Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Aslında hepsi aynı,bu aslı bayat kurumuş kırılmış çay yapraklarının neyi onu rahatsız etmişti anlamadım;
Bizlerin,buna sessiz kalıp izin verdiği esaretleri mi yoksa sadece dem'de zaman mıydı sorun bilemedim,
İçim kaşındı ama,
Sormadım da...
Evde yoktu ama burnuma bir hanımeli kokusu değdi bir an,
Zihnim,güzel dünlerden bir jest üfledi herhalde düşlerden,
Teşekkür ederim gönlüm dedim içimden kendime.
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Bir porsiyonluk dem rengi,dem kandırmacası...
Bildim.
Zamanın olimpik koşuları,yarışmaları.
Kim kazandı kim kazanacak mühim değil inan,
Çanlar kimin için çalıyor belkisi,
Yada bu sela'lar kimin,tanıyor musun sevgilim...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Etin sesine dahi gerek yok,
Bir cura,bir bağlama kendi kendine usuldan fısıldasa bir ninniyi ağzında yeter,herşeyin güzel olmasına;
Savaşlar kazanmamıza gerek yok o zaman inan...
Tek derdi kazanmak zorunda olduğumuz yarışlar üretmek olanlara sesleniyorum:
Bırakın bizi,sadece uzanalım ağaçlarımızın gölgeden yelden nazik kollarına,
Başımızı dizlerine koyalım,bizi ara ara uzanıp alnımızdan öpen sıcacık güneşin...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Dem'ini akıyor gözlerin,nem'ini kanıyor ruhun gözlerinin ince aralık kapılarından sevgilim,
Gönlümün eski kutsal bayrağı,kumaşın rüzgardan dolup dolup kükrüyor kumaşı,
Kana kana içiyor soluk,asil kırmızım bu kutsal okunmuş şifayı âlem-i melekût'ten...
Bırak mülk alemini sevgilim,kapat gözlerini,
Misâl alemim,göğsünün ılık kuytusuna bıraktım sen uyurken mektubumu;
Oku gel beni...
Âlem-i berzah'da dikildim,bekliyorum seni...
Poşet çay ise istemiyorum dedi.
Tamam dedim.
Göğsümün sol yanından,isyan dağımdan doldurdum senin bahardan,erimiş karlarımdan suyunu...
10.07 ve düşünde üç ok yemiş karnı aç bir seyr-ü sülûk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder