11 Eylül 2025 Perşembe

Ellerimiz arıyor zamanı

 
Bu bir aşk körebesi sevgilim,
Kapatılmış gözlerimiz tanrının evlatları tarafından bile bile belli ki,
Yürüyoruz karanlık adımlarımızda suçsuz masum yürüyemeyen eski bebek hallerimiz gibi.
Alışkanlık olsa gerek,
Birbirini usul usul izliyor ayaklarımız güvenip diğerine her adımında,
Ellerimiz arıyor zamanı bu zifir zamanda görünmeyen yollara dokunup dokunup.
Bu bir aşk körebesi sevgilim,
Kapatılmış gözlerimiz tanrının evlatları tarafından bile bile belli ki,
Öyle zor,öyle imkansız,
ruhuna ses veren,su içiren ruhu bulmak buralarda...
Ve ruhuma ses verdin sen bu karanlıklarda,
elime değdi sesin ötelerden,
Tuttu ruhun,ruhumu,
düşmesin çocuk gönlümde titreyip yüreğimin dizleri diye...
Bu bir aşk körebesi sevgilim,
Kapatılmış gözlerimiz tanrının evlatları tarafından bile bile belli ki,
Ruhum,buldu ruha sesi düşenimi,
Artık yürümesek de olur sevgilim,
Duralım seninle tüm sonlarına dek bu mavi gezegenin,
Gözlerimizde bu derin bu büyük karanlık,
Kapatırken tüm görüp göreceklerimizi önümüzde ardımızda,
Elin elime emanet,sıcacık anamın kucağı sanki,
Bu saatten sonra,elin elimde bir zeytin fidanı,
Hiç konuşmasak değil,hiç ses etmesek bir daha dahi,olur...


08.07 dermansız dert vermedi Hakk.
Reçetesiz aşk'ı açtı yaram tenime...

Kalbimde bir savaş sustu,ve bir sessizlik kazandı harb'ı

 
Yar gözüne değdi bir orman doğdu büyüdü gözlerimde.
İçim içime doğdu büyüdü güneşi aramadı göğsüm,
Kalbimde bir savaş sustu,ve bir sessizlik kazandı harb'ı...
Bir köpek uyudu ruhum eşiğinde,
Bir göğercin kondu evi saydı başım üstünü,
Derdin üstüne serdi yuvasını,
getirdi toplayıp çalı çırpısını...

Yar gözüne değdi bir orman doğdu büyüdü gözlerimde.
İçim içime doğdu büyüdü güneşi aramadı gönlüm,
Süzüm süzüm süzüldü o nazlı adımlarında mahşer gibi bir sabah,
Yarin gülüşüne karardı etraf unutup sabah olduğunu,oysa daha yeni doğduğunu...
Yıldız yıldıza düştü sarıldı,
Tutuldu ay'ın beli gökteki tek lambasına...
Zifir bir sensizlik kapattı tüm gözümüzü,kalbimizi...


Yar gözüne değdi bir orman doğdu büyüdü gözlerimde.
İçim içime doğdu büyüdü güneşi aramadı avcum,
Yardan bir haber verin,
Sağır kulaklarımda bir bağ üzüm salsın,
Eğsin bereketten başını yeşilden bir zeytin ağacı,
Taşsın yolundan yatağından soğuk bir bıçak gibi  turkuaz bi ırmak,
Alsın derdimi sürsün götürsün,
Derdimi içen deniz kararsın kükresin,
Gemiler göğsüne sokulup saklansın...


Yar gözüne değdi bir orman doğdu büyüdü gözlerimde.
İçim içime doğdu büyüdü güneşi aramadı ruhum,
Büküldü kemiklerim,
Çatır çatır kırıldı tüm gururlarım.
Eridi üzerimde zırhım,
Miğferim yarısın yarıya kesildi.
Yüzüm ortaya düştü göründü...
Yaralanabilmek bile şükür ister,bilmelisin.
Yaralarını sevmek sarılmak büyük bir dervişin ermişliğini saklar göyneği cebinde...
Salt beklemekle derviş düşmez dalından.
Hissetmelisin bunu taa içerinde...


Yar gözüne değdi bir orman doğdu büyüdü gözlerimde.
İçim içime doğdu büyüdü,güneşi aramadı yeniden erimek dövülmek isteyen süngüm,
Kalbimde bir savaş sustu,ve bir sessizlik kazandı harb'ı...
Yardan bir haber verin,
İçim kavruldu kurudu,
Güneşte ışıldayan tuz taneleri parladı yerde ve bir çöl kıskandı senin parlayan yüzünü en derininde...


22.18 her sabah başka bir kainatın yıldızını çağırıyordu sanki.her güne doğan güneş başka başkaydı...
o gün,cennetin güneşi gelip çalmıştı gözlerimizin kapısını belki; 
beni ne istese kolayca bile isteye kandırmıştı 
ve almıştı kendimden çalıp beni...

kavrulan ruhlar ve kül ocağı

 
Bir salyangoz sarmalı.
Yavaş mı yavaş akan nefeslerin krallığı.
Arkada parlayan ıslak adımların ışıldayan nehirleri.
Kalbe saplı koca bir bıçak,
Çıkaramadım,
Çıkaramadılar...
Sızar inceden dışıma kırmızıdan yaşları.
Bir salyangoz sarmalı.
Yavaş mı yavaş akan nefesler krallığı.
Etrafta koşan koşturan rüzgar hızlısı korkaklar güvertesi.
" konuşmaz o " demişler,
" neden dilsiz midir " sormuşlar,
" bıçağı vardır keskindir göğsünde ama kullanmaz " demişler.
Kimbilir belkide bilmişler...
Bir salyangoz sarmalı.
Yavaş mı yavaş akan nefesler krallığı.
Nefeslerin yavaşlaması gerek ey adem evladı,
Hızlandıkça biz,
Kokusu kaçıyor bizden yaşamanın.
Yürüyen mezarlıklar voltası sabahların yolları.
Gülmek,dualardan mirası olmuş bir annenin dilinden,
Evladının alnına dudaklarından yazılı...
Bir salyangoz sarmalı.
Yavaş mı yavaş akan nefesler krallığı.
Sevgisizlik kesmiş el keser gibi kalbini,
Sevgi damlamış gönlünün toprağına,
Yeşil bir filiz bebek baş vermiş göğsüne...
Doymuş aşk,
Doymuş meşk,
Kış bahara düşmüş,
Göz gözündeki kainatına...


20:13 kavrulan ruhlar ve kül ocağı.

9 Eylül 2025 Salı

Soysuz köpekler şafağı

 
Soysuz köpekler şafağı.
Koşturuyor dört nala kelebekler dallardan sabahı.
İhanet,tasması insanın.
Ve boynuna takılı tüm özgür esaretlerin yalanı.
Çırpılası düşlerin bulutlarda pamukları.
Akşamı topla ak düşen saçlarından tel tel tanrının,
Bir türkü çalsın sazı o eski güzel baharın...
Soysuz köpekler şafağı.
Dişi kesmez bıçakların güneşi kandıran çalıntı ışıltısı.
Emekler ve dilekler.
Toprak dostunu satmaz asla,
Ama dostu satar toprağı.
Daldaki yuvası tüm çocuk hayallerimin,
Beni besleyen yeşil dalları gökte o yaz zamanın.
Beni bırakma sensiz,
Ver elini ey tanrım.
Yağdır yağmurunu kupkuru bir çöl sabahın,
Dök denizini üstüme çevirip şu maviden tüm dünyanın...
Soysuz köpekler şafağı.
Yapayalnız savaşlar,kuru taşlar ve bağrıma bastığım gezegenin zirvesi...
Kiralık smokinler akşamı,
Kirli bir cam kenarı uykusu,istemsiz düşülmüş rüyalar vakti.
Soysuz köpekler şafağı.
Ve ihaneti içen karıncalar uçuşuyor en çok tapınaklarda.
Saz,tele vuruyor yolunu.
Bam,şimşek çakıyor kalbinden göğsüne...


22.09 türkçe yaralar zamanı.

8 Eylül 2025 Pazartesi

bir kalem ucu delikten bin cennete kavuştum

 
Cımbızla tutulan ölümler çekiyor katarım,
Kervanımda taşsız adımların kabirleri,
Duasız kimsesiz isimsiz mezarlar dört bir yan.
Söve söve bitiremediğim kalelerin duvarları,
Topa tutulan yüzümün gedikleri kan kaybediyor gökte yağmurlardan...
Sevsem bir,
Sövsem bin sefer başlar gözlerimden,
Sussam binbir günün hapsi dilimde bir dervişin.
Cımbızla tutulan ölümler çekiyor katarım,
Kervanımda taşsız adımların kabirleri,
Kafamda karanlık yanık et kokusu bir uzay,
kafamda solucan deliği durmadan dönen bir zaman fırtınası var.
Bir bugündeyim,
Bir merdivenlerde seni bekleyen bir çocuk olup ikinciye doğuyorum...
Kaç can koydun yüreğimin kesesine ey tanrım,
Öl öl bitiremiyorum,
Cımbızla tutulan ölümler çekiyor katarım,
Kervanımda taşsız adımların kabirleri,
Kafamda bir sen,
Baktığım yere düşüyorsun,her yer bir sen gölgesi...
Işıklara ihtiyacım yok hiç,
Yetersin sadece sen bana,
Tüm başkalar varsın gitsin,değeri yok hiçlerin bile.
Kalbim,dört delik bir avuç bir çukur,
Bir sen bir ben yeterdik hep bize,
Çimento döküyorum bu kanlı çukurda ikimiz üzerine...
Cımbızla tutulan ölümler çekiyor katarım,
Kervanımda taşsız adımların kabirleri,
Seni uyuyorum,seni uyanıyorum,
Özleminden kavruldum kar'a düştüm,
Düşüne üşüştüm,
Sana ezildim,elmas'a dönüştüm,
Işıldadım ışıldadım da,bir güneşle tutuştum,
Ve bir çölde sana dönüştüm...;
biz'e kavuştum...


22.07 yazılıp buruşan kağıtlar atlasında,silinip silinip kararan bir ize dönüştüm.Her yeri karalı,yaralı bir sayfada bir kalem ucu delikten bin cennete kavuştum...

6 Eylül 2025 Cumartesi

Çürüyen etlerin mavi dükkanı

 
Çürüyen etlerin mavi dükkanı dönüyor üzerimizde dört nala,
Kimsesiz,o yıldızlanan karanlıklarda,
Bir başına...
Çay taneleri un ufak edilmiş endüstriyel hain bıçaklarca,
Sığabilsinler hapsedilecekleri kutulara diye,
Ve sohbeti kesmiş her nefes dört adımlık canıyla.
Bir taşla iki kuş öldürüp neden der ki bunu insan insana,
Bir bardak su ve onlarca çiçek demek daha bereketli ve masumca oysa,
Bir bilge dahi neden öldürür ki dilinde kuşları...?
Çürüyen etlerin mavi dükkanı dönüyor üzerimizde dört nala,
Kimsesiz,o yıldızlanan karanlıklarda,
Bir başına...
Görmeyi unutmuş insan,
Yada saçını tarayıp çevirmeyi sayfalarını gecelerde,
tarihinin kadim sadece ona yazılı mirasını.
Her şey çevrilebilir mi peki dilime,
Her şey memleketinin aynı tadını korur mu o yollar boyu bekletildiğinde.
Çürüyen etlerin mavi dükkanı dönüyor üzerimizde dört nala,
Kimsesiz,o yıldızlanan karanlıklarda,
Bir başına...
Ateşe uzanmış banyo yapan bıçaklarını dövüyor,
Bileğimizde aslında çoktan durmuş olan şu yalancı zaman bile.
Ah hayat,
Ah şu yaşamak.
Terli ıslak boynumda üşüyen bu akşamların huzurdan yeli,
Tüm savaşları kazandık çoktan,
Kılıcımızı dahi çekmeden üstelik,
Tüm savaşları kaybettik uğruna yarışılan hainliklerde,
Utan kanını satan ey düşman her ne kadar gülümsesen yüzünde bile,
Düşen suretisin göğün,
Çürümüş kokun,nereye gidersen git sen hiç istemesen de,
Verir seni ele...
Çürüyen etlerin mavi dükkanı dönüyor üzerimizde dört nala,
Kimsesiz,o yıldızlanan karanlıklarda,
Bir başına...
Oysa tek başına dahi ihanet ediyor insan kendine,
neden bilmem.
Ağrıyor mu kolların bacakların,
Acıyor mu düşüncelerin ey sisifos,
Ey ölümü kandıran kral,
Sonsuz kölesi,çok gereği varmış gibi sanki bu yaşamanın.
Çarmıha germiş beni çıplak kanımı satan o soysuz tüccar,
Nocebo çivileri paslanmış kanıyor bileklerimde;
Hangi çingene aç,
Hangisi bilge,bilmeden tükürüyorum ağzıma dolan kanımı tüm yaşamaya morfin o güzelim düşlere.
Çürüyen etlerin mavi dükkanı dönüyor üzerimizde dört nala,
Kimsesiz,o yıldızlanan karanlıklarda,
Bir başına...
Kafamıza vidalar ile tutturulmuş şu yalan kıyametler,
Boş yere boynu vurulan,yeşilden,o yaşayan, henüz çiçek vermemiş tüm bu alametler.
Napalm içiyorum tanrının evinde süslü altın bir kaseden,
Ey napalm'ın kızı,
ey masuma insan ihaneti,
Acımak öldü mü teninde söyle,
Tanrı öpüp kurtardı mı seni yere dahi düşmeden ışıldayan gözyaşlarından yakalayıp.
Teninde dünlerin ihaneti,
Teninde en değerli şiirleri yazılı belli ki tanrının.
Bin yıl sonra bile yüzünde açan her gülüşünde,
Tanrıya yaprak veren filizleri ile sonsuzluğun kokusunu içine saklamış,
gözünden çektiğin yaşlar ile suladığın eşsiz keloid çiçeklerin,
yüzünde işlemeli bir kabir taşı gibi acıyla o çiçeklerinin kutsal toprağına çakılıdır eminim...
Merak etme sen,
Delinse de bile isteye heryeri bu küreksiz kadim mavi kürenin,
Uzayına da düşsek bu karanlık alemin,
Bir şiir tutar bizi elimizden,
Kurtarır biz aptal çocukları,
öpüp korkudan kapadığımız gözlerimizden...



08.54 bombalar yağmur olmuş yağarken;
tüm yalancılar yağmurluğunu giyiyordu pazarlarda satılan bu çürümüş ihanetin,şemsiyesiz kalmıştı dünya,
ve ama ıslanmaya hazır dimdik duran keskin kahramanları vardı hala bu memleketin...


* bir ışık bulur elbet yüzümüzü,an gelir bir rüzgar okşar mutlaka başını kalbimizde umutlarımızın.

5 Eylül 2025 Cuma

bir peygamberindevesi celladı tüm kelebeklerin oysa

 
Vidası olunamaz giyotinleri var oraların,
Ve ben buraların evladıyım,yüreğim iste burada ellerimde.
Dilimde bir parça kuru ekmek,az biraz ıslanmış bir mısra döndüğünce.
Sorsan bir şövalyeyim bu çayırlarda,
İçimde bir peygamberindevesi celladı tüm kelebeklerin oysa.
Vidası olunamaz giyotinleri var oraların,
Ve ben buraların evladıyım,yüreğim iste burada ellerimde.
Hiç susmak istemeyen bir çocuk büyüyor gözlerimde,
Ne kadar da şanslıyım ey tanrım,
teşekkür ederim,
Benimle konuşan bir zeytin fidanı hediye bu senden yüreğime,
Bin yıllık şifa gözlerime,usul usul dolan şişesine,
Bin yıllık feyz bu ekilen göğsümün nefes alan kafesine,
Uyuyor işte yanıbaşımda nefesi nefesime değiyor yüzümde.
Cennet,nefes alan çocuktan bir kutu tanrının elinden bize özel işlenmiş bence sevgilim,
Ve İçine yine kendini saklamış tanrım,
Cennetin mis kokusu sinmiş ağaçtan sandalında.
Vidası olunamaz giyotinleri var oraların,
Ve ben buraların evladıyım,yüreğim iste burada ellerimde.
Tut haydi bekleme,
Durma sakın,
Düşlerim seni ben en güzeli olman için elimden geldiğince,düşlerimce...



08.45 göğsüme değen kurulu tuzak.