29 Mart 2026 Pazar

Siyah okyanus

 
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Islanmak güzel şey imiş,
Şemsiyeler,miğferi oysa habersiz tüm bu masum binbir askerin...
Ve mermiler yağıyor sağanak,ya şu mavi gökler,
güm güm patlıyor geceye saklanan sahte gök gürültüleri gibi demirden kuşlar balıklar;
ah o zengin soysuz bombalar...
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Kaçıncı dünya savaşı bu sevgisiz dudaklarınızda,susamış gözlerinizde...?
Kaçıncı ölüm bu inkar edip gözlerinizi yumduğunuz...
Kaçıncı yalanı bu ıslanmış günahlarınız ile dilinizin.
Yüzü eskimiş kiremit rengi botumun,
Düşleri bi çamur yıkamış yormuş,
Ve yüzünde,saçları ıslak salı'da bu yağmurdan akşamın.
Hainsiniz,yalanlar dahi utanır sizden,yalanın ta kendisisiniz,
Aptalsınız,oturduğunuz dalı kesmek için çekip itiyorsunuz elinizde testerenizi...
Aşağı dökülenler talaş yada toz değil,ağacın kanıdır ey merhametsizler...
Alın siyah suyunuzu ve defolun gidin,
Boğulun kara okyanusunda altını yakmaya çalıştığınız cehennemlerinizin...


16.05 1965'den ne farkı var bugünlerin...?
Zamanı gelir her hükmün,siz merak etmeyin...

27 Mart 2026 Cuma

Kabir bile tutuşur

 
Hüküm düşer,
Su dahi uyur,
Adem bakar bakar ama görmez olur,
İki bin aslanın haksız yere gözleri çalınır da,
Yine de bu gezegen döner döner devam eder durmaz ve yorulur...
Hüküm düşer,
Konuşur omzun,gün gelir hakk'ın divanı kurulur,
Dilin sus etse de o terazi dayanamaz çatlar kırılır...
Hüküm düşer,
Toprak ataş alır yanar,
Kabir bile tutuşur da her yer cehennem olur...

09.37 az'lara...

24 Mart 2026 Salı

kurabiye kavanozu ve hayal akvaryumlar

 
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Birileri için yaşamalara çabalamak ne kadar zor oysa,
Bırak beni yapayalnız,korkma.
Bir çay demler unuturuz savaşı,
Bir çay içer bakışırız belki uzun uzun,ve unuturuz içimizdeki kıpır kıpır her sevişmeyi...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Çalışmak istemiyor artık karıncalar,
Ölmek istemiyor plastik adımlar altında ve çimenler...
Arılar uyuyakalmış taç yapraklarında ay'ın,
Ve dudakların üşümüş,mor kesmiş çizgileri üzerinde yaşamanın.
Ve müzik,ve müzik,ve müzik sevgilim,
Bir gelinliğin yüzünü sevdiğinden saklamak istemeyen ince tülden cesareti...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Bin doğmak sürgün versin tenime toprağıma dalıma,
Bir ölmek alsın beni kainata tutsun götürsün...
Sevişmek sayılmasın artık,
Dualar ıslanmasın dudaklarında yağmurlardan bile uzakken üstelik...
Zaferimizi perçinlesin kanlı sıcak dudakların dudağımızda,
Başımızdaki düşler küle dönsün ve dökülsün üzerimize...
Toprak uyusun,
Ve rüzgar üzerimizi örtsün tüm üşümelere inat gecenin uyanılası aralarına saklanıp...


23.38 kocaman cam kurabiye kavanozu ve hayal akvaryumlar kırmızı plastik kapağında...

21 Mart 2026 Cumartesi

Ventral vagal sabahım

 
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Esir; bakışlarımızda sevmek,aşk ve iyiliği sulaması gereken cesaretlerimiz bile...
Eksik gitar tellerinden uzayıp giden bir patika yol var kapanan gözlerimin ardı düşlerimde,
Ve aklım sen...
Gecenin bir körü dürter uyandırır beni ruhum,
Duvarda ince çizgili bir karanlık aydınlanmış izliyor bizi.
Ve ben yaralı kan kaybeden aslanıyım bu kimseleri umursamaz cehennemin...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Ve herkes ölmeye mahkum yine de...;
Kimse masum değil...
Gökten yağmurları topluyorum bardaklara ve tencerelere,
Gök delinmiş misali,kan kaybediyor ölüme çok yakın bir yürekcesine,ardı sıra...
Yine de yavaşlıyor her damla,kendini gömerken birikmiş kabirler kenti,içilesi kadavraların birikintilerine...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Gözlerimiz avlusu günlerimizin,
Ve yatarı,nefeslerimiz adımlıyor üşüyen ürperen tenimizde bir bir...
Şafağı aynı her günün,
Ya da farklı her nefes ciğerde,inan bilmiyorum...
Avuçlarımızda hapishaneler, ve demirden değil parmaklıklar var sevgilim...
Ve aklım sen...
Ve herkes ölmeye mahkum yine de...;
Kimse masum değil,sevgilim...
Ventral vagal sabahım,
Çayımda bisküvi tadım,simit kokum,
Pazar şafağım,kahvaltı masam,düş sabahım...
Dünya ölmeme günüm.
Hoşgeldin aklıma,yeniden;
Ve aklım,fikrim,
tenim,bedenim,
hissim sen...


01.54 amansız düşleri tarıyor saçlarımızdan ılık rüzgarı nefeslerinin...kimseye sormadan dudakların,dudaklarımın tuzlu denizine süzülüp iniyor...

monodialoglar labirenti


- zaman bu sevgilim,üzülme sen,her ne yapsan da yine de kayıp gidecek tutamadan biz o kum tanelerini,tutmaya çalışırken herbirini biz,yine de birkaç tanesi takılacak avuçlarımızın kırışan çizgilerine sadece...
zaman bu sevgilim,üzülme sen,
Geçecek gidecek o; seninle sevdiğimiz,o en mutlu olduğumuz an bile gözlerimizden,yaşamayı bir otobüsün başımızı yaslayıp izlediğimiz camından görüp beğendiğimiz an'lar gibi,düşüp geride kalacak her şey...
O sevindiğimiz an,o ağaç,o çocuk kahkahaları,o bahar akacak henüz biz bile anlamamışken bize iyi geldiğini mutlu oluşumuzun...

- mumlar,kibritler ve dilekler sevgilim...bir tabloya dayıyorum başımı yokluğunda,gözlerimin sırtını sıvazlıyor aklımızın ağına takılan o kıpır kıpır tutulmaz küçük hatıralar ve sonra...ne yapsak kurtuluruz bilmiyorum,ne yapsak kurtulurlar...? Çaresizliğine direnemediğimiz şu zaman bıçaklasın sırtımızdan seçebildiğimiz sonumuzda bari...
Fıtrat bu sevgilim,üzülme sen,her ne yapsan da yine de ısıracak elimizden ona ekmek uzattığımız korkmuş köpek içimizden bizi...Bırak doğsun büyüsün ocak,şubat; ve bırak ısıtsın içimizi sonrasında bu kara amansız başedilmez soğuklar...
Ellerimiz bulur,sıcacık akarken kanımız avuçlarımızdan yanıp tutuşup,birbirini...birbirimizi...
Hem ne var üşüsek ölsek sokulup sarılıp kokuna dokunup kapansa gözlerimiz istemeden ağırlaşıp; huzurun uykusuna gömülsek birbirimizde...

- hangi son kabul eder bu kadar zaman canı yanmış,yanan kederimizi.yarı ölü,yorgun kızıl külümüzde hangi karar çıplak adım yürüyebilir ki canı yanmadan lütfen söyle...

- uzan yakala beni bu sonsuz düşüşten,bu bitmez tükenmez uçurumdan sevgilim; bırak elimi kolumu tutmaya çalışmayı artık,zaman yok,tut beni dudaklarımdan,öp ve al çıkar ayaklarım altında kalbi durmadan atan yokluğunun korkularından...
Başaramaz isen şayet,morfini olur dudağının sıcağı,nefesinin serini,gözlerinin gün ışığı o son acılarıma belki...


11.37 monodialoglar labirenti,kaybolan takvim yaprakları ıslak baharın çatlamış kırgın duvarında...

* cehennemin uzaktan yüzümü ısıtan ışığında,zifir rengi korkuları çıkardım,soyundum ve yürüyorum sevgilim; seni seviyorum...ve donup öldüğüm sensizliğin başedilemez soğuğunda çırılçıplağım,uykum tuttu gözlerimden ellerimi,çekiyor tatlı tatlı bedenimi gözlerimden iteleyip.ve korkutamaz hiçbir alev beni; söyle onlara,susuz kuru dudaklarımın mirasıdır,suyunu içemediğim okyanuslara gömsünler kor etimi,bedenimi...

19 Mart 2026 Perşembe

Love and graves

Love and graves.

Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Ve kenarındayız yaşamanın seninle elele ve ılık hala içimizde tüm umutlar...
Milyon karıncanın ve binlerce yaban arının üşüştüğü çöpün kenarına fırlatılmış eski bir et parçası gibi kokmuş ve gölgelenmiş,belkide çoktan ölmüş nefessiz bir kırmızı karşımızda en çıplak haliyle oysa insan...
Sevmek,mezar taşlarındaki eşsiz mısralar gibi buz gibi ve soğuk sevgilim...
Gömüyorlar bizleri diri diri,gözleri kör,gönülleri yosunlar ile kapanıp bağlanmış sanki,
ve ağzımız burnumuz nefeslerimize yapışıp uçuşan ıslak topraklar vakti...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Elinin içi kalbimin üzerinde şimdi;
Duyamadığını söyledin sesini yüreğimin,
Gitmiş,terketmiş sanki bizi,
Sen merak etme sevgilim,hilekar saklanmış izliyordur mutlaka kıkır kıkır atarken sessiz uzaktan ikimizi...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Artık kimsenin beğenmediği,çiğ taneleri yıkıyor bahar dallarında yeşilden aldan filizlenen erdemlerimizi...
Güneş koşa koşa gelir şimdi koklamak için şafağın ilk açan o alev rengi gelinciğini; 
usul usul açan kadife yapraklarından öper günü...
Ulaştığını düşünürken tam da parmak uçlarından her şeye,
Dokunacak iken tanrının en güzel elma'sına,
Nasılda kayar ayağı insanın sevgiyle koşturan dillerde.
Etini çimenlerine emanet edersin toprağın,ruhun uzanır boylu boyunca yeşiline kainatın...
Ah,ey hayat
Sen aynı zamanda ne hoyrat ve ne de güzelsin...
Bir ırmak gibi akıyor önümüzden,
seninle elimizi sürmek istemediğimiz şu bayağı zaman sevgilim;
Ve elele,ılıkca aksın içimizden yaşamak,sadece ve sadece,
Başka hiç bir şeye ihtiyacımız yok inan.


11.06 aşklar ve mezarlar.

15 Mart 2026 Pazar

Avcumda sımsıkı saklı bi sen

 
Düz çatı hayaller bahçem.
Su çeviriyorum karanlık şafaklarda susuz düşlerim içsin kana kana mavi yeşil umutları diye...
Düz çatı hayaller bahçem.
Dama ördüğüm kuşlar hapishanesi dünler gözlerimde...
Yalanlar yemliyorum uçabilsin diye beyaza boyalı inanmadığım rutinler,
Kanat çırpar tüm o palavralar,pembe yalanlar maviye çalan umman göklerde,
Ve düşmez gökte ölenler bir daha asla toprağa,
Bunu bilmezler...
Düz çatı hayaller bahçem.
Kandırıyorum kendimi de bazı,
Yalanlar demliyorum susuz eski çanaklardan,
Her dilde figan dumanlar tütüyor yangın ertesi çam ormanı ruhumdaki kefenden...
Düz çatı hayaller bahçem.
Geceler,geceler ve ah geceler,
Damda yıldızlardan bir gece,sanki bir mektup,bir haber.
Uçuşan göğercinler kuşlar gökte mavilere karışıp yüzen,
Serde yeni sürgün filizden hayaller,
Kalpte yerin yüzü,lavlardan kanı,
dönen mavi misket gezegenin,
Yüzümde küçük bir çocuk,dünler...
Avcumda sımsıkı saklı,kimse açamaz,kimseye vermem bi sen...
Ve elimde terliyor mısralar,ve tüm şu canı yanan,kırılmış şiirler...


13.37 figan,suyun hasreti ve sevda.