Aslımı yüzdüm etimden.
İki yavru aslanlı kadim kapı önünden.
Yürüdüm girdim kendimi içeri.
Ayağım takıldı düştüm hayallerimden.
Arnavut kaldırımlı kimsesiz sessiz bir park sabahı huzuru yüzümde.
Avımı yakaladım,kestim,çiğ çiğ yedim.
Mağarama girdim,uyudum kaçtım ve saklandım kendimden...
Bir banka oturmuş yapayalnız,kendime iki çay ısmarlıyorum.
Aslımı yüzdüm etimden.
İki yavru aslanlı kadim kapı önünden.
Yürüdüm girdim kendimi içeri.
Hüzünler kovanım,
Izdırap balım.
Çiçek çiçek mektup mektup gezdim topladım seni içimin çayırlarından.
Kızılca çamdan bir orman,
Bulutların da saçlarını taradım ve her sabah,
Ey karakovanım,
Dokunulmamışım,
Sevgi özüm,hoş simyacım,
Bir tutam sihirden dermanım...
Aslımı yüzdüm etimden.
İki yavru aslanlı kadim kapı önünden.
Yürüdüm girdim kendimi içeri.
Soğuyan çaylar üzerine not alıyorum seni,
Unutmamak için incecik detaylarını...
Ey kurtarma sınavım,
Kaybolduğum şu vefasız zamanda,
Boynumda kutsal çanım,alnımda nakışlı süsüm düşüm...
Ey hayat ağacım;
Kelimeler ne kadar da büyüse olsa da,dallarımız eğilse de,
İşte ne yaparsan yap bazen düşmüyor,dalında çürüyor...
Aslımı yüzdüm etimden.
İki yavru aslanlı kadim kapı önünden.
Yürüdüm girdim kendimi içeri.
Kırk kapı bin makam,varsın almasın yine de beni içeriye;
Basmam yine de hiçbir kadim eşiğe...
Uzanırım sormam,daha ilk kapı önüne...
09.35 kırk kapı yar düşü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder