9 Ağustos 2026 Pazar

Devri sallasın zelzeleler

 
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
belki kendimi görmek istemememdi tek neden,bu halde gözlerinde,
Emin değilim,bilmem...
Kimsesiz düşlerin evine sığındım gizlice,
Domates kokladım kestim durmadan,
Kendimi yememek için zor tuttum kendimi,
Ağzımı kendimden başkalarıyla doldurdum.
Önümde tabağım,önümde yalnız şiirler.
Ve iştahımı çaldı sirenlerin acı sözlerinde açan, güneşlerden doğan tüm o güzel güpgüzel dünler.
İnan hiç kaçamadım,başaramam kaçmayı asla,
Cesaret,yakalar beni terli boğazımdan kan revan,
göğsümden koşup günlerdir aç bir aslan gibi.
Sonsuzluk bir havuz değil içine girilesi sevgilim,
Sonsuzluk bir öpücük sadece; 
tadı,kokusu yalnız sana ait sana dair,
yüzyıl akılda kalan,aklında yaşayan bir is kokusu an tadı yalnızca,
bir sana ait,bir sana dair...
Kimselerde olmayan başka.
Aklım,kafam,fikrim sen.
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,belki kendimi görmek bu halde can yakıcıydı belkide emin değilim inan.
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Bekliyorum seni rüya rüya her gece...
Gelsen de gelmesen de,
Bir umut kibritin,hiç yakmasam da elimde,
şu soğuk coğrafyasında yaşamanın,
inan ısıtıyor içimi.
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
belki kendimi görmek o gözlerde,cehennemdi bana,bilemiyorum...
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Bekliyorum seni andız otlarının kokusu okşarken bahçende yüzümü...
Kirpiklerim dökülüyor bir çam yaprağı misali önüme şimdi,bilmem neden...
Ben mi yaş alıyorum,
Yoksa yaşlar mı benden intikam,inan bilmiyorum.
Devri sallasın zelzeleler sevgilim.
Ayağımız sağlam bassın sevda toprağına yeter.
Kaç kat çıkabilirsin ki şu gezegeni bilsen ve istesen de zaten.
Çıkma,
Toprakta kal...
Hangi alemin basamağı senin gözlerin,
Kaç basamak koşalım yada nefes nefese sonsuzluğu soyunalım üzerimizden söyle sevgilim.
Ey meşe közüm,sütüme elin sür,arınayım;
is'ini sür yüzüme,yüreğime ne olur...
Ey hüdâ'm,
İçimin bozkırı,
Önce aç kurdumu doyur,kuşumu,düşümü,muhtacımı...
Kalırsa bir lokma kır,bayatlar dökülsün dilime, olsun;
Kalmazsa da can saolsun,canan varolsun...
Ey dehayı saran sarmalayan büyüten zorluklar,
Anlama manâ kaynatma,boşver,
Bil ki o dev kepçeyi tutup da karıştıramazsın...
Şimdi bir çukurun kenarındayız;
Son bir cüret yine de kuş olmuş atıyor demir ocağı har yüreğim dalında,
And olsun;
Yine de asla ümitsiz değiliz,ve kalmayacağız da, sana söz...
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
Oysa insanın cehennemi ateş değildir çocuk...
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Hangi makama çıksam gördüğüm yine o yörük; kendimim;
Kendimi bekliyorum,
Bunun nedeni ne inan bilmiyorum...
Yada,
Söylesene ben ne zaman öldüm sevgilim...


05.24 güneşi doğmamış sabahlar demlikte.

Hiç yorum yok: