5 Eylül 2025 Cuma

Mavi şeytan

 
Ve suret'e düştü ruh,
Cezası bin yıl tüm güzel hatıraların,
Akla hapis,çıkamazlar kapısından gözlerimin ardının.
Ve suret'e düştü ruh,
Üç metre mavi bir şeytan yüzüyordu seyri seferinde,
Ve tanrı kirmanını döndürüyordu sessizce sadece...
Ve suret'e düştü ruh,
Sallandı tüm yürekler tapınakları gibi depremlerin,
Korktu insanoğlu,
Titredi bilge tüm yapraklar.
Sorsan bugün idi,
Ama hatırda dündü her yer...
Ve suret'e düştü ruh,
Üç metre mavi bir şeytan yüzüyordu seyri seferinde,
Ve tanrı kirmanını döndürüyordu sessizce sadece...
Sur'u üfledi esip yüzümüze bir rüzgar sonra denizden çıkmış tuzlu ıslak tenlerimizde,
Ve kirmanını sapladı tanrım zıplayıp bir aslan misali kalbime,
Zaman durdu,
Kan bile akmadı,
Ölmek için,ölüme...

Ve suret'e düştü ruh...


08.23 tanrının alnından öptüğü ölümleri giymek için üzerine,yarışıyordu karşımızda tüm ölümler...Ve yaşamak çırılçıplaktı ardımızda...

Doldur çayımı ey bin yaşındaki çocuk

 
Kalbimde sökülü dikişlerin kurumuş kanı çıtırdıyor,
Yaralar,ağaçtaki yuvası tüm dualarımın.
Bacağı kırık eski bir köy sandalyesi balkonda,
Ölmeyi reddediyor.
Oturmuş çayını içiyor mısralar,
Ve çayın dumanını yudumluyor bekleyip azrail.
Kalbimde sökülü dikişlerin kurumuş kanı çıtırdıyor,
Yaralar,ağaçtaki yuvası tüm dualarımın.
Tüm savaşların kahramanı,sadakat suyunu içmiş ah şu ellerim,
Şimdi gelmiş bana,bile isteye ihanet ediyor,
Dönüyor sırtını,
Ve savaşmak istemiyor...
Kalbimde sökülü dikişlerin kurumuş kanı çıtırdıyor,
Yaralar,ağaçtaki yuvası tüm dualarımın.
Vakit geldi mi yani şimdi ? Bilmiyorum,
Doldur çayımı ey bin yaşındaki çocuk o zaman,
Vealeykümselam,
aleykümselam...;
Hoşgeldin.

07.59 kuş,dalında zeytini içmeden;inceden,inceden...

tanrının düşen kurmayı

 
Yazılmamış kaderi yırttı göğsünden bir melek,
Ve kızdı tanrıya kaşlarını çatıp.
Söktü sırtından kanatlarını tertemiz kanını döküp 
benzini gibi tüm kırılan hayallerinin,
Ve yaktı terkedip cennetindeki evini...
Ve atladı yuvasından bile bile kendi ellerinden kırık kanatlarını...
O düşerken göklerden toprağına,
Gözyaşları,tersine,gözlerinden göklere doğru yağdı...


07.48 tanrının düşen kurmayı.

Güneş beyaz diyorlar

 
Bastonu kırık topal gülüşlerim,
Bıraktı yüzümün caddelerinde tüm yürümelerini...
Buzdan meyve suları renk renk,
Ve bizler şekerle kandırılan arılarıyız göklerin,
Aklımızda hep çiçekleri o güzel çayırların.
Bir kavanoz bal için eninde sonunda geçen yılların,
Hapsediliyoruz camdan beton kulelerinde kovanların,
Özgürlük bir çocuğun montundaki yazı şimdilerde sadece...
Gökyüzü gri şimdi,
Denizler yeşil,
Güneş beyaz diyorlar şimdilerde,
Şaşırdım,
Bizi kandırmışlar mı yani sevgilim,
Üzgünüm çok,
Galiba ben o yalanları çok sevmişim...


07.38 saatsiz kadran şafakları.

Ve binbir gün sessizlik,ibadeti her kuzgunun

 
Ölen bir yıldızdan düşüp dökülen kanları gibi,
saçılıyor etrafa yanan ışıkları bu sonsuz karanlıkların...
Uyandırıp çalıyor beni,
Bir ambulans ışığı ve bir martının sesi,
Ve tutup tutup o seviştiğim güneşi...
Bardağımda binlerce yıl var şimdi,
Ve ben kendimi susuz bıraktım,
Uyandırmamak için etimdeki o güzel düşü...
Ölen bir yıldızdan düşüp dökülen kanları gibi,
saçılıyor etrafa yanan ışıkları bu sonsuz karanlıkların...
Kareli sayfalara biçilmiş dörtgen defterler ve onlara şiirler yazan elleri ruhumun.
Bir açlığın grevi günlerce suskun kalmış dilim,
Ve kurumuş kapıda,asılmış tüm ekmekler...
Bana bir kurşun kalem ver,
Bir kahramanın kılıcı gibi koysunlar göğsüne soğuk etimin üzerinde,kabrimde açacak düşlerim gibi.
Ve sen sorma sakın bana hiç bir şey,
Cevap vermek ister,veremem,
Kesemde kalan son yaşı dilenirim son nefesini çoktan vermiş gözlerimden o zaman;
Ve başaramam...
Ölen bir yıldızdan düşüp dökülen kanları gibi,
saçılıyor etrafa yanan ışıkları bu sonsuz karanlıkların...
Sevmek suçtu eskiden,
Sonsuzluğun mahkumiyeti,
Korkutmuş şimdilerde herkesi,
Gömmüşler çoktan toprağın altına bir kutuya kapatıp saklayıp onu,
Yaşamadan ve ölmeden üstelik,
Tıpkı yeni doğmuş herşeyden habersiz bir bebek gibi,
Gömmüşler uzaklara her güzel şeyi.
Sevmenin çalındığı zihinler ve yürekler,
Tüm savaşların kanı,benzini oysa şimdi...
Ölen bir yıldızdan düşüp dökülen kanları gibi,
saçılıyor etrafa yanan ışıkları bu sonsuz karanlıkların...
Bilimin kanunlarını yazıyor durmadan birileri,
Sevmenin kanunlarını susuyor herkes oysa,
Bir tanrı,bir ölüm,bir sevmek...
Ve binbir gün sessizlik,ibadeti her kuzgunun...


07.19 içimin kuzgun yaraları.

4 Eylül 2025 Perşembe

soysuz fotokopiler ve yalancı kahramanlar zamanı

 
Böcekleri öldürür şefkatli babaların elleri,
Ya babalarını bekleyen kuytularda çocuklar kime ağlasın.
Kırk derece cehennemlerin savaşları yüreğimi dağlasın,
Her gün yağmurun yıkadığı cennetlerin mi sadece yüzleri yıkansın.
Sessiz kabirler diler mi hiç dualar Allah'tan,
Ve yaşı beş peygamberler ağlıyor kaçıp saklanıp avuçlarının karanlık mağarasına babasının,
Bir örümcek bir kuş başını okşuyor uykusunda yüreğinin,
Bir bomba sesi patlarken taa uzaklardan gökten yağan bir mahşer gibi,
Kulaklarını kapatıyor minicik elleri ile yüreği ateş döven kanadı kırık çocuklardan biri...
Böcekleri öldürür şefkatli babaların elleri,
Ya babalarını bekleyen kuytularda çocuklar kime ağlasın.


06.54 soysuz fotokopiler ve yalancı kahramanlar zamanı...

uyku tutmaz kuş sabahları

 
Bana demli bir çay,kendine mavi bir deniz al sevgilim.
Günler pus,günler tozlu ve yorgun,
İstersen bi banyo yap,aksın yarının tüm korkuları üzerinden...
Gece uyanıyor kollarımda durmadan,
Uyku tutmaz şimdi pişmanlıklarımı,ne olduğunu dahi bilmeden...
Bana demli bir çay,kendine mavi bir deniz al sevgilim.
Dumanı ısıtsın burnumuzu ve tüm özlediklerimizi,
Tuzu,yaramızı kavursun ve okşasın...
Bana demli bir çay,kendine mavi bir deniz al sevgilim.
Yaşamak,tenimizde zorlandığı yerden kopsun.
Varsın martılar yesin çöp olan etimizi kemiğimizi toprak üstü kuruyan muhabbetlerde,
Düşler,çiçek açsın küllerimizi içen gülüşlerimizde herşeye rağmen ve yine de...
Bana demli bir çay,kendine mavi bir deniz al sevgilim.
Ayak sesleri ve vapurları mavinin,bizim şarkımız olsun...


06.35 uyku tutmaz kuş sabahları eylülün.