4 Mayıs 2009 Pazartesi

içiMde Bir Deniz Var...


içimde bir deniz var...

boyanamaz bir mavi , inilemez bir derinlige sarılı...

içimde bir deniz var...

anlamını bilmedigim kelimelerin kayalarımı dalga dalga dövdügü

tanımadıgım sözlerin içinde yüzdügü...

içimde bir deniz var...

utanan bir bakışın egik ürkekligi

ve örtünmüş bir beyazlıgın sisi ile sevişen...

içimde bir deniz var...

dümdüz sakin bir çarşafın ne zaman bozulacagını düşünmeden duramayan paranoyası...

içimde bir deniz var...

mutlulugun yorgun huzurunu boynuna baglamış...

içimde bir deniz var...

tüm dalgalarını soyunmuş,

çıplak uzanışlara kendini teslim eden...

içimde bir deniz var...

uçsuz bucaksız bakışların gölgesine uzanmış...

içimde bir deniz var...

tüm aşkla örtülü sevişmelerin ertesindeki

yorgun ihtiyar gülümseyişlerin kıyısını sallayan bir ninni gibi...

içimde bir deniz var...

tüm soguk buz ayrılıkların yavaş yavaş içinde eridigi

usul usul yükselen...

içimde bir deniz var...

yemyeşil , masmavi , kimi gri kimi kararan...

ressamı sen bir deniz var içimde...

fırçası yüzünün çizgileri, boyası gözlerinin dogası...

içimde bir deniz var...

yüzülmez gözyaşlarının yagmurları altına saklanmış ,

tüm gemilere sandallara kapalı bir okyanusun şehri sanki...

içimde bir deniz var...

tüm otobüslerin duraklarını terkettigi bir saatinde oturulmuş bomboş bir durak gibi...

içimde bir deniz var...

içimde battıkça içime batan...

derinlerime gömüldükçe senle dolan...

içimde bir deniz var...

tadı tuzu sen...



kırık BİR duVara vermişim gönlümü...


kırık bir duvara vermişim gönlümü...

çatlaklarından tutunmuşum sana.

tenine çakılı, boş kalmış, anlamları düşmüş yada çıkartılmış

paslı çivilerin yaralarını yara izlerini okşamışım...

kırık bir duvara vermişim gönlümü...

üzerine hayallerimi boyamışım...

tüm mısralarımı yosun baglamış bedenine yazmışım...

kırık bir duvara vermişim gönlümü...

kalbim kırılmış...

beN...01:52

ölsem...


ölsem...

gömülesi mektupların tozlu satırlarından eskiyip düşer gibi...

ölsem...

tüm gökyüzüm ölü balık

ve ben suda tek başıma kalmışım gibi...

ölsem...

küçücük cam küre akvaryum hayatım yosun tutarmış gibi...

ölsem...

cam duvarlar okyanusmuş gibi büyüse yalnız gözlerimin içinde...

korksam...

ölsem...

bir hiçmiş gibi kül olup savrulsam

rüzgarına at diye binip uzaklaşsam buralardan...

ölsem...

kül olsam...

kaybolsam bir toz bulutuna tutunup ...

ölsem...

satırları silinmiş okunamayan eski bir mektup gibi savrulsam gözlerinden...

ölsem...

yerin en dipsiz diplerine uçup gider gibi...

gögün bitmez yüksekliklerine gömülür gider gibi...

ölsem...

tek kulagımı kesip dudaklarına uzatır gibi...

sadece sesine gömülüp gitmek ister gibi...

senden başka birşey dinlemek istemez gibi ...

seni dinlemeye kendimi mahkum etmek ister gibi...

hep buna mahkum kalmak isteyen sana kör bir esir gibi...

ve sen hep suskun kalıyorsun gibi...

ölsem...

düşlerine gömülsem...

ölsem...

mezarımı sevsem

topragımı okşasam kürekler içinden saçlarını okşar gibi...

topragım saçların koksa

saçların topragım...

uzansam dizine uzanır gibi kazılı çukuruma...

kararsa gördüklerim kararsa gökyüzüm

kürekler bulut olsa..

üzerime yagan topraklar yagmurum...

ıslansam bakışların altından...

ıslansam saçların arasından...

ıslansam saçların kokusundan...

sırılsıklam gömülsem sana...

ölsem...

kisacık bir rüya gibi bitsem tüm kabus dolu anlara...

kısacık bir rüya gibi kısalsam uzun uzadı yollara...

ölsem...

ve minicik bir dua ninnim olsa...

uyuyakalsam bir anda yorgunluktan ölmüşcesine...

ölsem...

tüm hıçkırıkların yavaşladıgı o ana gömülsem...

sessiz bir suskunlugu

bu soguktan koruyamayacagını bile bile

incecik bir çarşaf gibi örtseler üzerime...

ölsem...

parmak uçlarım üşüse

çeksem ayaklarımı içime...

ölsem...

anne karnına döner gibi küçülsem kendime sımsıkı sarılıp...

çaresizleşsem...

ölsem...

gülüşünü mezar taşıma son dilegim diye kazısalar...

ölsem...

kanadı kesilen bir martı gibi kıyıdan baksam denize yansıyan yansımana...

sana...

dalgalar vursa ruhumun tüm isyanlarına...

ölsem...

cam duvarlara esir,

arkaya yapıştırılı yer yer sararmış bir deniz dibi fotografına sürgün,

hayalsiz prangasız umutsuz bırakılmış

gözyaşları suyunda kaybolan

küçük bir balık gibi...

ölsem...

sensiz...

nefessiz kalır bogulur gibi...

havam gibi...

yorulur gibi sensiz...

sensiz bogulur gibi...

ölsem..

gözlerinin hemen altına, o tatlı morluga gömülsem...

gözlerinden yagan yaşlar sulasa kuruyan topragımı bakışların gölgesinde...

ve ben dertlerini dinlesem tek tek

düşürdügün her bir yaşın...

ölsem...

avuçlarına gömülen yüzümün eteklerinden bakışlarının içlerine gömülsem...

ölsem...

sana gömülsem...


beN...01:41 Gecenin Pis Sularından...


2 Mart 2009 Pazartesi

bir sahil kasabasının ılık akşamını yürüyorum , her dakikası sen dolu anılar cografyasında...



bir sahil kasabasının ılık akşamını yürüyorum
sessiz ...usul usul...
evden çıkarken birşey unuttum kesin diyen bir düşünceyi hırkam yapıp giyiyorum...
üşüyecegim yoksa...
bir sahil kasabasının ılık akşamını yürüyorum
gökte ay bir resim boyuyor yine deniz üzerine...
ışıklarla süslenen pırıl pırıl bir gelin sanki bu akşam..
bir sahil kasabasının ılık akşamını yürüyorum...
arkamda çekirdek kabuklarından adımlar izler bırakıyorum sana
bir adım sana atıyorum , bir adım bu güzel akşama..
bir sahil akşamının ılık kasabasını yürüyorum
her dakikası sen dolu anılar cografyasında...
duruyorum bir an birbaşıma
seni düşünüyorum
sanırım birşey unuttum
çünkü üşüyorum...

sadece bir fısıltı düşsün mendilime senden...


sadece bir fısıltı düşsün mendilime senden

başka bir dilegim yok agaç dallarından...

sadece bir fısıltı düşsün mendilime senden

usulca kulagıma sokulan serin bir harman yeli gibi okşasın tüm duyduklarımı...

sadece bir fısıltı düşsün mendilime senden

sonra mendilimin kenarlarından yavaşça katlayıp saklayayım tüm düşürdüklerini ben

bir köy çocugunun gülümseyen mutluluguna bürünsün kızaran yüzüm...

sadece bir fısıltı düşsün mendilime senden

haydi paylaşalım tüm sahip olduklarımızı durma...

mendilime sarılı elmam senin olsun

ve tüm fısıldadıkların benim...

gidersem geride sen kalırsın...



gidersem geride sen kalırsın

çıglık çıglıga uçuşan birkaç martı birde...

gidersem geride sen kalırsın

senden uzaklaşan adımlarıma dön diye yalvaran içimden dualar birde...

gidersem geride sen kalırsın

gaz lambamda uçuşan

ne yazdıgımı merak edip hiç ayrılmak istemeyen meraklı böcekler birde...

gidersem geride sen kalırsın

kırık umutlarımın uçurtma çöplügü birde...

gidersem geride sen kalırsın

seyredildigini bilmeyen oynayan çocuklar birde...

gidersem geride sen kalırsın

henüz pişmemiş pogaça hayallerim birde

egilip egilip ne zaman pişiceksin diye merakla sürekli baktıgımız...

gidersem geride sen kalırsın

birkaç hatıra film belkide...

gidersem geride sen kalırsın

gidersem geride kalan benimdir belkide ...




gidersem geride sen kalırsın...


gözlerimden satırlar düşer... gökten yıldızlar...


gitmez adımlarım ileri...

gidersem geride sen kalırsın...

kalan hep benimdir belkide

geriye hızla koşan sen.

uzaklaştıgımı zanneden ben

duruyorumdur yerimde belkide...

şehirlerarası bir otobüsün titreyen penceresine başımı dayamışım gibi

ve tüm yollar tüm izlenenler tüm çizgiler tersime akıyomuş gibi...

gözlerimde ayrılıklar bugulanıyor

gözüme birşey kaçtı galibalar uçuşuyor etrafımda...

gidersem geride sen kalırsın...

seni düşünen ben birde...


dogrularım yanlışlarımdan ayrılmazlar benim...


dogrularım yanlışlarımdan ayrılmazlar benim...akrep ve yelkovan kadar kaçabilirler birbirlerinden en fazla...en uzak göründükleri anlarda dahi aslında merkezlerinde , kalplerinde eleledirler...bu kadar elele dolaşırken zaman bizimle ; dogruyu sevip , yanlıştan nasıl nefret edebilirki insan...dogrularım yanlışlarımla eleledir benim...bin yanlıştan sonraki denemesinde parçalamadı mı atomu einstein...dogruyu buldugunda , ulaştıgı dogruya giden yol yanlışlarından kurulu degil miydi...işte bu yüzden dogrularım yanlışlarımdan ayrılmazlar benim...hep elele yürürler birbirlerine...
lo , tolga