15 Temmuz 2012 Pazar
dört nala ağlamalar atlası...
ruhum,yarım kalmışlıklar müzesi...
bileti saman kağıt eski zamanlar gibi..
kuşe kağıtların,
yağlı parlak kartonların zamanı değil benim ZAMANIM...
dört nala ağlamalar atlası tüm hazinem,
ve beslenme kutumda üçbeş nöbeti utanışların saklambacı tüm gülüşler.
ruhum,yarım kalmışlıklar müzesi...
kapıda,biletçinin gözyaşlarına açılan şemsiyeler var.
yaşamak değerli...
inan bana...
tüm nefesler,nefessizce çıkarılan derinlerin incileri kadar değerli.
inanSANA...
dört nala ağlamalar atlası tüm hazinem,
tüm dünyayı ellerimde tuttuğumu sanıyorum çocuk avuçlarımda.
her hayalim binbir çocuk kağıttan dünyalar üzerinden...
ruhum,yarım kalmışlıklar müzesi...
ve sözü sen üfleyişlerde,ney sızıların gelgit gecesi yüreğim...
hangi AY bu yüreğimizi bu denli uzaktan çeken ...?
* zaman,hala izni alınmamış bir fotoğrafın pişmanlığı içimizde...
üzgünüm "boz ayın dört çarşambası"
18.09
salıncak yürekli çocuklar...
seksenler çalsın hep..
nebilim nil burak,sezen aksu,nilüfer,
zerrin özer,hümeyra uzansın sadece yanıbaşıma kumsalda...
ve birbirlerinin Şarkılarını Okusunlar aynı heyecanla...
tatilmişcesine o bayram sabahı her sene...
* zaman,bayram harçlığını sallayan salıncak yürekli çocuklar zamanı gözlerde...
gramafon sesinde hangi düşler pişerdi anne... ?
17.51
zaman,leylek lakırtıları dökülürken duvardaki saatten...
kenarı kıvrık şimdilerde anılarımdan birkaç senenin...
sararışlar dökülmüş yer yer bazı günlere hatta..
yaşlanıyor kitabım belli ki..
ama ilk sayfadaki adanmışlığı,hala SEN bu ömrün...
* zaman,leylek lakırtıları dökülürken duvardaki saatten...
17.41
9 Temmuz 2012 Pazartesi
pencerede misafir düşler ötüşüyordu...
penceremde bir cırcır böceği var...
çok mutluyum ALLAHIM,
bana ninnimi esiyor sanki penceremden rüzgar...
ey hayat,
şimdi istersen herşeyi al...
* pencerede misafir düşler ötüşüyordu...
vakit;
kimbilir bir 00.32 kulaklarımızda...
cehennemden bir sessizliğiniz var...
- ne kadarda çok konuşuyorum dedi adam...
- oysa içinizde hiç konuşulmayan cehennemden bir sessizliğiniz var...diyemedi kadın
- neyi susuyor dudaklarınız tamda şu an acaba ? diye sordu adam.
- dudaklarınıza hapsedilen susuşların yangınlarını beyefendi...demek istedi kadın
ama,
- susmuyorum inanın lütfen...sönmeyecek alevlerde mısralar gibi kavrulan su damlalarına kızıyorum sadece...deyiverdi öylece.
* özyanılmaca denizinde sallanan sandal dakikalardı adın...ve ben adını sustum en çok içimde sevgilim...
00.23
YANSIMA,KIRILMA VE GİRİŞİM...
YANSIMA,KIRILMA VE GİRİŞİM...
karanlıktı heryer...
zifiri bir sessizliğin ihaneti nefes alıyordu duvardaki rüzgarda...
çırılçıplaktın sen...
göz gözü görmez bir siyahlıkta,
tenin ışıldıyordu sızlayan ışığın tanelerinde...
çıplaklığını ateş böcekleri dahi kıskanıyordu...
kıvılcımlar filizleniyordu çıplak teninin rüzgarla perdelenişlerinde...
içimde çöllerim yanıyordu alevlerince...
tüm yangınların dudakları susuz kalıyordu sanki,
çatlıyordu tüm ateşler teninden aşağıya süzülen rüzgarlarda...
karanlıktı heryer...
zifiri bir sessizliğin ihaneti nefes alıyordu duvardaki rüzgarda...
çırılçıplaktın sen...
ve tenime yazılı mısralarımla giyinikliğimden utanıyordum ben...
* bir ışık oyunuydu gülüşün yüzünden koynuma sallanan bir halatın salıncağı iki dal arası saadetinde...ve boynumdan göğsüme dikili bir muska bu sevda,içine verilmeyen tüm şiirlerimizi gömdüğümüz yaşayan sedeften bir tabut tenime kökleriyle çakılı...
23.05
3 Temmuz 2012 Salı
ŞİİRLER VE ŞEHİRLER...
ŞİİRLER VE ŞEHİRLER...
akşama yıllar vardı...
sabaha seneler sanki...
dökülüyordu,dudaklarına tutunamayıp düşen mısralar gibi
saçaklarından yağmur damlaları...
yüzünden şiirler akıyordu...
akşama yıllar vardı...
sabaha seneler sanki...
dudaklarında yalnız sana ait kelimeler kıvılcımlar gibi çıtırdıyordu...
dudaklarımda susuz bir yaz ıslanıyordu...
yüzünde düş yaprakları yeşile kaçıyordu...
sözlerin rüzgarlanıyordu yüzümde...
akşama yıllar vardı...
sabaha seneler sanki...
zaman,kıvrılıp uyuyordu saçların arasında...
usul usul akıyordu mısralar sırtından...
tenine bir sevda muskalanıyordu sanki,
gözlerini kapatan şafağında uçuşan sözlerin...
akşama yıllar vardı...
sabaha seneler sanki...
dudaklarının serin yaylasında tüm sözler üşüyüp uyuyordu...
aç kalan kulaklarımızın bulabildiği en leziz kırıntılardı,
gülüşüne sarılan nefeslerinden duyduklarımız...
oysa,
akşama yıllar vardı...
sabaha seneler sanki...
genç bir annenin ayağı sallıyordu şiirden bir beşiği,
tüm susulanların ninnisini geceye saklayarak...
akşama yıllar vardı...
sabaha seneler sanki...
ve şehirler sallanmadı şiirler kadar sevdiğim,
şehirler...ve şiirler...
sallandı tüm güneşler...
23.11
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






