30 Aralık 2025 Salı

Dudaklarında bir fısıltı dua'n

 
Benim tarlam harman sarı,
Senin dağların gelincik al'ı ,mor ve yaşamak gibi yeşil...
Yağsa yağmur tarar seninle saçlarımızı,
Ve kar yağar kırlara bembeyaz çarşafında çayırların sevişirken seninle biz...
Tüm etrafımız kar iken,
Tüm gezegen,bir karınca adımını kulaklarımıza bağıracak kadar sessiz iken,
Yüzümün ağacına bir dilek bağlar gülüşün,
Rüzgar eser gevrer dalları ruhumun,
Çıtırdar bir çiçek ve gün doğumunda gökten çalıp kendini maviye boyar.
Gün olur, gül olur ellerin,
Uzanır içine avuçlarının uyuyakalırım tüm yarınlarımı unutup...
Benim tarlam harman sarı,
Senin dağların gelincik al'ı ,mor ve yaşamak gibi yeşil...
Hatrımın sayfaları arasında kurutup sakladığım eski güzel bir gülüşünü aldım avucuma ve sonra,
kokluyorum şimdi avuçlarımdan seni,
Yapayalnız gölgesinde bir ikindi,
Unutuyorum herşeyi ama her şeyi,
Aklım sen,
Fikrim yalnız sen...
Benim tarlam harman sarı,
Senin dağların gelincik al'ı ,mor ve yaşamak gibi yeşil...
Dudaklarında bir fısıltı dua'n,ve ateşböcekleri yıldız yıldız gözlerimizde sevgilim,
Gece kar revan,
Gece sen sevgilim,
Gezegeni ben şu fezada,
gece sen...


23.41 fiN.

29 Aralık 2025 Pazartesi

soyu asil öpüşmeler kütüphanesi

 
- buluşur muyuz yeniden ne dersin,hiç bir şey olmamışcasına taze,
ve yeşil yaprak yeniden ?

- karınca ağzından düşermişcesine bir damla kıvılcım; nasıl yakar bitirir kocaman yeşilden bir okyanusu...akıl almaz...
ceplerimde çocukluğumdan katlı endişelerim var...
ellerim yangın iken,ayaklarım üşüyüp titrer her nasılsa bilmem; üstelik ikisi de aynı memleketten...

Korkuyorum seni,beklerken seni,sevişirken seni korkuyorum;elim tetikte,vurabilirim bilmeden daha kendimi.

Kim zengin,kim fakir umrumda değil inan;yere batsın yalanlarınız ve tüm saçmaladıklarınız...

Orman, bilmez kutsal bedeninden basılan ne sabunu ne de parayı mesela.umursamaz zaten bedava olan evleri kaç paraya sattığınızı ey yalancılar.

* rahatla biraz sevgilim,boşver,ne kutsalsın ne de peygamber.

00.03 soysuz yalanlar.soyu asil öpüşmeler kütüphanesi.

Mutlu arabesk

 
Mutsuz rock,
Mutlu arabesk.
Sekiz yıldızlı rahibeler tatil köyü.
Yabancı dilde yüz tanıdık ölüm izledim,
Yine de yüzde yüz anlamadım,
Boşlukları doldurdum hep,
Bi tanıdık ölüm etmedi hiç kimse,
Alkolsüz kokteyller ile yıkandı musalla'm.
Mutsuz rock,
Mutlu arabesk.
Sekiz yıldızlı ultra her şey dahil mahşerim,
Hoşgeldin kıyametime,sevgilim.
Durma haydi cehennemlerden cehennem beğen,
Tut elimi,
Koşalım sıcağımıza seninle eylülün göç eyleyen kuşları gibi...
Mutsuz rock,
Mutlu arabesk.
Sekiz yıldızlı kan kusturan taşlara oyulu manastırım.
İtiraf edilemez yalanlarım,
İçimden ölmeden çıkarılamaz günahlarım,
Mezarları kim kazıyor sevgilim,
Kim çalıyor ölü güzellerin üşümüş mor dudaklarını...
Mutsuz rock,
Mutlu arabesk.
Sen ne yaptın bana bilmiyorum inan,
Ara ara bulamıyorum,
Ne kendimi ne seni.
Sekiz yıldızlı her şey dahil mavi sıcacık kabrim,
Kim ölü,
Ve kim bu ölü beni usulca yıkayan,
Sıcak dudağıyla beni ölümden geriye çağıran kim,söyle lütfen...


23.48 derimdeki iz ,derindeki iz'i hatırlatırken.

yanan otlar denizi

 
Saat gecenin yarısı,
Ay kapatmış ışığını,
Zifir karanlık yaşamak,sokaklar ve seheri artık sabahın.
Sevmek,değil ki parlayan bir taşın yalan söyleyen ışıltısı,
Sızı,değil ki çıplak bir yılanın göğsümdeki ısırığı;
Sırtını dönsen,bir yangındır her nefes içimde bir türlü sönmez söndürülemez,
Kırılsan küs düşsen ve baksan bir çocuk gibi masum ve ağlak,
bıçaklar bin kıymık bıçaklar beni en derinimden...
Can benim,acı benim,
Kime sordum ki dediler deliliğimi bana,
Beni yüzüme tükürüp öpenler,uçsun ellerimden kollarımdan baharın uğurlu böcekleri gibi.
Ve,
Saat gecenin yarısı,
Ay kapatmış ışığını,
Zifir karanlık yaşamak,sokaklar ve seheri artık sabahın...


23.01 doymazlığın sandalı kürek salmış denize.yanan otlar denizi...düşler ve ah bitmez tükenmez şu tepemizdeki karanlık...

terketmedi kabrin beni


Güzelliğin külü,
Ey ruhumu yıkayan kara yangından toz,
Yüreğim tarafı,
Zayıf yanım,
Sağ yanımda bir aslan büyür,
Solum bir bülbül şiiri...
Kederin tenimde bi yakıp bi donan mum damlası,
Gül yaprağım,
Rengi bulunmazım,
Aç kaldım,susuz kaldım,
Ekmek dilenmedim;
Şifa balını emdim yüzünden,gülüşünden...
Öldüm öldüm dirildim de,
Sevdanı içtim yeniden uyandım,
Gülü bülbülü bildim,
Yağmur,toprak yazdım bizi...
Ey nazlı göğüm,ey bulutlardan gelinlik,
Kırk yıl oldu,yağmadın,
Unuttun,
Sarıdan sarı çölüm şimdi,
Aç kaldım,susuz kaldım,
Koymadı hiç,
Sensiz kaldım,
Develerim öldü,dikenlerim kurudu düştü,
Vazgeçmedim;
Sevdim seni...


22.19 haberin var mı...terketmedi kabrin beni...

uyuması gereken çocuk atlar zamanı

 
Keder kopmuş tırnağımdan bin sızı ile,
Düşmüş toprağa ince ince karışıp derinlere ip ip suretim,
Ezilmiş bin yıl susup,
Tunç tohumlanmış,krom çiçek açmış,
Çelikten yiğitler büyümüş kanat çırpmış ateşten göğüne kara zamanın.
Har ateşi emmiş çocuklar kutsal analarının göğsünden,
Ateşini doğurmuş yeşil yapraklar,
Savaşını zeytinler...
Keder kopmuş tırnağımdan bin sızı ile,
Düşmüş toprağa ince ince karışıp derinlere ip ip suretim,
Öpülmüş yüz yıl küsüp,
Bir mum sönmüş kan kaybedip,ve kırk mektup yanmış ihanete uğrayıp...
Kıymık çıkmış sızısının memleketinden utanıp,
Yürek yanmış mavi bir alev ile büzüşüp...
Keder kopmuş tırnağımdan bin sızı ile,
Düşmüş toprağa ince ince karışıp derinlere ip ip suretim,
Sevda bıçak olup bir fidanın göğsünde uzamış göğe,
Ve ağaç yemiş gümüş ışıltısında keskin çeliğini zamanın...
İnsan sarıldıkça canı yanmış yaranın,
Ve kalbi sızlamış güneşinde ışıldayan her yeşil yaprağın...

21.30 uyuması gereken çocuk atlar zamanı...ay süt içer mi masalından önce peki...

ve kırılgan kurumuş sarı bir saman güneşten

 
ahmed arif sevmiş sevgilim;
Biz gölgesinde ısırgan otu sadece belki,
Belki bir karahindiba tohumu bir nefesinin rüzgarına binip sonsuzluğa sürüklenen bir şiirin rüzgarından düşüp...
Aslandişim,üfleme çiçeğim,
ey kuru dalda renk renk kumaşım,kalbimden demli tek can dileğim,
ahmed arif sevmiş sevgilim;
Biz gölgesinde taşın tuzu,bir tutam kekik kokusu...
Belki çamdan damlayan sakız güzel yüzün,
Alır tüm acımı,ağrımı karnımın kelebek çayırlarından,
Ağaç kovuğum,yaban balım,
Gün döner yabangülüm,zaman dökülür değirmenin kollarından ey rüzgargülüm,
Biz taşın kovuğunda saklı bir eski anahtar,
zulada yaş taze bir sapan...
ahmed arif sevmiş sevgilim;
Biz gölgesinde bir ayak izi çamurda kurumuş,
Yağmur kokum,kar suskunluğum,
Mektubumda,en güzel satır...


21.15 zamansız sevişmeler.kibar olmayan sevmeler.ve kırılgan kurumuş sarı bir saman güneşten...

* Sana,bizden olmaz demişler;varsın bizden olmasın be sevgilim...

26 Aralık 2025 Cuma

yerçekimi silinmiş gökler

 
Önce avuçlarımı sıktım,
Toprak taştı dosta düştü.
Durmadı bin gün yağmur ardına koştu.
Kabri yemyeşil nergis koktu.
Dudaklar ıslandı,dil kurudu,dualar yaprak döktü.
Mısralar canına kıydı tabuta düştü.
Kullar yalan sardı kabre koştu.
Sitemler çığlık açtı,
Derdin sonsuz çölünde,
Atım çatladı da yere çöktü...
Kaldım yayan,kaldım üryan.
Gün terk eyledi,ay sindi.
Kaç derman yaprak kırdı dalından,
Kan bile vazgeçti al'ından...
Önce avuçlarımı sıktım,
Toprak taştı dosta düştü.
Durmadı yüz mahşer peşime düştü,
Bir gaz lambası idi kırık yüreğim,
Akşamın üç kelebeği alev'e üşüştü...


21.25 yerçekimi silinmiş gökler...okyanuslar uçuşuyor başımız üstünde...balinalar leylekleri mevsimimizin...süzülüyor zaman gözlerimizden kopup yüzen solgun bir yaprak gibi dalında...

25 Aralık 2025 Perşembe

tutup kainatın başını

 
Yaşamak...
Küçülüp küçülüp bir böcek kalmaktır;sonra baktığın yerden kocaman görünen,üzerine üzerine gelen ve seni korkutan o küçük nefesinden,tutup kainatın başını bir çocuk misali okşamaktır...
Amin.


22.36 nefesi kesilen anlar aşk'ı;o anlar ki durur tüm kainatta vakti zamanı.

gökte kabuk kırıp

 
Yüz bin kapıdan geçti gönlün ayağı da,
Bir yudum yüreğin eşiğinde düştü,takıldı kaldı.
Omzunun burnuma değip değip kaçan kokusu ki, 
dünyanın sustuğu yerdi...
Kapadığım gözlerimin ardı,hep,seni ezbere bildi.
Bin gezegen yandı tutuştu kavruldu da kainatında,
Yüzün bana döndü,bana baktı da,
Bu benim dünyam,gel yaptı...
Yüz bin kapıdan geçti gönlün ayağı da,
Bir yudum yüreğin eşiğinde düştü,takıldı kaldı.
Bin kainat okyanuslar altında kaldı da,
Bir gök dolusu yağmur küçüldü küçüldü de gözlerinden aktı...
Bağ yandı,buzdan bir rüzgar nefes aldı açtı,
Bin gül kurudu soldu da,
Bir ısırgan gülüşünde sürgün verdi...
Yüz bin kapıdan geçti gönlün ayağı da,
Bir yudum yüreğin eşiğinde düştü,takıldı kaldı.
Üç yumurta daldaki yuvadan düştü de,
Biri gökte kabuk kırıp kanat vurup feza'ya uçtu...


22.09 topukta kıymık yürümeler zamanı.saklı miras ahlar vakti.

Onsekiz bin aleme bile

 
Sen bu dünyada ulaştığım en yüksek mertebesin sevgilim,
Beni çok büyütmüşler;
Kafalarında,dillerinde,mektuplarında,
Ve kişisel zindanlarında...
Sen bu dünyada ulaştığım en yüksek mertebesin sevgilim,
Beni çok büyütmüşler;
Çocuk bırakmamışlar hiç...

Sen bu dünyada ulaştığım en yüksek mertebesin sevgilim,
Beni çok büyütmüşler;
Sığamamışım gezegene,
Sığamamışım,
Onsekiz bin aleme bile...


21.16 sensiz düş,sensiz çile dahi kifayetsizdi sevgilim.

külünü kokladım


Yüreğim içine bir hançer kesiği sakladım;
İçinde seni,dünü yazan satırlar yaktım,
Yandı,yandı,yandı...bitti sandım,
Sonra ağladım,eğildim külünü kokladım...
Boynuma muskadır dudaklarının iki yaka sıcağı,
Kim kaç yüz cüz yazmış bilmem,
Kim kaç duayı sarmış dili ardına saymadım inan...
Yüreğim içine bir hançer kesiği sakladım;
İçinde seni,dünü yazan satırlar yaktım,
...
Sonra ağladım,eğildim külünü kokladım...
Üşüyüp ölen çocuk kaldırımlardan sokaklar,
Korkup susup ölen çocuk savaşlardan dünyalar,
Özür diler mi peki patlayan geceyi korkutan tüm o bombalar,
Ekmek arayan dünyanın en güzel siyahı eller ile çocuklar,
Ah aaah sevgilim,
Her şey o kadar da önemli ki ikimizden,
Yine koşuyorum bir iyilikten diğerine soluksuz ve hala hiç yorulmadan,
Şaşkın bakıyor sokağın kenarındaki kedi bile,
Aslan yelesi kirli hırkası üzerinde,paspas,
o üzgün o tembel köpek de hatta,
Çirkin sesli martı,korkan gözleriyle o siyah inci gibi parlayan şu karga,
Ve sokak çocuğu bu üç beş korkusuz serçesi o küçük parkın.
Kaydıraklar,salıngaçlar ve ah tüm o güzel şarkılar...
Yüreğim içine bir hançer kesiği sakladım;
İçinde seni,dünü yazan satırlar yaktım,
...
Sonra ağladım,eğildim külünü kokladım...


20.28 mucize neydi.kim öptü sakladı saçların arasına aşk'ı.

23 Aralık 2025 Salı

yeşil yapraklardan denizlerin

 
Bir rüya düşer aylar sonra belki başımın çatısına,
Sen gelirsin belki çocukluğumun köy bahçesine,
Çeşmeye ineriz elele düşlerde çırılçıplak ayaklarımızla belki.
Asmadan koparmadan dalından ısırırız üzümleri,
kara incilerini yeşil yapraklardan denizlerin seninle belki,
Bir kedi küsmüş ikimize izliyor ufku.
Bir rüya düşer aylar sonra belki başımın çatısına,
Sen gelirsin belki çocukluğumun taş evine,
Taşlar,dikenler,buzdan soğuk yaz güneşine inat suların tam da yüreğinde ayaklarımız belki,
Üşür şimdi yalnızlığımız seninle.
Bir rüya düşer aylar sonra belki başımın çatısına,
Sen gelirsin belki çocukluğumun hasır örtü nar ağacı gölgesine...
Bir helke su taşırız kuytularına yamaçtaki evimizin,ruhumuzun.
Vakti seherde düştüğümüz yeşil otta,çimende.
Dudaklarının kokusu değmiş sinmiş dudaklarımın aklına,
Yanmış aklım,tutuşmuş rüyalarım düşüm,
Kaldım bi başıma biçare.
Bir rüya düşer aylar sonra belki başımın çatısına,
Sen gelirsin belki çocukluğumun umut rengi aklına, aklımın dam çatısına,
Bu kış katlı içimin çekmecesine,
bu kış naftalin,ve bahara Allah kerim...

00.33 yüzünde simetrik bakışmalar avlusu.gözlerinde hasret.gözlerinde hicran.

21 Aralık 2025 Pazar

sesine kurulu sabahlar uyanıyor göğsümde

 
Buzdan bir hava etrafımızda bir ocak sabahında.
Buz kesiği burnuma gözlerin,
Ciğerimde buzdan bir yangınsın sevgilim,
Dudaklarımız volkan yeri,içimizde yangın yaşamak,
Ve her nefeste bir vadinin sisi çıkar dışarımıza ağzımızdan,
Duman olur vadi'm bir çiğ sabahında...
Kalbimizde kızgın bir volkanın kızıl altın kanı ateşten,
Ve gözlerimde bir kar çiçeğisin sen...


06.46 sesine kurulu sabahlar uyanıyor göğsümde.

20 Aralık 2025 Cumartesi

kirli kadim taşlar çöplüğü

 
Ekmeğimden ufalıyorum sana günlerimi gecelerimi,
Kırıntıları topluyorum dudaklarının kenarından,
Birkaç kuş daha sebeplensin gün'den diye.
Adı "kıtlık" seni göremediğim günlerin nezdimde.
Köfte makarna bir çocukluk belki masada seninkisi,
Benimki yer sofrası,meşe odunu ocak çorbası,sac ekmeği sevgilim...
Keçi yolu keskin kayalar tuzdan ve kekik kokusu sokaklarım var sevgilim.
Çayırda çoban ruhum,ve kulağımda bir piyanonun notaları uçuşuyor.
Ekmeğimden ufalıyorum sana günlerimi gecelerimi,
Kırıntıları topluyorum dudaklarının kenarından,
Birkaç karınca daha sebeplensin gün'den diye.
Adı ıstırap; elime,uzun bir yol ardından gelip düşercesine konmayan ellerinsiz sevgilim.
Sobada mandalin kabuğu kokusu,petekte siyah çoraplar bir çocukluk belki sıcak odada seninkisi,
Dibi kül çölü bir ocakta dibine sokulduğum yüzümü okşayan alevin parmakları benimki.
Ekmeğimden ufalıyorum sana günlerimi gecelerimi,
Kırıntıları topluyorum dudaklarının kenarından,
Birkaç balık daha sebeplensin gün'den diye.
Adı sevda dilimin çekmecesine sımsıkı gizleyip sakladığım tüm sözlerinin...


13.38 mucize.şans.nasip.sihir.sevmek.minare.
yıkılmak.harabe.kirli kadim taşlar çöplüğü.
muskalı yalanlar.sözler.yeminler.unutulmuş her tanesi kopan tesbihin.hep aynı gece gündüz kovalamacası.hep aynı sevmek yürekte ruhta.

Pembe tüylü bir sevda güvesi

 
Hapislerde çürüyen kelimeleri var sevme'nin altın yaldızlı kağıtlarında gemilerin.
Ve hüsnü kuruntuları güzel pır pır eden kalplerin,
Pembe tüylü bir sevda güvesi dilin,
Üryan bıraktı beni lokma lokma yiyip ruhum üzerinden hırkamı.
Al işte çıplağım ve seninim...
Koy beni neresine istersen o kışlık mis kokan çekmecenin.
Üşümüş pencerenin yüzü örtülü perdelerin ardında.
Üç çocuk top oynuyorlar sokakta,
Ve adaletsiz hiçbir şey yok aralarında ve tek sayılarda...
Boğaz akıyor durmadan gencecik ve çıtır çıtır mavisine gururla,
Balıkçı amcalar kimbilir hangi güzel hatırayı çekiyor tuzlu sularından gezegenin.
Hapislerde çürüyen kelimeleri var sevme'nin altın yaldızlı kağıtlarında gemilerin.
Ve hüsnü kuruntuları güzel pır pır eden kalplerin,
Pembe tüylü bir sevda güvesi dilin,
Göğsümde kalbimin sesi üzerine kozalan ey pembe kanatlı melek,
Seni seviyorum...
Aniden,beklenmedik.
Durma sarılalım sevgilim.
Ve hiç ayrılmayalım.


11.41 bir sadaka taşı yüreğim; ve sen en güzel şiirini koymuşsun sıcak fırınından sanki ekmeklerin.O akşam tüm garibanları doymuş bu kocaman şehrin...

19 Aralık 2025 Cuma

elindeki plastik tavşan

 
Kaçak bindiğimiz bir tren yolculuğu elindeki plastik tavşan sevgilim,
Kaçmak için kullanıyoruz her seferinde,
Aslımızdan,kendimizden,bilmeden belki.
Yarınları bilsek,bir saniye bile ayırmazdık ellerimizi...
O kadar tatlı ki seninle bu kaçak yol,
Adı aşk bir sonraki durağın,eminiz biliyoruz,
İçimiz sıcacık,içimiz su kenarında taze kokusu ile bir defne yaprağı,
Utanıyoruz gençliğimizden yersiz,
Yalan yanlış öğretmişler bize yaşamayı hissetmeyi sevgilim,
Ne yazık onlara,
Ne yazık; şahlanan özgür eyersiz dudaklarına,üzerinden düşmemek için sımsıkı tutunan yapışan korkmuş dudaklarıma,
Ne yazık,düşünce öleceğimizi sanmamız çocukça oysa.
Kaçak bindiğimiz bir tren yolculuğu elindeki plastik tavşan sevgilim,
Kaçmak için kullanıyoruz her seferinde,
Aslımızdan,kendimizden bilmeden belki.
Beş yaşında bir çocuğum sanki gözlerinin verandasına ne zaman çıksam yüzünde,
Öpsem kızar mı annen,annem,
Dudaklarına diz çöksem kalsam yüzümü toprağına sürüp,
öylece kalakalsam yıllarca.
Cehennemler kabul eder mi acaba bedenimi,
İşte o kadar çocuğum yüzünün önünde,
Beş yaşında bir çocuğum dudaklarına uzanırken,annesinin memesine saatlerdir hasret bir bebek sanki yüreğim,ne zaman seni pencereden görsem...
Kaçak bindiğimiz bir tren yolculuğu elindeki plastik tavşan sevgilim,
Kaçmak için kullanıyoruz her seferinde,
Aslımızdan,kendimizden bilmeden belki.
Ve sen sevgilim,ne zaman ki unuttun bile bile bir masalda terkedip o tavşanı,
Biz varolduk yepyeni bir masaldan damla damla süzülüp yepyeni bir aleme...
Kaçak bindiğimiz bir tren yolculuğu elindeki plastik tavşan sevgilim,
Kaçmak için kullanıyoruz her seferinde,
Aslımızdan,kendimizden bilmeden belki.
Ve o üşümüş ellerin sevgilim,bir gar sabahı soğuğu durmadan seni oturup beklediğim...
İçlerine üflediğim,yanardağlardan senin uğruna derdiğim o sıcak nefeslerimin hepsi sevgilim,
sana özlemlerim...
Ah ah ve ateşler arasında üşüyen şu zavallı yüreğim.

00.32 dünün yelkovanları,yarının akrebi.

18 Aralık 2025 Perşembe

Dudaklarımda kağıt kesikleri

 
İçeride bin örgüsü saçlarının.
El değmesin sana nazar.
Bu ışıklar yalan sevgilim,
Üzgünüm thomas,yalan şehrin bu aydınlığı.
Önümüzü görmek değil tek dert,
Ya kalbimizi sıcağıyla dolduracak o güneş ?
Dudaklarımda kağıt kesikleri,
Kan revan kelimeler yuvarlanıyor dilimden,
Dudakların kanımı kesecek tütün yaprağı sevgilim.


15.34 durdurulamayan kan yağmurları.Ve benim karşımdan çıkıp gelen kırmızı şemsiyeli sevgilim.

17 Aralık 2025 Çarşamba

Ellerim yusuf'u kazağımın

 
Sen,rengarenk bir rüzgargülü yemyeşil ağaçlarda.
Ben,uçan kuşları kıskanan bir deniz kaplumbağası belkide senin denizlerinde.
Ellerinle kazıp ellerimi kuyulardan çıkardığın o an aklımda hala,
Ellerim yusuf'u kazağımın kollarındaki kuyuya itilen düşen...
Aklım bir tren olmuş sanki,
durmadan,o kemik kafesine özgür bir kuş misali kendini vuran çırpınan  küçük kalbinden taşan o heyecanına sarılan ilk nefeslerine gidip geliyorum...
Tuzda yürek,yanıp pişiyorum.
Elimden tutup beni çıkardığın kör kuyularımın karanlığına selam olsun,
Bilmezsin...
Ben orada yaşadım çocukluğumu,orada büyüdüm.
Kır bir at gibi taradım zifirde çocukluğumun saçlarını,
Öyle büyüdüm...


22.47 eski güzel günler çağırıyor bizi uzaklardan...FIN.

İyilerin pençeleri nerede

 
İyilerin pençeleri nerede...?
Kılıç gibi keskin dişleri nerede güzel insanların.
Dudaklarının kınına saklanmış ah o güzel dünler.
Ey Nardugan'ım,ey güzel bayram sabahım,sevgilim.
Dökülmez yeşil yaprağım,nefes alan çuvaldızım,çam kokum, 
sarıldığın gövdemden akan sakız tadım...
İyilerin pençeleri nerede...?
Kılıç gibi keskin dişleri nerede güzel insanların.
Herkesin kendi savaşları var içinde,
Peki ya dışımızdaki koca savaşlar nerede ?
Yalanlar dolanlar silahı olmuş hainlerin,
Bükülmez bilekler, yangın gibi delikanlar unutulmuş,
Geriye suyumuza zehir damlatan soysuzlar kalmış.
Dağlar yıkılmış ölmüş ne olduğunu dahi daha bilmeden...
Devir soysuz savaşlar devri,zaman korkak hainlerin zehri zamanı....
Ah aah tanrım;
İyilerin pençeleri nerede...?
Kılıç gibi keskin dişleri nerede güzel insanların.
O ışıldayan şiiri nerede kahramanların,
Nerede şanlı türküsü o korkakları pişiren kutsal ateşten savaşların.
Sırtlanlar toplanıyor gölgelerde,hain pususunda dünün.
Aslanlar hazır bekliyor,alınacak tüm intikamları hazır heybesinde...
Buyursunlar gelsinler,
Görelim bakalım kimde daha çok feda edilecek ölüm var,
Kaç çıplak ayak var yürüyebilecek bu kor ateşi görelim hanenizde...
Buyursunlar gelsinler...
İyilerin pençeleri nerede...?
Kılıç gibi keskin dişleri nerede güzel insanların.
İşte şimdi bileyleniyor yüreklerde kılıç gibi düşler...
Ben miyim en keskin,
Ben miyim en kör bıçağı bu onsekiz bin alemin...


22.06 bir savaş arefesi,bir bayram günü öncesi.kabrini avcunda taşıyanlar,cebine kabrinin toprağını dolduranlar...üç dua bir nefes,
Ve adı hayat ölmenin...

15 Aralık 2025 Pazartesi

Ilık dudaklarının kabrime çiçek açtığı topraklar

 
Kışın rüzgarı başka uğulduyor kulağımıza sevgilim.
Başka bir şarkı,başka bir türkü bu.
Bize ait değil sanki.
Başka küsüyor yaşamaya şimdi insanlar,
Başka seviyor bugünler yarını mesela.
Dogrular soluyor bir bir gözlerimizin dallarında.
Kışın rüzgarı başka uğulduyor kulağımıza sevgilim.
Başka bir şarkı,başka bir türkü bu.
Bize ait değil sanki.
Başka kırılıyor yürekler şimdi.
Başka sevişiyor elleri gözleri ruhunu unutan et yığınlarının.
Başka yaşıyor insanlar,
Başka ölüyor artık ruhlar bile...
Kışın rüzgarı başka uğulduyor kulağımıza sevgilim.
Başka bir şarkı,başka bir türkü bu.
Bize ait değil sanki.
Neden ey insan,
Neden tanrım,neden...

Ilık dudaklarının kabrime çiçek açtığı topraklar,etimi çürüten benden çalan zaman,ve bir sen hayali kalbime aşıladığım,ve suladığım sulandığım can suyu yüzün.

14 Aralık 2025 Pazar

Tête de Moine

 
Duydum ki süslenmişsin başka birine....
Vay bee...
Geçmedi hala,kalbimde durmadan kanayan bu eski derin yara.
Bir akşam üstü bir semtin o koca fillerin koştuğu koca yollarında,
Hatıran,geride kalan küçük bir keçede tüten bir ateş parçası,
İs kokun daima üzerimde...
Bir baykuş seslenir uzaklardan bazı bazı,
Çağırır beni senin sesinden gece.
Duydum ki süslenmişsin başka birine....
Vay bee...
Hakkın tabi,
Neden olmasın,
Neden olmasındı ki...
Yer altından notlar bitiyor yeşil filizlerde,
Yapraklar yazıyor aşkını taşına toprağına.
Gül dibine dileğim,
Islak toprağa düşen cemrem,
Utandığım tohum,
Ey sevgilim,
Duydum ki süslenmişsin başka birine....
Vay bee...
Tut yakamdan vur beni yerden yere istersen farketmez;
Ama bırak gözlerini bana,kalsın ellerimin içinde bakışların ne olur,
Gitmesin seninle bir kez olsun yüzün bu akşam,
Şu kainatta tek ızdırabım;
Bir mürid,bir keşiş belki hala peşinde,
Ve duymaz çalmadığım kapın beni,
Duymaz eşiğindeki sessizliğimi kalbin,
Ah aah...
Duydum ki süslenmişsin başka birine....
Vay bee...
Gereğinden erken öldüm,
Kimse duymadı sonumu üstelik sessizliğinin zikrinde...


01.18 saplı bıçağım,kalbim,ey pas tadım.

Kağıtta ayak izlerim

 
Kendimi unuttuğum zamanlar oldu.
Kağıtta yürüdüklerim.
Kağıtta ayak izlerim.
Silip elimle süpürdüklerim.
Kaç yağmur dağıtır,akıtır,süpürür yaşanılanlar mürekkebini.
Yıkanır mı kağıdın yüzü söyle sevgilim.
Ağırlaşan kim her gün ruhumda,
Bir ben var mı içimin dönen girdapları ardında,
Tanrının sifonunda kim suçlu ve kim masum bilemezsin,
Kimin rengi sahte değil gerçek,kim çiçek yaprağı,kim .ok bilinmez sevgilim.
Kendi kıyametini düşleyip süslüyor herkes,
kendi kabuğunu boyamaya çabalayan civcivler gibi.
Kendimi unuttuğum zamanlar oldu.
Kağıtta yürüdüklerim.
Ve kağıtta ayak izlerim...


12.17 sonunu bıçaklayan başlangıçlar.her terketmenin bir kokusu var çekmecemizde...

13 Aralık 2025 Cumartesi

ruh'dan kabre dek

 
Tanrıma sordum seni,
Umrumda değil bu kıtlık,bu kuraklık,
Su senin olsun,tüm aş'lar senin.
Genzime kadar doluyum inan,
Ah aah be sevgilim...
Beyaz örtüsünde yanmış çoktan avcum ocağım,
Hakk'ın rahmetine değmiş çoktan şubatım,
Haziranımıza Allah kerim...
Tanrıma sordum seni,
Umrumda değil bu kıtlık,bu kuraklık,
Su senin olsun,tüm aş'lar senin.
Böğrüme dek doluyum inan,
Hasret çok çok uzadı,
Al kalemi yaz kağıda vuslatı,çık gel sonrasında her akşamüstü gibi sevgilim.
Mektubu ver yada verme,
Üşüyen dudaklarını ısıtmak için tutuşsun uğruna dudaklarım.
Hangi cehennem söndürebilir ki sevdayı göğsümüzde,
Söyle ateş ateşi içebilir mi ?
Tanrıma sordum seni,
Umrumda değil bu kıtlık,bu kuraklık,
Su senin olsun,tüm aş'lar senin.
Öyle bir rüyasın ki,
Tüm uyanmalardan kaçıyorum ardı sıra gecelerdir inan,
Seni seviyorum.
Haydi durma öyle karşımda kayıtsız,
Tut ellerimi yeniden sevgilim.
Tanrıma sordum seni,
Umrumda değil bu kıtlık,bu kuraklık,
Su senin olsun,tüm aş'lar senin.
Bana bir sen yeter,taa içime düşen ruh'dan kabre dek...


01.01 seviyorum,öyleyse varım.

12 Aralık 2025 Cuma

kuyruğunu kovalayan kedi

 
Mavi bir gök var,
Yerler ıslak bir sabah.
Ölüm neden varsın bilmem,ne işe yararsın.
Etinden et koparan ey düzenbaz düzen.
Yüzü sıcak,dumanı üzerinde tüten siyah bardakları gibi tanrının,koyu bir gece aklımızda.
Mavi bir gök var,
Yerler ıslak bir sabah.
İnanmadığım savaşlar ve göz göre göre söylenen yalanlar,
Umrumda değilsiniz artık.
Sonsuz uykusundaki gözlerini yuman ah göğsümdeki kutsal yorgunluk,
Seni seviyorum.
Mavi bir gök var,
Yerler ıslak bir sabah.
Dünleri yürüyorum herşeysiz,
Bugünler sararıp düşüyor dallarından,
Yarınlar kim inan tanımıyorum,
Bir harf konuşmaya dahi mecalim yok kimse ile,
Gülümseyip susuyorum.
Cenneti kovalayan,cehennemden kaçan ey kadim ruhlar,
Ey kuyruğunu kovalayan kedi...
İçimde kızıl bir çam,bir bulutu uzanıp öpen yüzünü avuçlarına alıp,
İçimde balı kurumuş terkedilmiş bir kovan var...
Mavi bir gök var,
Yerler ıslak bir sabah.
Bir sen varsın,
Bir de sen...


09.37 ağzına tüküren kıskançlığı meleklerin.

Yüzümüzü yıkayan bir tas ateş


Ey bülbül ve gül.
Kartallar ve kuzgunlar.
Kurumaya mahkum güller üzerine yemin verelim.
Gel kıralım gagamızı,ikinci ömrümüze doğalım seninle sevgilim.
Yüzümüzü yıkayan bir tas ateş,
Ve cehennemden kaçarken ateş çitlerinden atlayan kuzular.
Satırlar ve satırlar,
Göğsümü baştan başa yaran bir akşam yanımda.
Esen saçlarının dalları arasından,
Kurumaya mahkum güller üzerine yemin verelim.
Gel kıralım gagamızı,ikinci ömrümüze doğalım seninle sevgilim.


19.08 akşamın yaprağını koparıp yiyen yamyam yeşiller...

10 Aralık 2025 Çarşamba

yürüyen merdivenler ve kaynayan makarna

 
Kaç kitap yazsam yüzülür şanımın teninden ruhum.
Kaç defa sevişsek öderiz diyetini içimizdeki hakkı yenmiş sevmelerin.
İntikamı kim yazdı sözlüğe peki,
Kim yüzdü kan dökmeden bedenlerden çalıp kaderin haklarını.
Soysuzlar kahvehanesi.
Siyah at,beyaz ay.
Kaleler ve kaleler...
İçimi kesen o har ateşin kınından çekilen kor nefesler...
Kaç kitap yazsam yüzülür şanımın teninden ruhum.
Kaç defa sevişsek öderiz diyetini içimizdeki hakkı yenmiş sevmelerin.
Al yanaklı dalların elini tutan genç domatesler ve soysuz salatalık.
Kırsam kaburgamda kemiğimi istemeden,
Ve çeksen içine içimi,bana sormadan hiç durmadan ağladığım cennetimi...


23.18 yürüyen merdivenler ve kaynayan makarna.

Masallar içinde masalcıklar

 
Masallar içinde masalcıklar açmış sevgilim.
Yalanlar içinde yalancıklar.
Kim tükürse yüzüme o gelmediğim cenazesinde hayallerimizin,
Öksüz kalır ılık dudaklarında o kutsal üşümeler ve cebinde o mavi tükenmez kelimelerin.
Avcuma düşen yangınları gözlerinin.
Ne kadar sarılsam,yetmesen ve sevişsek mevsimler devirerek ah sevgilim.
Masallar içinde masalcıklar açmış sevgilim.
Yalanlar içinde yalancıklar.
Sen bir aptalsın,
Buna eminim.
Bana gelirsek şayet,
Hainiyim tüm verdiğim sözlerimin ve kendimi kandırdığım inanmalar.
Titreyen dudaklarım,
Mars piramitlerim.
Sen bir aptalsın,
Buna eminim.
Bana gelirsek şayet,
Hala muridiyim boynundaki su kenarına uzanmış defne yaprağı kokularına sürülü o cennetinin...
Kabrim,kabrine kurulu kumdan saatimde sevgilim.
Bir kuşluk vakti kederi suluyor gözlerimi.
Ve ne zaman kavuştuğumuzun bir önemi yok inan,
Ölene dek sevişelim sevgilim...
Kabrim,kabrine katlı sevgilim.
Mantığı yok bu yaldızlı kehanetlerin heybemizde.
Düşler ördek yavruları gibi dağılıyor dudakların tenime dokunup beni tehdit etmez ise şayet sevgilim...


23.02 şanını satan gurur.

Kafamda şehirler

 
Kafamda şehirler dizili sevgilim.
Sıra sıra selviler muhafızı hayallerimde kinimin.
Kralların yalanları avutuyor ocakta ateşimizi.
Kafamda şehirler dizili sevgilim.
Şehirler altında yirmibin insan,
Kimi ölü çoktan,kimi yaşamanın en güzelini açıyor taç yapraklarından...
Kafamda şehirler dizili sevgilim.
Yıkılıyor aklımın kuleleri bir bir,
Yekpare kayalar bombalıyor gözlerinden yüreğimi.
Göğsümün bekçisi kemikten kafesim sanki.
Saklanmış kaderim karanlığına lacivert denizlerin ve gökte ay'ın.
Kafamda şehirler dizili sevgilim.
Ve ben bir bir yıkılıyorum bir dominonun taşları gibi.
Depremler yağıyor ardı sıra göklerden yüzüme.
Her adımı titriyor kabuslarımın.
Kafamda şehirler dizili sevgilim.
Kurşuna diziliyor çocuk cahilliğim,
Al'ı geçip terkediyor soğuklarını turnalar misali üzerimde beyazdan gömleğim.
Ve güneye uçuyor tüm mısralar uçuşup kafamdan göklere...

Kafamda şehirler dizili sevgilim.
Ve şehirler altında yirmi fersah tüm kan kaybeden sevda kokulu tarihim...

22.41 seni sen geçen saatler bileğimde.

yaşamak pergeli ve pelikanlar.

 
Babinski refleksim.
Korkmayı kaybettim yüreğimin iç cebinden.
Düşürmüşüm zamanın tüm sayaçlarını gözlerimden.
Zamansızım artık.
Kaybolan adaları var yüzümde okyanuslarımın.
Nereye gitti o eski sevmelerim,
Saklı mektuplarımı kim sakladı çalıp benden.
Robin hood'uyum tüm şiirden ormanların ve aşkların.
Babinski refleksim.
Kramp giren sevdalarım göğsümde.
Sisli bir akşamın ardına saklanmış gözlerimde ay.
Bulutlar yetim, ve geriye kalan tüm karanlıklar öksüz sevgilim.
Babinski refleksim.
Kalbimde kimsenin okumayı bilmediği bir dilde bir mirassın taşlara kazılı...


22.13 yaşamak pergeli ve pelikanlar.

6 Aralık 2025 Cumartesi

içimin kırmızı denizleri.

 
Bir iki üç.
Göğsüme saplanmış adaletin koca kılıcı sevgilim,
Zar zor yürüyorum,
Beyaz göyneğim kızıl bir mahşer şimdi,
An kaybediyorum mütemadiyen,
Göğsüme saplanmış adaletin koca kılıcı sevgilim,
Bileti kesilmiş gidişimin çoktan,
Bir gar sessizligi tek ezgisi ayaklarımın.
Ve ben yalnızca,
Seni düşünüyorum.

Bir iki üç.
Göğsüme saplanmış adaletin koca kılıcı sevgilim,
Zar zor yürüyorum,
Aklım,içinde kıyameti büyüten kaosun kabuğu şimdi,
Gelen her tık sesinde okunmuş alametlerini içiyorum.
Cennetin ve cehennemin civcivleri sarmış etrafımızı,
Hangisi güneş hangisi gece inan artık seçemiyorum.
Ve ben yalnızca,
Seni düşünüyorum.


Bir iki üç.
Göğsüme saplanmış adaletin koca kılıcı sevgilim,
Zar zor yürüyorum,
Yaralarımın kuyusundan göğe doğru şimşekler gibi yola çıkıyor dört nala kanım,
Ve ben avuçlarımın tasına asla sığmayan ve sığmayacak içimin kırmızı denizlerini son çırpınış,çocukça bir umut,doldurup doldurup geri içiyorum...
Faydası yok biliyorum,
Fıtratımda yok üzgünüm,vazgeçmiyorum.
Mahşer meydanı kalabalık,çok kalabalık sevgilim.
Güçsüz düştüm,kan kaybettim,an kaybettim,
Sen kaybettim,
Karardı gayrı gözlerim,
Düştüm kaldım dizlerim üstüne.
Umrumda değil lokmama düşen hangisi,
Yaşamanın orucuyum;
ya cennetin balı ya cehennemin alevi,
Susuz dudaklarım,ve sözlerde kahrım,
Ve ben yalnızca,
Seni düşünüyorum...


10.27 dante'nin cehenneminde kendi etini pişiren tanrılar ve insanlar...

* Üç kıtada dalgalanır suretim ve kinim.

* dik dur çocuk,tanrı bizi korur.

Terminal lucidity

 
Terminal lucidity.
Ey güzel yüzlü habis.
Aklımın sana son reveransı,vedası.
Her şey,dün gibi.
Dans et gözlerimle,benimle güzel kadın haydi son kez.
Unuttum yalanını bırak terket.
Cehennemin sıcağı ve güneye uçan göçmen kuşları aklımın.
Sen rüyalarım.
Kulak çınlamalarım.
Başımda ağrılardan şehirler.
Terminal lucidity.
Ey güzel yüzlü habis.
Tabağında bir dilim bir film sahnesi.
Bir yudum içilmiş,artık üşümüş bir çay bardağı.
Masamda kelimeler,kırıntılar.
Masamda kozasından çıkmayı bekleyen uyuyan mısralar.
Ve kanadında kainatın renkleri dökülüp karışıyor birbirine sevgilim.
Kanadında ayaklarımız yerden kesiliyor.
Terminal lucidity.
Ey güzel yüzlü habis.
Kalbim ellerinde,kan revan,ve kopmuş göğsümdeki kovuğundan yaşamak.
Avuçlarında atıyor yaşamım işte,kırmızıdan da kırmızı bir cehennem yokluğun ömrümde.
Ve son buluyor her şey ne zaman değse süzülüp omzunun kokusu zihnime.
Kokun,unutulan her saniyeyi bulup,tutup kolundan getiriyor önüme.
Temizliyor üzerindeki tüm çöl kumlarını bir gülüşün...
Terminal lucidity.
Ey güzel yüzlü habis.
Aç kollarını yeniden sevgilim,ebedi kabrime uzanmaya geliyorum.


16.29 unutulan her şey.düşen tohumları toplayıp gömen sincaplar ormanı aşkımız.ve yağmurlar,ve yağmurlar...düşlerimiz filiz verip yeşilleniyor yeniden ve yeniden asla yorulmadan sevgilim,ve ıslak toprağın kokusu ardından doğuyor yemyeşil bir güneş ayaklarımızın göğüne.

Terminal lucidity.

Dilim başka benim

 
Dilim başka benim.
Sizinkinden okuyamıyorum dünyayı,duyamıyorum şiirlerin sesini.
Yirmidokuz harfli gezegende,
Ben,her gün kainatı geziyorum...
Harfler kayıyor karanlık fezada kuyrukluyıldızlar misali üzerimizden,
Biz dilekler tutuyoruz güllerimizin dibine.
Bir bardak su dökülüyor dudaklarıma sonra,
Akıp gidiyor tüm heyecanlar içimden ruhuma oradan göğüne yüzünün.
Susuz kalıyorum sana,denizi güneylere uçup gitmiş kumların çölünde.
Dilim başka benim.
Sizinkinden okuyamıyorum dünyayı,duyamıyorum şiirlerin sesini.
Geçemediğim çöllerin mecnunuyum şimdi,
Susuzluktan ölüp dudaklarından taşıdığın bir yudum su'da diriliyorum her seferde...


13.44 susuzluk,aşk,elmas paradoksu.

Harfler ülkesi

 
Harfler ülkesi.
Sevmeler atlasında parmaklarımız ucunda adını bilmediğimiz bir şehir.
Yanağının dudağının sıcağı,boynunun ılık bahar kokusu.
Regülasyon tema'm.
Ve aklımın son vedası hatrımda yüzün.
Harfler ülkesi.
Sevmeler atlasında parmaklarımız ucunda adını bilmediğimiz bir şehir.
Baş harfi sen,yolu uzun bir memleket sevmek göğsümde.
Aşk ki,etimi ovduğum külü bir dere kenarında her gün yaşamayı yıkadığım bedenimde.
Havada vurulan göğercinler düşer bir yağmur başlangıcındaymışımcasına üzerime,tane tane damla damla.
Kan bile damlamaz uçuşan tüylerin ölüm festivalinde ve kanatların cennet hafifliğinde...
Harfler ülkesi.
Sevmeler atlasında parmaklarımız ucunda adını bilmediğimiz bir şehir.
Tut elimi haydi,duraksama hiç,
Kaybolalım seninle hiç telaşsız bilmediğimiz sokakların sessizliğinde.
Tek duyduğumuz nefeslerimiz olsun birbirimizde.
İçimizin mutluluk kıkırdamalarını karıncalar saklasın yerdeki adımlarında.
Kaçacak saklanacak yer kalmasın hiç bir yerde,
Şehit düşsün uğruna bütün plastik tavşanları bu dünya çayırının.
Ve ben dizine uzanayım bir vapurun öğleninde,
Ölüp yeniden dirilebilmek için sayende...


13.20 melekler bebek olur mu hiç demişsin,oysa ben kollarımda büyütüyorum seni...

3 Aralık 2025 Çarşamba

siyah yağı sevişen satırların

 
Bindim etime suretimin,
Pedalını çeviriyorum adım adım yaşamanın, çocukluğumun o tek bisikleti gibi.
Yaş on,yaş otuz,kırk,elli,altmış  belki her an her şafakta.
Bir ömürlük geceler doğuruyorum güneşsiz karanlıkların sisinde bir batında.
Sırtını dönmüşsün,
Zafersiz kalmıştım oysa,
İçimde kahrından ölen bir komutan terketmişti sanki beni,
Ben ise yapayalnız,ardından,rüzgarın değmeye kıyamadığı saçlarında senin denizini izliyordum,
Fersah fersah memleketini kokluyordum omuzlarının kıyılarına çarpan o tuzlu deniz kokusu saçlarından.
Her günü bitirmeye çalışan çabalayan bu düzen bu fıtrata inat ben,
Gözlerinde zamanı durduruyordum bileklerinden çivileyip gözlerimde şu kainatı...
Bindim etime suretimin,
Pedalını çeviriyorum adım adım yaşamanın, çocukluğumun o tek bisikleti gibi.
Ve zinciri atar yüreğimin iki güne bir,
Ellerim kan revan,ellerim siyah yağı sevişen satırların...


08.12 bir ozan ölür ve bir kuş kırıp yumurtasını doğar etine binip cehennemine...

ruhunu tacından uzanıp içeyim bir sinek kuşu gibi


Ah sevgilim,
Mühim değil,bırak sevişmeyelim.
Uzan yamacıma,ellerim dolaşsın başında çıplak ayak,saçlarını tarayayım,
Nar kırayım avuçlarımdan sana,
Aksın kızılırmak gibi kızıldenize kadar sevmek seni.
Yeşil yaprakları yırtılsın nisanın mayısın genç dallarından baharın,
Sararsın ekimi gözlerin bana her ağlayışında,
Ben dökülen yapraklarını toplayayım yüzünün arnavut kaldırımlı sokaklarından.
Ah sevgilim,
Mühim değil,bırak sevişmeyelim.
Nar kırayım avuçlarımdan sana,
Aksın avuçlarımdan sıkıp dudaklarına eğirdiğim kızıl kıyamet yüreğimden o damlalar,
Sinsin geçmesin üzerimizden,
değsin kefenimize tenimize kan rengi binlerce şehit damlası ile dalından ağırlaşıp yere uzanan kıpkırmızı aşk,
bulutunda biriken bir yağmur gibi...
Ah sevgilim,
Mühim değil,bırak sevişmeyelim.
Nar kırayım avuçlarımdan sana,
Suyu diline damlasın düşsün,
Ben ruhunu tacından uzanıp içeyim bir sinek kuşu gibi...


22.59 dilden kırptım,dilden eğirdim ipini idamımın.sevmek; ayaklarımın altında yaşamamı isteyen o inatçı taburesi gözlerinin...
Ve ben seni gülüyorum en son dileğim diye sessiz yüzümde sadece...

"bir kağıt kesiğisin" ey yaşamak

 
Pasifize nefretler karhanesi.
Senin olmayan etlerin köle kasabı,
Ne kadar adisin ey yaşamak...
Paslı prangalara sürülü çürüyen eflatundan ayak bileğin...
Zamanın ter kokan çamur yüzlü hırsızı.
Ve yazık,kaybedecek hiçbirşeyi yok ruhların bugünlerde.
Sevmek,daha büyük sevmek,daha da büyük sevmek...?
Hangi arsız yarışın ödülü bu boynundaki beşi bir yerde,
Güçsüz soluk sarı bir demir uğruna satılan her şey.
Kainata değişmem seni,uğruna tutuşurum da açmam bir daha güneşe gözlerimi...
Üşüdü dudakların,
Ve güneye kanat çırpıp göç etti benimkiler...
Buluşamadı mevsim bir türlü,soyunamadığımız sararan her yaprağa yazılı tutuşan sönen her sayfada...
Yüzdüğüm her farklı sıcak dudakta,
bir fırtına,bir amansız rüzgar,bir hain hatıra kafamızdaki o durakta,
titrer içim kemiklerim,vurur dalgalar etime kemiğime dek çivileri gibi bir peygamberin;
Ve ben sana dönerim hep kapanan ıslak gözlerimin ardında her şafakta...
Pasifize nefretler karhanesi.
Senin olmayan etlerin köle kasabı,
Ne kadar "bir kağıt kesiğisin" ey yaşamak...
Etim,ruhumun kanlı sıcak kefeni.
Vealeykümselam,
Seni seviyorum.


21.52 üç dua bir pişmanlık duvara asılı boynumda.