27 Aralık 2010 Pazartesi

oysa geriye saydıkça sen...


oysa geriye saydıkça sen,
ben gerime uzanıyordum dahada düşüyordum özlediğim dünlere dudaklarınızdan çağlayıp düşen sayılarınızla.
zan etmek saygısızlığına cesaret edecek kadar küstah olamayan yürek çarpıntılarıydı oysa yaşadığımın adı;yaşam...
oysa geriye saydıkça sen,
geriye düştükçe saçın gözlerini kapayıp dayandığın taş duvarda,
ben yakalanma pahasını unutuverip susuyordum yanıbaşınızda...
dudaklarınızın fısıltılı sayışlarından düşüyordum yerlere...
yaşamım kadar serindi oysa sayışlarının dayandığı kollarında büyüttüğün
kazan/mak isteğin...
oyunun adı aramaktı oysa...
bulmak ,kaybetmek olmalıydı...
oysa geriye saydıkça sen,
köşebaşında ebe kaderine bir varis büyütüyordum içimde ben...
sen ise ;yüzümü ,saydığın duvarda tokatlamadan kazanamazdın bu oyunu değil mi.
bu değildi işte...
oyunsuz çocukluğumdan yetim sobelemelere uzaktan bakan...
yalnız kalan yalnızların parkıydı belki güldüğüm üç beş an...
pırangana vurulmuş boynu bükük ölümler,
özgürce düşemeyen mutsuz gülüşlerine giyotin,savaşan evsiz şiirler...
oysa geriye saydıkça sen,
son nefes kadar rüyaya düşüyordum gerçekte ben...

2 yorum:

üryan dedi ki...

oysa geriye saydıkça ben..
olduğum yerde sayıyordum..
oysa geriye saydıkça ben,
kimsenin ruhu bile duymadan ağlıyordum..

e.t. dedi ki...

elbet bir duyan vardı,olacaktı...
bunu hep biliyordun...
yada ıslak gözlerle ekmek kırıntılarını parmak uçlarından topluyordun...
dudakların,kelimelerin gırgırıydı belkide...
ademoğullarının düşürdüklerini cebinde kağıtlarına topluyordun...
fakat,
elbet bir duyan vardı,olacaktı...
bunu hep biliyordun...

oysa olduğunuz yerde sayabilmek için,biz savaşıyorduk...
üstelik bu savaşın adını mutluluk sayıyorduk...
ve ruhunuz duyup titremesin diye,biz ruhunuz bile duymadan ağlıyorduk...