Elma kabukları,tuzda düşüp uyuyakalmış kekik,
Dökülmüş üç menekşeden biri,düşmüş dibine aynı güzelliğinde hala adımlarının...
Bir tik taklar sesine kurban edilmiş az önce sanki şu gencecik tazeliğinde yeşilden çalınan bu kadim şehir...
Gülün kokusunu sür burnunun yamacına sevgilim,
Kabını,küpünü bas,ve zihnindeki tüm putları kır devir...
Kalmasın hiç şüphen,
Yesin kenelerini bir bir gül kokuna uçup gelen bülbüller...
Üstü huzurdan sakin bir örtü sanki,
Altında dönüyor,görüyorum fırtınalı rüzgarlar ve akıntılar...
Bir bardak çay yeter oysa ki ardımıza,herşeyi unutmamıza;
Başlarız yeniden o "ilk gün" gibi tohum kokusu,
ve yeşil filiz sesi fısıltısında kutsal ve derin...
Kalmasın hiç şüphen,
Ölsek de ölemeyiz biz seninle,
Yaşarız bir damla ışık ile eriyip karışıp binlerce yıl seninle elele.
Galaksilerce kovaladılar inan beni,
Yakalayamadılar yine de oysa ki...
Kimselere söylemedim bende kalsın,
Bir tek sana açılı o sır;
Kayan bir yıldızın kuyruğuna tutundum sımsıkı,
Arap atları çekilsin,sussun,
Tüm denizlerin atları senin olsun,hediyemdir,inan bana sevgilim;
Ama yine de bilmelisin,
Kim bir yıldızdan daha hızlı koşabilir ki...
Deniz kenarındaki taşların rengine sakladım seni,
Bin desen bin renksin,satır satır,harf harf ve sanki,
Ne damlattın içime,ne üfledin nefesime ki yapışıp kaldın etime,ciğerime inan bilmiyorum;
Yüreğimde bir gölge ve içimde kadim bilge bir simyacı suluyor her günü,tüm kainatı gözlerimde...
Sabahın seheri doğdu işte,
Cenneti alnından içmeye yürüyorum şimdi çıplak adım; sessizce bir bir...
Teslimim ezelden,ruhumdan sana,
Ve al,yak yık sarıl öp misal alemi şehrimden beni;
Çünkü,
Tüm rüyalarım senin...
10.26 fin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder