29 Ağustos 2026 Cumartesi

Üç beş kuru dal ve iki dut yaprağı

 
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Kimsesiz kalmış çiçeklerim,
Kimsesiz kalmış kuşlarım,kalemlerim...
Mevsim kışa dönmesin erkenden aman diye,
Yuvamdan erken düştüm dallardan göklere.
Bir güneşlik pervazı,
Bir duvar bucağı,
Üç beş kuru dal ve iki dut yaprağı...
Yatak ne bilmem,nevresimsiz açılırdı kafamda düşlerin yelkeni.
Sevda,bir bahar kelebeği idi;
Bilmeden omzuma kondu,
Sımsıkı bana yapıştı...
Korktum,
Yine de çok sevdim;
Sevdim,
Yine de çok korktum...
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Bir okyanustum,sana soyundum.
Düştün kırıldın belki,yelkenimdin,dayandın,
çektin çileyi lakin bine bir kala gittin bıraktın...
Sessizliğin oku saplandı ağzıma,dudaklarıma;
Dilim sözüm kapandı lal oldu yaram tüm yarınlarıma...
Pusulasız kaldım...yönsüz,yolsuz,sefersiz...
Elimi bir siren prensesi tuttu,beni kurtardı...
Bin kez öldüm,binbir uyandım,
Elimi hiç bırakmadı...
Uzandım,kan revan kızıl Güneşi öptüm dudağından.
Diyar diyar alemi dolandım...
Güneye uçtum kalbim kanadı ısınsın diye,
Ruhum kanadı yorulmuş nefeslerinden,
Düşlerin yaprakları yanmış solmuş bir bahar dalında.
Andımı yazmıştım tenime; çiğnedim yedim,çektim kopardım.
Bir kıyamettim ufukta;
Ve sen beni unutup bıraktın...
Kendimi unuttum;
Mahşeri aklımdan sildim,kaybettim...


23.04 mahşer-i cümbüş.

Sarnıcına kırlangıçlar bin çamur vursun

 
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Huzur içilir eriyen bahar kar'larından...
Sevgilim;
Sarnıcına kırlangıçlar bin çamur vursun,
Yuvam desin yüzüne gökler kanatlarından düşüp.
Bardak vursun sırtıma güneş,
Ağrılarımı öpsün tenimden rüzgar,dudaklarına gül yaprakları sürüp 
usuldan,ve bir bir...
Sevgilim;
Derin sevda nevrozum,
Bilmelisin,
Sur'a üflediler bir defa,
Sona dördü kaldı gözdelerin,
Ölüm bile öldü sonra o gün...
Azrailin dahi canı yandı.
Sevgilim;
Biliyorsun Nuh unuttu,o kadını ve ineği...
Sen unutma lütfen kimseyi...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Tersine akan Asi nehrim,
Melhame-i kübra'm,
Amik nefesini tutmuş bekler seni,
Milyonlar bir bir çakıl olur dökülür,
dev kayalar çölde kum olur ayaklara saçılır...
Kahramanlar doğar büyür kendilerini hiç bilmeden,
Yeniden doğar aslanlar göğüslerindeki har yürekli kozalarından...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Sevgilim;
Shaligaig taş'ım,
Kuruyan Fırat'ın saklı gizi,ey altın mirası,
Kimse dokunmasın sana,dokunamaz,
Yaşayan bir'i olurum tüm yüzlerin senin için...
Yine de almam,dokunmam;
Dokunamam...
Olsun,kokun yeter bana,
Uçarım onsekiz bin alemi bi saniyede,
Mutluyum,
Mach iki nokta sıfırım...
Hızır,okunu saplamış kalbine titaniğimin,
Ok ucum,küçük yaram,kan kaybım,
Üşümüşüm,boğulmuşum,
Eyvallahım,güzel gül fidanım,sonsuz sevda dileğim.
Majisyenler kıskanır dalından kan kızıl yapraklarını,
Hüda'mın yaldız yaldız bir bir alnına yazdıklarını...
Bozkırlar ülkem;
Buğdaylar dökülür dudaklarından,
Dualar demlenir,
Sevgilim;
Ah aah,
Bilmelisin,
Seni seviyorum...


10.55 bitilesi bekleyişler akşamı.

25 Ağustos 2026 Salı

The Gates of Istanbul


Titrer taş kapıları o kadim devlerin,
Titrer gökler,ve tutuşur yanan kanatlarından düşen meleklerin haykırışları,
Yırtılır ciğerlerinde kağıtlar satırlar zafere uçan kartalların.
Kapatır gözlerini gecede korkup yıldızlar,
Zifiri karanlık çöker gözlerden gönüllere,
Haber veremez seherinde bülbüller gül'üne bile.
Yanar külüne dek Ay,Güneş bile...
Bir savaşlar ırmağı bu diyar sevgilim,
Durmaz,duramaz dağından koşan bu bembeyaz kar,
Gelir her daim,her dem bahar,
Akıyor binlerce yıldır çağlaya çağlaya içimde bu kan,
ve avuçlarıma perçinli bu şanlı dava'm,
Sen merak etme,
Durmaz; gelir her daim,her dem ve o kadim bahar...
Titrer taş kapıları o kadim devlerin,
Titrer gökler,ve tutuşur yanan kanatlarından düşen meleklerin haykırışları,
Yırtılır ciğerlerinde kağıtlar satırlar zafere uçan kartalların.
Toprağım,kutsalım,kadınım;
Yan bakmasın sana tanrımın melekleri bile,
Duramam,tutamam tanrı dağından lavlar ile dökülmüş dövülmüş yanan avuçlarımı,
Kanı giydiririm üzerine kızıl kıyamet tülden bir elbise gibi; düğünümüz var,ey mahşer ve kıyamet...
Titrer taş kapıları o kadim devlerin,
Titrer gökler,ve tutuşur yanan kanatlarından düşen meleklerin haykırışları,
Yırtılır ciğerlerinde kağıtlar satırlar zafere uçan kartalların.
Uzan öp beni alnımdan,fısılda,hatırlat kanıma yazılı o kadim asrı'mı bana fışkırırken göklere göklerden,tanrımın kutsal çağlayanları gibi ey şanlı şahadet...
Toprağım,kutsalım,kadınım;
Ey Vatanım,
And olsun,
Seni vermem,veremem ellere...
Vermeyeceğim...



18.20 şanlı sonlar atlası.

Göğsümün kafesinden kırıp tüm o ağlayışları

 
Görece güdük...?
Olamam üzgünüm;
Toprağımda bitmez kibrin otu,bencilin tohumu.
Şahsımın ötesi vardır muhtemelen ve hizmet etmeli tüm ötekilere...
Yardımın elini uzatmazsan birine,
Ne anlamı kalır ki lezzeti paylaşmadan tek başına yaşamanın;
Düş kurmanın; o elele susuşların...
Görece güdük...?
Olamam üzgünüm;
Toprağımda sürülmez hainin zehirli sütü,
yalancının korkak altınlara satılmış o çürük düşü...
Şahsımın ötesi vardır; ruh üflenmiş,can emanet,
Kanıma yazılıdır görevim kesin,
Zamanı gelince açar kızıl gerdanından tutuşup bana gereken o tüm cesaret...
Korksam da korkamam üzgünüm;
Dönemem sırtımı,yüzümü masum'a,alem'e,
Susamam,kar'ına...
Köroğlu diyarıdır,
Yiğit ölür,şanı kalır...
Görece güdük...?
Olamam üzgünüm;
Bırakamam bembeyaz sevdayı bir göğercinmişcesine göklere,
göğsümün kafesinden kırıp herşeyi ve tüm o ağlayışları...

Gidemem üzgünüm; ey zeytin dalım,yeşil sürgün yaprağım.


17.25 tuz ile yıkalı bir sevda taşı.kuytumda düşler,saklımda düşü'n.


Ps: fiili boynuna yağlı urgan yörük adımlı cümleler.

Ve "düşün" dedi sevmek kalbime.


Ezoterik çilem


Üç güzeller'den duydum adını.
Adın,kutlu bir armağan bana.
Atlas omurum,
Göğsümde kutsal ağrım.
Dünya düz yada misket,önemi yok sevgilim.
Seni yine de korurum...
Ve evet ben de korkuyorum,
Ama yürümem gerek.
Nefes nefes,adım adım büyümeliyiz seninle elele sevgilim,
İstesekte istemesekte.
Üç güzeller'den duydum adını.
Adın,kutlu bir armağan bana.
Dudaklarından dudaklarıma değ yada değme,fisılda bana aşk'ı;
İnan işkence de yapsalar söylemem kimseye,ama kimseye...
Ezoterik çilem;
Bin kez değil on bin yıl çekerim yokluğunu,
Kopar kollarım da,yine de;
Etmem şikayet,
Merak etme,
Düşmem,konu sen isen şayet asla kepaze...
Üç güzeller'den duydum adını.
Adın,kutlu bir armağan bana.
Sen dolaşırsın yılları yıllarca alemi;
Ben beklerim hep seni,ölene dek bizim sokaklarımızda,
Argos'un olurum senin,uzanırım evinin eşiğine...
Ve tanırım seni her yerde,her zamanda ve her mahşerde yine de...
Üç güzeller'den duydum adını.
Adın,kutlu bir armağan bana.
Bir mevsim değil,
Tam yirmi yıl...
Aşk'ın oku; mızrağın keskin ve zehirli sevgilim.
Tatlı zehrim benim,
Ayaklarım çıplak,ve alevler içinde sanki yüzün karşımda sırat'ım...


16.29 fin.

23 Ağustos 2026 Pazar

Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden

 
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Kırılır gerçeklik ellerimden gözlerime dek ve sonra.
Kader sana yazılsın sevgilim;
Ben kendimi keserim,
Yiğit ölür,şanı kalır...
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Her şey yıkılsın,kalmasın yerde gökte ne bir taş ne de bir renk;
Seni ne ayakta tutar tam böyle bir vakitte sevgilim haydi söyle...
Tut elimi,doğalım yeniden yeniden her yok oluşta seninle.
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Bu kopyalar çağında alkışlar çürümüşlüğü,
kendini satmış,tüm bu satılmış korkak ruhlar...
Yazıklar,
Ah bu yazıklar...
Uyusam geçer mi sence bu soysuzluk...?
Ya bu sensizlik...?
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Bi mahabbet yeterdi seninle bana oysa...
Dostlar yaprak olmuş sararmış solmuşlar,
Usul usul kopup süzülmüşler bir bir...
Azala azala bir ben kalmışım; bir de içimde kocaman bir sensizlik...
Siz çoksunuz,biz sevdalı...
Süleyman saklanmış asa'sına dayanmış,
rahmete ulaşmış;
Kimse ne duymuş ne hissetmiş,
Günler geçmiş,
Bir ağaç kurdu okumuş sela'sını göğe...
Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden.
Şerbetini içsem kutsal sonumun ellerinden senin,
ıslak fısıltılardan dualar gömülü dudaklarının altın tas zincirli çeşmesinden...

Ölüm bayılmış uzanmış önümde,parlar ıslak dudakları.
Ve öpsem sonsuzluğu ılık pembeliğinden...


14.17 fin.

22 Ağustos 2026 Cumartesi

Neci sevmeler tarar saçını

 
Neci sevmeler tarar saçını bilmem,
Bilirim çiçeğine on arı koşar kanat çırpar.
Hangi sevmenin simyacısısın sen sevgilim söyle bana.
Olsun;
Toprak anamın kanunu bu,boynum kıldan ince.
Ama yine de lütfen bana söyle,
Sor içine bi önce,senin çiçeğin asılda kimi ister...?
Zehrini ben içerim,bırakmam kimseye;
Senden pay biçilen ölümün dahi her kırıntısını kıskanırım,
üzgünüm paylaşamam...
Neci sevmeler tarar saçını bilmem,
Bilirim çiçeğine on arı koşar kanat çırpar.
Yalan yok,kızarım da çok sana...ama...
Elden ne gelir ki bilmem bu hal'da.
Sırtımda altın tüyleri tanrımın,kocaman kanatları güneşimin;
Düşmemiştim daha önce hiç böyle bir kuyuya yada derde...
Ne kanat çırpsam da nafile,
Islanmış sırılsıklam gönlümün kanatları herhal,
Göklerin meleği idim,her yer mavi,her yer beyaz ve göklerdi benim cennetim;
Lakin şimdi uçamaz oldum,
Yerde çölleri,kızmış kumları bilmez idim hiç; yürüdüm yürüdüm mecnun'un oldum...
Neci sevmeler tarar saçını bilmem,
Bilirim çiçeğine on arı koşar kanat çırpar.
Ateş yanar yangın doğar cehennemler büyür de,
Köz tüter tüter de bilmem ne olur,kim olur,neye dönüşür...
Oooffff,
Of.
Şimdi,neden,
aslında bilirim de bilmem,
Sırtımda kanatlarım bana kızar,
Ayaklarımda durmaz çığlık çığlık bir sızı,bir isyan hali,
Ne desem nafile,ne desem şifa etmez sanki,
Geldik mi sonuma ey güzel tanrım,
Lütfen durma o zaman,bir saniye dahi bir ömre dönüştü bu içimdeki bilinmez varoluşlardan sızıda;
Ah aah,
Yumruklarım dağları yerdi,
Şimdi yerlere düştü...


09.36 zamanda dolaşan ruhlar istasyonu.

20 Ağustos 2026 Perşembe

Viran bağlarımda bir dilek ağacısın

 
Viran bağlarımda bir dilek ağacısın.
Salınır renk renk iplerim,çaputlarım,
Hepsi sen,
Hepsi sana dair,
Dudağım kuytusunda saklanan en gizli dualarım.
Keleş hislerimin dallarında açan huzur tomurcuğum.
Berduş sensizliklerim erir tanrı dağımın demir ocağı yalnızlıklarımda.
Viran bağlarımda bir dilek ağacısın.
Görsem seni suskun kalırım belki,
Sesim dahi ihtiyar şimdi,susar kalırım karşında;
Dudaklarının çeşmesinden bir yudum suyunu dilenirim...
Viran bağlarımda bir dilek ağacısın.
Yara bere kalbim,sızı çatlağı gönlüm duvarları,
ah şu virane yüreğim.
Kim seslense ardımdan,
sen sanıyor her seferinde hala bu çocuk kulaklarım.
Hala toy,hala sensizim...
Viran bağlarımda bir dilek ağacısın.
Bağladım seni dallarıma,dallarına ardı sıra...
Renk renk dualar,dilekler avlusu sen ile bahçem.
Duy beni eyy Tanrım,duysun beni tüm kadim yıldızlarım...
Az'dım;
Daha da azaldım,
Ruhum merhum,toprağa düştüm.
Etim yürüdü,ve yolda kaldı...
Viran bağlarımda bir dilek ağacısın.
Ne zaman baharın açsa doldursa dallarına kollarına bembeyaz çiçeklerini,
Dualarım kabul oldu sandım...
Sanrısına düştüm,yuvarlandım.
Heryerim çamur,ve rahmet yağan baharlar zamanı şimdi avuçların...
Koklasam ya,izin versen;
Koklasam,koklasam,
Ve ölsem oracıkta...


09.03 sonsuz dilekler avlusu.

18 Ağustos 2026 Salı

kalbim bir yangının ertesi bir kül ormanı

 
Çamaşır ipimde kendini asmış amuda kalkıp bana bakıyor ölü gözlerinden bir böcek.
İnatçı sinekler coğrafyam,
Tek sevdam,
Bir memleketim.
Deniz rüzgarlarına tutunup uçan otların kokusu,
Tek parfümüm.
Çamaşır ipimde kendini asmış amuda kalkıp bana bakıyor ölü gözlerinden bir böcek.
Utandım.
Bilmem de aslında utanmak tam olarak ne demek,
Sen affet.
Sorular,sorunlar büyüdü; karlar eridi çok oldu sevgilim.
Unuttum senden öncesi yada sonrası tüm günlerimi...
Kim kaldım,kimsesiz kaldım,
Ve unuttum matematiğini,ve o tüm saymalarını.
Çamaşır ipimde kendini asmış amuda kalkıp bana bakıyor ölü gözlerinden bir böcek.
Kurudu heyecanlarımın,hislerimin o yeşil çimenleri...
Çatlamış dudaklarımda toprak,
Yüzümde dağılmış yağmurdan kaçan o gri'den bulutlar...
Yüzümde intikamın insanı delirten kaşıntısı;
Kazısam kanatsam tüm yüzümün toprağını yine de doymam soğumam...
Çamaşır ipimde kendini asmış amuda kalkıp bana bakıyor ölü gözlerinden bir böcek.
Ve kalbim bir yangının ertesi bir kül ormanı...



12.18 fin.

Kızıl gerdanına dantel işler modacı kır örümcekleri

 
Sihirli dudakların mı var senin,
Işıldıyor dudaklarının ucundan sanki bir şelalenin doğurup uçmaya uğurladığı güneşin aydınlıkları sırtlarına kardığı damlaları gibi o kelimelerin...
İçme demiştim şu sonsuzluğu sana,
dinlemedin yine beni değil mi.
Bir ağacın yanıbaşında açan broşu sanki şu çiçeklerden taşan,kokusu yayılan...
Ey ölümsüzlerin otu,
Ey kalbimin nefesi,şifa iksiri,
Söyle bana,
Sihirli dudakların mı var senin,
Işıldıyor dudakların...
Nedeni belli mi...?
Kızıl gerdanına dantel işler modacı kır örümcekleri,
Düşler uçuşur rüzgarında karahindiba tohumcukları gibi...
Ve ben dudaklarından içerim susuz geçtiğim sahra'dan tüm çölünü senin...


12.01 ahlaksız mısralar bahçesi.

14 Ağustos 2026 Cuma

Beyaz tüllerden cenazem

 
Benim;
Beyaz tüllerden ve utangaç yaz rüzgarından cenazem...
Konuşsam güzel görünür belkide,
Ama susuyorum sonsuza dek artık...
Alışılmışları tekrarlıyor uzun beyaz ceketli adam,
Herkes izleyebilsin diye sadece,
düşünemesinler üzerime hiç diye belkide,ezbere...
Beyaz tüllerden ve utangaç yaz rüzgarından cenazem...
Yaşamak zordu.
Ölmek kolay mı henüz hala bilmiyorum,
Uçuşuyorum beyaz tüllerde,
Yaşamaya devam ediyorum hala gözlerinde,
biliyorum...
Beyaz tüllerden ve utangaç yaz rüzgarından cenazem...
Seni yürüdüm.
Seni tırmandım.
Hiç yorulmadan hem de.
Boş yere nedenler arama,aramayalım;
Çünkü buldum,
Çünkü istedim,çok istedim...
Çok hissettim sevgilim.
İlk defa hissettim; nefes alan bir ruhu göğsümde taşıdığımı...
Çünkü...,
Neyse boşver.
Bırak başlasın sela'sı düşlerimizin,
Düşler ütopyamızın.
Kefeni sarılsın etimize,suretimize,
Tüm o durmalarımızın,
Tüm pişmanlıklarımızın...
Beyaz tüllerden ve utangaç yaz rüzgarından cenazem...
Üç tahta verecekler sana,
Kabrime in,ayakkabıların toprağımla ıslansın...
Adına çamur desinler varsın tüm o güzel aşk'ların,
Bırak sen sevgilim;
Üç tahta verecekler sana,
Bu son dileğim,
Hepsini üşümüş kalbime sapla...



22.37 oysa bir fatiha yeterdi bize; ekmeksizlik,hava civa...

13 Ağustos 2026 Perşembe

Benim güzel canavarım

 
Benim güzel canavarım.
Göğsümün kemik kafesine kim koydu seni.
Kanımdan,canımdan beslerim seni.
Kendimden düşerim her gününü...
Yeter ki sen içimden yine öylece bak bana.
Benim güzel canavarım.
Sarılsam sana yersin beni bir lokmada belkide, bilirim.
Olsun.
Ağaçların fidanların saçlarını okşasın tarasın anaç rüzgar;
Ben seni,sen uyurken sever okşarım...
Benim güzel canavarım.
Kalbim,kemik kafesinde kırmızı su çanağın olsun,
Isır,kemir,yala yanıbaşına denk düşen kemiklerimi,
Sızlayan içimden bul öp,yakala boğazımdan boğ beni...
Olsun.
İnan ses etmem.
Can feda sana...
Benim güzel canavarım.
İçimde bir gezegen nefes alıyor sevgilim,
Ve içimin yarısı deniz...
Nereden nereye dönüyor ruhum bilmem,
Ama hissederim.
Olsun.
Can feda sana.
Benim güzel canavarım.
Ölümüm elinden olacakmış dediler,
ve dedi içimdeki o ses;
Olsun.
Can feda sana.
Yerden,yelden,candan,serden geçmişim;
Devirden düşmüşüm,düşkünüm.
Olsun.
Can feda sana.
Benim güzel canavarım,
Doğanı dinle,geçir dişlerini gerekirse,iç kanımı.
Haydi durma,nefesim can'da iken hala kopar çiğne etimi suretimi;
Ah dersem namerdim,
Ses etmem,gül açar gül dökerim gözlerine gözlerimden,
Böyle şanlı ölümü öperim şakağından yine de uzanıp.
Olsun.
Can feda sana.
Benim güzel canavarım.
Sevgilim...

Seviyorum seni.


15.19 içimi ısırıp koparan sevmeler.

12 Ağustos 2026 Çarşamba

Meğer kuru üzümler saklamışsın içine

 
Bırak kurusun yüzümde yaşlar.
Okşama başımı,aklını başına toplasın şu çocuk kalbim bırak,
Odasına çekilsin titreyen dudaklarım,
Verme şemsiye yada bir mendil,ıslansın sırılsıklam olsun gözlerim,
önünü göremesin tuzdan ağlamalar bırak...
Sonra kapansın gözlerimin kapıları; aksın içinden tüm yağmurları,
Bir ılık karanlık sarsın ağlamaktan yorgun,
ağlamaktan gazi düşmüş şu deli kan ruhumu...
Sonra kapalı ıslak kapılarında gözlerimin,
Gözlerim ardına bir sen hayali düşsün,
Dalında bir bebek çilek,alsın o kutsal kokusunu,
Kaynayan dumanlardan esip burnumuza,
taze reçel koksun üzgün yüzümüze ve bahar...
Ve az önce kesilmiş salatalığın kokusu düşsün içimizdeki tüm umutlarımıza...
Paylaşalım seninle,sen hayalini bile...
Ey ekmeğim,buğdayım,
yanalım sonsuzluğun kutsal fırınında seninle,
Zaten hangi cennet bölünmez ki sıcacık yar'in ellerine...
Bırak kurusun yüzümde yaşlar.
Okşama başımı,aklını başına toplasın şu çocuk kalbim bırak,
Odasına çekilsin titreyen dudaklarım,
Ah aah,
Limon kabukları rendelenmiş kekim,
Isırdım mis kokan sıcak kalbini üzgünüm,seni beklemedim.
Meğer kuru üzümler saklamışsın içine,
gülüşlerinin bağından toplayıp 
güneşli avuçlarından kurutup...
Sürpriz oldu yüzüme,güldüm,güller açtım seninle yine...
Ey çayım dumanım,
Ey bu sabahım,sağılı sütüm...
Farketmez gözlerimden derip serptiğin tuzlar ve denizler,
Bozmaz,bozamaz merak etme,senin güzelliğini...
Bırak kurusun yüzümde yaşlar.
Okşama başımı,aklını başına toplasın şu çocuk kalbim bırak,
Odasına çekilsin titreyen dudaklarım,
Gitme hemen dur lütfen,
Göğsümün ocağına bi su koyalım,
Sana bir şiir kaynatsın gönlüm,yüreğim;
Ağlaya ağlaya gülelim,
Bardağa damlayan ağlayışlardan bardaklarımıza düşelim,
Tuzdan yolları denizleri koklayıp geçelim bizi korkutan tüm okyanusları...
Fransızca "bulvar" mı dedi biri ardımızdan,
İtalyanca "aşk" utandırır mı peki saklanmış cahil çocuk hislerimizi...
Özümün dili,insanım,
Sana kurban olur içimin kırlangıcı,pengueni;
Dilimde sana bin yeşilden sofralar kurar şu bahar,
Sana dilimden,denizler gibi kocaman,
bir çayır dolusu çiçekler açarım ve inan,
"Seviyorum seni..."


13.36 fin.

11 Ağustos 2026 Salı

seninle sevişen bir sekiz ve aynaya bakardı onüç

 
İçimin tanrıları savaş arabalarını sürüyor sevgilim.
Geride,korkakça beklemiyorlar,taht kuklaları gibi.
Sahte krallar çoğaltılıyor şimdi ucuz kağıtlarda,fotokopi makinaları ile...
Kağıtlarca yalanlar uçuşuyor etrafta mevsimsiz rüzgarlar ile sevgilim.
Sen,sen ol ve kimseye inanma...
İçimin tanrıları savaş arabalarını sürüyor sevgilim.
Kendi ateşini yakıp taşıyor ellerinde artık kafamızdaki cehennemler...
Susuz ölümler karnem.
Kaç cinayet,kaç hainlik ve kaç pekiyi yazıyor zamane çölünde kumların...
Yaptıklarını gizliyor yalanlar,
Ve tüm yalancıları kandırmış çoktan ağızlardaki koca bir aman...
İçimin tanrıları savaş arabalarını sürüyor sevgilim.
Kaçmıyorlar savaşmaktan,ölmekten...
Okun ucundaki zehrini yalıyor şeytanın yaveri bir yılan...
Mızrağımsı bakışlar bir ev boyu neredeyse kocaman,
Ve elinde rengarenk kalkanı,
kuyruğunu açmış çelikten bir tavuskuşundan, 
oysa ak yüzlü yersiz yurtsuz aşk'a sürgün bir şeytan...
İçimin tanrıları savaş arabalarını sürüyor sevgilim.
Kaçmazlar asla canlarını alacağını bilseler bile olsa, bir savaştan yada bir aşk'tan...



09.31 seninle sevişen bir sekiz ve aynaya bakardı onüç; şimdi elimde tek kalan...

10 Ağustos 2026 Pazartesi

aşk'tan uzak şehirlerde

 
- kaç kez seviştin aşk'tan uzak şehirlerde çocuk...?

- bırak elinden abaküslerini,hesap makinalarını...
Boşver...sızlayan göğüs kafesimde ağlarken o tanrımdan miras kemikler,teslim oldum sarılmaların ve altın dudakların afyonuna ben...
Acılarımı içti paylaştı dudaklarımdan zehri sağıp o kutsal perileri üzerimdeki sızıların...
sirenlerimi içtim ben çocuk...
Şarkılar umrumda değildi,sağırıydım bu sessiz gezegenin...
sirenlerimi içtim ben çocuk...
zehri yüzüme,etime sürdüm...
kimse ölmedi,kimse yaşamayı sorgulamadı...
Dudaklarımızdan taşıdık kadim taşlarını mabedimizin..
dualarımızı,dileklerimizi içtik birbirimizden...
Dinledik kalbimizi...
Hissettik sonsuzluğu...sonra hissizleştik...
rüyalara düştük...elele uyandık...
dudaklarımızı ateşe teslim ettik,mühürledik...
Yüzümüzü,yüzümüze terk eyledik...
Sevişmeler sonsuzluğuna ruhumuzu demirledik.
Fezanın fırtınaları bekledi korkup gök gürültülerimizi...
 bırak elinden abaküslerini,hesap makinalarını...
Boşver...
Çünkü sonsuzluk,tüm saymalardan öte bir yer...


20.05 çarmıhına gerilen sessizliğimizin,
dikenli tellerden kelepçeleri vardı...
avuçlarımızın içlerine beton çivileri çaktılar çingeneler,birkaç merak sorular doğurdu diye...

Yılan ve tavuskuşu


Yılan ve tavuskuşu.
Kimler yalancı ve kimler kahraman.
Elmalar ve günahlar.
Kim masum,kim daha insan...?
Göklerden sürülesi gülümseyişler.
Kaç ışık yılı uzaklar o anlatılan güzel bahçeler.
Kim hangi kaderi paylaşsa mutlu olur tüm melekler...
Yılan ve tavuskuşu.
Yerle bir oldu inandığım her doğru sıra sıra taa en başından bu yana.
Kim kimin doğrusunu suluyor çocuk bu saksıda.
Kalbim eski teneke bir saksıda,seni bekliyor.
Yokluğunda beni yağmurlar besledi büyüttü sevgilim.
Ve hala umut var.
Yılan ve tavuskuşu.
Tanrının tozlarıyız hepimiz bu gezegende sevgilim,
Ezdiği her güzelliği üflemiş uzaklarımıza...
Göktaşları tutuşmuş üzerimize dökülen gök yaşları mı yoksa...?
Yılan ve tavuskuşu.
Ve en sevdiğimdir biliyor musun elma.
Uyandırır.
Kumrular ve göğercinler...
Peki söyler misin kim kimi unutup sevdi diğerini...?
Bin tane son söz,bin tane son mektup...
Zaten itiraf etmiyor mu herşeyi...
Titreyen birbirine dönmek isteyen eller,
parmakların çığlığı,parmakların minik adımları.
Etin,suretin artık dayanamadığı itirafı.
Yılan ve tavuskuşu.
Nedeni bilinmez bir hainlik var,
Eski muhafızlar korumayı bırakmışlar,
Kendi kanunlarını yazar olmuşlar,neden...
Ah şu ademin evlatları,ah şu insanlar,
Aşk'a,sevmeye neden bu kadar düşmanlar...?
Ömürde bir bulur oysa kalbinden uçan süzülen pamuktan o kutsal tohum kanlı öz toprağını,kendine yazılı o bir avuçluk mecnun kalbini...
Yılan ve tavuskuşu.
Kim haklı tanrım fısılda kulağıma lütfen...


15.42 serçeler bulgurlar,savaşında yaşamak diyarının.
bilmem kaçıncı dünya savaşı bu.
bilmem kim haklı,kim kaybeden...
bilmem kim suçlusu savaşmanın ve sevmenin...
Kim kimi öpse darağacına yağlı urgan vurur kanlı dudakları...

Yağmurda yüzerim hep kendimi


Senden uzakta;
Termosların kapağını açsam içsem suyundan,
Ve acaba hepsi neden aynı kokar bilmesem.
Belimde yarı ıslak havlular,
Üzerimde denizin tuzlu kokusu uzanmış dinlenir öylece...
Ve ben izin veririm boyasın tüm dünyayı diye kendimce göklere...
Senden uzakta;
Herşeye bir bahane açarım içimden,dallarımdan,
Arsız bir begonvil gibi.
Yağmurda yüzerim hep kendimi,
Tüm kuşlar oturmuş benden kırgın,kırık buğdaylar beklerken.
Altı yüz yıl yürüsem yorulmam,ama ulaşamam da belki yine de sana.
Ayaklarımda su dolu balonlar uçuşur bir o yana bir bu yana.
Senden uzakta;
Makarnalar pişmez sanki tam o doğru zamanda,
Kuşlar o gün uçmak istemez nedensiz mesela,
Ve büsküvileri çok severim ben,hani şu tuzlu olanlardan.
Çayları hiç sorma,hayalimden çok çok uzak ve yarım yamalak,
Yine de,olsun...
Senden uzakta;
Bir tek deniz anlıyor beni; bir tek...
Saçlarımı bir tek deniz güzel tarıyor sensiz zamanlarda biliyor musun...
Bahçede antik kentler zamanından kalma kafası kopmuş bir heykelim,
Yerde onlarca kırık dökük kafalar hepsi yine ben,benden daima...
Kızdıkça kopartıp atmışım her birini etrafa...
Al hangisini istersen tak boynuma beğenip,
Hepsi ben,
hepsinin aklında bir sen; 
hep aynı sen...zaten.
Senden uzakta;
Havlamaz kedi,
Koşmaz salyangozlar,
Tanımaz çölü kumu unutur develer bile...
Kliması bozuk arabalar ve durmaz yağan o kahraman yağmurlar...
Senden uzakta;
Tadı yok annemin ellerinin...o çorbanın ve o güzel patatesin...
İçimde bir yer var bulamıyorum gösteremiyorum,
Ama çok acıyor,
Doktorlar bile bulamıyor.
Senden uzakta;
Yoğurt maya tutmuyor,
Reçel kaynamıyor,güneş küsmüş sarısına bulutlar ardından çıkmıyor bile,
Düşler karahindiba tohumları gibidir bembeyaz uçuşmalı oysa ama rüyalara gelip açmayı bırak,
bir tanesi içime düşmüyor bile...



10.40 şarkılar,şiirler ve eşşekler.

9 Ağustos 2026 Pazar

Patolojik endişem,kaotik düşüm

 
- güneşi doğurdun yine desene...yazmışsın sabahlara kadar...
yüreğinden ver bari bi parça bakayım sıhhatine ?


- sabahlara dek ? sabahlar da dahil oysa...
belki de denk hatta...
yüreğinden ver...? 
Kalbimden biyopsi mi istedin peki şimdi sen...
Patolojik endişem,kaotik düşüm...
Karot falı mı bakmak istedin şimdi sen düş bahçeli evimize ?
Ne gerek var ki bunlara...
Bırak her şey olacağına varsın...
Boşver,
Sen,
İyi ki varsın...



05.55 amerikan filmleri gibi biraz...yaz numaramı beş beş beş...

Ps: - karot değil tarottur o ama.
      
      - (uzun bir sessizlik...)

Devri sallasın zelzeleler

 
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
belki kendimi görmek istemememdi tek neden,bu halde gözlerinde,
Emin değilim,bilmem...
Kimsesiz düşlerin evine sığındım gizlice,
Domates kokladım kestim durmadan,
Kendimi yememek için zor tuttum kendimi,
Ağzımı kendimden başkalarıyla doldurdum.
Önümde tabağım,önümde yalnız şiirler.
Ve iştahımı çaldı sirenlerin acı sözlerinde açan, güneşlerden doğan tüm o güzel güpgüzel dünler.
İnan hiç kaçamadım,başaramam kaçmayı asla,
Cesaret,yakalar beni terli boğazımdan kan revan,
göğsümden koşup günlerdir aç bir aslan gibi.
Sonsuzluk bir havuz değil içine girilesi sevgilim,
Sonsuzluk bir öpücük sadece; 
tadı,kokusu yalnız sana ait sana dair,
yüzyıl akılda kalan,aklında yaşayan bir is kokusu an tadı yalnızca,
bir sana ait,bir sana dair...
Kimselerde olmayan başka.
Aklım,kafam,fikrim sen.
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,belki kendimi görmek bu halde can yakıcıydı belkide emin değilim inan.
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Bekliyorum seni rüya rüya her gece...
Gelsen de gelmesen de,
Bir umut kibritin,hiç yakmasam da elimde,
şu soğuk coğrafyasında yaşamanın,
inan ısıtıyor içimi.
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
belki kendimi görmek o gözlerde,cehennemdi bana,bilemiyorum...
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Bekliyorum seni andız otlarının kokusu okşarken bahçende yüzümü...
Kirpiklerim dökülüyor bir çam yaprağı misali önüme şimdi,bilmem neden...
Ben mi yaş alıyorum,
Yoksa yaşlar mı benden intikam,inan bilmiyorum.
Devri sallasın zelzeleler sevgilim.
Ayağımız sağlam bassın sevda toprağına yeter.
Kaç kat çıkabilirsin ki şu gezegeni bilsen ve istesen de zaten.
Çıkma,
Toprakta kal...
Hangi alemin basamağı senin gözlerin,
Kaç basamak koşalım yada nefes nefese sonsuzluğu soyunalım üzerimizden söyle sevgilim.
Ey meşe közüm,sütüme elin sür,arınayım;
is'ini sür yüzüme,yüreğime ne olur...
Ey hüdâ'm,
İçimin bozkırı,
Önce aç kurdumu doyur,kuşumu,düşümü,muhtacımı...
Kalırsa bir lokma kır,bayatlar dökülsün dilime, olsun;
Kalmazsa da can saolsun,canan varolsun...
Ey dehayı saran sarmalayan büyüten zorluklar,
Anlama manâ kaynatma,boşver,
Bil ki o dev kepçeyi tutup da karıştıramazsın...
Şimdi bir çukurun kenarındayız;
Son bir cüret yine de kuş olmuş atıyor demir ocağı har yüreğim dalında,
And olsun;
Yine de asla ümitsiz değiliz,ve kalmayacağız da, sana söz...
Vazgeçmiş gözleri vardı güzel yüzünde bir süredir.
Bakamıyordum yüzüne; belki korkudan,
Oysa insanın cehennemi ateş değildir çocuk...
Öyle viraneyim uzun süredir,
Ve öyle karun ki yüreğim,
Çırılçıplağım,
Hangi makama çıksam gördüğüm yine o yörük; kendimim;
Kendimi bekliyorum,
Bunun nedeni ne inan bilmiyorum...
Yada,
Söylesene ben ne zaman öldüm sevgilim...


05.24 güneşi doğmamış sabahlar demlikte.

Ayağımın altından kayan kumların denizleri

 
Ayağımın altından kayan kumların denizleri.
Taşlar gibiyiz hepimiz,binlerce,milyonlarca sonsuz gözlerimizde belki...
Yıldızlar gibi uzak aslında,ama bunaltıcı bir kalabalık ve dip dibe...
Ey koca şehirler,
Ey küçük kalbim...
Sözümü dinler onlarca ejderha kadar köpekler;
Ve kovalar bir arı asırlar boyu beni...
Ayağımın altından kayan kumların denizleri.
Taşlar gibiyiz hepimiz,binlerce,milyonlarca sonsuz gözlerimizde belki...
Ne anlamı var ki birlerin yada kendine has desenlerin yani öyle mi...?
Kumların saltanatında,yekpare kadim ata taşların esareti...
Savaşlar ve yalanlar üzerine kurulmuş bir tiyatro,
Düşler bıçaklanmış,rüyalar tutuklanmış,
Güneşin rengine binlerce isim vermişlerin zamanı bu zaman sevgilim...
Kocaman bir gül olsaydı keşke uzayın saksısında bu gezegen,
Hangi meteor korkutabilirdi ki o zaman söyle bizleri...
Ayağımın altından kayan kumların denizleri.
Taşlar gibiyiz hepimiz,binlerce,milyonlarca sonsuz gözlerimizde belki...


20.52 yarım kalan şiirler avlusu.

6 Ağustos 2026 Perşembe

Gül damlattım portakal yaprağına

 
Gül damlattım portakal yaprağına.
Gecenin bir yarısı idi,ellerimden su serptim senin dolunay'ına,üzerini örttüm ince bir bezden kefen ile...
Ekmeğime saydım elinin kokusunu,katık ettim yüzünün hayalini,
Ve geceden çalıp,saklayıp seni koynumda yüreğimin en işlemeli sandığına...
Gül damlattım portakal yaprağına.
Düş donattım,belki gelirsin diye,yoluna...
İsimsiz,kimsesiz şiirler bıraktım taş evinde anahtar kovuğuna...
Düşler topladım bahçemin en güzel ağacından,en güzel dallarından sana...
Gül damlattım portakal yaprağına.
Seni düşündüm.
Seni kokladım.
Şimşir kağıtlara yazıp dualarımı,öyle nefes nefes üfleyip taradım mis kokulu o rüzgar saçlarını...
Sıhhatler olsun sevgilim,
Allah rahatlık versin,
Ve sabah-ı şeriflerin hayrolsun taa şimdiden.
Taşa bastım üryan ayaklarımı,
yanan içime senden bahsettim az sönsün biraz huzur damlasın alevin ucuna diye...
Seni düşündüm,
Seni kokladım,
Seni sevdim; bu gece...


14.14 inan şanstı ikiz dakikalar sadece.

Kara bir sinek

 
Bir sinek kondu kağıdımın kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Nereden baksan cesurca,ölüm pahasına,
gün gibi ortasında bembeyaz bir kağıttan dünyanın ışıldayan perdesinde,
Kara bir sinek olmak bile yeterince;
Sen bir de şiir okuma zamanını göze alıyorsun o beyazlığın üzerinde...
İnan,sen harikasın...
Ne dersin,olabilir miyiz seninle biz bir kara sinek kadar cesur sevgilim...
Umarım başarabiliriz el birliği yaparak,
İçimizdeki güçleri kararak,
Gönüllerimizi de katarak içine bu cesaret iksirinin,
Belki bir gün,elele ses sese şiir okuyabiliriz seninle...
Neden olmasındı ki...
Bir sinek kondu kağıdımın kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Bir sineğin gözünden bakalım gel dünyasına bu araf'ın seninle sevgilim;
Bir saniye dursan düşünsen uçsan zihninden onun bir gününü yeter,
Anlarız o zaman onun bir aslandan daha cesur,daha korkusuz,daha güçlü yaşadığını hem de hemen...
Öldürülmenin yegane kaderi olduğunu koymuş genlerinin cebine bir uyarı diye annesinden,
Yine de inadına uçmuş uçmuş sana gelmiş tüm beyazlarına rağmen,düşünsene...
Nereden baksan zor,
Nereden baksan imkansızca bir uçmak,
En basit nefeslerin bile...
Herkesin yemi olduğun bir dünyaya kanat çırpmak annenin kollarından,
yuvandan uyanıp kalkmak bile...
Seni alnından öpüyorum ey gönlün karası sinek...
Ve bil bunu hiç kimse güçlü değil senin kadar,
Lütfen gülümse...
Bir sinek kondu yüreğimin kenarına,
Uzun uzun baktı akmaya devam eden satırlarıma,
Beğendi,kendinden bir şeyler bulabildi sanırım,
İzin verdim okumasına.
Yüzlerce gözünden öperim seni çocuk,
Binlerce gör yaşamayı ve sevmeyi,
Ve vazgeçme hiç uçmaktan ve konmaktan inatla,inatla,inatla ama...


13.13 düşüme konan sinekler balkonu.

4 Ağustos 2026 Salı

Çilli portakallar avlusu

 
Çilli portakallar avlusu.
Mis kokulum,
En güzel turuncum,
Ağacımda,güneşimin kayırdığı,
Yüreğimde,düşlerimin pamuklara teslim ettiği...
Buyur eder gönlüm,içimde zaten sen sarayına ruhunu;
Yüzünün çizgilerinde yürüyorum parmaklarımın ucunda,
Sessiz,usul...
Uyandırmasın seni huzurdan hiç bir his veya hiç bir "sevmek"...
Çıkardım pabuçlarımı,taşa bastım,
çıplak ayağım;üzerime aldım da düştüm yoluna nefeslerimin senin uğur'una...
Çilli portakallar avlusu.
Mis kokulum,
En güzel turuncum,
Yüzünde geziyorum parmak uçlarımda,
Sessiz,usul...
Sırf sen,
uyanma diye...
Sen rüyadasın şimdi ama olsun,ne istersen iste,ne dilersen dile...
O sevdiğin balinalar uçsun istersen göklerde,
O kaplumbağayı boyayalım mora,pembeye,
Led ışıklar takalım başlarına tüm deniz analarının taç yapıp renk renk ışıkların hayalince...
Boyayalım şu koskoca denizi haydi el değmeden hangi rengi istersen iste...
Kuşlar insin yere,penguenler gibi yürüsünler,gülelim hepberaber binlerce,
Binlerce papatya binlerce gelincik gibi açsın yüzlerimizde o bebeklerden ödünç aldığımız gülüşler...
Sen rüyadasın şimdi ama olsun,ne istersen iste,ne dilersen dile...
Filler turist olsun mesela kuzey kutbuna,nedersin,
rengarenk montlar,atkılar,ayakkabılar giysinler kocaman kocaman...
Rengarenk olsun tüm kutup,bütün buzdan maviler ve beyazlar.
Söyle yer küre hiç ısınmasın ya mesela,
Erimesin hiç kalpler...
Sen rüyadasın şimdi ama olsun,ne istersen iste,ne dilersen dile...
Ağaçlar toplasın kendi yeşil saçlarından,dallarından eriklerini,kirazlarını mesela;
Kendi elleri ile uzatsınlar,susamış dudaklarına o en yeşil en al miraslarını...
Sen rüyadasın şimdi ama olsun,ne istersen iste,ne dilersen dile...
Balıklar kuş olsun uçsun göklerde,akıllar dursun şaşırsın;
Biz hiç şaşırmayalım,
Gülelim saklanıp bi köşeden kıkır kıkır gülelim seninle...
Çilli portakallar avlusu.
Mis kokulum,
En güzel turuncum,
İste dökülsün yıldızlar bir bir,ışıklardan bir yağmur gibi gecede üzerimize...
Yüzünde yıldızlar,yüzünde yağmurun tanrıdan armağan minik adımları uğur böceklerinin misali o güzel çillerin; 
çok güzelsin...
İste dökülsün yıldızlar bir bir,ışıklardan bir yağmur gibi gecede üzerimize...
Ve geldiğimiz tozlara karışalım elele seninle...


11.09 bir dilek zamanı.

3 Ağustos 2026 Pazartesi

bir otoyol

 
jehan barbur "öylesine" çalıyor evde.
Ve üzgünüm herkes küçük sensiz iken içimde.
Kim kimi öpse ilk,
Suçlusu benim yine de...
Bilmiyorum.
Bir sıcaklık var bilmediğim,
Kan mı o elimdeki avuçlarımdaki biriken sadece...
çok uzaklardan tanıdığım bilmiyorum dedim ya belkide...
jehan barbur "öylesine" çalıyor evde.
Ve üzgünüm herkes küçük sensiz iken içimde.
Bazen karalamak lazım sadece,
Ve sadece.

Yaz günlükleri belkide,
bir düş'ün müsveddesi ömrümce...
Ve en güzeli de o bence.

Bilemedim...


12.11 beynim bir otoyol misali şimdi.yüzlerce araba arılar misali vızır vızır...bir civa akıyor aklıma damla damla sanki güneşte ve güneşten ırak ama aklımda karanlık yine de...

Boşver.
Ne yapsan da.
Zaten.
Anlamazsın.

kayboldum senden uzak güneşlerde

 
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim,
ağlasınlar ceplerinde eski,özenle katlı,sihri kaçmasın tarafına,
yer yer dökük yedi kat o kare kağıt mutlu günleri...
Yaşlanmış,yaş almış o ruhumun yeşil bahçesi,
Ve do veriyor kulağıma iri kara bir sinek,
Bir türkünün ezgisi düşüp gözlerimde dağlardan yola,koşa koşa geliyor uzaklardan kulağıma...
Yarım kaldı halı tezgahımda unutulup terkedilen o ipler,masallar ve mektuplar...
Nerem acıyor bulamıyorum biliyor musun,
Ve üzgünüm,çok korkuyorum doktorlardan;
onlar bunu hiç bilmese de...
İğneler değil o kırılması gerekenler,korkmamam için inan,
Ben kazanırım oysa daima o kılıç düellosunu uzman tabipler ile ne zaman savaşacaksam da,
Onlardan fazla aldım elime o keskin kılıcı yaşım onbeş iken daha üstelik oysa...
O kılıcı döktüm,dövdüm ben sevgilim...
Alıp başımı dağlara kaçamam da ben,
zate başımın yastığıdır doğduğumdan beri o goca goca dağlar hepsi...
Başımı koyduğum dağların dizidir sevdiğim;
İkincisi sen oldun huzurumun...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim...
Yaşlanmış,yaş almış o ruhumun yeşil bahçesi,
Ve İğneler değil o kırılması gerekenler,korkmamam için inan,
Bu zaman ve tüm o putlar da umrumda değil;
Kırmama gerek yok hiçbirini; dokunamaz bana hiçbirisi,geçer giderim yanlarından,
uzanırım taş yastıgına cesur bir köy çocuğu gibi,
Akrebin başını okşarım,
Yılanı alnından öperim de,yanaşmam yine de o "insan" a...
Yine de dağdaki yastığım taşların üzerine uzanırım,
Dokunamaz onlar bana...
Tek yanlış,tek ızdırap taş'a çekiç vuran,ve kafasından herşeyi uyduran insanda...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim,
Çok yaş almışım,yaşlanmışım be sevgilim;
Gazozu unutmuşum,burnuma değen gülüşlerimi gıdıklayan o baloncuklarını sonra,
göklerime bir bir koşa koşa tırmanan...
Yeşil camda bir soda içtim şimdi,
Hatrım canlandı,yaşım beş bilemedin altı olsun,
Sen iste sekiz yazdırırım yaşamanın nufzuna kendimi...
Kışı bilmem amma sevgilim,
Güz düştü gayrı kapımıza...
Yaprak düştü başımıza,sarı kurudu,kürüdü toprağımızı da,
Uyanalım diye şimdi,
Yağmur yudu yüzümüzü...
Sabahın bir vakti,ve çok uzaklarında o yaşadığımız güzel şehrin.
Ayaklarıma su döküyorum yeşil dandik bir hortumdan,üşüsün biraz diye içimde titrek dünlerim.
Çayımı beyaz taşa koydum az soğusun için,
Bi seferde bitmez oldu,neden bilmiyorum,
İki taksit yazar oldum şiiri,gazeli,ağlamayı...

İçinde avuçlarım,belimde heybem;
Kırık buğdayım,kırıktır mısırım,kuru çekirdek ve belki biraz daha bulgur...
Su dağımdan aksın uzun uzadıya kuyruk olsun diyarıma,
Şiirim kuş olsun;
Beş olsun,on olsun,uçsun ama illa da,
Yüzlercesi uçsun göğüme mavime satır olsun,
dolsun...
Herkes istediği kadar izlesin,sebeplensin,
okusun,yoğrulsun,ve yorulsun...
Şiirim kuş olsun;
Neresine gidersen git sen şu elimizde dönen mavi misketin,
Dedim ya sevgilim,
Şiirim kuş olsun;
Burcu burcu koksun senin koynuna,
kanatlansın o satırlar,
Salayım senin binbir diyarına...

Ey sevgilim;
Bu sana olsun,
Gök Türk'ün yer kitabeleri...

Gök Türk'ün yer kitabeleri'n.. .

11.39 öğlen yakar iken yüzümü,kayboldum senden uzak güneşlerde sevgilim...
Katık olur,aç bitap seferime her halın ey yâr,
ama hatırlarım yine de su diye o bir damla eşsiz gülüşünü...

2 Ağustos 2026 Pazar

Madem sekerat'a düştü etim

 
Dilin veda dedi.
Ruhun sustu,belliydi,kabul etmedi.
Et eti,suret sonsuzluğu terk etti.
Ellerin ayrıldı,tenin beni terk eyledi...
Kayb oldum,gayb oldum,pusulasız kaldım,
Koca okyanusunda ve seninle henüz uyandığım doğduğum şu yaşamanın umman içerisinde,
Yeni doğmuş bir balina misali,
bir başıma öksüz,bi başıma düşsüz kaldım...
Etin döndü gitti,beni terk etti,
Kuyusuna düştüm yusuf ili'min,
Mânâdâ kaldım...
Seni hergün her gün orada bekledim.
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Dilin veda dedi.
Ruhun sustu,belliydi,kabul etmedi.
Hiç bu kadar öksüz,hiç bu kadar ödsüz kalmamıştım...
Tek kanadı koparılmış ve uçmaktan başka hiç bir şey bilmeyen bir yaban arısıydım,
Düştüm sensizlik çölünde yanan kumlar üzerine,
Yürüdüm de yürüdüm...
Benden büyük yolların,seferlerin kollarını kıvırdım ve giydim üzerime...
Kuyusuna düştüm yusuf ili'min,
Mânâdâ kaldım...
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Gam kustum.
Kanat yaktım.
Teferrüç'e düştüm,
kadim kabirler yanına baş dayadım,
kutsal merdivenlere çöktüm.
Kafamda,içimde ağrılar uçsun gitsinler istedim.
Isırganları tutsam da bir türlü sökemedim.
Dilin veda dedi.
Mevsimsiz kaldım,
Unuttum adını o sıcak ayın bile,
Hiç bu kadar üşümedim...
Madem sekerat'a düştü etim,
Neredesin ey Meleku'l-Mevt,bir köşede unutup bıraktın gittin mi beni...?


14.26 son söz,son nefes.ayaktan boğaza seyrü sefer.

1 Ağustos 2026 Cumartesi

Vakti zamanın gözleri görmeyen anı

 
Vakit 05.23 sevgilim.
Vakti zamanın gözleri görmeyen anı,
Sabahın bir körü tabiri caiz ise.
Bir bülbül şarkısını ötüyor tatlı sedası ile uyanmış ve...
Bir sivrisinek ile bakıştım bikaç dakika biraz önce biliyor musun,
Hiçbir şey söylemedik ikimiz de...
Deniz çalıyor bir arp misali parmaklarından değdiği kumlarını...
Ve ben sabahı doğuruyorum bir batında gözlerimden sevgilim.
Bir sabah bu kadar güzel uyanamaz sevgilim;
Tanrım ne yaptın bize böyle,
Sen ne söyledin uzaklardan gelip göğün kapısını usulca iteleyip yanımıza uzanan güneşimize...
Vakit 05.29 sevgilim.
Kuşlar başladı mesaisine işte...
Aydınlandı her yer gözlerimizde.
Sokağın lambası açık kaldı,hala,uyuyakaldı yorgunluktan herhalde...
Vakit 05.34 sevgilim.
Uyanmış birileri,kimbilir günebakanlar belkide,sesleri geliyo şimdi uzaklardan bir bardak çayı karıştırır gibi kaşıkların lakırtısı şu yaz bahçesinde...
Yeşil yapraklarını tarıyor şimdi zeytinler zeytinlikte,
Sevdiği gelir geçer belki diye leb-i derya penceresinde...
Oysa bir gülse yeter,fetheder her imparatorluğu bu mutluluk güzel çehresinde;
Beyaz bir göğercin konar birazdan dalına ve eski saman rengi bir zarf bakış bırakır gönlünüze,
Ve mektup olur bitmez satırları bu günün gün boyu güzel yüreğinizde...
Saat 05.47 sevgilim.
Kim kimi vurdu dün gece bilmiyorum,
Gördüğüm örümceği selamladım,öldürmedim uğurladım ama ben biraz önce.
Ah aah,
Şu deniz,şu kızıl güneşin biraz önce ördüğü tülünü başına örten güzel dağlar,
Söküp alır kalbimi benden şimdi...
Yüreğim atmaz olur sanki bir an sonra,
Korkutur beni,
Nefessiz kalırım,
Sonra seni görürüm sanki bir vahada,
Ve yüreğimin kapısı nasıl olduysa bilmem,
içeriden çalar,anlarım ki yaşıyorum derin bir nefes ile hala,
Bilirim ki sen açtın yüreğimi,sen çaldın kapımı...
Titrek ve ürkek bir serçe teşekkürü gözlerine bir borç bilirim...
Saat 05.58 sevgilim.
Sabah-ı şeriflerin hayrolsun,
Ve günaydın.
Sana,
Teşekkür ederim.



06.01 düşündüm.yazdım.seni gördüm.sonra bugünü.uyandım.

Bin kalyonun kabri bir deniz olur göğsümde

 
Bin geminin kalyonun kabri bir deniz olur göğsümde,yatar maviden bir laciverte uzanıp cansız ve narince...
Lap eder düşüşler gecede,duysa da açmaz gözünü,uzatmaz elini hiçkimse...
Yalnızız ey lacivert deniz,ey dipsiz gece,ey uzaktan güzel,aslı yaralı yüzlü ay...
Bin böcek şehit olur belki yorulmadan her gece ve her gece...
Düşlerin dumanı tüter,uçuşur,ve siner üzerimize günlerce çıkmaz etimizden,ve gözlerimizden...
Gün olur;
Öyle bir an gelir ki sevgilim,
Kahraman olur inan tüm korkaklar bile,
Düşer peşimize tarih,düşer peşimize o asil kızıl kan,sen hiç merak etme...
Bin geminin kalyonun kabri bir deniz olur göğsümde,yatar maviden bir laciverte uzanıp cansız ve narince...
Kovalar tüm sinekleri kutsal rüzgarı ile eğrelti otları,
Asırlardır yazılmış altın yaldızlı kadim yazıları ve düşleri inadı sonsuz,kaderimize yazılı ellerimizde mis kokulu yapışkan andız otları...
İnsanların parmak hesapları,ve anlamsız kaybolmuş savaşları...
Korkutmaz Tanrının ordusunu hiç bir yağmur sevgilim,
Zırhını kabrinde toprağının kalbinde unutmuş koca yürekli üryan asker,
Daima yendi ışıldayan cilalı zırhındaki binlerce kibirli cehennemi...
Ey Dante duy sesimi;
Basamak basamak tırmansın tayyarelerinden atlayıp düşünmeden kılıç savuran sallayan kör ebeler senin cehennemlerini...
Bilinsin,
Daima hazır Tanrımın korkusuz yaralı aslanları...
Yar ve yardımcımız olsun hep dilimizde tüm aminler...
Bin geminin kalyonun kabri bir deniz olur göğsümde,yatar maviden bir laciverte uzanıp cansız ve narince...
Ölsem ölemem bile can istedi diye;
Ruh bizim,ve et'te can emanettir bize sevgilim...



03.01 teki tek geçerken gözlerimde hayat,
Seni öptüm dün gece,rüyamda soyup tenini sevgilim.

Bast-ı zaman tayy-i mekan

 
Elli bin yıl uzaktaki cennetim;
Bekle beni,
Bulmalıyım sevgilimi,
Elini tutmak,ellerini koklamak için...
Bende belki ulaşılır belki ulaşılmaz bir asırlık bir can,sende bikaç saniyesi gözlerinin...
Topa tuttular zate gereksiz mabedimi sevgilim,
Taş duvarlarım yıkık,ve gözlerinde yaş kalmamış gayrı gözlerimin,dökük...
Elli bin yıl uzaktaki cennetim;
Bekle beni,
Bulmalıyım sevgilimi,
Dudaklarına dualarımı yazabilmek için...
İçebilmek için yaşamayı yeniden ve doğup düşebilmek için sonsuzluğun kutsal gölüne...
Soluk,sökük güneşe kırgın yeşilden bir adamım sadece,
Zamanın kumları dinler sözümü,ve yapışır göğüne zamanın camından camına uçurumunda bir kum saatinden diğerine; ve bir bir alemlerin onsekiz binine...
Elli bin yıl uzaktaki cennetim;
Bekle beni,
Bulmalıyım sevgilimi,
Bikaç saniye ömür,ve şu et'e prangalı hapis hanede,
Aradığım ruh bir sensin,buldum,inan sevgilim...
Kayıp gitme artık ellerimden,düşme içimde durmadan gaybın çölüne;
Mecnun etme beni,yalvarırım,
yemyeşil koca ormanlarında şu durmadan dönen mavi misketin sıcak kumdan aydınlık zindanlarına.
Aşk olurum.
Meşk olurum.
Anlatsam duymazlar,duysalar anlamazlar,
Anlasalar bilmezler...öyle bir zaman,şu zaman sevgilim...
Bir dervişim; dermişim de dermişim...
Bast-ı zaman tayy-i mekan...
Bikaç saniyelik şu kelebek,şu pervane ömrümde,
Bin yüzyılı yanıp yakılıp yine de yine gezer imişim...
Ey ledün ilmim,güzel sevgilim...
Zamansızlığım,
Durmadan seviştiğim...
Özledim,
Nasılsın sevgilim,iyi misin...?



02.18 bir uçurumuz seninle.sesimizde özlemli yankılar kulağımıza fısıldar birbirimize birbirimizi hala...durmadan,usanmadan belkide...
o kadar uzak,o kadar ırak mıyız ha peki sence de...
yarım kaldım.yarımım belki çeyrek asra yakın mavi suyunda o denizin,ve sarısında şu bitmez tükenmez sahrasında bu sarıdan ölümün...
Geriye kalan yarımlığımda yaşıyorum kalan ömrü boynumdaki kemik boncuk ilmeğimde...

30 Temmuz 2026 Perşembe

Sevda bir sevgilim

 
Yarım yanmalar üstüne.
Sevda bir sevgilim.
Aşk bir asrın günleri misali yağmur olur yağar düşlere.
Islanır et; hislenir gönül,islenir...
Siner sevda bakışına,gülüşüne...
Kokusu her elini savuruşuna sürünür nota nota bir bir ruhuna...
Hayaller ve günahlar ne zaman savaşmaya başlar,düşündün mü hiç...
Bulabilir misin ilk ne zaman çarptı kalbin,şu hakikat yurdunda,bu aşk diyarında...
Yarım yanmalar üstüne.
Sence rüzgar serinletir mi ateşi,ataşı,canı...?
Kurbanı sen isen şayet bu zevk-i ziyafetin...
Sevda bir sevgilim.
Savaşmak binbir kanımın suretinde.
Alem-i cihan bilir ki alamaz canımızı kılıcın yüz kesigi de biz istemez isek tenimizden ruhumuzu,
Oysa bir bakışın sokar kabre daha henüz yürürken al renkli kanlı canlı etimizi ve yeşilcek düşümüzü...


08.38 yarım kalan şiirler.iki.

Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna

 
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Onlarca kuş sesi var ağaçta,gökte ve düşte...
Göğün mavisi boyamış gezegenin mabedini gözlerimize.
Yemyeşil dağlar üstüne düşmüş senin gölgen sevgilim,
Tanrım kapanmış gözlerinin ardından yüzüne yaşamayı üflemiş...
Ve dudağından,dudağımın bardağına damlayıp dolmuş sonsuzluğun buzdan suyu sanki...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Şehrin kadim muhafızı olmuş şu karşımızdaki güzelim dağlar,
Kollarını sarmış bir üzümün dalı misali evlerden denizlerine dek...
Sorsan,denize girmezmiş...
Ayakları tuz kokusu incecik altın kumlar ve ıslak hala oysa ki...
Balkonda uçuşan kuru yapraklar ve salyongozlar,
Balkonda kocaman bir sevdanın,saklı görünmez toz topraktan miras bir sandığı var...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Herşeyi hissediyorum,ama her şeyi sevgilim;
Bir lanet sanki bu,
Bir kum tanesi konuşuyor kulağıma,
Bir küçük böcek,ve onlarca karınca anlatıyor her şeyi ama herşeyi bana...
Neden bilmiyorum...inan...neden,bilmiyorum.
Kim lanetledi beni,yada bu kimin laneti...
Ölümlü bir etim ben devridaim'inde sadece;
Ne Nuh'um ne de sultan benim Yusuf'um...
Bin alem aktı yağmurlarından üzerimden,
Ben bir damla su dahi yükselmeden imzaladım oysa kesik elimden,parmağımdan akan bir damla kan ile,
Ulysses paktını çoktan...
O zaman bu ızdıraplar söyle niye...
Andız otları kokusunu sürmüş rüzgarın boynuna,
Esiyor yüzüme cennetimin yeli güneşin serin nefeslerinden demlenip.
Ayakta durmuş,kabrimi izliyorum.
Ve heryerim andız otları ile örtülü ey güzel Tanrım.
Ey kokusuna tutunduğum,
bir karahindiba beyazı misali sesine uçuştuğum bir sendin oysa sevgilim,
Tek düşüm,kokusu şifa,ölümsüz ölümlü cennetim...



18.40 güneş yüzünde batarken,göğün turuncusunu üzerine giymişsin incecik askılı bir elbise gibi sevgilim...üryan güneş utanmış senin saçlarının uçuşup örtemediği teninin toprağından,dağlarından...

29 Temmuz 2026 Çarşamba

pinocchio

 
Pinokyosuyum çam kokusunun,fıstık kozalağın,kederin,sızıları sırtlamış taşıyan ve hiç unutmayan şu hamal,filler kervanı kalbin.
Ve tahta bacaklarım titrer ve seni ne zaman görsem uzaktan...
Bana durmadan sevmeyi anlatıyorlar sevgilim,seni bilmeden...içimden doğup bir ömür beni yürümeden hiç...olur mu...
Pinokyosuyum çam kokusunun,
düş sazının,kurumuş iğne yapraklarından her adımda gelen o tanrı çıtırtısının...
Yaşamak,sert bi öğreti sevgilim,
Kimi döver,kimi ağlatır,kimi söver ve buna "öğren bunu,alış " der.
Pis yalancılar,merhametsiz günah sülükleri;
Ve üzgünüm,sülüklerden özür dilerim...
Yaşamak,sert bi öğreti sevgilim,
Kimi döver,kimi ağlatır,kimi söver ve buna "öğren bunu,alış " der.
Ve ders,sen öğreninceye dek sürer imiş...
Hadi lan oradan diyesim gelir tahta dudaklarımdan bazı; babamın hatrına susarım yalnız...
Önce edep,illa edep...
Edepsiz bir kalemim sol yanında,saklı cebinde oysa şimdi,
Dursam duramam,anlatsam anlatamam...
Cebinin içindeyim,tenine değen duvarına yazarım satırlarımı ve bir bir kimseler görmeden...
Teninde belli belirsiz ürperişlerin bağbanıyım istemeden üzgünüm sevgilim.
Pinokyosuyum çam kokusunun,düş çekicinin,umut testeresinin...
Ve tahta bacaklarım titrer ve seni ne zaman görsem uzaktan...
Açılmaz kapanmaz gözlerimde ne zaman bir kaşıntı tutsa hislerimi,
bir damla çam sakızı düşer yüzüme,tuzunu senden dileyen...
Bülbüller konar ince kollarıma,gönlümün dallarına sonra...
Şiirler şarkı olur,şarkılar türkü açar yüzünden yanağına ya...
İşte ben tam orda,orada bir çamım aslında...
Balım dudağına değse yeter,burnuna sevda kokusu esse,diline bir yudum şifa değse yeter; görev-i ömrümü tamamlamışım sayarım...
Pinokyosuyum çam kokusunun,sen yüzünün,bakışlarının...
Bana can veren o merhametin perisi,sensin.
İpsiz de yürüyebilen sihirli düşlerimin,bakışlarımın ilhamı sensin.
Kuklası kederim bu ipsiz nefeslerimin...
Toz toprak çakıl yolları usul usul geçen bir arabanın lastik sesi kulağımda;
Öyle köylü,öyle derinim...
Alışmak zordu yokluğuna,
ve tüm şehirlerden,şehirlerinden kaçmak gerekirdi,
Üzgünüm,sana itiraf,sevgilim.



09.51 teşekkür ederim pinocchio , Carlo Collodi...
Teşekkür ederim Geppetto usta...

Dört mavi bir'e düşer

 
Karşım deniz,
Dört mavi bir'e düşer.
İçimde bir savaş kabuk kırar,
Anası besler ve büyür o küçük civcivi kinimin,öc'ümün...
Kalkar gezegene kükrer sonra içimden şu garib dünler,
yakar volkanların yüreğindeki,ağaçta o baldan sakızını çamın,
Yakar yeri göğü rüzgarların ateşten ejderhası misali gözlerimde kardelen misali açan ve şu güzel sevdan...
Karşım deniz,
Dört mavi bir'e düşer.
İçimde bir savaş kabuk kırar,
Kim kimi affetse de farketmez,aslı hafifler; uçar güneyine sıcağına tüm eski dertler,kederler...


10.47 yarım kalan kahvaltının gölgesine bir uğur böceği konar şimdi.


* içimde yarım kalmış şiirler.

Korkma,şiirden çalmaz haramiler bile

 
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Seçemem şu iyi,bu ondan daha iyi,
bu daha olmamış,bırakıyorum diyemem mesela.
Gider koparmadan dalında ısırır yerim elmayı,limonu.
Bırakırım bazen dalında eksik,
bir kez ısırdığım altını,gümüşü sonra...
Sen kuşlar sanırsın,belki bir diğer masum,beşer-i mahlukat'tan...
Suçlama kuşları sevgilim,suçlama masumu ve o gariban çocuk dünleri...
Hepsi benim eksiğin,gediğin; içindeki kiyafetsiz tüm o üryan üşümelerin...
Hepsi benim tuzla yıkanmış göz yaşlarımızın...
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Yaşıyorlar ağaçlar da tıpkı bizler gibi sevgilim,
Kızıyorlar bazı duyuyorum,çocuk fidanlara "yaramazlık yapmayın" diye rüzgardan elleri ile,dal ile sevda ile...
Duyuyorum seslerini,fısıltılarını.
Fidanlar uyuduktan sonra,onların başlarını ince ince okşayışlarını,duyuyorum...
Ben ağaçlardan meyve toplayamam biliyor musun,
Kıyamam;
Tutamam ellerini senin,dokunamam yüzüne ellerim titremeden ve mesela sonra;
Kıyamam...
Bırak arsız saatler kursun alarmını sabahına sevgilim,
Biz seninle öğlenine dek uyuyalım yazın temmuzun...
Korkma,şiirden çalmaz haramiler bile.
Hem kimbilir yine karşılaşırız belki bir rüyada yine yeniden seninle,
Ölsem de gam yemem bin kez dahi yoksan eğer tüm şu misal aleminde,
Onsekiz bin alem dem'iyim,
Gocunmam,soğutup bekletip ve es kaza bir yudum içmesen bile...


10.22 beklenilmez saatleri bekleyen,bir otobüs durakları bekçisi yüreğim...
ve işini yapmıyor hiç bir kuzgun artık sevgilim,söyle çürüyen düşlerimizi kim yiyip taşıyacak bir bir şimdi o kutsal alemlere...

27 Temmuz 2026 Pazartesi

Ateşe uçup kanatlarını yakan masallar,Dualar ve muhafızlar

 
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Yüzüm,dert keder...
Yüzüm,tozlar cennetinin yüzü soyulmuş ağlama duvarı.
Yüzüm,eskimiş,unutulmuş bir posta kutusu.
Satırlarını bekliyor gözleri ıslak gülüşüm...
Toz toprak yollar mabedim,sevişme durağım...
Bin zebraya binmiş süvari kedi,savaşa koşuyorlar rüyalarımı,benden izinsiz...
Yüzüm,seni bekleyen durağı eski unutulmuş bir sokağın,
Yüzüm,kapatılmış tozlanmış bir ibadethane...
Bir ışıklar süzmesi,uçuşan tozlar tarikatı...
Yüzüm,yüzünü yeniden bana dönüşüne bağlamış, kendini zincire vurmuş bir sevda radikal'i...
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Yeşil otlar denizim...
Kanbur balinam...
Bir zebranın yıkayıp astığı siyah beyaz pijamasını çalmış giymiş zürefam...
Hangi beşer koşabilir senden daha fazla,daha rüzgardan hızlı,söyle bana...
Kupa kralı babalar,kupa kızı sevdalar atlasım;
Bir sandalım,bir salım dahi yok; yalnızım...
Keşfim zor,seferim yarım,yürümez bin kervanlar diyarı kafamda bugün ve yarın...
Hava bugün güneş,hava kırk yada kırkbeş...
Bir ağaç gölgesine uzanmışım,
Başımın üzerinde sinekler,
Kuyruğumla kovalıyorum bir bir hepsini...
Süpürüyorum tüm düş katillerimi o uzandığım sıcacık toprak cennetimden...
Düşmüş,kınını çoktan savurup fırlattığım kılıcım,
onu dayayıp emanet ettiğim ağaçtan.
Sıyır basma elbiseni,söyle çeksin ellerini rüzgar üzerinden,uzan yanıma en taze,en üryan;
Bırak savaşsın,isterse de geriye kalan tüm gezegen.
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Kimseler umrumda değil artık.
O ezber doğrular,o bilim ve hiçbir şey yapmayıp yalnızca bizi izleyen şu günahkar yıldızlar ve tepemizde...
Umrumda değil inan.
Yeşil otlar denizim.
Kanbur balinam.
Sevda ütopyam.
Seviştiğimiz rüyalar,sabahı doğuran yıldızı çığlık atan yüzü sırılsıklam rüzgarların...
Kimi öpsem sen,
Kimi gömsem kendimim,istesem de,istemeden...
Dualar ve muhafızlar.
Ateşe uçup kanatlarını yakan masallar demliyorum gecelerime,
Uyutabilmek için içimdeki uyumaz çocuğu...
Asırlık paslı kafesinde,tüm sevişmeler,karanlık kafesinde kocaman,asla doymaz aç bir aslan...
Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Gözlerim kapalı ardına kadar,
Kafamda bir sen hayali,çıplak ayaklı ıslak çimenlerimi yürüyen,
Bir kulağım cennetimi dinliyor,
Bir kulağım şu önümde kavrulan cehennemi...
Kimi çekip kurtarsam kahramansız hainiyim diğerinin,
Kimi öldürsem korkağıyım alemin,
kimi vursam kızdırırım azrail meleğini...

Uzak,diğer odada açık,unutulmuş bir radyo fısıltısı gibi,
Uçuşuyor kulağıma belli belirsiz şarkılar gecenin ışığa koşuşan vızıltıları gibi.
Ve sen uzanıp üzerime sıcak dudaklarınla uyandırıyorsun beni düşümde tüm cehennemlerden,
Açıyorum gözlerimi,
Ölümsüzlüğün tadı kokusu düşüyor dilimize dudağımıza o bi an,
Ve öpüşüyoruz hiç durmakSızın seninle bin cennetler boyu...


09.50 bir rüya gördüm bugün.

Sonra yüzüm sussun cevabını

 
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Patavatsız aptal dürüstlük anıtı yüzümde gülüşüm,
Ele verir,satar hemen yanakları utanıp kızaran kalbimi...
Hep dem içiyorum artık seni;
Beceremezdim hiç,büyüdüm sanırım...
İhtiyar gönlüm,çocuk fidanlar bahçesi ruhum kuytusu...
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Annemin harmanıyım; ekmiş,sulamış ve budamış beni...
Taze kekik,ve mayhoştur kuzunun kulağı...
Dağlar denizler sevişir öğlen güneşinde gözler önüne kimsesiz.
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Kaç dostu kazdım,kaz dostu gömdüm bilsen sevgilim;
Yetmez yetişemez bir dirhem bile yine de senin terazine,
senin yürek kıymığına,can sızına eminim belkide...
Başımız sağ olsun sevgilim...
Kim ölse kıyamet gezegenin adı,
kim kalabalıklara bıraksa bizi özgürlük diye açıp avuçlarını,
Adı cehennem bizi anlamayan tüm kalabalıkların arası...
Kalbim yalanı tükürmez bile sevgilim.
Hayat şöyle olmalı,yaşamak böyle...bilmem inan,
Aşk budur,şudur tiratları umrumda değil şimdiye dek yazılan çizilen beğenilip bağrılan;
Bırak çamura düşelim seninle elele,
Bırak yağmurlar terketsin ıslatmasın bizi,yıkamasın yüzümüzü,
Kurusun toprak ve çamur ayrılmayalım artık diye yeminler veren dilimizde damağımızda,
Öpüşelim susuşup biz sadece...
Toprak olup karışalım birbirimize.
İzin ver,
Kabrimizi; dudaklarımız,
kürek kürek gezip tüm gezegeni kapatsın binbir tat, binbir renk ile...


14.41 ve morfeus uzatsın elini; aşk mı sevda mı...? diye sorsun.Sonra yüzüm sussun cevabını; bir tek sen anlarsın...

Yanılmışsın albert

 
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Zaman,ne düz bir çizgi ne de bir spiral durmadan dönen.
Zaman,nefes alıyor tıpkı bizim gibi sevgilim,
Yaşıyor bizimle;
Seviyor,gülüyor,korkuyor hepimiz gibi...
Kırılıp küsüyor sırtını dönüyor hatta bazı.
Işıldayan ışıklı taşlar satıyor kuyumcular,bilmem ki neden...?
Güneşli bir sabahın denizine baksan oysa,daha güzel ve inan bu herşeye değer...
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Birileri yazmış,çizmiş diyorlar bizim yaşadıklarımızı;
Bir çocuğun oyun odasında,hayallerinden defterine yazıp çizdikleri imişiz biz belkide...
Kimbilir.
Her şey mümkündür,sevgilim.
Mucizelere inanıyorum...
Nuhun gemisi ruhumun hangi dağına tırmandı ve kurtardı beşer'i,
Dinozorları yiyen yutan göklerin taşları hangi yağmuru sürdü yüzümüze,
Hangi kıyamet öğretebildi bize güzel ölmeyi yada doğru yaşamayı,
İnandığım doğrular,tüm güzel yanlışlarımı yedi içimde sevgilim...
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Sırtımı döndüm güneşine.
Bağbozum,
Üzümler tiyatrosu,koruk düşler sahnesi.
Kornalardan çok ama çok uzak yerler,diyarlar...
Kimsesiz,kalabalık ve yapayalnız hisler ve mezarlar...
Zor iş,kolay değil,inan.
Tebrik ederim seni.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Pazarlanmış yalanlar,tüm o parlak ışıklar ile örtülmüş yalancılar ve soytarılar...
Çalıntı taçlar uymaz o soytarı baş'lara,
Mandallasan da,tokalasan da,yapıştırsan da,durmaz,
Tutmaz gerçek bir kralın adımlarını,nefeslerini ve bakışlarını,yerini hiç bir neden,hiçbir piç altın,hiç bir tunç;
Bağıra bağıra okusan da,nafile,ah o ezberlenmiş şiirler,
Tutmaz elini kimsenin bu kazdığınız uçurumlara bile kadar.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Tarih ? Tekerrür ?
Yada aynı sevdaya demir atmış ruhumuzun kadırgası,
Gözlerimizin yarı yıkık savunmadaki o kadim kalesi...
Kim kimi kesse kazanır yada kaybeder yarını,
Bilinmez,
Kadere zar atılmaz yada sakızı çiğnenmez merak edilen yarınların sevgilim...
Tanrı bir şair bence;
Yoksa bu kadar güzel yazamazdı hiç bir ölümlü düş seni...
Hangi "milyonlarca yıl" alır kırbaçlar ki beni şimdi,
Uğruna layık olabilmek için,diz çöksem,yalvarsam,
eğer büker mi yüzümü ve kemiklerimi söyle elinde fırçası ile şu yıllar...
Ne istersin sevgilim,lütfen anlat bana,
fısılda kulağıma,Tanrım mutlaka duyar...
Sırtıma dev beyaz kanatlar mı takayım senin için,
Bir fil kadar büyük ve güçlü mü olayım yoksa,
Karlara mı uzanayım hiç üşümeden seni sarabilmek için ve yahut,pamuktan kutbun ayısı mı olup uyanayım sabahımıza,söyle lütfen...
Arısı mı olayım bin yıllık balının,
Yoksa bir hücre mi olayım,
dudağında kalan bir damla suyunu deniz edip yoluna mı çıkayım kaderde sevda seferimin.
Bugünden geriye akıyor zamanın kumları,
Yanılmışsın albert.
Yarın,hiç yok aslında...
Herşey bugün ve kutsal dünlerden ibaret.



12.29 fin.

26 Temmuz 2026 Pazar

o kutsal maviler

 
- söz ver bana,hiç bırakmayacaksın beni,bizi; ellerimi.

- çarşaf denizler üzerine yemin ederim sevgilim,
tüm o kutsal maviler üzerine yemin ederim,
Damarlarım üzerine,içinde erimiş gezen topraklar,dağlar,taşlar,lavlar üzerine yemin ederim sevgilim. 

(Söz ağızdan doğdu,düştü;tohum saldı kadim mezarlarda o kutsal toprağa...
can suyu düştü buluttan rahmet olup topraklara ve dudaklarımıza,hatırla...)


Sözü sen çiğnedin sevgilim.
Sözü sen çiğnedin çocuk...
Ve ben hala tutuyorum ellerimde sözlerimi...


20.10 soysuz akşamlar,unutulan yeminlerin işli sandığı soylu kalpler.

" bir şey değil..." mi...?

 
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Yazık,koca bir yazık...
Zamanın kumlarına tükürdün,bir ömrüm vardı oysa;
Ve hepsini süpürdün...
Ezbere konuşup gittin,hissiz,duygusuz; bizden çok çok uzak bi şekilde...
Sana benzemiyordu zaten o veda etmeye çabalayan kuklan hiç...
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Ve " bir şey değil..." mi...?
Yazık,koca bir yazık...
Soysuz ruhsuz arabalar kamyonlar ve bitmez yollar basıyorum şimdi kanıma,yüzüme,uyuşabilmek için hala ve hala...
Ama biliyor musun,yetmiyor yine de asla ve asla...
Elveda etmedin, tam yakışır bir sondu tıpkı hep konuştuklarımız gibi,
Sen bikaç mevsim harcadın nefeslerinden belki;
Ben bi ömür bıraktım emanetine,unuttum üstelik,
Almadım da,dönmedim de bi daha geri...
Hoşçakal sevgilim,
Hoşçakal...
Ve sana çok teşekkür ederim.
Sen hiç görmedin,
yaşadın,yürüdün,güldün,ağladın,
gömdün canını candan söküp sonra...
çok canın yandı sevgilim,hissettim...
yaşlarını içtim her gece rüyalarımdan sana uçup...
Gün oldu,yarı'na düştün belki...
Yine de sevdin,denedin...
Yaramızdı;
Adı kabuk kaldırandı o durmadan kanayan kanımızda,ihanetinin...
Ben artık herşeyi gömdüm;unutuyorum.
Kutsal dualar atlası;
Kapat gözünü,parmağını bi yere koy sevgilim,
Seç en şanslı sevişmemizin yerini şu durmadan dönen mavi misket gezegende;
Haydi durma sevgilim,
Karadulum ol,
Öp beni ve al sensiz zaten değersiz şu sinek valesi canımı...
Hatırlamaz zaten kimseler beni...


19.38 unutuyorum bir bir her şeyi sevgilim.
Gün gelir kalmaz,son nefesime doğması gereken o tanışma anımız,
ve o alacakaranlığıma doğan güneş sesinin kafamdaki saniyelik hayali dahi sevgilim...

Hoşçakal.