3 Ağustos 2026 Pazartesi

kayboldum senden uzak güneşlerde

 
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim,
ağlasınlar ceplerinde eski,özenle katlı,sihri kaçmasın tarafına,
yer yer dökük yedi kat o kare kağıt mutlu günleri...
Yaşlanmış,yaş almış o ruhumun yeşil bahçesi,
Ve do veriyor kulağıma iri kara bir sinek,
Bir türkünün ezgisi düşüp gözlerimde dağlardan yola,koşa koşa geliyor uzaklardan kulağıma...
Yarım kaldı halı tezgahımda unutulup terkedilen o ipler,masallar ve mektuplar...
Nerem acıyor bulamıyorum biliyor musun,
Ve üzgünüm,çok korkuyorum doktorlardan;
onlar bunu hiç bilmese de...
İğneler değil o kırılması gerekenler,korkmamam için inan,
Ben kazanırım oysa daima o kılıç düellosunu uzman tabipler ile ne zaman savaşacaksam da,
Onlardan fazla aldım elime o keskin kılıcı yaşım onbeş iken daha üstelik oysa...
O kılıcı döktüm,dövdüm ben sevgilim...
Alıp başımı dağlara kaçamam da ben,
zate başımın yastığıdır doğduğumdan beri o goca goca dağlar hepsi...
Başımı koyduğum dağların dizidir sevdiğim;
İkincisi sen oldun huzurumun...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim...
Yaşlanmış,yaş almış o ruhumun yeşil bahçesi,
Ve İğneler değil o kırılması gerekenler,korkmamam için inan,
Bu zaman ve tüm o putlar da umrumda değil;
Kırmama gerek yok hiçbirini; dokunamaz bana hiçbirisi,geçer giderim yanlarından,
uzanırım taş yastıgına cesur bir köy çocuğu gibi,
Akrebin başını okşarım,
Yılanı alnından öperim de,yanaşmam yine de o "insan" a...
Yine de dağdaki yastığım taşların üzerine uzanırım,
Dokunamaz onlar bana...
Tek yanlış,tek ızdırap taş'a çekiç vuran,ve kafasından herşeyi uyduran insanda...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim,
Çok yaş almışım,yaşlanmışım be sevgilim;
Gazozu unutmuşum,burnuma değen gülüşlerimi gıdıklayan o baloncuklarını sonra,
göklerime bir bir koşa koşa tırmanan...
Yeşil camda bir soda içtim şimdi,
Hatrım canlandı,yaşım beş bilemedin altı olsun,
Sen iste sekiz yazdırırım yaşamanın nufzuna kendimi...
Kışı bilmem amma sevgilim,
Güz düştü gayrı kapımıza...
Yaprak düştü başımıza,sarı kurudu,kürüdü toprağımızı da,
Uyanalım diye şimdi,
Yağmur yudu yüzümüzü...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim.
Çayımı beyaz taşa koydum az soğusun için,
Bi seferde bitmez oldu,neden bilmiyorum,
İki taksit yazar oldum şiiri,gazeli,ağlamayı...

İçinde avuçlarım,belimde heybem;
Kırık buğdayım,kırıktır mısırım,kuru çekirdek ve belki biraz daha bulgur...
Su dağımdan aksın uzun uzadıya kuyruk olsun diyarıma,
Şiirim kuş olsun;
Beş olsun,on olsun,uçsun ama illa da,
Yüzlercesi uçsun göğüme mavime satır olsun,
dolsun...
Herkes istediği kadar izlesin,sebeplensin,
okusun,yoğrulsun,ve yorulsun...
Şiirim kuş olsun;
Neresine gidersen git sen şu elimizde dönen mavi misketin,
Dedim ya sevgilim,
Şiirim kuş olsun;
Burcu burcu koksun senin koynuna,
kanatlansın o satırlar,
Salayım senin binbir diyarına...

Ey sevgilim;
Bu sana olsun,
Gök Türk'ün yer kitabeleri...

Gök Türk'ün yer kitabeleri'n.. .

11.39 öğlen yakar iken yüzümü,kayboldum senden uzak güneşlerde sevgilim...
Katık olur,aç bitap seferime her halın ey yâr,
ama hatırlarım yine de su diye o bir damla eşsiz gülüşünü...

Hiç yorum yok: