22 Ağustos 2012 Çarşamba
*saat;monologdüşlerparkıtavanda...
-beni yine yaz diye kırbaçlıyor dylan...
okuma lan böyle delice içten,
sihir gibi sözler dökme dilinden yeter artık diyecek oluyorum...
duruyorum sonra birden,
ıslak gözlerde toprak kokusunu döküyorum yerlere...
annem kızacak biliyorum yine bana diye silmeye çalışıyorum yüzümü...
ellerimde çamur kurusu kırıntılar uçuşuyor,
yerde gırgır sesi misali bir gülümseme ateşleniyor yüzümde aniden sonra;
ufalanıyorum ayaklar altında...
beni yine yaz diye kırbaçlıyor dylan...
yapma lan diyecek kadar kıpır kıpır oluyor dilim dudaklarımın ardında,
ama onu kollarından tutup bir şiire bağlıyorum...
bir delik var kalbimde;senden derin,ve sadece sende serin...
*saat;monologdüşlerparkıtavanda...
00.01
bEN.. .
21 Ağustos 2012 Salı
sabah güneşlerinden deriyorum seni...
Ay nerde doğsa oradaydık
Dallarda zerdali çiçekleri
Savrulup gider rüzgar esince
Bütün bir bahar böyle geçti
Anlardım aklından geçenleri
Sustukça konuştuk sanki
Sevdaymış meğer içimizde
Yıllardır uyuyan deli
Sessizlik sensin geceleri
Fincana kahve koydum gel aaaa
Bugün şeytana uydum gel
Ay doğdu dağın üstünden amanaman
Dallarda beyaz çiçekler
Döndüm gecenin karasına
Artık kimse kıramaz beni
O kül gibi deniz o sesiz kız
Kayıp bir sandala binip gitti
Ne sen söyledin derdini
Ne ben sevdiğime inandım
Unut geçen eski günleri
Bunca yıl sonra nasılsın
Anlardım aklından geçenleri
Sustukça konuştuk sanki
Sevdaymış meğer içimizde
Yıllardır uyuyan deli
Sessizlik sensin geceleri
Fincana kahve koydum gel aaaa
Bugün şeytana uydum gel
Ay doğdu dağın üstünden amanaman
Dallarda beyaz çiçekler
* ezginin günlüğü ''zerdaliler''
11.18
** beni ezginin günlüğü ile tanıştıran AYışığına gönülden teşekkürler...
18 Ağustos 2012 Cumartesi
17 Ağustos 2012 Cuma
umman bakışlar coğrafyasında...
umman bakışlarının coğrafyasında,
tenimi yakıyordu dudaklarının arasında ısırdığın o kan kızıl güneş...
susuz bir cehennemin tamda ortasında,
sen ne zaman bir gülümseyişi asıp öldürsen dudaklarında,
ben o gülüşün kefenini dokuyordum ipek düşten eğirdiğim dualarımda...
belliydi kızmıştın,
ve ben bir çivi daha kırdım kanayan avuçlarımda...
*önünü iliklemeden tenime değen her yarın,kendi dününün çingenesiydi acılarımda...
ve çarmağa gerilen gündüz düşlerimdi her susuşum tanrı huzurunda...
-duydumki kızmışsın...
duydumki kızmışsın,
usul usul narince okşayıp topladığın tüm çiçekleri savurmuşsun havaya,
tomurcukların,çiçeklerin,taç yaprakların yağmur damlaları arasında,
sırılsıklam bir prensese dönüşmüşsün yine masalında...
külkedisine küfrü'nü sulamışsın camdan saksısında...
duydumki kızmışsın,
beklediğin mektupların postacısını vurmuş sanki gecede yıldızlar.
geceyi kırbaçlamışsın dudaklarında,
kurşun,yarası misali kanamış ay teninde...
güneş kavrulmuş hırsından...
duydumki kızmışsın,
suyu tutuşturmuş düşlerin,düşünde çekiç çekiç dövdüklerin...
çeliğine yaşasın diye kan vermişsin,can bulsun kırılmaz umutlar diye
duydumki kızmışsın,
tenine yatırıp beni yağmurunun altında,
zamansız doğan bir çelik gibi çatlatıp kırmışsın...
*oysa ben,düşünü düşlerimle suladım...
etme,
gerekse şayet;
gözlerimi sağalım seninle keder ağacımı sallayıp,
ve dudaklarını ıslatsın göğünü kıskanan tüm yaşlarım...
sonra azalsın çiseleyen damlalarıyla tüm kızgınlığın usulca,
ıslak toprak kokulu dudaklarında...
gülüşünü budasın parmak uçlarım yüzünde dolaşırken...
yıkılsın gururun demir duvarları sallaya sallaya yerde can toprağı,
ve dudaklarının sedef kapısından ben mısralarını okşayayım...
tüm şiirler ağlasın...
* umman bakışlarının coğrafyasında,
kayboluyordum yanan kumlarına mecnunmuşcasına...
tenimi yakıyordu dudaklarının arasında ısırdığın o kan kızıl güneş...
susuz bir cehennemin tamda ortasında,
sen ne zaman bir gülümseyişi asıp öldürsen dudaklarında,
tenimi kavuran tuz dahi yanıp ağlıyordu...
04.01 gecenin,çatlak bardağından sızan ılık düşleri...
12 Ağustos 2012 Pazar
uçuşuyordu ekmek kırıntıları ve çörekotu tanesi parmak uçlarında...
- nasıl bir umman'a gömülüsün sen sevdiğim ?
- seni anlamak istiyorum,ama başaramıyorum.
- sayfalar büyütüp kalemlerinden,uzayın zifrine fırlatıyosun tüm sökük mektuplarını...neden,neden,neden sevdiğim ?
- çünkü fezada hiçbir çığlık susmaz,sonsuza kadar haykırmaya devam eder sevgili.
- ne engin bir yalnızlık değil mi bu aynı zamanda oysa ?
- kırıntılar kadar mutluluk topla bana sevgili ıslak parmak uçlarından...tek tek...dudaklarıma yağsın birkaç çörekotunun çatlayışından fışkıran o tatlı sızılı koku...boşver uzayı sen...uzay bir yürek kadar uzak zaten bize...en sessiz cehennemi belki bakışlarının...en nefessiz düşü belkide gülüşlerinin...
- iki parçalı bir yapboz olmuş meğer yüzümüzde dudaklarımız,ve bu tablo hep eksik kalmış...eksik parça yerine hiç bırakılmamış sanki;bulunmuş çoktan oysa...
- uzay hiç sormaz sevgili,işte bu yüzden sadece en sevdalılar kara göğe ayak basıp,ay'da bağırırlar tüm herşeylerini...
- nasıl bir umman'a gömülüsün sen sevdiğim ?
- gecenin koynunu aç usuldan sevgili ve beni ay rengi teninde göğsüne as lütfen,
ne kadar sessizsek o kadar kanasın dudaklarımız;ve dudaklarımızdan bir sevdanın en sıcak deresi aksın sevilenin tenine...satırlar kurudukça şiirden sevdaları söksün bir bir sevdiğinin teninden sevdalılar...yara kabuğuna dönüşsün nefeslerimizde sıcak kanımız ve tüm sızıları alsın kuruyan satırlarımız dudaklarımızda...
ah be sevgili,
uçuşuyordu ekmek kırıntıları ve çörekotu tanesi parmak uçlarında...ve teni merhem ellerinden yüzüme sessiz bir uzay dökülüyordu...bıçağın yüzü misali kayalık yüreğimin aralıklarında şırıl şırılsın sevgili,akıyorsun içimden içime tenimden şehveti damla damla yontarcasına...
kara,kapkara gecelerde gökten kayan düşlerdi gözlerimizde uzay dediğimiz belkide.
* coşkun sular gibi dağla tenimi ey okyanus bakışlı güzel,
ben sadece sol yanı su alan sökük bir sandalım karşında...
alabora alevlerinde dağla beni...
00.27
bEN.
2 Ağustos 2012 Perşembe
içimde bir simyacının misketleri parlıyor...
boşver varoş kal benimle...
öyle ışıl ışıl yesyeni bir ceket giymesin mesela elimizdeki defterimiz,
gazeteyle kaplanmış olsun mesela hırkası;
iki ortalı bakkal şivesi olsun,
yer yer kopuk bakışlı seyrek sayfalarının dili mesela...
boşver varoş kal benimle...
is koksun dudakların kül rengi öpüşlerinde...
çatılara kaçıp gökyüzüne uzanalım biz cennetin umman çayırları diye sonra.
boşver varoş kal benimle...
kararan kelimeleri saklayalım avuçlarımıza,
bin yıl tutalım sımsıkı ellerimizin arasında...
o kadar parlasın ki sonra,bir satır kömür karası şiir avuçlarımızda,
değerinden adını AŞK çalsın...
* içimde bir simyacının misketleri parlıyor usta,
ve benim defterim şiirlerini sallıyor...
büyüyen ben oluyorum beşik bakışlarda oysa...
01.03
bir şimşek çakar ve biter cümlenin o değersiz sayfadaki kaderi...
- okuyor musun ?
- hayır susuyorum...
-yani beni okuyor musun ?
- elbette okuyorum,sessizliğim sana emanet...
- şaşırdım.
- kulağımda yağmurların sesleri...
düşler yağıyor gözlerimi ne zaman yumsam sanki...
-özlemişim ne zaman yağacağı belli olmayan bu parçalı bulutlu cümlelerini.
-bir şimşek çakar sözlere ve biter cümlenin o değersiz sayfadaki kaderi.
FIN...
*kulağımda yağmurlar yağıyor ve ben gözlerimi yumuyorum düşlere.
saat 00.46
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






