Avucumda bir çivi.
Bir dağ başı,kan kızıl küçük bir krater gölü.
Hangi günahın falakası bu,hangi günahın sopası.
Ellerime kim ekti bu kutsal tohumları ki,
Işıldıyor yüzüne değen parmaklarım,
kalbine altın damlalar saklı karanlık kuyular gibi...
Avucumda bir çivi.
Pırıl pırıl pırıldıyor,yeni doğmuş annesinin göğsünde cenneti emen tertemiz bir çelik gibi...
Sandalsız bir kan deryası,
Ve kadersiz pabuçsuz adımları...
Acılar sızılar denizi ve zıplıyor katil balinalar dahi mutlu mesut yunuslar gibi...
Avucumda bir çivi.
Bahçemde saçları yıllardır kesilmemiş çimenler ve
Peygamber develerinden hislerimi sırtlamış taşıyan kervanlarım,yeşil kumdan çöllerim var...
10.40 pembe panjurlu mavi pencerelerde rüzgar ile süzülen güneşli gümüş pırıltılı ipek ağlardan örme bir evim var; bir dut ağacı ve iki sincap komşularım...güneş ısıtıyor yüzümü,ve seni düşünüyor yüreğimde selviler...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder