9 Ağustos 2009 Pazar

demedim mi ...


Demedim mi?

Oraya gitme demedim mi sana,

seni yalnız ben tanırım demedim mi?

Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

Bir gün kızsan bana, alsan başını, yüz bin yıllık yere gitsen,

dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma,

demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,

onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?

Sen bir balıksın demedim mi?

Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,

senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?

Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,

senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,

demedim mi soğuturlar seni.

Oysa senin ateşin ben'im,

sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?

Kötü huylar edinirsin demedim mi?

Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?

Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi?



Mevlana Celaleddin Rumi

3 Ağustos 2009 Pazartesi

elimdeki dört kağıt...


kupa 1 ; Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı.


Alphonse Karr



karo 1 ; Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.


S. M. Power



maça 1 ; Herşeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım.


Herman Melville


sinek 2 ; İnanmayan bir gönül, içinde kuş bulunmayan bir kafese benzer.


ABDÜLKADİR GEYLANİ

formasyonsuz çekingen öneriler bahçesinden...


1.bettra ateş edin bana lütfen demiş..tabiki kıramayız onu...kalemin güvenligi açılsın...ateş için hazır ol ve emrimi bekle...ve ateş...
2.uyurken tek ayagı olmadıgını düşündügümüz kuşlar var ,yada ördek sandıgımız angut kuşları suda...
3.bettra şiir yazmayı denesin...yazamam ki demesin lütfen...yemek tarifi yazabilen herkes şiir yazabilir...
4.bettra çok harika boyuyor aslında kagıdı...henüz bunun farkında degil... leonardo'nun , monet'in yada dali'nin tablolarını yeniden harika şekilde yapabiliyor fakat içinde onu görme şansımız tuz taneleri kadar az kalıyor...bettra kendi tablolarını boyasın yapsın artık...içinden boyasın içini boyasın...deneme , anı ,hatıra ,günlük ve herşeyden yazma fikri harika olmuş...ama o listeye mutlaka şiir eklesin...kafiyeye ihtiyacı bile yok ..sıralı cümleler şiirdir kulaklarda...
5.ve şimdi sıra sende kalemdaşım..aynı şekil sende beni vur durma haydi...doldur silahını ve bas tetige ben kurşun geçirmez yelegimi giyerken...

1 Ağustos 2009 Cumartesi

bir umut kondu yüregimin garına...


bir umut kondu ki yüregimin garına sorma...
dört kanatlı bir heyecan tüy tüy döküldü içimde...
bir tarafım geliceksin diye dikti gözlerini demirden raylara
bekliyor bir hasret treni...
bir tarafım küskün gururların sırt çevirişi garın sessizligine...
kızgın tüm umutlanışlarım...
bir umut kondu ki yüregimin garına sorma...
korkuyorum şimdi uçucaklar pır olup avuçlarımda terleyen
heyecanlardan uzaklara diye...
iki ray arası çakıl taşlarını sayıyorum zaman geçirmek için
kalbimi kandırabilmek
ve mendilimi biraz kurutabilmek için...
gelişine kuruyorum yüregimin guguklu saatini...

ayakları denize çakılı , başı göğe değen bir gölgeyim şimdi batan akşamlarda...


ayakları denize çakılı , başı göğe değen bir gölgeyim şimdi batan akşamlarda...
herkesin kör olduğu bir şehirde görüyor olmak
kimsenin okuma yazma bilmedigi bir kentte yazar olmak
tüm yaşayanları sağır bir ülkenin duyabileni olmak
o kentin yetenekli yapayalnızı olmak demektir...
istesen de...
istemesen de...
gör beni...
oku beni...
ve duy beni...
tüm körlüğüne
tüm bilmezliğine
tüm sağırlığına
sevgilerimle...
ayakları denize çakılı , başı göğe değen bir gölgeyim şimdi batan akşamlarda...
her akşam kalbime batan yalnız akşamlarda...

üç inatçı keçinin hikayesi...


üç inatçı keçiydik sanki...
oyunlarından birbirine kaynayan üç teke...
asla büyümemeye yemin eden...
hiçbir uçurumdan korkmayacagımıza ,
ve asla dagılmayacagımıza söz veren
üç inatçı keçiydik biz sanki...
ordan oraya zıplayan
kaizen otunu yutmuş asla durmayan
büyüyüştük
gelişimdik biz...
üç inatçı keçiydik sanki...
sözleri önemseyen...
çobanı yanlarında kaval çalabildigi için ,
canlı müzik için götüren...
aslında
çobana ihtiyacı olmadan gezip evine geri dönebilen...
çoban işsiz kalmasın diye bunu aralarında saklayan sır yapan...
her tutam otun degerini bilen...
içlenip bolca düşünen ,
uzun uzun dalıp giden uzaklara
ve yakınların degerini asla unutmayan...
üç inatçı keçiydik biz sanki...
nasılda geçiyor zaman inanki...
biri evleniyor şimdi...
ve salonda aglayan iki keçi...
hıçkıra hıçkıra mee'liyor şimdi...

yarım kalanlara rağmen...


tüm yarım kalanlara rağmen...
dolanıyorsun sıcacık kanımda tüm bedenimi her dakikamda...
nefeslerime doluyorsun usul usul
hıçkırıklarımın arasından...
tüm yarım kalanlara rağmen...
sarıyor üşüyüşlerimi yarım kalan sözlerin
örtüyor uyuyuşlarımı mektuplarından yamanmış sayfalar her gece...
gölgelerde doğuyorsun duvarlarımda
ne zaman bir arabanın ışıgı yol alsa odamda rastgele...
tüm yarım kalanlara rağmen...
içiyorum her susayışımda seni ...
uzanıyorum seni düşünmelere dermansız zamanlarımda...
ruhuna karışmayı diliyorum her gece dualarımda...
bu nasıl bir tutkudur içimde yanan
nasıl bir alevsin sen içimde
kumlarımda dahi sönmeyen...
tüm yarım kalanlara rağmen...
hala öbür yarım
sensin benim ...