Ak saç tellerinin sararıp düştüğü evimin kaldırımları...
Düşlerin süpürgesi temizler her gün tüm dünleri.
Balkonda kocaman bir saksı; içimde,
dalları yaprakları sararmış kurumuş bir fidan,
Ve onun da içinde umuttan,yemyeşil sürgünleri var...
Kuşlar,kuşlar ve kuşlar var gözlerimde uçuşan,
Ne zaman eylül olsa güneyde salonuma uçarlar...
Eski bir binayı yıkıyorlar,kuşuna böceğine sormadan...
Nereden baksan bir işgal,bir katliam...
Ve sen ki;
Djed sütunum,
İçimdeki saklı arş'ım,
Sen ki;
Beş bin yıllık mezarların üzerine gözlerini her gece kapatıp uzanan,
Düşlerden bir ipek yolu,sevda parkı,cennetin ihtiyar tozlu ağacı ve kutsal beton merdivenleri bir aşk tapınağının,gözlerimde sanki...
Artık kısa şiirler yazmaya çabalıyorum,
Bazen buduyorum da buduyorum o kocaman açmış yeşil kollarından bir ağaç misali cümleleri,
Yine de,
Beceremiyorum kısalmayı,
Ruhum,yürüyerek üç ay süren araç çıkmaz yolların ardı bir yerler ülkesi...
Zerre zerre döküyorum derimi,bir yılanın istemese de dökülen hıçkırıkları gibi...
Nereden baksan bir işgal,bir katliam...
Ve sen ki;
Beş bin yıllık ruhumun,uzanıp kazıyorsun kazağım kolunda yusuf kuyumdan sana teslimiyetini,
Ve bulup bir ay'ın ışığı ile yıkıyorsun kurumuş bin yıl olmuş o çamurlu yüzünü,
Zehirlenmesek bari diye korkuyor avuçlarımız bazı belki,
Yine de ilk ve olacaksa da son kez olsun diyerek içimdeki yeminden koza kırıp uzanıp öpüyorum seni yüzünün sol cennetinden...
Başka kelime dolduramaz içini o tanınmaz huzurun güzel kokusunu...
Ve üzgünüm,
Affet beni.
Şiirim babil'in uçsuz bucaksız bahçesi;
Bacaklarından kesilmiş yuvasından koparılmış merhume bir buket ölü soğuk çiçek misali,
sadece üç beş satır,bırakamazdım inan o kutsal kucağına...
Dedim ya,
Üzgünüm,
Affet beni.
Şiirim kerbela,elini sımsıcak tutan sahradır,
Sen diyar-ı istansın,istanbulsun,
Ve sevda; devesiz,yolsuz,dev demirlerden kuşsuz,
ve hatta pabuçsuz,ömürde bir,yürü yürü bitmez tükenmez kutsal bir yerdir,yolculuktur...
11.22 fedakar kutsal ızdıraplar ve dikenli tel yarası hatıralar ikindisi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder