26 Mart 2010 Cuma

koşulsuz seven birini tanıdım çocuk bakışları ile...


koşulsuz seven birini tanıdım çocuk bakışları ile...
ıslak gözlerinde yetişkin çamaşırları
verdiği nefesler ile rüzgar gibi kurutan...
çocuksu sesine serili dilek mendillerini
soğuk duvarlarında uyutan...
koşulsuz seven birini tanıdım çocuk bakışları ile...
umutsuz yarınları mahmur gözlerinde ağlayan...
dizlerinde tüm karamsar saatlerini sallayan...
yağmurlu günleri güneşe dek pış pışlayıp uyutan...
koşulsuz seven birini tanıdım çocuk bakışları ile...
bugün desem dün olan ,
dün desem iki gün önceye kaçan...
acabalara sarılıp yarınlara saklanan...
bulamadığım bir yarın arıyorum düşte hayalde...
ağaçtaki yuvandan hele bir elime düşte...
çıkıp geliyorsun beklenmedik bir anda...
güneşin nöbet saatinde ay olup doğuyorsun ya tavanda...
heryer yıldız bir gece gibi parlıyor gözlerin o anda...
koşulsuz seven birini tanıdım çocuk bakışları ile...
koşusuz kazandığım acımasız bir yarışta...
tenime şiirler yazıyorum seni gördüğüm her güne kalemden...
bir saman kağıt olup uçuyorum sonra ilk rüzgarda...
denize uzanıp ıslanıyorum...
adını anıp batıyorum boğazda...

25 Mart 2010 Perşembe

yaz yaz bitmiyorsun içimde...


yaz yaz bitmiyorsun içimde...
bunun anlamı ne söyle tedirgin sesinde...
gördüğüm en güzel şey sensin belkide...
kendinde kusurlar araman bilmemki niye...
yaz yaz bitmiyorsun içimde...
gözlerim haykırıyor duymuyor musun sanki bunu gözlerinde...
bilmemki bu kaçmalar niye...
korkuyor gözlerimden dilime düşmeye belli ki
sarfetmeye korktuğumuz tüm sözler...
avuçlarımda eriyor kutuptan kopan nice buzlar...
yanıyor içim cayır cayır...
yaz yaz bitmiyorsun içimde...
taşıyor bu dışıma kimi zaman...
biliyorsun sende bunu hepzaman...
bilmemki ikimizde de bu durmalar hep niye...

24 Mart 2010 Çarşamba

yağmuraltı ıslak teninde...


Bundan fazla yakmaz beni hiçbir ateş...
cehennemde donarak ölecek bir günahkarın
gözlerinde tutuşmaz hiçbir düş...
ve sevilenin senden dönen bakışlarından
daha fazla acıtamaz hiçbir düşüş...
Bundan fazla yakmaz beni hiçbir ateş...
yağmuraltı ıslak teninde
mavi bir alevdir yüzünde tutuşan o sinsi gülüş...
ve kar yağan bir akşamda
durmayan yangınlar yanında ,
gecelere çizdiğim yastır
tek kelime sen sonrası nokta bir düş...
ve inan bana ,
Bundan fazla yakmaz beni hiçbir ateş...


* teşekkürler zahir...

23 Mart 2010 Salı

bu şehir mayın tarlası...


bu şehir mayın tarlası...
gözlerimde pimi çekilmiş el bombası saniyeler...
titrek adımlar düşüyor buluttan
isteksiz yağmur damlaları gibi dökülüyor gece yukarıdan...
ıslanıyor tüm toprak altı mayınlar adımlarımda...
ayaklarımda korkan bir çocuk bekleyişi dikiliyor...
göz kapaklarım düşüyor korkuyla
havaya uçar mıyım ansızın çıkagelen mutluluktan acaba...
bu şehir mayın tarlası...
gözlerimde pimi çekilmiş el bombası saniyeler...
ileriye kaç adım atsam farketmiyor...
her adımda saatlerce bekleniyor...
ne geri dönülüyor ne ileri yürünüyor...
ağzımda kaçak bir sevda ıslanıyor...
tütünler tatsız seferler atsız yanıyor...
koca bir ordu gibi koca bir ömür
gözlerimde donup ölüyor...
yüreğim sarıkamış...
avuçlarımın çizgisinde koca bir pişmanlık
gülümseyişimi bölüyor...
bu şehir mayın tarlası...
gözlerimde pimi çekilmiş el bombası saniyeler...
heyecanlı bir bekleyiş sırtımdaki yük...
kaçak mısralar gecelerimin sınırlarından
gizlice kağıdıma sızıyor...
kalemim inatçı bir katır,kılavuzu karga gecede sanki...
her adımda kalp dakikada kaç titriyor bilinmez inanki...
buralarda gecelerin kahramanları tayt giymiyor...
kader kalemi adımlarım altındayken yürümek
inan hiç içime sinmiyor...
bu şehir mayın tarlası...
gözlerimde pimi çekilmiş el bombası saniyeler...
rüyalardan gizlice sabahıma taşıdığım kaçak bir hayal,yüzün...
beyaz kağıtların sınırlarından ceplerime düşen satırlar...
sessiz adım atamayan tahta bacak adımlarda
sessiz kalan suratlar...
bu şehir mayın tarlası...
gözlerimde pimi çekilmiş el bombası saniyeler...
rüyalardan gizlice sabahıma taşıdığım kaçak bir hayal,yüzün...
terleyen çamurlu yüzümden akan
suyu altın, durmaz akar bir musluktur köylü kulaklarımda hüzün...
sen kokan bir sevda mendili işte o an burnumda,
yumduğum gözlerimde gülen yüzünü gördüğüm düşün...

22 Mart 2010 Pazartesi

sormuşlar o yar ile hoş musun...


sormuşlar o yar ile hoş musun...
gecede aya karşı tüten sarhoş bir alev misin yoksa,
rüzgardan bir sağa bir sola devrilen...
kor ateş, güneş rengi közde bir sızı mısın ki kalpte...
sormuşlar o yar ile hoş musun...
gökten yağan çöl müsün gözlerimde...
beklenmeyen dakikalar mı düşüyor yoksa kum tanelerinden...
kırık camlı kan kaybeden kum saatinde...
yaşam can mı veriyor ellerinde...
sormuşlar o yar ile hoş musun...
senden habersiz sevdiğin gözlerde ıslanan sarhoş musun...
sorsam sana ,
balıkların cezaevi midir camdan akvaryumlar odanda...
ışığı hiç sönmeyen bir zindanda ne kadar mutludur
tüm gurbet solungaçlar bir cam ardında...
sormuşlar o yar ile hoş musun...
toprak üstü ateşlerinde ,
toprak altı köz iki patates ile tok musun...
dokunamadığın kadar sıcak mı sevdanın teni parmaklarında...
kabuğunu soyamadığın an kadar aç mısın yarin sözlerine
onca zaman ardından hala...
sormuşlar o yar ile hoş musun...
söyle yar yoksa gögsüm kafesinde güp güp uçan kuş musun...
avuçlarımın dallarına konamayan ürkek bir düş müsün...
gecelerimin sırtında adımlar tırnaklayan bir gülüş müsün yoksa söyle...

19 Mart 2010 Cuma

kaybolmak nedir...


kaybolmak nedir...kaybolup gitmek ne anlama gelir...kaybolmak keşfetmektir...bilinmeyeni bilmeden yürümektir...zaten güzelliğide budur...kaybolduğunu düşündüğün anlarına korkuyla değil ,bir yeniliği keşfetmenin heyecanıyla bak ne olur...bilinmeyen kıtalara böyle adım atılmadı mı ilk defa...korkulan bilinmeyen suların fırtınalarından sıyrılıp çıkılmadı mı yeni bir dünyanın kumsalına...kaybolmak nedir...kaybolup gitmek ne anlama gelir...kaybolmak keşfetmektir...bilinmeyeni bilmeden yürümektir...zaten güzelliğide budur...bilmediğin yeni bir dünyanın güzelliğine adım atarken sen farkında olmadan , kurtarılmayı dilemek cennetin bulutlarından cennete düşmeyi reddetmektir...kurtarılamayacak kadar kaybolmuş musun soruna cevabım umarım o kadar kaybolmuşsundur ve kimse seni keşfetmenin o derin zaferinden döndüremez olacaktır...dünyaya,zihinlere ve tarihe adını kazımış kaşiflerle standart insanoğlunun farkıda budur zaten...bir resme gerçekten bakmak köşedeki imzayı görmeyecek farketmeyecek kadar o resme dalmak ve yaşamaktır...gözlerinden imzaların silindiği , baktığın herşeyi yaşadığın ve yaşadığın herşeye dalıp gittiğin günlerin yakın olması dileğimle...

16 Mart 2010 Salı

dilinden döktüğün tüm sözler adamın yüreğine mimleniyor...


sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
dilinden döktüğün tüm sözler adamın yüreğine mimleniyor...

sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
dinleniyor ruh uzanıyor beden...

sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
kulaklar bayram gözler ışık ediyor...

sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
sevdiğini neden söylemedin diye
kaçkar karı, nenem karı kızıp söyleniyor...

sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
çeşmeden akan suya dalıp
yürek kazlar misali süzülüyor...

sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
avuçlarının kokusundan düşen tanelerden
bakışlarımın göçmen kuşları yemleniyor...

sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
dilinden döktüğün tüm sözler adamın yüreğine mimleniyor...
bir bilsen yüreğimde kaç türkü adını anınca dilleniyor...

sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
dilinden döktüğün tüm sözler adamın yüreğine mimleniyor...
leylekler gibi mısralarım senin evin çatısını sahipleniyor...

sesin o kadar güzelki ne anlatsan dinleniyor,
dilinden döktüğün tüm sözler adamın yüreğine mimleniyor...
gözlerinin ateşinde yüreğim çayı demleniyor...