30 Aralık 2008 Salı

kurutuyorum sararan fotograflarını çizgisiz sayfalarımın arasında...



kurutuyorum sararan fotograflarını çizgisiz sayfalar arasında...

sarıyorum yüzünün hayalini tütün gibi avuçlarıma...

içiyorum cigerlerimi eriten bakışlarını tek nefeste...

çekiyorum içime gözlerinin nemini

derin bir nefes deriyorum senden yüregime...

hasretin öyle bir duman ki sarartır çaresizligimi gözlerimde...

bir nefes duman olur ,

gidişinden bana miras kalan ayak izlerin...

bir öksürüş olur ,

ayak izlerinde biriktirdigim gözlerimin yagmurları...

kurutuyorum sararan fotograflarını çizgisiz sayfalar arasında...

sarıyorum gülüşünün hayalini tütün gibi avuçlarıma...

ah aah...

ıslatıyorum gözlerimde seni ,

yakmadan önce yüregimden hasretini...

iki kere iki beş eder avuçlarım içinde...

iki kere iki beş eder avuçlarımın içinde gülüm...
ve güneş masmavi dogar kıpkırmızı şafaklardan..
deniz buz beyaz olur sevgilim gözlerimde.
iki kere iki beş eder avuçlarımın içinde gülüm..
yeşil olur tüm çırpılan kanatlarıyla
soguk meydanın güvercinleri...
yerlere uzanan tüm bugdaylar
bonibonlar gibi rengarenk düşerler taşların üzerine...
iki kere iki beş eder avuçlarımın içinde gülüm...
mum alevi olur gecede ay
usul usul karanlık gökyüzünde tüten...
balıklar rengarenk olup yüzerler bogazın sularında
gökkuşagı olur deniz ve renkli cicoz sakızları gibi salınır yavru balıklar...
iki kere iki beş eder avuçlarımın içinde gülüm...
mısralar oltu taşı boncuk , şiir tesbih olur sevdigim ellerimde...
iki kere iki beş eder avuçlarımın içinde gülüm...
aşkı bilmeyen aşık bir çocuk gibi
boyarım tüm dünyayı yeniden gönlümce ,
rastgele karşılaştıgımızda seninle
degince bir an gözlerin gözlerime...

22 Aralık 2008 Pazartesi

ikiartıikieşittirbeş...



yedi gelen bir zarın imkansızlıgına gömüyorum tüm hayallerimi...zamanı geldiginde gelen bir zarın mutlulugunu giyiyorum üzerime...ama iki artı iki beş ediyor beynimde hala bilmemki niye...

aklımın minibüsünden...


sarı renkte bir gülün ayrılıgı temsil ettigine inanılır...leonardo da vinci sarı rengi yaglıboya tablolarında ölümü anlatırken boyar ve kullanır...peki ne kadar soguktur ölüm...yada ne kadar üşür bir yürek bir ayrılıgın ardından sence...bizi yaşatan güneş neden sarıdır peki o zaman...dalgalanıyorum yine...aklımın denizinde dalga boyum büyüdü gelgitlerim güçlendi yine...düşünmekten kaçmalıyım artık...kaptan müsait bir yerde inebilir miyim lütfen...

ayna ayna bir masal anlat bana , uyut beni kendimle...



bir boy aynasını yere serip uzandın mı hiç üzerine...kendinle başbaşa kalıp uyudun mu hiç ...kendine bakıp... kendinle uyuyup... bu kadar sessizken , bu kadar konuştun mu peki içinle daha önce...aynaya bak hatta uzan aynanın üzerine yatagın diye ve gördügün rüyayı ilk kendine anlat gözlerini açtıgında bugün...hesap makinası olmadan elinde hesaplaşabilir misin kendinle...bence kesinlikle...

belki...



güzel olan şeyler kısa sürer derler...dogru mu sence...güzel şeyler hep çabuk mu tükenirler...lezzetli olan şeylerin zararlı oldugunun söylenişi ne kadar caydırır acaba bizleri...kısa bir zaman diliminin bu kadar tatlı ve güzel oluşu acaba zararlı oldugunun mu kanıtı...yada bunların hepsi kafamızdaki tabular mı...genelgeçer yargılarımız yorumlarımız mı bunlar yoksa...kimbilir...belki binbir gece süren bir masal vardır gerçekten...belki kocaman bir zaman mutlu olabilir insan...belki hayat çok güzeldir gerçekken bile...

sonra bir avuç su gibi öpüş benimle...



konuşur gibi öpüş benimle,
ve öpüşür gibi konuş benimle.
tıpkı renoir'un güllerinin bir kadın yüzüne
yada renoir'un kadınlarının bir güle benzemesi gibi bak yüzüme.
öyle bir sus ki bazen kurusun dilimiz dudaklarımız.
sonra bir avuç su gibi öpüş benimle,
ve öpüşür gibi konuş tenimle.
öyle bir bak ki sonra gözlerimin içine,
içimde bahar olsun mevsim,
ama dışarıda şubat rüzgarı dövsün penceremi buz gibi.
üşüsün hasretim.
yansın yüregim.
ve sen gözlerimin buğusuna yaz tüm yazmak istediklerini parmak uçlarından,
ve sonra öyle bir değ ki dudaklarını dudaklarıma , 
silinsin yazdığın herşey gözlerimden,
gözlerimin buğusunda yazdıkların süzülsün aksın gitsin.
gözyaşlarım asansörü olsun tüm yazdıklarının ve akıp insinler aşağılara herşey ile birlikte.
sonra sessizlik olsun.
sesin duyulsun sessiz karanlıkta.
kurusun dudaklarımız suya hasret bir toprak çaresizliğinde.
sonra sen gel bir anda.
gök gürlesin sesinde ve gri bulutlar gibi bak yüzüme gözlerinde.
durma sonra,
konuşur gibi öpüş benimle.
ve öpüşür gibi konuş tenimle.
renoir'un baylar ve bayanlar tablosundaki ahşap veranda ol benimle sonra,
ve otur benimle tamda orada.
öyle bir sus ki kurusun dudaklarımız,
sonra bir avuç su gibi öpüş benimle...