan birkaç beyaz...
Buz olur ocaklarda akşamlar,
Ataş olur içimde tüm kızgınlıklar,
An kayası kırılır çatlar,kum olur bileklerimizdeki abaküsten bir bir düşüp akar...
Gün gelir,kalmaz zaman...
Gün gelir,günsüz kalır gün...
Alnından öperim uzanıp o ipekten kaderini senin ve sonra,
Ve Allah rahmet eylesin sevgilim,
Allah rahmet eylesin.

Kurutulmuş güzel çiçekler üstüne,
Bağırmak ağlamak zor.
Ağaçların sızısıdır sevgilim;
Kağıt mendiller tükenir biter,
Mısralar kuştur sinenin saklı kuytusunda dalında,
bir bahar günü doğar,büyür ve güneye uçar gider...
Yazı böyledir...
Sen hangi kırık buğdayısın avcumdaki hayallerin,
Hangi kırık mısır, ekmek olur söyle ellerinin sıcağında...
Hangi kırık yürek yürüyebilir ki sahra'sını böyle susuz ve sensiz...


09.11 kapalı ışıklar ardının karanlık bir temmuz akşamında,sokak fener tutuyor önümüze gorelim diye rüzgarı sallanan perdelerimizde...

Gül,nar ve ahlar

 
Gül,nar ve ahlar.
Tütün kolonyası zengin düşler ve kanlı sevdalar.
Ateşe kılıç çeken ateşler,akrabalar.
Orman yangını hasretler,ayrılığı en güzel inanmaların imandan.
Sol yanımda zelzeleler yıkar kalbimi söküp göğsümden.
Gül,nar ve ahlar.
Kimi sevsem,mahşerin isi alevsiz usul usul üzerime siner...
Ruhumun saklanbacında,saklanmam senden asla sevgilim,
Yine de kimse görmesin bizi,
Elimi gösteririm sana saklandığım gizden kibarca,
Elimi tut yeter,buldun sayarım beni,bu kadar asır geçmişse de farketmez...
Akşam oldu mu unuttum,
Çağırdı mı annelerimiz bizi merhum pencerelerden sevgilim,söyle lütfen,uzaktaydım bilmem...
Gül,nar ve ahlar.
Ve beni ahlat'a gömen kokusu cennetin,
Meleğin eli değmiş,üzerine düş kokusu düşmüş elması tanrının.
Ve gözlerin...; yaşam suyum,bin yıllık ömrü iksirim.
Kapat gözlerini,öpüşeyim kutsal kapılarıyla bakışlarının...
Gül,nar ve ahlar.
Bereket kokan avuçların,dileklerimi serpip ektiğim o kadim tarlam,
Gözyaşlarımız suladı yağmur diye düşüp tutuşan ellerimizden filizlenen mısralarımız...
Gül,nar ve ahlar.
Saman müsveddeler ve vahlar...
Promosyon çizgililer ve tükenmez denilen yalancı kalemler...
Birbirimizi dileyen uykular,dilekler...
Ah o dileklerimizin ağacı,züccaciye kurdelesi umutlar sunağı...
Yatırlar ve mezar başları...
Dualarla yanyana oturmuş,fısıldanan dilekler ile nişanlanmış sevdalar and'ı...
Gül,nar ve ahlar.
Fethetmem gereken o köyünün adı neydi sevgilim?
Söyle kaç çölü geçsem benim olursun ey kutsal emanetim,alnıma kazınmış kadim sevdam...
Gül,nar ve ahlar.
Sevişsek yanar mıyız peki...?
Ya da unutsak yeminlerimizi ve birbirimizi,
kim gömer o zaman lanetlenmiş ölümlü zavallı bedenlerimizi...
Tut yakamdan beni savur salla fırtınadan kızgın rüzgarlar gibi,
Çek kendine beni,ve öp boğana kadar nefessizliklere mahkum et öpüşlerin ile beni...
Ah dersem namerdim,
Kaçmam sonumdan,sakınmam böyle bir mahşerden kendimi asla...



22.59 sevişen günahkar yeminler dağladı gözlerin dudaklarıma...ölsem ölürdüm titreyen dizlerime teslim olup hemen,ama yaşamayı seçtim,
beni yeşerten,cennetten çaldığına yemin vereceğim o kokunla...

10 Temmuz 2026 Cuma

boynumu vuran sultan'ım

 
Savaşsız bir elf köyü idi aşk sende bende sanki.
Kavgasız,sessiz...
Bin yıllık ömürler misali...
Turnusol kağıdı ile sırlanmış yekpare bir taşım içimde ruhumda ve ben sanki,
Kim gülse yüzüme başka olur rengim,kim tükürse başka,
Değişiyorum rengimi hemen,
Değişiyor tüm yazdıklarım da benimle renk renk her tada her kokuya göre başka başka bilmem neden...
Yazdıklarım yaşıyor sanki sevgilim,
Dur deli deme hemen,
Saçlarını taramamı istiyor birisi her akşam bazı,
Başını okşamamı geceleri uykusundan evvel bazısı,
Ve sarılıp ardından sımsıkı,öyle uyumamızı bazıları...
Yazdıklarım yaşıyor sanki sevgilim,
Dur deli deme hemen,
Her gün su veriyorum,diplerini eşeliyorum ellerim ile,yapraklarını siliyorum bir bir ellerinden tutarmış gibi...
Savaşsız bir elf köyü idi aşk sende bende sanki.
Kavgasız,sessiz...
Bin yıllık ömürler misali...
Turnusol kağıdı ile sırlanmış yekpare bir taşım içimde ruhumda ve ben sanki,
Kim değse elini bana içinde ekili hisleri ile,
Değişir rengim,
Değişir nefesim,
Ve değişir yazılanlar,yazılacaklar...
Çünkü nefes alır hisler,içimin yeşil çayırları,gönlüm...
Yaşar kuşlar gibi uçuşup güneye göç eder saman rengi, içi satırlarla dolup taşan içimden mektuplar ve zarflar...


11.42 boynumu vuran sultanısın şahım damarın.

9 Temmuz 2026 Perşembe

küçük mavi denizlerim

 
- neye sahibim ki adam,hiçbir şeyim yok sanki sanki...?


- ne cevabı pişirsem versem sana da,huzur bulsa burnun ruhun koklayıp sıcak dumanını içindeki çocuk huzurlarının bilmem.
Bilsem,yüreğim fırınında kızarmaya başlamıştı bile o cevap çoktan inan...
Senin laci okyanusların var herşeylerden dev ve büyük sevgilim; içinde evlerden büyük balinalar yüzen,ben bilmem,ve istemem.
Korkarım belkide.
Benim küçük mavi denizlerim var sadece,
paylaşırım istersen, haydi çık gel...



09.44 çok mutsuzsun be dünya; haydi gülümseyelim çatlasın kurumuş toprak misali dudaklarımız eskisi gibi, eskilerden...
yıkasın yüzümüzde acısıyla kurumuş tuzlu yaşlarımızı o soğuk,buz gibi umutlarımız durma haydi yeniden ve yeniden...

peki ya bundan maykıl cordın'ın haberi var mı

 
Bi kulağım müzik,bi kulağım açık pencerede kuş cıvıltısı sevgilim,
Sen beni severdin en kocaman hem de ya eskiden,
İşte o eskilerden...
Söylesene sen neredesin,gelip alayım seni yüreğim kovuğuna yeniden hemen...
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
Ya bugün ne kadar da mutsuz şu dünya,
Bisikletsiz öğlenler,sıkıcı sokaklar çocuksuz oyunsuz seslerden...
Çek bir şut kalbinin en güçlü yerinden bi yerlerden,
Kır penceremi,kahkahalar atalım yeniden ve beraber.
Sesi güzel şamanlar,gitarıyla sazıyla akşamın karanlığını örtmüşler sırtlarına bir hırka misali üşümemek için ve sevgilim;
Bir dip not yalnız sana özel sevdiğim;
Şeytanın gözleri kapalı,ve bir yan flüt var elinde bilmelisin,
Benim sırtımda kocaman keskin kınında bir ney asılı sevgilim;
And'ımdır hala,
Sus dersen,susarım bi ömür daha yine de sen istersen...
Benim içimdeki ateşi çalmış söndürmüş birileri sevgilim,
Üşüyorum tir tir temmuz öğlenlerinde dahi bilmem ki neden...
İçimdeki ateşi söyler misin tanrım kim çaldı.
Söyler misin peki rica etsem,
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
Herkes küstüm çiçeği olmuş bilmem ki neden,
Kimin yaprağına dokunsan kaçıyor kendi içine anlamsızca,bilmeden hemen...
Sus artık demeler yağıyor binlerce yüzbinlerce damla damla göklerden,ve susmuş şehirler...
Başı çatlıyor insanların dudaklarında her gün,
Her yer çatlamış patlamış kafalar ve kan ırmakları,koyu karanlık kan birikintileri sokaklarda bu dünya rüyalarımda şimdi sevgilim...
Bi sen bahar,bi sen leylek şimdilerde de ama inan,
Ama sev,
Ama yürü bıkmadan usanmadan,
Tıpkı eskilerdeki gibi lütfen sevgilim.
Söylesene,
O eski güçlü aslanlar kocadı mı sevgilim...?
O yangın dudaklarını söylesene şimdilerde kutbun buzları mı örttü sakladı...
Söylesene sen neredesin,gelip alayım seni yüreğim kovuğuna yeniden hemen...
Sen beni severdin en kocaman hem de ya eskiden,
İşte o eskilerden...

Yalnız o eskilerden...


09.23 peki ya bundan maykıl cordın'ın haberi var mı ? O güzel yirmiüçler kırkbeş giyiyor şimdi sevgilim...


* bu kaçıncı yeniler; modernize jet çimento şairler ve tarhanalar yaz'ından bi yerden...


Ne zaman seni görsem,sol yanımdan

 
Dökülüyorum bir bir,
Zamandan ufalanıp.
Saçımdan,düşümden,tırnağımdan,derimden...
Kaşımdan,kirpiğimden,satırlardan,hislerimden...
Dökülüyorum bir bir,
İşimden,aşımdan,köyümden,saçaklarımdan...
Kırlangıç yuvamdan,söğüt dallarımdan.
Dökülüyorum bir bir,
Gül yaprağımdan...
Mevsimim eylül,mevsimim ekim ömür takvimimden kopan sayfalarımdan...
Dökülüyorum bir bir,
Dağların eteklerini tırmanan yağmur bulutlarımdan,
Bileğimde takılı tik taklardan,ve zamandan...
Dökülüyorum bir bir,
Ne zaman seni görsem,sol yanımdan...


18.31 fin.

Başımda uçuşan küpler

 
Okuma bayramım.
Kalem kalem dökülüyor dilimden harfler.
Sana borçluyum herşeyimi.
Ancak şimdi görüyorum bunu.
Jilet kadar keskin kılıcımın kını,kıl çadırım,
Sadık dostum...
Başımda uçuşan küpler.
Güneşi,ayı,yıldızları.
Dönüyor herbiri durmakSızın.
Dönüyor hepsi yel değirmenleri gibi...
Okuma bayramım.
Kalbime asılı kırmızı kurdelem.
Okumayı söken sevmeler.
Sözler,nişanlar ve süngüler.
Delik deşik,tarihten,kutsal savaş dünlerden üniforması bir kahramanın.
Kılıcı ile gömülen asker atlar zamanı;
Göğsünde peygamber nişanım,
Susuz kalsa da yolundan dönmez inatlarım...
Altın,gümüş ve sikkeler...
Aynı kağıtlara yazılan farklı rakamlar ve şimdi tüm değerler...
Okuma bayramım.
Aşıklar zamanım.
Uzak memleketler vakti,vakt-i akşamım...
Dansa davet oynuyor suni tenefüsünde çocuk hatıralarım.
Okuma bayramım.
Başını eğmez kanım.
Başını eğmişler,düşkün atlaslar zamanı,
yaşadığımız zamanım...


18.12 hergün hergün sesini duyma çabalarım.

Sırtı kaşınan everestler

 
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Eti feda eden bu göğe yürümeler neden,
Ya bu yersiz aptal cesareti insanların,
Neden...
Dağ'a soruldu mu peki hiç,
"tırmanabilir miyim seni..."
Karıncalar yürürken üzerinden göklerine doğru kaşınıyor mudur peki bir ağacın teni...?
Kim kaşıyacak söyler misin beşiğindeki bebek zeytinin o yumuşacık sırtını...
Bu tırmanmalar neden...
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...

Bin kapılı mabedi'm.
Kuş misali uçsam dünyayı,sonra dönsem gelsem sana yeniden ve yeniden,
Düşsem pencerene,bin kapından birinin önüne,
Alsan beni son bir kez daha ah o cennetin kokusu sinmiş ellerine...
Saraysız tacım,
Düş yelkenim,
Umut kibritim,
Ağrı bezim,
Anam,sonsuz merhemim...
Aşk uğruna toprak yiyenim...
Kapalı kapım,
Anahtarsız kederlerim.
Bozulmaz toprak küpünde balım,
Yüreğim,küflü kovanım...

Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Düşsem avcuna,bir serçe doğsam uçamadığım yuvama,
Beni yine alır mısın ardıç yüreğinin o kutsal kovuğuna...
Ah aah...
Sırtı kaşınan everestler kadar kızgın düşüm.
Kim deniyor durmadan ama durmadan eteklerimden tırmanmayı sevgilim,
Ve neden...
Bilmiyorum,bilmeyeceğim...bilmem.
Tek bildiğim,
Bir sen...


10.16 vampirinin göğsüne tahta kazığını sapladı aşk.
Sarımsak kokan kazaklar akşamı...

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Sinene düşmüş rüyamda bir gül yaprağı

 
Su kesildi,
döküldü,ve yükseldi...
Buharlaştı kahramanların ruhu terkedip usulca o yiğit bedenlerini.
Su kesildi,
Canı gitti,bahçede kafası kesik yılan misali çırpınan ışıl ışıl ışıldayan hortumun...
Bir yağmur uğurladı ardımızdan dökülüp bizi,
Su kesildi...
Ve unuttum ezberimden düşürüp tüm o ebedi kinlerimi...
Yavru bir kanbur balina kıvrıldı ve miyavladı bana,
sokulup yanıma;
Adını çiçimamatoştik koydu göklerden kollarıma düşen soylu bir tanrıça...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Ve gözlerini yumdu ruhum,bir asır uyudu.
Kozmik takvimim,
Ey çarkı devran,
Anlatacak çok şey var,heybem dolu sana topladıklarımdan.
Sinene düşmüş rüyamda bir gül yaprağı,
Bulutlardan bir denizde yüzüyor bin gemilik bir savaş üzerimizde,
Altında kavuşuyoruz seninle,ve yürüyoruz mahşere elele...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Bırak beklesin başkalarının dilindeki cennetler,
Biz gidelim seninle öz ülkeme...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Zaman esti geçti farketmesi zor bir yel gibi yanımızdan sevgilim,
Yüküm ağır;
Sırtım,karnım,senden topladıklarım hep,
Ve koynuma sakladıklarımdan ibaret tüm misafirim,mirasım...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Hortumun boynu bükük düşmüş yerde,
dilinde son damla ve tek bir kelime...
İçimde sustuğum koca koca şehirler,
İçimde ılık bir nefes gibi tuttuğum taştan,çayırların şehzadesi bir köy,bir evim var...
Çağırıyor beni her sabah tanımadığım seherler sevgilim,
Bağlıyorum kendimi içimde yüzen gemilerin direklerine,istesem de gitmiyorum...
Yoksa kim tutabilir beni...
Hangi volkanın özünü içse de doyana kadar,
Hangi ejder kızsa da yakabilir beni...
Su kesildi...
Kurudu toprak.
Mühim değil inan bir asır da bekletsen;
Toprağın altında uyur,bir umut,beklerim gelişini...


09.25 memleket düşleri,yem verir kuşlara,hepsi kimsesiz.

7 Temmuz 2026 Salı

mavi gökler tarlası

 
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Boylu boyunca yerdeyim,dümdüz...
Don olmuş bedenim,kıpırdayamıyorum.
Ve kalbimi söküp çıkartıyor birileri,
Ellerinden akıyor,kırılmış bir kum saatinden dökülür gibi zaman; koyu kızıl kum taneleri gibi  içimden büyüttüğüm o kadim kanlar...
Artık tutunamadığın,tutamadığın zaman ve yaşam.
Bir damla acı hissetmiyorum,uyuşmuşum ama izliyorum kendimi,ve kendime olanları şimdi.
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Kapanıyor gözlerim,bir köy evi penceresi misali gözlerimin kapılarından ağır ağır,usul usul, gıcırdayarak bazı bazı,bazı zaman.
Ve toprağa kavuşuyor düşüp yere yarı cansız etim,bedenim.
Kalkmaya derman yok,
Ölmeye heves, göğsümün azığında belkide...
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Don kişotuyum sevda değirmenlerinin,
Yeller büyütüyorum biçiyorum çimenler misali mavi gökler tarlasından...
Favelasıyım karun'un,
Düşü bir karıncanın...
Dili dantel dantel işleyen kafamdaki düşünce,
Nasılsın iyi misin.
Canını yakıyor mu ejderleri kurutan ızdıraplar merhametsizce hala ve yine...
Uyutmaz düşünceler kuyusunda,bir sevda yusufcuğu...
Kim kimi çekse yukarısına etin,
Dilenecek yarınlarda bayat bir somun erdemi belli ki.
İnsan eti ağırdır,haindir çocuk demişti babam.
Ataş oğlu kılıç aramaz yanlışı kesmeye,
Yakar onsekizbin alemi yalnız bir doğrunun uğruna...


11.55 öğleni tutuşturan yakan güneş,
yaprağı boğan kurutan aş,
Sorsan açlık idi tek telaşı,
Yine de bolluk aldı aslan olsan da o yirmibir gramlık beşerden canını...

Mevzu bahsi sen

 
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Yer çekimini yok sayarım ne zaman yüreğinin ayağı kayar da düşer isen.
Lav yağsa gökten lapa lapa üstüme,yanmam gereği yapılmadı ise şayet.
Memleketin suyu olsan,denizi olsan köyümün,
mavi gezegenimin bulunmaz hint okyanusu olsan,
Kaynatmam seni o yazılı yüz'lerde asla,
uçup gidemezsin gözlerimden; izin vermem...
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Hasretler sulamaz,beslemez sevdayı o zaman mesela.
Birbirinin avuçlarında filizlenir yaprak açar büyür 
aşıklar,bir yağmur ertesini,ıslak toprakh kokar elleri sevenlerin o zaman mesela...
İçimde dolaşan bu gölge kimdir,ya bu kızgın hisler kime ait...
Eşitsizlikçi saygı'm.
Mevzu bahsi sen isen şayet değişir her kanun içimde.
Bilirim,yüreğim tektir de,ya bu içinde mekan tutan kimdir...?
Kaldırmaz o vakit sular,seller,denizler bizi...
Yüzemez balıklardan gayrısı sudan yolları;
Denizler ay misali, sen misali, yalnız şiirliktir...


10.28 fin.


*  "Eşitsizlikçi saygı" ifadesi,
Alâeddin Şenel'in  Bilim ve Gelecek dergisi için yazdığı "saygı ve tapınma" yazısından.

6 Temmuz 2026 Pazartesi

Yavuzuyum yüreğin çölünün

 
Oturmuşum tanrının şehrine,karşımda göklerden büyük iki dağ yüzüyor sevgilim.
Birine bakıp çiziyorum yüzünü etimin kağıtlarına.
Kızgın şişlerden daha can yakar kurşun kalemim,
Lavlardan,ve dahi güneşinden yüzünün...
Cenneti yüreğimiz heybesine saklamış çoktan Hüda sevgilim.
Ve acıkmanı bekliyor belimde sarılı o sıcak ekmek.
Şiirler ile sövüyorum seyr-i sefere,
Savaşlar ile ölüyorum hergün her gün yeniden,
Satırların ile nefes alıyorum son bir kez daha doğup belkide...
Oturmuşum tanrının şehrine,karşımda göklerden büyük iki dağ yüzüyor sevgilim.
Birine bakıp çiziyorum yüzünü etimin kağıtlarına.
Kızgın şişlerden daha can yakar sessizlikteki yüzün,
Lavlardan,ve dahi volkanların saklı kalbinden ömrünün.
Cenneti bir çocuğun avuçlarının kokusuna saklamış çoktan Canan sevgilim.
Ve seni bekliyor belimde asırlardır sarılı o sıcak hasret.
Şiirler ile sövüyorum sevda-i harbine,aramızdaki bu sahradan katedilemez denen kifayetsiz mesafelere;
Yavuzuyum yüreğin çölünün...
Kadim dağlar yüzüğüm,
Leydim,
Dövülemez çeliğim,
Gül yaprağım,
Biberiye yağım,
Hurma çekirdeğim,
Zeytin dalım,
Yavuzuyum yüreğin çölünün;
Seni seviyorum...



11.18 kutsal emanetlerimi sakladığım bir kuytudur sen hiç bilmesen de,yüzün...

Karıncaları eziyor çocuk adımlarıyla tufanlar

 
Beğenmek,beğenmemek...
Tek sorun bu mu sence de sevgilim,
...
Ah aah.
Bence de...
Karıncaları eziyor çocuk adımlarıyla tufanlar,
Atını tokatlıyor sevmekten çok çok uzak,aptal bir adam...
Kalbim sızlıyor çocuk,
Gözlerim damla damla ufalanıyor alevlerin arasındaki kitapları gibi ve babil'in...
Sevmek,sevmemek...
Tek sorun bu mu sence de sevgilim,
...
Ah aah.
Bence de...
Bir yağmurun sırası,koşuyor birbirine sevişmek için sümükten böcekler,
Düşler kayıyor usul usul kainatın göklerinden yağmurlar bir denizmiş gibi sanki üzerimize örtülen sevgilim.
Kim kimi sesleniyor,kim kime çağırıyor yaşamayı belli değil inan.
Ve hala aynı beşerde mahluklar,
Henüz ışıkların dahi açılmadığı bir gecenin karanlık odasında oysa,
herşeyi bildiğini sanıyor...
Ölmek,ölmemek...
Tek sorun bu mu sence de sevgilim,
...
Ah aah.
Bence de...
Toprak göğsünü açıp bağrına basar mı peki merhumluğumuzu,tıpkı bizi içinde büyütüp doğurduğu gibi...
Ey peygamber devesi söyler misin bana,masum sineklerin kanatlarını kimler koparıyor...
Kırmızılarını süslenip giymiş uğur böcekleri kimlerin dileklerini,dualarını uçup taşıyor,
Ya ne suç işledi ki affedilmez,hamamın böceklerine böyle her daim kıyametler yağıyor...


10.15 bir melek sonlanmasını istedi bu rüyanın.

4 Temmuz 2026 Cumartesi

sevişmek mi ölmek mi

 
- sevişmek mi ölmek mi adam ?

- hangi ölüm sökebilir ki beni tuzlu deniz rüzgarı sinmiş dudaklarından kadın,
hangi sevişme çalabilir ruhumu koparıp göğsünün kutsal bahçesinde,cennetin rüzgarına başını dayayıp sallanan ince narin dalından...

- sök beni benden yüzüp sıyırıp,iç ruhumdan özümü dayayıp dudaklarını buz gibi suyuma adam...

- üryan kalayım,al yüreğine çivile beni yak beni kül döksün ruhum,ruhuna essin rüzgarım...
denizine karışsın dökülüp savrulsun toprağına külüm...
Dudaklarına göm mektuplarımı bir bir yakıp,sonra tut öp beni kadın...

- sevişmek mi ölmek mi adam ?

- sevmek kadın,sadece sevmek ve sana gömülmek...


22.50 fin.

Butlerian cihadı'm

 
Teknokentler üzerine manifesto yayınlar martılar.
Namı diğer uçan,kanatlı simitçiler ve çöpçüler.
Butlerian cihadı'm.
Diyorlar ki yüzümüze tükürecekmiş deterjanlı ağızlarının sularıyla çamaşır makinaları,
Köpük köpük,mis gibi kokan öfke...
Diyorlar ki renkli dikdörtgen kutu kandıracakmış türlü yalanlar ile yüzümüze yüzümüze,öldürmek için bizi,
Sanki yeni bir şeymiş bu gibi...
Teknokratlar meclisi,kitap okumayan şu cahil zaman sevgilim,
Yılana sarılmak mı...,hah,
Kim denize düşse ısırır diğeri onu,
Kim ısırsa yamyam uyanışlarda kendini,
Kaçar oradan köpek balıkları dahi...
Yediğin sen olursun derler kadim atalar çünkü...
Diyorlar ki makina süpürgeler yüzümüze tükürecekmiş kirlerimizi,
İsabet olur,uyanır belki kimliksizliğimiz,ne dersin sevgilim...
Diyorlar ki plastik kalpler,et bebekler olacakmış eşler,sevgililer...
Yalanlara kurulu düşler...
Bu kadar mı sevmiyoruz artık birbirimizi ey insanoğlu...
Bu kadar mı kaçıyoruz tüm gerçeklerden,her şeyden artık,
Çok çok yazık...
Yazgısı cennet insan evladım benim...
Diyorlar ki gün gelecek elimizdeki cebimizdeki ekran hükmedecekmiş bizlere,
Sanki şu an çok farklıymış gibi...
Oysa ihtiyaç duyduğun herşey yüreğimizin heybesinde sevgilim...
Tüm kahramanlıklar,kazanmalar,o fıtrat,o tarihin zaten içine kazılı olduğu o kan o et...
Zaten senin,zaten sende,
Kullan kullanabildiğin kadar...
Teknokentler üzerine manifesto yayınlar martılar.
Namı diğer uçan,kanatlı simitçiler ve çöpçüler.
Butlerian cihadı'm.
Diyorlar ki aşk ölecek imiş,tarih silinecek...
Söylenmez ayıptır,bilirim,utanırım da ama,
Olsun,
...
Hasss...tir lan oradan...!


10.32 vampir makinanın kalbine ağaçtan mızrağını sapladı intikam isteyen şu susuz kızgın zaman.

* ve suyuna yıllardır hasret; çölünde, içine,kabuğuna sımsıkı sarılıp kapanmış bir tohum gibi seni bekledim ve hep özledim sevgilim...

3 Temmuz 2026 Cuma

Ölümün kemik giyotininde

 
Sonsuz mavi,sonsuz lacivert bi deniz içindeyim,
Tuzlu mu tuzlu yakar tenimi güneşin kırbacı,durmadan ve ardı sıra...
Sevdasız,nefessiz kalırım yorulup...
Batıyorum usul usul dibe doğru,
Kaldırmıyor artık sular bedenimi,tutmuyor elleri beni tuzlu mavinin...
boğulur dururum soluksuz sevgisiz ardı sıra.
Ölür ölür dirilirim her şafakta her gün bir kez daha.
Yorgunum,bin yıllık bin seferlik ölüleri gibi tozlu tarihin.
Sonsuz mavi,sonsuz lacivert bi deniz içindeyim,
Tuzlu mu tuzlu yakar tenimi güneşin kırbacı,
durmadan ve ardı sıra...
Sevdasız,nefessiz kalırım yorulup...
Sonsuz sonlar bahçesinde bir kuşun gagasında uzanmış hareketsiz gökyüzünü izliyorum tersimden,
Çirkin tırtılıyım cennetin...
Ölümün kemik giyotininde kafamın benden ayrılışını,saldım bekliyorum,
utanmasam gülümseyeceğim;
...
Gülümsedim...
...


12.10 sonsuz yürüyen merdivenler,koşan camdan kuleler,piramitler...korkak faniler otlağı...
beyaz gömlek hapishaneler...
delilerin free friday'i zaman...

2 Temmuz 2026 Perşembe

Uzak mesafe hayaletimsi etki'm

 
Uzak mesafe hayaletimsi etki'm.
Hey albert söyle bana.
Neresini keser bir hata ile sevgilim.
Canı yanıyor hala ve hala binbir kesikler ile yüreğimin.
Bende yürek var,sende kalp sevgilim.
Bilmem kimi kırar kalbin istemeden.
Domatesler aşkına,
Söyle kime ait sol tarafı adı o "yaşamak" isimli teknenin.
Uzak mesafe hayaletimsi etki'm.
Hey albert söyle bana.
Atomlar misali ayırabildin mi sonunda bizi...?
Ey katli vacib bilim adamı,ey kutsal el'li tabib.
Kimin canını yakıp fırlatsan da kainatın öbür ucuna dahi;
Diğerinin hem ciğeri hem yüreği kanar,yanar ve sızlar...
Uzak mesafe hayaletimsi etki'm.
Hey albert söyle bana.
Kuantum,tarıyor mu saçlarını sırları ile ışıldayan aynasında ve elinde o yalancı şimşir tarak...
Domatesler aşkına,
Söyle kime ait sol tarafı adı o "yaşamak" isimli teknenin.
Peki sevmek,bu kadar ucuz mu;
Yada satılır mı bin ışık yılı uzaklardan pırlanta bir gezegenin eşsiz sesi,şarkısı sineklerden bir pazarda...


16.29 kanımı içmekten korkardı tüm günahkar sinekler,mahşerinden dört nala kaçıp saklanan kaderlerden ve kederlerden uçup yükselip...

Abaküs öpüşmeler vakti

 
Yaşamayı seçen aptallar.
Kimsesiz ve düşsüz; yürüyen çürümüş etler kervanı bu masum zavallı gezegen.
Parmak hesabı yapıp yaşıyorlar şu avuçlarından akıp dökülen eşsiz günü.
Abaküs öpüşmeler vakti sokağın korkusuz akşamında zaman.
Yaşamayı seçen aptallar.
Tek mermili bir altı patlar dudakların oysa,
Çevir öp,çevir öp,çevir ve öp...durmuyorum,
Duramıyorum da asla.
Ölmem kumarında bu sevmenin ne kadar denesem,istesem de;
Dudakların bana sırtını dönmediği sürece sevgilim.
Yaşamayı seçen aptallar.
Güneşi soyunur akşam üzerinden ince askılarını usulca dokunup çözüp,
Üryan ıslak adımlarında yakar kavurursun beni gecenin karanlığında;
Üzerinde yalnız gecede denizin tuzdan tadı ve kokusu giyili kalsın sevgilim...
Yaşamayı seçen aptallar.
Anlamı yok yarının.
Dünü gömdüm toprağa can suyu ile sarıp sarmalayıp,
Kemik saksısında kalbimin her şey ve her yer.
Ve bugünü öptüm ilk filiz,yeşil yaprağın tomurcuğundan hiç düşünmeden uzanıp sadece...
Yaşamayı seçen aptallar.
Almış kalbini bileğinden kavrayıp bir beyaz ceketli şapşal,
Sayıyor tesbih tesbih nefeslerini bir bir boncuklardan,
Ve inanıyorsun ona,her yaşamak bu yada yaşamak bu değil dediği zaman;
Sırtımın zeherli hançer zamanı bu,istesem de asla kaçamam...
Yaşamayı seçen aptallar.
Peki neden bu kadar korkaklar.
Neredesin ey cesaret,
Göster bana bu yüzyılda yüzünü...


15.29 zamanın iskeleti.