30 Ocak 2010 Cumartesi

özlem nedir ki...özlemek nedir...bir damla hasret bir bardak su mu susuzluguna dökülen...büyük bir sel mi özlem...


Özlem bence ne bir seye duyulan hasret nede ulu bir arzulayis. O bence içten içe aglayis yada senden ayri yasayis...susuzluktan kuruyan dudaklara düsen gözyaşlarında ıslanan yagmur duaları belkide...suya duyulan güçsüz titreyisler...titreyen gozlerde ıslanan yalnızlık...özlem nedir...yokluguna duyulan kin mi ofke mi...yoksa yalnızlıgına atmak ıstedigin bir tokat mı kendi yüzümüzde kızaran...bilinmez...özlem nedir ki...özlemek nedir...bir damla hasret bir bardak su mu susuzluguna dökülen...büyük bir sel mi özlem...

özlem...dagda düşen ilk karların temiz bembeyaz çarşaf kokusu gibi...anlatılamayan...tarifsiz kalan...kokusu bir şişeye esir edilip satılamayan...parfümsüz bir gülüşe takılı kalmış bir düş belkide...

Yüregimde , sokakta en sevdigi oyun seksek olan tek bacaklı bir çocuk büyütüyorum...


Yüregimde , sokakta en sevdigi oyun seksek olan tek bacaklı bir çocuk büyütüyorum...ve tüm hayatı en sevdigi oyun gibi seksek adımlarında yürünen...gözlerimde bitmeyen bir oyunun perdesini çekiyorum ve FIN yazıyor ıslanan tüm gülüşlerimde...Yüregimde , sokakta en sevdigi oyun seksek olan tek bacaklı bir çocuk büyütüyorum...ve tüm hayatı en sevdigi oyun gibi seksek adımlarında yürüyerek yaşlanan...düşlerimde topallayan ıslak bir yagmuru kurutuyorum , ıslak hayallerimi soba üstü demir tel kirpiklerime asıyorum...is kokulu sözler yuvarlıyorum agzımda ; su avuntusu masallar hayal ediyorum dilimde ,dilimden pişip kulagıma düşen...ıslak hayallerimi kirpiklerime asıyorum...mandalı umutlanan gözyaşlarım...
bir bardaklık çay muhabbetinden kaşıgıma düşenler...

Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...


Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
gözlerinin kınından çektigin keskin kılıc yarası gözyasların...
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Ardına korkularla hapsoldugun duvarların...
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Pişman yalnızlıkların taştan kalesi fırtınaların...
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Hırçın dalgalarda kıyılarına vuran bir alev denizi kaçak ruhun...
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Keskin ateşlerin açtıgı derin yaraları sarar mı mesela o zırhın ...
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Koyma titreyen üzgün bakışlarını masaya...
Bu bir savaş...koyma kendini düşman yalnızlıklara...
Teslim olma sakın içindekı pişmanlıklara...
Kızma...
Kızıp kacınılmaz savasların meydanlarından korkularına siperler kazma...
Kacma...
Saklanma...
ölümü zırh diye giy üzerine...
kıpkırmızı bir elbise gibi giy cesur kanını tenine...
Bir alevin kıvılcımını kolye diye tak boynuna...
Ve çırılçıplak ellerinle sarılıp gir bu savasın koynuna...
Topragın bile yakıldıgı cam oldugu kırıldıgı bu dunyada ,
Bir avuç topraktan gelene kök salıp aglama...
Kırılma...
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Kulakların sagırlastıgı bir savaşın tamda ortasında ,
Bagırma...
Yorulursun...
Yorgun duser vurulursun...
Düştügün topraktır,camdan bir tabuta düser unutulursun...
Sessizligine sarıl bir battaniyemişcesine..
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Bir zırhın arkasına sıgınan saklanan yuregimizdeki agır yük korkular...
Ve bunun üşüyen bir adamın giydigi paltodan ne farkı var...
Dunyada insana sıcaklık veren bir giysi olmadıgı gibi
seven sarılan bir tenden başka ,
Seni düştügün ölümden elini uzatıp kurtaracak bir zırhta yoktur maalesef
Hepi topu hepsi bır yürek dibi kadar yakınında belki...
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Korudu mu seni mesela aşkın ten yakan mızragından,
özlemlerin sıcak hançer ucu satırlarından...
Adaletin kılıcından...
Seni herşeyden korur mu sandın o demirden zırhın...
Koruduysa eger seni bu savaslar boyu o kadar keskın kılıçtan,
tenini yakan oklardan ,
zırhın altında durmadan kanayan bu kalbindeki dinmeyen kan kaybeden sıcak yara neden peki o zaman...
Savasma...
Soyun teninden zırhını , gülüşlerinden kırgın yaşları...
Soyun yuregine bastıgın tüm kırık taşları
tüm kırgın yaşları duslerinden durma haydi...

15 Ocak 2010 Cuma

daktilosu sen bir roman var kafamda...


daktilosu sen bir roman var kafamda...
zihnimden dilime yuvarlanan
ve bir gülümsemeye sarılıp parmaklarımın ucuna düşen...

daktilosu sen bir roman var kafamda...
parmak uçlarımda nasırlı bir yorgunluk ,
gözlerimde gök gürültülü romatizmalı agrıların yagmurları birde...
adımlarımda ıslanan sızılar eşliginde
tuşlarla elele dolaşıyorum her harfinde bu romanın...

daktilosu sen bir roman var kafamda...
biten her kagıttan sonra
önünde durdugum kagıtsızlıgımın içinde ,
buruşuk kagıtlarımın dagınık mezarlıgı çöpüme bakıp
ah keşkeli kırışan dualarımı açıp düzeltmem niye...

daktilosu sen bir roman var kafamda...
her harfteki sesine aşık adam ben...

nereye kaçtı tüm mutlu uykular acaba...


uykusuz gecelerin yorgun gözleri yürüyor gün boyu kaldırımlarda...kimbilir nerelere kaçtı mutlu uykuları ne zaman ve hangi bir anda .?.?.?

Nefrete sevgiden daha çok güveniyorum dedi şeytan...


Nefrete sevgiden daha çok güveniyorum dedi şeytan; çünkü nefretin sahtesi olmaz...dedi ve yanıldı şeytan...aldandıgını yanıldıgını bıle bıle yanıldı...

halbuki kaç korkak haykıramadıgı için içindeki büyük aşkı , gerçek olmayan nefreti yalan bir maske gibi takmıştı yüzüne sevdigine karşı oysaki ...

bunu en iyi şeytan biliyordu...kainattaki en sevdigi OLANI yalan bir nefreti yüzüne giyerek terketmemiş miydi istemeye istemeye...

işte bu sebepten vicdanını uyuşturan sözler sarfedip yutmaya çalıştı hep ; kalbindeki beynindeki acıları avutması için içinde...yalan yatıştırıcılar haplar gibi sarılacak güçsüz kuru dallar aradı avunmalar için...

ve Nefrete sevgiden daha çok güveniyorum dedi şeytan; çünkü nefretin sahtesi olmaz...dedi ve yanıldı şeytan...aldandıgını yanıldıgını bıle bıle yanıldı...bir yalanı kendi kendine uydurup , ona sarılıp uyudu şeytan, üşüdügü yangınların içinde yalan rüyalara sarılıp uyuyakaldı şeytan sonra...kendi uydurdugu yalan bir masalı örtüp üzerine, korkmuş küçük bir çocuk misali kapadı titreyen göz kapaklarını ateşe...

12 Ocak 2010 Salı

selam duası...


bir damla suya dilenen el açana
kuru dudaklarında susuz sessizliklerde esir düşene
bir damla suyu önce parmak uçlarına içiren ele
susuz fırçasında yagmuru boyayan ressama
selam olsun benden ey ALLAHIM...
amin...