Bir güneş lazım geceye,
Şu elleri üşümüş yalnız sehere,
Sana,bana,düşlere,
O sonsuz mavi göklere...
Bir güneş lazım geceye,
Ve susadığımız bahardan tüm yeşilden yarınlara...
Bir güneş ellerini tutmalı o taze dalların,sürgünlerin...
Tüm korkular sararıp solmalı ağaçlarımızın göğsünde...
Bir güneş lazım geceye,
Akşam üstü, güzel yüzüne...
Yüzün ışıldamalı,al camdan bir tılsımlı taş misali,
bir yıldızdan kopup geldiğini hatırlatmalı sana yeniden mesela...
Bir güneş lazım geceye,
Dosta,düşmana,ikimizin sokağına ve sonra.
Sahnenin ışığı gibi vurmalı yüzümüze gün o sokakta,
Ve fırındaki,elinde sıcak ekmeğini çoktan bilmeden yemeye başlamış o seyircimiz kadına...
Bir güneş lazım geceye,
Her inanmaya; kutsal bilge o çiçekçi kadına...
Yavrusu üşümüş karşı çatıdaki martıya,
Bir kitap arasında tozlanmış o öksüz şiire,yazıya...,
Bir güneş lazım geceye,
Nefes'e,hece'ye...
Dumanını asırlardır ören ve boynumuza atkı edip dolayan o sıcacık temiz kan çay'a mesela...
Bir güneş lazım geceye,
Cimin üzümlerinden o cennet bağıma,bahçeme,
O kadim ehbaplara,
Girlevik suyuma,
Seferimi,o zaman yolculuğu uykularımı bekleyen gudiklere,
O huzur ağaçlarından çakılı evlere,taş yollara,
Bir güneş lazım geceye,
Ağaçlara,sulara; o bitmez bitmez yollara...
Hatta hatta,
O tepedeki altın kente bile...
Bir güneş lazım geceye,
Sana,bana...
Ve aşk'a...
09.08 bir yetimhane cebinde unutulan kuru üzümler ve hayaller.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder