28 Ekim 2026 Çarşamba

akupunktur sancaklar bahçesi


Adına sizin dünya dediğiniz bu bizler cehenneminde;
Ağlamak bir lükstü,ve ağlama lüksüm yoktu,
Biliyordum.
Lakin gözlerim bana ihanet ediyordu,
Yüzüm,çöldeki bir savaşın ertesindeki yıkık bir duvar kadar hissiz,yarı ölü ve soğuktu.
Yine de yanağımdan,bir türlü durduramadığım ılık tuzlu göz yaşlarının yüzümden aşağıya süzülüp ardı sıra düşen adımlarını engelleyemiyordum...
Avını boğazından yakalamış ve aslında istediğini başarmış bir aslanın derin ve yorgun nefesleri kadar zafer doluydu göğsümde yüreğim oysa...
Nedenini, beynime ve kendime anlatamıyordum o anın bir türlü...
Şase yapmıştı etten suretim,bedenim sanki tam o an; ruhumun ışığını etimin elektrik kablolarının içine üfleyen tanrım sanki o bir karınca kırıntısı zaman kadar anda elimi bırakmıştı...boşluğunu hissediyordum içimden çekip giden...o derin soğuk,o derin karanlık...
mutsuz bir korkusuzluk doğmuştu içime;
O an üzerine mutluluğun bir çiğ tanesi kadar dahi düşmüş her korkusunu sorgusuz seçimsiz içime alıp sımsıkı sarılmalıyım gibi hissettim.
Bilmiyordum,
Nedenini bilmiyordum;
Oysa kazanmıştım...
Oysa kazanmıştım...
Kazanmıştım oysa...



07.42 etimde varoluşsal acılar,dudaklarının üzerimdeki hiss-i misali ve gözlerime pusulu gözlerinde,şahsıma has,etime şifa'm,bir akupunktur sancaklar bahçesi...


Hiç yorum yok: