27 Mayıs 2009 Çarşamba

love...reign over me...


çok daha önce aldıgım ve yarım yamalak izledigim bir filmdi...hatta yarıda izlemeyip bıraktıgım...bugün aldım ve adam gibi izledim bu filmi başından kalkamadan başından sonuna dek...çok sevdim filmi...nedenleri sıralamak istemeden çok sevdigimi söylemek istiyorum bu filmi...adam sandler ı çok severim ve her filmini izlerim mutlaka...bu adamı nedendir bilmiyorum kendime çok benzer hissediyorum...oynamak için seçtigi senaryoların ve filmlerin birçogunu da ( malesef hepsi kesinlikle degil) severim...bu filmde don cheadle ve ''çok gençsin sen'' liv tyler var aynı zamanda...charlie fineman karakteri o kadar ruhumu ve ruhumun dışavurumunu yada dışa vurmak istedigim halini yansıtıyorki anlatamam...galiba filmi bu yüzden sevdim...kimbilir film çok sıkıcıdır belkide ; ben farketmemiş olsamda...filmde ayrıca will smith'in eşi jada pinkett smith ve truvada prens hektorun eşi rolünde oynayan saffron burrows var...ve ve ve benim izlemeye bayıldıgım oturaklı olgun rollerin degişilmez adamı donald sutherland var...pride and prejudice filminde kızların babası rolündeki büyük aktör...filmin şarkılarıda gayet hoştu... bunları yazarken bile hala dinliyorum...

gitmek ve gidenin arkasından geride kalmak...el sallarken aglamayı istemek ama yapamamak...


mimarların kudüs'üdür belki roma...kutsal bir şehir gibi gözlerinde...aşk gibi...romada sokaklarda dolaşırken çıkarmalı insan ayagındakileri...çıplak ayak gezmelisin roma sokaklarını bir çingene gibi..kaldırımlarını...taşlarını...çıplak ayaklarının altında hissetmeye çabalamalısın ve dua etmelisin şehrin taşlarının sana fısıldadıklarını duyabilmek ve hissedebilmek için ruhunun derinliklerinde...ve sürekli fotograf çekmek yerine çıplak ellerinle dokunmalısın izlemeye doyulmaz tüm binaların duvarlarına...kimi zaman gözlerini kapatarak, ellerinle, bir suya dokunurmuşcasına dolaşmalısın duvarları, gözlerine cennet gibi gelen binaların çevresinde...işte o zaman roma, ruhunun derinliklerinde ve yüreginde gerçekten tekrar dikilmiş olacaktır...yazını okudum...fırçanı kagıda güzel sürüyorsun sevgiyle...güzel seçimler yapıyorsun renklerin arasında dolaşırken kalbinle...ve en önemlisi samimi ve dogaçlama kokuyor pişirdigin herşey...ellerine saglık yazar...gidene gitme demekten korkma olur mu...belki senin içindeki bu şehri birde böyle gezmesini söylemeyi unutmuş dalgın bir rehbersin bu aşka sen...tüm suçlardan arındırarak herşeyi al sevdigini ellerinin içine tekrar ve dolaştır SENİN ŞEHRİNİN duvarlarını ve sokaklarını yeniden ona...ama bu sefer dogru şekilde...satırlarınla tanıştıgıma çok sevindim ortak...memnun oldum...


bu yazı aslında benim yazılarıyla yeni farkedip tanıştıgım bettra'nın ''gitmek'' isimli yazısının hemen altına bırakmak istedigim bir comment olucaktı ama başaramadım bu yorumu oraya kazımayı...bende buraya yazdım...umarım okursun bettra...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

déclencheur...



bir kafem olsun istiyorum.ismide '' déclencheur '' olsun.ölümsüzleştirmek isteyeceginiz güzel anlar ile dolmasını istedigim küçük bir yer olsun istiyorum...çaylar kahveler yudumlansın ve dilediginiz anı dondurun gözlerinizde...afiyet olsun...

amin...


ne zaman aralıkta barbarosta beraber oturan bir kız ve bir erkek görsem , aşkları sonsuz olsun diye dilerim ALLAHIMDAN...

küçük bir hayalim var...vak vak...



küçük bir hayalim var..

suyun üzerinde zaten adım atabiliyorum...

yürümek çocuk oyuncagı..

agzımla kuşta tutabiliyorum...

küçük bir hayalim var..

biliyorum şimdi çirkin bir ördek yavrusuyum ama

büyüdügümde çok güzel bir kugu olacagım ..

o masalı hergün bende dinliyorum..

bu yüzden üzülmüyorum farkındayım olacakların...

küçük bir hayalim var...

ayaklarımda doguştan takılıdır paletlerim

farkındayım bu yüzden hızlı yüzüyorum..

ama benim tek istedigim

gerçekten olmasını diledigim

küçük bir hayalim var her gece düşlerimde gördügüm...

ben yavru çirkin bir ördek yavrusu oluyorum

ve biri beni avuçlarının içine alıyo

nedendir bilmiyorum

pacey diye öpüp kokluyo...

yüzümde delice bir ördek gülümsemesi açıyo

ve vak vak mutlulugu ile doluyo tüm kalbim...

bu rüyanın tersi çıkmasın diye de anlatmıyorum kimselere bunu

saklıyorum derinlerimde...

aşık olmuştum...aşkın tamda içine düşmüştüm...



beklenmeyen birşey oldu sonra birden...akıl almaz mantık kabul etmez bişey oldu...uzayan kazagımın kolundan içeri girip elimi arayan ele teslim oldum ...bıraktım kendimi...hiçbirşeyi bu kadar istemedigimi bilerek bıraktım kendimi bu derinligini bilmedigim suya...ellerim buz gibiydi ...kalbim sıcacık...aşık olmuştum...aşkın tamda içine düşmüştüm...akıl almaz bir olaydı...ağustosum donmuştu ocagım yanıyordu sanki...zihnim sıfırlanmıştı...yüzüm gülümsüyordu...ve ben sanki ruhum bedenimden ayrılmışta bedenime bakıyormuşum gibi izliyordum kendimi...aşık olmuştum...aşkın tamda içine düşmüştüm...teslim olmanın aptallık oldugunu düşündügüm her sözüme inat, ruhuma ve ellerime haydi teslim olalım diyen bir deliydim artık...deliligin bu kadar lezzetli oldugunu hiç bilmiyordum daha önce...kapattım gözlerimi demeyecegim tam tersine dahada açtım gözlerimi ve izledim bu aklımın almadıgı anı büsbütün...aşık olmuştum...aşkın tamda içine düşmüştüm...otuzdokuz basamaktı...kaçıncı basamaktı hiç bilmedim...bilemezdimde...o an o kadar sihirdi ki, gözlerim aşagıya hiç egilmek istemedi...egmedimde...bakmadım hiç aşagıya...ama gözlerine de bakamamıştım...aşık olmuştum...aşkın tamda içine düşmüştüm...

aşka iki kalmıştı...



aşka iki kalmıştı...

ve saatim durdu...

artık koyunlarımı sayan kimse kalmamıştı bileklerimde

zamanın içinde biryerlerde uyuyayım diye...

ve saatim durdu...

zamansızdım şimdi..

zamansızlaşmıştım...

aşka iki kalmıştı...

ve saniyeler durdu..

biten pili düşününce anlıyordumki

kimse karşılıksız çalışmıyordu...

aşka iki kalmıştı...

ve dakikalar durdu.

akrep sorguda yelkovan uykudaydı şimdi...

aşka iki kalmıştı..

ne kadarda yakındı oysa..

ve tüm aglayışlar durdu bir anda..

tüm şiirler sustu

ve egildi önümüzde tüm mısralar...

aşka iki kalmıştı...

suskunluga saniyeler...

bir yagmur ertesini kokuyordu sokak..

aşka iki kalmıştı...

gözlerinde gözlerim...

aşka iki kalmıştı...

ellerinde ellerim...

titrek ellerimde titremeyen tek şeydi çizdiklerin...

aşka iki kalmıştı...

ve terlemiş ellerime mendildi beni gördügünü söyledigin düşlerin...

aşka iki kalmıştı...

beşiktaş berabere...

seni ne zaman görsem şans eseri

kuzey kutbunda itfaiye var mıdır acaba diye düşünmeden duramıyordum...

bu kadar soguk karlı bir aralıkta nasıl bu kadar yanıyordu elim yüzüm anlamıyordum...

aşka iki kalmıştı...

bana pekte net çekmeyen bir radyo frekansının puslu sesinden bir şarkı...

üzgünüm şair gülümseyemedim...

ve iklim hep karasal kalırdı akdeniz degil...

aşka iki kalmıştı...

dogumgününe üç...

saatim durdu...

yanıbaşına düşmüştüm işte..

dalından düşmüş sana aşık ham bir ceviz gibi yeşil ve ıslaktım o an...

seni filizlenişinden çiçek olup açışına dek izleyen kör sevdaydım ben...

aşka iki kalmıştı...

sana birkaç adım şimdi...

aşka iki kalmıştı...

saatim durmuştu...

dakikalar saniyeler donmuştu sanki...

aşka iki kalmıştı...

seni seviyorum diyebilmeye tek nefes...

söyleyemedim...

iki kelimeyi bir yudum nefeste eritemedim...

aşka iki kalmıştı...

bana sessizlik...

başaramadım...