17 Eylül 2026 Perşembe

The night needs a sun


The night needs a sun,
For that lonely dawn with its chilled hands, For you, for me, for dreams,
For those endless blue skies...
The night needs a sun,
And for the tomorrows all green of the spring we thirst for...
A sun must hold the hands of those fresh boughs and shoots...
All fears must yellow and wither upon the chests of our trees...
The night needs a sun, At dusk, for your beautiful face...
Your face should glow like a magic stone of crimson glass,
Reminding you, perhaps, that you came from a falling star...
The night needs a sun,
For friend and foe,
for the street we share, and beyond.
The day should strike our faces like a stage light, And fall upon that woman in the audience—already eating her warm bread from the oven, unaware...
The night needs a sun,
For every act of faith; for that sacred, wise flower-seller...
For the seagull on the opposite roof whose chick is cold,
For that orphaned poem or piece of writing gathering dust between the pages of a book...
The night needs a sun,
For the breath, for the syllable...
For the tea that warm, pure lifeblood whose steam has woven a scarf around our necks for centuries...
The night needs a sun,
For my heavenly vineyard and garden of Cimin grapes,
For those old, cherished friends,
For the waters of Girlevik,
For the guardians awaiting my return and my time-traveling dreams,
For the houses built of peace-wood and the stone paths,
The night needs a sun,
For the trees, for the waters; To those endless, never-ending roads...
And even, Even to that golden city atop the hill...
The night needs a sun,
For you, for me...
And for love...


09.08: raisins and dreams forgotten in an orphanage pocket.

Bir güneş lazım geceye

 
Bir güneş lazım geceye,
Şu elleri üşümüş yalnız sehere,
Sana,bana,düşlere,
O sonsuz mavi göklere...
Bir güneş lazım geceye,
Ve susadığımız bahardan tüm yeşilden yarınlara...
Bir güneş ellerini tutmalı o taze dalların,sürgünlerin...
Tüm korkular sararıp solmalı ağaçlarımızın göğsünde...
Bir güneş lazım geceye,
Akşam üstü, güzel yüzüne...
Yüzün ışıldamalı,al camdan bir tılsımlı taş misali,
bir yıldızdan kopup geldiğini hatırlatmalı sana yeniden mesela...
Bir güneş lazım geceye,
Dosta,düşmana,ikimizin sokağına ve sonra.
Sahnenin ışığı gibi vurmalı yüzümüze gün o sokakta,
Ve fırındaki,elinde sıcak ekmeğini çoktan bilmeden yemeye başlamış o seyircimiz kadına...
Bir güneş lazım geceye,
Her inanmaya; kutsal bilge o çiçekçi kadına...
Yavrusu üşümüş karşı çatıdaki martıya,
Bir kitap arasında tozlanmış o öksüz şiire,yazıya...,
Bir güneş lazım geceye,
Nefes'e,incecik narin her hece'ye...
Dumanını asırlardır ören ve boynumuza atkı edip dolayan o sıcacık temiz kan çay'a mesela...
Bir güneş lazım geceye,
Cimin üzümlerinden o cennet bağıma,bahçeme,
O kadim ehbaplara,
Girlevik suyuma,
Seferimi,o zaman yolculuğu uykularımı bekleyen gudiklere,
O huzur ağaçlarından çakılı evlere,taş yollara,
Bir güneş lazım geceye,
Ağaçlara,sulara; o bitmez bitmez yollara...
Hatta hatta,
O tepedeki altın kente bile...
Bir güneş lazım geceye,
Sana,bana...
Ve aşk'a...



09.08 bir yetimhane cebinde unutulan kuru üzümler ve hayaller.

16 Eylül 2026 Çarşamba

Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar

 
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Saplanır gökten yağan oklar gibi etime,ruhuma.
Sal bırak gayrı aklımı nem olur,
Güneş öldü kayboldu çoktan,
Geceyi çıkar üzerimden,rüyalarını giyebilsin etim budum,
Ah aah...
Canımı yakma...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Ben ki şehidiyim gözlerinde o everest'in...
"Kimse bilmez..." demiştin,
Bi yaradan bilsin,bize yeter sevgilim...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Kazanamadığım koşmalar,yarışlar;
Gözlerinde utandırır beni,susarım,
Bilmeden peşime gelsen yine keşke yeniden,
Sana söz,
bilip bilmemezlikten gelmem asla bu sefer...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Neden Allahım,
Neden ey Tanrım,
Ah aah...
Canımı yakma...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Ben ki şehidiyim gözlerinde o sırat'ların...
Öyle özledim,öyle kurudum ki,
Canavarıyım onları içip tüketecek karasunun,fıratın...
Karnımda dağlardan büyük kocaman ağrılar,
Ben ki şehidiyim gözlerinde o umman hasretin...


00.59 fin.

tik taklar bahçesinde sağır bir sineğim


Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Darlandım,üzgünüm,
Çıkardım üzerimden o gömleği,
Düşmüş fırlatıldığı masadan,görüyorum hala işte oradaki sandalyenin üzerinde...
Hem nedir bu kuzum,hey doktor çocuk,
koca koca insanlara nedir bu ayakta bebek kundağı kabir azabı misali ak çaputtan kelepçeleriniz...
Ah aah...
Zamanı geldiğinde ters yüz ediyor beni yeni bir sevmek belkide;
Yeniden başlıyor içine düştüğümüz o kumlardan saatim,
Yeniden başlıyorum hep aynı sonlu tüm o mahşerlere...
Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Gömleğim omzuma asılı delikanlı ceketlere özenmiş bir halde.
Biliyorum gittin,
Kabul da ettik,ettin...
Tamam;
Ama,
Yaşım yedi,
Hiç gitmemişsin gibi yaptım; üzgünüm,
Yalnız kendime,kendime kadar,kendimce...
Kime zararım var ki inan hiç anlamadım...
Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Müşkülpesentiyim şehirde mukaddes kabirlerin;
Düşündüm,düşündüm,
Hangi selviye karışsın etim,ruhum,
Ve hangi dal daha güzel yuva olur ki kuşlarıma,
Seçemedim,bilemedim...
Beceremedim.
Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Dalında solmuş kurumuş bir gonca,
Ağacında çürümüş bir elma belki,belkide,
Suçu ben miyim,suçlusu ben miyim tüm günahsızlıkların Tanrım,
Ya Hû,
Ya Hüda,
Ben ise affet...
Değilsem affola...
Delisiyim zamanın kum tanelerince,
Yalancı harami akıllılar çiftliği vakitlerde vakit...
Elimde bir cımbız,
Dökülen her an'ı topluyorum tane tane yerlerimden,çıplak ayak hüznüm hala ceplerimde,
Üşümüş ayakları...
Haberim yok;
Ve düşmüş kırılmış o bana değerli kum saatim...



11.42 tik taklar bahçesinde sağır bir sineğim.
Üzümleriniz sizin olsun; ve kaşınsın durmadan kalbiniz,üzgünüm...
bir çöl var daha kanat çırpılmamış tüm uçmaların altında uzanan,bir cennet-i zaman,camlanmamış hapsedilememiş henüz,milyarlarca zerre ve an...
Hepsi aklımda...hepsi avcumda,dudağımda kaşınıyor karınca adımlarınca...
deli miyim;
delirmişim...
Üryan deliler gömleğim...işini yapmaz paslı silahlar saksı olmuş göğsüme...
dostlar göçmen kuşlara dönmüş...
Gül bahçesi kurumuş...
Bülbül düşmüş; bir saksıda,toprağın çekmecesinde
Karıncalar naftalin ile yıkamışlar onu ve en güzel en hafif uykusuna teslim olmuş,uyumuş...

Bir masal daha böyle incecik, narin son bulmuş,
ve bitmiş...

14 Eylül 2026 Pazartesi

aslanların kıskandığı karıncalar

 
Binlerce karıncanın köle olduğu bir çölde,
Kurumuş ekmek kırıntılarınca yalan hayaller satılan kocaman bir çölün şehrinde,
Yetmiş iki aslan kükremiş o soysuz ölümlerin yüzüne yüzüne,o güzel gül bahçelerinde.
Geri dönenlerin utançlarında ve titreyen gözlerinde...ah aah...
Karnında ağrılar,
Karnında hiç doğmayacak cennetler cehennemler büyütüyorsun sevgilim;
Etme,
Yaradanın yüzünde bir tebessüm olabilme ihtimali oysa bütün uğraşımız,çabamız...
Bu sebeple asla korkma ve çekinme...
Huzurla doldur kalbinin kan matarasını sevgilim,
Ve susuz ölenlere selam olsun diyerek yudumla o serin lezzetli suyunu...
Hakk'ın suyu,hepimizin ve herkesin sevgilim;
Kimse yasak edemez onun olmayanı diğerine...
Yükselen avuçlarına dolan o kadim kutsal kanı yağsın damla damla yüzüne,merhamet demiş gökte doğup sana koşup gelmiş bir bulut gibi...
Etme,
Merhametin susuzluğunda bırakma asla,kurutma gönlünü ve yüreğini...
Binlerce karıncanın köle olduğu bir çölde,
Kurumuş ekmek kırıntılarınca yalan hayaller satılan kocaman bir çölün şehrinde,
Yetmiş iki aslan kükremiş o soysuz ölümlerin yüzüne yüzüne,o güzel gül bahçelerinde.
Az'ların çoklara zaferlerini,
Aşılmaz çöllerin seferlerini,
Yazan Hüda'dır;
Hü nefesinden doğan her kahraman yine şu koca alemin sağanaklarından bir zerre,ve yine,ve yine,ve yine Ya Rab'dandır...
Etme,
Korkma.
Sabır et.
Çünkü sevmek bir cesaret,
Kanadını ve tüm uçmalarını feda edeceğin o ateş,o alevler de yine Allah'tandır...
Merak etme sen...;
Yaradanın yüzünde bir tebessüm olabilme ihtimali oysa bütün uğraşımız,çabamız...
Ya şehitlik ya şahitliktir azığımız,göğsümüze bağlı cesur korkusuz ak çaputumuz kuytumuzda,o kutsal yazımızda...



09.40 kutsal tarih ve yağmurunu bizden saklayan gri bulutları...

Tarafını bilen,aslanların kıskandığı karıncalar...

Reyhan kokulu aminler bahçesi

 
Dünlerin yarınları...
Aynıların zaruri tohumları.
Düz çizgiler yalan sevgilim,
Zaman,bir spiral göklerden üzerimize bir yağmurcasına akan...
Ve zıplayabilirsin istersen,
istediğin yarınlara yada dünlere şu zamanın yemyeşil çayırlarında dilediğince,tıpkı meleklerin kanatlarını ödünç almış bir çekirge gibi...
Dünlere bakan pencereler ve dualar ızdıraplı dudaklarda;
Hepsi bugüne düşen kara toplar,tohumlar,
yarınlara açan akşam sefaları sevgilim...
Dünlerin yarınları...
Hepsi aynılar sokağı günlüğümün sayfalarında yokluğun...
Bir güneş ölüyor ve gömülüyor kor turuncu kanlara uzanıp göklerin koynuna cansızca,
Bir güneş doğuyor bir bebek gibi her seherde ağlaya ağlaya sonsuz mutluluklar uğruna...
Yaralar kanıyor sevgilim,yaralar kanıyor...
Ve kabuk tutmaz hatıralar vakti mevsim şimdi akşamlarda.
Dünlerin yarınları...
Kim kimi seviyor bunca,misali yok sanrımca.
Yüzün,hayalim oluyor;
Yüzünde pijaması yırtık bir zebra yaralı ve dört nala koşuyor,sızan kanını sicim sicim gülüşlerine sürüyor...
Ey Hakk,
Ey Hüda,
Aşk kim,
Ve sevda neresi; and olsun söylemem kimseye,
söyle fısılda lütfen bana...
Dünlerin yarınları...
Reyhan kokulu aminler bahçesi.


21.26 nokta.

10 Eylül 2026 Perşembe

ve begonvillerce

 
Tanış olduk.
İçimizdeki çocuklar kavuştu önce.
Yürüdüler,yürüdüler,yürüdüler üç vakit boyunca.
Bir denize,bir ormana,bir bahçeye belki bir parka kavuştular gönüllerince,
Pencereden bir ses çağırdı da seni sonra,
Ayrı düştü hayal alemi,misal alemi,tüm hakikat alemi yürekte,
Mahşer oldu,yağmur sustu,çöle döndü her kalp çarpıntısı yüreğimin gerilen derisinde tokmağınca.
Aşk olduk.
İçimizdeki çocuklar kavuştu önce.
Filiz verdik sürgün açtık her kuruyup kesildikçe,
Arsız olduk zindan hapis duvarlar boyu ve begonvillerce...
Yel oldu,rüzgar oldu satırlar mektuplar,
Kuşlar hep gökleri uçtu,ulak oldu yaşlar hislerimize...
Sevda olduk.
İçimizdeki çocuklar kavuştu önce.
Kan olduk.
Yara olduk.
Kabuk olduk.
Zehr olduk.
Dert olduk.
Derman düştük yerlere,
Derman olduk.
Gece olduk.
Işıksız olduk.
Gün olduk seninle de,
hep,
İçimizdeki çocuklar kavuştu önce.


09.44 durdum,ve avcının gözlerine baktım.hiç ama hiç korkmadım.çekme o çileyi be ey avcı'm demek düştü dilime büyüdü içimde ama sustum,demedim hiç bi şey...