4 Nisan 2025 Cuma

Sıralı cümlelerin treni bir şiir yazılı yalnız benim için boynunda

 
Her şiir bir cevap,her cevap bir şiir olabilir.
Sıralı cümlelerin treni bir şiir yazılı yalnız benim için boynunda,
Ve tüm bedenimiz sıcacık demir yolu memleketimizin her yanına,
Al renginden bir denizi taşır durmadan içimizin şehirlerine,
Hatta taa en ucundaki köylerine kadar...
Bir tren garı boynunda,
güp güp atıyor kalbin en büyük şehrin denize aşık,yaslanmış bir istasyonunda.
Boynundan bir şiir dökülüyor sevgilim,
Yalnız benim duyabileceğim...
Ruhum yüreğinin duvarına kulağını dayamış,
Dinliyor yaşamayı ve sevdayı,
tüm dünyadan geçip sadece senden sanki...
Nazlıydık biz.
Çocuktuk en güzelinden yemyeşil ağacında.
Aşksızların aşı,
Susuzların suyuyduk belkide evde.
Her şiir bir cevap,her cevap bir şiir olabilir.
Sıralı cümlelerin treni bir şiir yazılı yalnız benim için boynunda,
Okumaya kıyamadığım,dokunmaya cesaret edemedigim,
Bir kelebeğin kanadından sökülüp tertemiz cahil bir parmağa bulaşıp düşme asla diye...


10.29 midesi bulanıyor göğün.
ateşi var alnımda bir yanardağın.
kustu kusacak içinde tüm birikenlerini...
öksürüyor ağaçlar ormanında 
ve şurubu sensin yağmura karışması gereken düşlerimin...

3 Nisan 2025 Perşembe

mermin leyla

 
- seviyorsun onu.

- içinin korkuları yankılanıyor kalbinin uçurumlarında sevgilim.Dağılmışsın sevdasızlığın kuru ayaz fırtınalarından.Salt yalnızlık değil mesele,sevdasızlık bence.Et kemik yanında olmak zorunda değil illede bir sevda için.Susuz kalmışsın kaç bahar.ben çoktan demirlemişim bakışlarımı gözlerine utana sıkıla.ardında yukarıda bir kulenin bir penceresi kadar zindanında bir gardiyan izler belki seni diye,eğdim kaldırmadım başımı bile.yani olmuyor.bilmem neden.bozuldum gittim ben bir oyuncak kutusu içindeki kalbim ile.çözemedim bu yaşamak sorusunu tepemde.yani olmuyor.boş bıraktım seni içimde.özledin de saldırdın bana sen bu soru yada bu cümle ile sanırım,bilemedim yine.yoksa cümlen sonuna soru işareti koymayı unuttuğun bir özledim miydi acaba ? Düşün düşün inan kafayı yedim...

Salakh...
nasıl görmezsin bu kadar yakından bile üstelik.
mermin leyla,
çıkaramadım asla,
çekirdeği kanıyor hala durmadan kalbimin en derininde...
Gömleğim beyaz,
göğsüm kanamış kan rengi karşında.
Bana bakman yeterdi herşeyi anlamana,
Bana bakman yeterdi herşeye,daima...
Karşılaştık ve sen sordun bana : yara bandın neden kırmızı parmağında.
Çok kızdım,çok kızdırdın beni.Salakh.
Halimi sorma.
oksijen kalmadı hiç kalbimde.
nefessizim karşında...
suskunluğum ondan,
mecalim yok inan bir cümle bile kurmaya...


22.56 ey oksijenim,O²'m...
yakıyosun beni ateşsiz alevsiz bir cehennem ile kimsesizliğin gezegeninde.
kimyasal bir kargaşa kalbim karşında.

Vatan paradoksu

 
Ve elini açtı yaprak,
Hakkını istedi gökten.
Bulut sustu,rüzgar kükredi,
Dönmedi yine de yeşilin rengi yolundan,
Ve serden geçti tüm dallar tertemiz bir yağmur ve yarının filizleri için...


14.13 feda edilen al okyanusları var cesur yüreklerin ve birkaç damlasına dahi cesareti olmayan korkaklar ordusu diğer tarafta...
Vatan paradoksu var şimdilerde korkakların kafasında şu serin gecelerde.

Tarihin bu şanlı kadim gölgesinde,

Nedendir bilmem...

2 Nisan 2025 Çarşamba

bir yudum şiirler semti gözlerin

 
Gündüz gözü dar bir sokak arası,
Bıçaklandım,
Ve şiirler kanadı aktı yaramdan...
Şiir kaybıydı ölümüm belki,
Başım döndü ve üşüdüm önce,
Köşeyi dönüp bir anda seni görünce,
Bıçaklandım,
Ve şiirler kanadı aktı yaramdan...
Sonrası,
Uyudum yavaşça kapanan gözlerim ile,
huzurun mis kokan göğsünde...
Yaşamanın uçurumu,
Ve bir ömür sımsıkı tutunduğum dalı bıraktım usulca.


12.26 bir yudum şiirler semti gözlerin...
bakışlarını yürüyorum geçmişten gerisin geriye çoğu sabahları.

binalar bahanesi nefes aldığımız bu ateşten cennetin

 
Yüzüme bakıyor tüm masum yapraklar,esir saksılarda çiçekler...
Yüzüme bakıyor kuşlar ve esaret.
Çıkarmışlar demir prangaları boynumuzdan ayaklarımızdan,
Farketmemişiz hiç,
Çok olmuş oysa...
Yürümüşüz alıştığımız sürümeler yine ayaklarımızda,
hayalet ağırlığı paslı ağrıların ayağımız ve boynumuzda,
Esir doğan defterlerin sararmış yüzündeki şiirler kadar güzel anlatılmamış hiç özgürlük hem sonra...
Yüzüme bakıyor tüm masum yapraklar,esir saksılarda çiçekler...
Yüzüme bakıyor kuşlar ve esaret.
Buğdaylar çok pahalı nedense sevgilim,
Ama kalbi kırık bulgur ucuz aynı emek aynı fıtrat nedense ve oysa...
Bir cami.
Bir cennet yolu aralığı yeşilden ve serinden çarşıda,
Acaba kaç kişi karnını doyuruyor,
Bir çay tabağı tozlu buğday ve yüzlerce boz mavi kuşla,
Utanarak ve bilmeden asla...


12.11 yüzünü rüzgarların sildiği huzur çeşmeleri var dualarının...binalar bahanesi nefes aldığımız bu ateşten cennetin...

Başını kaldırdı bir karınca ve dini ekmek tüm yürümelerin

 
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Sıratın köprüsü misali dantel kadar ince,
Gözleri korkutuyor avcuna kalpleri de alıp
Sanki koptu kopacak...
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Yürüyor günler kaderin yuvasına,
Eve ekmek taşıyor her gün aynı yol aynı sonda...
Her adım ezberlemiş bir sonrakini sanki,
Sırası şaşmaz ne nefeslerin ne adımların bu aynı yolda.
İki boyutlu görür karıncalar der insan,
Kendi iki boyutlu yaşar bir ömür oysa.
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Başını kaldırmaz kimse bir defa dahi,ah bi neden diye sorsa.
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Bir kırıntı bir ömür ismi eğer bir kitap yazarsa,
Yine de kimse okumaz satırlarını bu koşan kervanda.
Belki bir çekirge,bir ağustos böceği okuyup alkışlar onu,bilmeden asla o kervanda hangisi yada kim olduğunu...
Bir karınca kervanı incecik,yolda.
Sorsan ama herkes beraber ve kolkola...
Bir köle düzeni bu orman ve tüm bu sabahlar.
Karıncadan bir ülke,arıdan bir ülke bu gezegen bu kara düzen,
Ya bu kelebekler özgürlüğün savaşçısı mı göklerde sence de ?
Başını kaldırdı bir karınca sonra,
Elindeki kuru ekmek kırıntısına bir şiir yazdı önce,
Okudu içinden kendine,
İlk defa nefes aldığını hissetti sanki,daha öncesi yokmuş gibi,
Doğdu yeniden tek başına,kimsesiz.
Bıraktı yürümeyi,geçti kenara oturdu bir yaprağa ve uzandı mavi göğe baka baka akşama.
Bir esinti salladı yeşil taze beşiğini sonra,
Güneş okşadı yüzünü,tenini ve antenini usulca.
Yürümeye devam etti tüm kırıntılar ve dünya.
İzledi biraz onları gülümseyip,gözlerini kapattı yavaşça sonra...
Uyudu her şeye yaşamak bir güneş,bir deniz kenarı,bir rüyaymışcasına...
Şair karıncanın dilden dile düştü yayıldı hikayesi.
Kim duysa dinlese heyecanladı kum tanesi kadar kalpleri,
Birileri yalanladı hepsini ve herşeyi...
Ne zaman istese bi kırıntı buldu şair o zamandan sonra,
Ve kendini doyurdu tabiat ana ayrımsız daima.


11.41 çalışkan karınca ve dini ekmek tüm yürümelerin...sel aldı gezegeni sonra.denizler yağmur oldu.ve nuhun gemisine sadece bir karınca binebildi nedense sonra.ekmek dolu mezarlarda öldü tüm toplum,boğuldu ayrılıklar,boğuldu tüm başarılar,boğuldu bütün işçi yalnızlıklar...

*Madem her şey bu kadar doğru ve güzel ise,neden binlerce asker büyütür tüm zaferler ve yenilgiler...

31 Mart 2025 Pazartesi

Bakkala giden çocuk ve günlük'ten

 
Sabah beş belki altıda,
Bir kulaklık kulağımda,
Biri çalışır,belki biri çalışmazsa da,
Derinden mi derinden bir ses kazar içimi bir şarkıda.
Loş karanlık ruhum içimde bi yerlerde.
Yapayalnızım,
Kalmışım bir kürek ile bir sandalda bu hayatta.
Kocaman bir okyanus,günbatımı bir fotoğraf gibi önümde akşamda,
Ve ben bırakıyorum elimdeki tek küreği usulca yanıma,
Çekmiyorum gayrı adım adım nefesleri bu yol bitmez katarda,
yaş yaş tek tek düşen yağmur yağmalarını yapayalnız şafakta.
Sabah beş belki altıda,
Bir kulaklık kulağımda,
Biri çalışır,belki biri çalışmazsa da,
Derinden mi derinden bir ses kazar içimi bir şarkıda.
Yem kutuları boş kuşların,
İçimi solucanlar kazıyor durmadan derine derine,
Ben ölmedim ki daha neden şimdi ve bu kadar erken ey hayat ?
Savaşlar,savaşlar ve savaşlar var hep bu sapsız düzende.
Sürgün bu gezegene insan ve gölgesi toprakta.
Duvarlar,duvarlar,duvarlar var sevgilim,
Ayırıyor sevenleri,titremez eller ile gaddar,
unutulmuş bir çiçeği sulamak dahi ruhunda,
bir kuzu var sanki bembeyaz,kurumuş kan yolu bir kasapta,
Arka tarafta kimsenin görmediği bir beyaz odada,
Utanıyor,utanıyor elbet,biliyor da susuyor hiç anlatmıyor kendine bile bunu insan...
Dilleri yalana uzak doğuyor da insanın,
Yalan bile isteye öğretiliyor yarınlara.
Günahkarlar utanıp dilindeki yalanlardan,günahsızları da kirletiyor...
Günah dediğin,iki insan arası bir uçurumda azala azala tekrarlayan bir yankıdır sadece oysa...


08.26 bir değirmen.ilk ve sonun taşları dönüyor kadim rüzgarların fısıltıları ile sevgilim.arada yaşamak ufalanıp bembeyaz,gökte vurulmuş bir toz bulutu gibi düşüyor avuçlarımızdaki kaderin hasır çuvalına...yüzümüze sürülüyor ara ara bazen bir tutam toz beyaz mutluluk...sonra hiç bilmeden,yaşamın sıcak ekmeğini koparıp çiğniyoruz biz doğup yürürken,üstelik daha sofraya yolumuz çok ama çok var iken...

Bakkala giden çocuk ve günlük'ten...