Oturmuşum tanrının şehrine,karşımda göklerden büyük iki dağ yüzüyor sevgilim.
Birine bakıp çiziyorum yüzünü etimin kağıtlarına.
Kızgın şişlerden daha can yakar kurşun kalemim,
Lavlardan,ve dahi güneşinden yüzünün...
Cenneti yüreğimiz heybesine saklamış çoktan Hüda sevgilim.
Ve acıkmanı bekliyor belimde sarılı o sıcak ekmek.
Şiirler ile sövüyorum seyr-i sefere,
Savaşlar ile ölüyorum hergün her gün yeniden,
Satırların ile nefes alıyorum son bir kez daha doğup belkide...
Oturmuşum tanrının şehrine,karşımda göklerden büyük iki dağ yüzüyor sevgilim.
Birine bakıp çiziyorum yüzünü etimin kağıtlarına.
Kızgın şişlerden daha can yakar sessizlikteki yüzün,
Lavlardan,ve dahi volkanların saklı kalbinden ömrünün.
Cenneti bir çocuğun avuçlarının kokusuna saklamış çoktan Canan sevgilim.
Ve seni bekliyor belimde asırlardır sarılı o sıcak hasret.
Şiirler ile sövüyorum sevda-i harbine,aramızdaki bu sahradan katedilemez denen kifayetsiz mesafelere;
Yavuzuyum yüreğin çölünün...
Kadim dağlar yüzüğüm,
Leydim,
Dövülemez çeliğim,
Gül yaprağım,
Biberiye yağım,
Hurma çekirdeğim,
Zeytin dalım,
Yavuzuyum yüreğin çölünün;
Seni seviyorum...
11.18 kutsal emanetlerimi sakladığım bir kuytudur sen hiç bilmesen de,yüzün...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder