27 Nisan 2026 Pazartesi

tanrının altın iğnesini ipek saçının teline ip eyledi vesile-i kader

 
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Bir güneş bir rüzgar geldin getirdi seni bana yanımdan,
Geçip gittin yanımdan,şanımdan,ruhumdan,
Alıp gittin canımdan,ömrümden,demimden,yüreğimden...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yerlebir edebilir mi ki bir deniz taştan kıyıları,duvarları ne kadar kızsa da,
Bilmezdim;
Yerlebir oldum,yerlebir oldu içimde başını denize maviye güvenip dayamış tüm şehirlerim...
Geriye kalmadım...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yanmaktan korktum gözlerinde yangınlar,gözlerinde kızıl çamdan ormanlar...
Kurumaktan korktum da sen uzaklaşırken,
Yapayalnız kalmaktan,sensizlikten,yokluğun cehenneminden,
Ateşine çırptım her kanadımı,pervane ruhumu.
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Yokluğunun soğuğu üşütmesin iki yüz yıl dahi bile,
Saniye yeter ataşında;yanıp kül olmak pahasına sevdanda...
Bilmediğim dillerin,bilmediğim diyarların kızı;
Bir sabah geçip gittin yanımdan,
Bin diyara düştüm yuvarlandım,yuvalandım kainatın zifrinde ateş böcekleri misali yıldızlardan göklerine...
Söktün,söküldüm,
Ve tanrının altın iğnesini ipek saçının teline ip eyledi vesile-i kader...
Ruhumu dikti mısralar ıslak nefeslerine sürülen dudaklarının ılık şelalesinden dökülüp düşüp yüzüme...,
Ve sen yüzüme baktın,
gözlerimden girip taa içime...


23.53 çaya düşen mısraların yanar mı dili,damağı.

Hiç yorum yok: