6 Mayıs 2009 Çarşamba

mavi balinanın kuyrugu olsam...


büyük okyanusta kocaman bir mavi balinanın kuyrugu olmak isterdim...ara sıra yüzeye çıkıp herkese heryere el sallayan bir köstebek gibi çıksam yüzeye...el sallasam heryere...

gardiyanla mahkumun hikayesi...


ne kadar gariptir gardiyanla mahkumun hikayesi...ikiside birbirine baktıgında parmaklıklar arkasında bir adam görür aslında...biri şehre digeri duvarlara kapatılmış...ikiside yaşamaya mahkum...

gardiyan...


tenine hapsolmak isteyen bir gardiyanım şimdi...

Derinlerde...


suyun ne kadar derin oldugunu bilmek istiyorsan eger , ona bir taş atmaktan çekinmemelisin...

4 Mayıs 2009 Pazartesi

içiMde Bir Deniz Var...


içimde bir deniz var...

boyanamaz bir mavi , inilemez bir derinlige sarılı...

içimde bir deniz var...

anlamını bilmedigim kelimelerin kayalarımı dalga dalga dövdügü

tanımadıgım sözlerin içinde yüzdügü...

içimde bir deniz var...

utanan bir bakışın egik ürkekligi

ve örtünmüş bir beyazlıgın sisi ile sevişen...

içimde bir deniz var...

dümdüz sakin bir çarşafın ne zaman bozulacagını düşünmeden duramayan paranoyası...

içimde bir deniz var...

mutlulugun yorgun huzurunu boynuna baglamış...

içimde bir deniz var...

tüm dalgalarını soyunmuş,

çıplak uzanışlara kendini teslim eden...

içimde bir deniz var...

uçsuz bucaksız bakışların gölgesine uzanmış...

içimde bir deniz var...

tüm aşkla örtülü sevişmelerin ertesindeki

yorgun ihtiyar gülümseyişlerin kıyısını sallayan bir ninni gibi...

içimde bir deniz var...

tüm soguk buz ayrılıkların yavaş yavaş içinde eridigi

usul usul yükselen...

içimde bir deniz var...

yemyeşil , masmavi , kimi gri kimi kararan...

ressamı sen bir deniz var içimde...

fırçası yüzünün çizgileri, boyası gözlerinin dogası...

içimde bir deniz var...

yüzülmez gözyaşlarının yagmurları altına saklanmış ,

tüm gemilere sandallara kapalı bir okyanusun şehri sanki...

içimde bir deniz var...

tüm otobüslerin duraklarını terkettigi bir saatinde oturulmuş bomboş bir durak gibi...

içimde bir deniz var...

içimde battıkça içime batan...

derinlerime gömüldükçe senle dolan...

içimde bir deniz var...

tadı tuzu sen...



kırık BİR duVara vermişim gönlümü...


kırık bir duvara vermişim gönlümü...

çatlaklarından tutunmuşum sana.

tenine çakılı, boş kalmış, anlamları düşmüş yada çıkartılmış

paslı çivilerin yaralarını yara izlerini okşamışım...

kırık bir duvara vermişim gönlümü...

üzerine hayallerimi boyamışım...

tüm mısralarımı yosun baglamış bedenine yazmışım...

kırık bir duvara vermişim gönlümü...

kalbim kırılmış...

beN...01:52

ölsem...


ölsem...

gömülesi mektupların tozlu satırlarından eskiyip düşer gibi...

ölsem...

tüm gökyüzüm ölü balık

ve ben suda tek başıma kalmışım gibi...

ölsem...

küçücük cam küre akvaryum hayatım yosun tutarmış gibi...

ölsem...

cam duvarlar okyanusmuş gibi büyüse yalnız gözlerimin içinde...

korksam...

ölsem...

bir hiçmiş gibi kül olup savrulsam

rüzgarına at diye binip uzaklaşsam buralardan...

ölsem...

kül olsam...

kaybolsam bir toz bulutuna tutunup ...

ölsem...

satırları silinmiş okunamayan eski bir mektup gibi savrulsam gözlerinden...

ölsem...

yerin en dipsiz diplerine uçup gider gibi...

gögün bitmez yüksekliklerine gömülür gider gibi...

ölsem...

tek kulagımı kesip dudaklarına uzatır gibi...

sadece sesine gömülüp gitmek ister gibi...

senden başka birşey dinlemek istemez gibi ...

seni dinlemeye kendimi mahkum etmek ister gibi...

hep buna mahkum kalmak isteyen sana kör bir esir gibi...

ve sen hep suskun kalıyorsun gibi...

ölsem...

düşlerine gömülsem...

ölsem...

mezarımı sevsem

topragımı okşasam kürekler içinden saçlarını okşar gibi...

topragım saçların koksa

saçların topragım...

uzansam dizine uzanır gibi kazılı çukuruma...

kararsa gördüklerim kararsa gökyüzüm

kürekler bulut olsa..

üzerime yagan topraklar yagmurum...

ıslansam bakışların altından...

ıslansam saçların arasından...

ıslansam saçların kokusundan...

sırılsıklam gömülsem sana...

ölsem...

kisacık bir rüya gibi bitsem tüm kabus dolu anlara...

kısacık bir rüya gibi kısalsam uzun uzadı yollara...

ölsem...

ve minicik bir dua ninnim olsa...

uyuyakalsam bir anda yorgunluktan ölmüşcesine...

ölsem...

tüm hıçkırıkların yavaşladıgı o ana gömülsem...

sessiz bir suskunlugu

bu soguktan koruyamayacagını bile bile

incecik bir çarşaf gibi örtseler üzerime...

ölsem...

parmak uçlarım üşüse

çeksem ayaklarımı içime...

ölsem...

anne karnına döner gibi küçülsem kendime sımsıkı sarılıp...

çaresizleşsem...

ölsem...

gülüşünü mezar taşıma son dilegim diye kazısalar...

ölsem...

kanadı kesilen bir martı gibi kıyıdan baksam denize yansıyan yansımana...

sana...

dalgalar vursa ruhumun tüm isyanlarına...

ölsem...

cam duvarlara esir,

arkaya yapıştırılı yer yer sararmış bir deniz dibi fotografına sürgün,

hayalsiz prangasız umutsuz bırakılmış

gözyaşları suyunda kaybolan

küçük bir balık gibi...

ölsem...

sensiz...

nefessiz kalır bogulur gibi...

havam gibi...

yorulur gibi sensiz...

sensiz bogulur gibi...

ölsem..

gözlerinin hemen altına, o tatlı morluga gömülsem...

gözlerinden yagan yaşlar sulasa kuruyan topragımı bakışların gölgesinde...

ve ben dertlerini dinlesem tek tek

düşürdügün her bir yaşın...

ölsem...

avuçlarına gömülen yüzümün eteklerinden bakışlarının içlerine gömülsem...

ölsem...

sana gömülsem...


beN...01:41 Gecenin Pis Sularından...