5 Mart 2010 Cuma

ve ölür insan bir hiç uğruna...


ve ölür insan bir hiç uğruna...
tutulan nefeslerin saklanılan heyecanları ardına...
kızaran yanaklarından düşer ağacı dibine olgunlaşıp gözyaşların...
güneşi soldurur bir mart akşamı gibi nefesin...
düşer esareti saksılar bir gülün yaprakları ,
aglamalar misali avuçlarına...
avuçların keder kokar kıpkırmızı mis gibi...
bakışlarında ıslak yaseminler açar utanan dalları kirpiklerine tutunan...
bir yağmur ertesini damlar saçagı kirpiklerin kararan gökyüzü gözlerinde...
düşlerin kışlarında açar
kışların yazlarını üşür mumların büyüttüğü büyük gölgeli akşamlarında...
ve ölür insan bir hiç uğruna...
susar insan...
susar sarıldığı koskoca bir denizin tuzlu koynunda susuz akşamlarına...
her buluşmanın ardında kalan ,
kulaklarındaki son sözlerine sımsıkı tutunan korkak bir çocuk yüreği bu eller...
yumruk yumruk yumuk yumuk kapanıp ağlayan...
ve yinede durur parmak uçlarında hayat bir anda habersiz...
susar tüm tik taklarıyla zaman ceplerinde...
sözlerin kum saati...
titrek hecelerinde dökülür saniyeler gözlerime...
tıkanır sertleşip zaman bir yerlerde sözlerinde...
sözlerin kum...
gözlerinden ufalanmış diline çöl mesafeleri yürüyen bir akşam bu adımlar sanki...
ve ölür insan bir hiç uğruna...
gözlerinden yağan yağmurların altında ben susuz kalıp öleceğim...
güneşin altında altından kum taneleri gibi ışıldayıp güleceğim...
düşeceğim mezarsız bir yolun sıcak koynuna...
öldün mü kaldın mı bilmeden seveceğim...
ve ölür insan bir hiç uğruna...

Hiç yorum yok: