23 Eylül 2026 Çarşamba

Sehere söz vermişiz gibi

 
Gece bir olmuş neredeyse.
Su doldurdum yarımca bardak kendime.
Poşet çay sevmem aslında,
ama su kaynattım yine de.
Karnımda bir var bir yok ağrılar,
Rüzgarda dolaşan yağmaz bulutlar gibi ve elbette anılar.
Sebepsiz,
Amaçsız bakışlar gibi...
Ve gece bir olmuş işte;
Uzanıp gecede ay'ı öpmüş "an", kapatıp gözlerini gönlünce...
Oh ne de güzel olmuş fikrimce...
Başı ağrıyormuş biraz,
Okşamış ovmuş unutup zamanı sıcacık alnından saatlerce...
Sancılar,sızılar uzak olsun hep senden demiş ve üzülüp çaresizce.
Martılar uyumuş.
Yıldızlar da gözlerini yummuş.
Uyumuş kainat.
Ben oturmuş seni beklemişim,
Sanki...,beraber...,
Sehere söz vermişiz gibi...
Gece birin buçuğu olmuş bile.
Uyusun beşer.
Koşsun tanrının gözlerinde,uğruna hep beklenilmiş tüm o güzel rüyalar.
Taşa basan çıplak ayaklarımda bir üşüme bir huzur.
Tereddüt etme neolur bir an bile,
Çocukluğumun pazarı bir sabun huzuru kokusu dudaklarından her nefesinde bana doğru esen,
İçimden,sessiz dileğimdir,
Uzanıp
Öpsen beni keşke yeniden,ah ne güzel olur...


01.28 gece nöbeti sevdalar ve savaşlar.

Bitkin zaferler avlum


Tyrian mor'um,
Ad tabu'm,
Düş kozam,
Rüzgar kesiğim,
Zehr-i saadetim,
Ruhum pekmezi,
Dudağın balı,
Büyüklere masalım,
Zifr-i kabülüm,
Kin taşım,intikam bıçağım,
Denize düşen geceden,ay'ım.
Bitkin zaferler avlum,
Can kızılı narım,limonum,bir çiçek ömrü şu canım.
Yağmurlar yıkar etimi kemiğimi,yürünmez yollardan...
Ölmek kolay be sevgilim;
Sen yükü bir yaşamak aslolan...


10.08 kısadan.

Mukaddes sancı

 
Mukaddes sancı.
Yüreğim boşluğunda,canımın ıssızlığında bir Han ve misafir bir gül harcı...
Buzdan çamurlar çölü,bitmez seferler kabri yollar.
Ve göğsümün karanlıklarında bir adet uçuşan kutsal böcekten yüzüme sızan ışık...
Adı umut sevmenin,zorda hatırda...
Ot bitmez kırda bir sıcak nefes avcuna bir bir esip tutuşan...
Can yangını.
Rüzgardan sözler çöl kumundan.
Gözlerini açamaz insan,canı yanar hakikatı görmenin...
Kıymık sızısı.
Seni düşünmek.
Mukaddes sancı.
Bir uçurum kenarı,
Buz bıçaktan rüzgar,
Elimde paslı dikenli tel bir kader,
Et bırak der bıkar,lakin yorulmaz,
Mahşer bırakmaz,yüreğimden sımsıkı bin ömür ölümlerce salmaz,tutar...
Uyuşan kollarım griye çalar,bir buluta döner,
Kan damlaları yağmur olur damlar ve durmaz,yağar da yağar...
Mukaddes sancı.
Aç,bitap,düşmüş...
Can yanar da yanar...
Bir köpek ısırır kan revan bacağımdan,
başını okşarım gözlerine şefkat ile bakıp ve ben usuldan,
Aslanlar yanaşmaz...bilirler...
Kuzgunlar uçup dört nala kaçar...
Bilirler...
Mukaddes sancı.
Çekemez çileyi bir defa nasr'ın sızısını alnından sefkat ile öpmeyen;
Çekemez çileyi bin defa,benden gayrısı bilemez bu ızdırabın balını,sevmek tadını asla ben kadar...
Zehrine sürülü dua'm,ok ucu'm,
Ördüm saçımı,atımın kuyruğunu uğruna,
Şehadetin şerbetini yudumladım evvelimden,sakladım yanağım zulasına...
Hazırım zehr-i saadetine,göğsüme saplanacak o eşsiz ızdırap balı ok'una...
Mukaddes sancı'm;
Özledim...,
Selam eder,gözlerinden öperim.


16.04 sonlar ayini bakışlar içiyorum ayna misal suyumdan...

22 Eylül 2026 Salı

fin sokağı sakinleri

 
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım sevgilim...
Çok vakitlere gerek yok,
Azgın sarmaşıklar gibi yaprak açalım durmadan durmadan,ve göğe uzanalım...
Kolsuz,bacaksız,gözleri terkedilmiş ey kahramanlar,
Ve dudaklarınıza tanrının sürdüğü mühür,o kutsal bal...
Ey kızıl seher,
Ey kanlı söğüt,
Ey güzel kokan ince dalım,ceviz yaprağım...
Söyle ben kimin cennetiyim,
yada kime odunu günah etler kemikler,
o kutsal sopa,kimin cehenneminin ateşiyim...
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım sevgilim...
Dağları kessin bir doğumun hatıra pastası gibi zelzeleler;
Ve o dağları ben deldim,yolları ben açtım sana sevdadan diye yalandan övünsün o saf,temiz,aşık çocuklar...
Ve inansın geriye kalan,aşk'ı dinleyen tüm güzel insanlar...
Yıkılsın bin yıllık,dillerde yıkılmaz o yekpare dağdan kuleler,kaleler ve o yapayalnız taşlar...
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım sevgilim...
Yoğursun merhume analar asırlık yorulmaz kollarında aşk'ın hamurunu bin yıl ve sonra...
Aşk'ın iki buğday tanesi olalım bir dalda elele seninle,ve kırılalım...
Kırıla kırıla,toz olalım,toza dönelim,
Ve sonra aşk'ın hamuruna düşelim seninle,
Tüm cehennem fırını olsun Aş'ın ve aşk'ın,
Ekmeği olalım sımsıcak,ellerinde tüm açların,susuzların;
Ve doysun aşk'a,kutsal kadim lakin unutulmuş tüm beşer,tum alem,tüm vatanlar ve dudakları susuz kalıp çatlamış ellerimizden zamanın kum taneleri misali akıp giden üzgün bu sonsuz toprak...
Düşleri kazıyan merhametsiz hançerler;
Piç bıçaklar sürgünü arsız köpek bir devr-i zaman...
Kim kimi bıçaklasa durur bu yalanlar,
Ve kim kimi öpse kazanır seferlerini kalplerde "gerçek inanmak..."
Bir babaanneler zamanı bahar bahçe tanrıdan hediye çayırlarda,
Tüm anneanneler ölmüş oysa çoktan...
Toprağı kazıyıp kazıyıp özenle,ve sonra çalıp götüren düşman...
Yecüc mecüc bırakmış eti kemiği çoktan,
Nefeslerine tükürmüş o kutsal laneti misal-i yoktan...
Soysuz ölümler sokağına yağmur yağıyor sevgilim,
Terketmiş eskimiş yara bere yüzlü şemsiyen beni,
Ve sırılsıklam yürüyorum sonuma gibi gözükara seni...,sevgilim.
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım seninle...
Aksın gözlerimizden dün be dün varsa damlaya damlaya biriken denizden kinler ve günler;
Aksın dudaklarımızdan sanki dün berabermişiz,bugüne özlemiş buluşurmuşuz gibi sağanak,özlemek,sevmek,koklamak,öpüşmek...
İnat edip kopmayan bir gül gibi batırsa pençelerini ellerimize sımsıkı,kan revan,sızı hezeyan...;
Sevişsek bir heyecanla ağzımızdan istemeden kaçan bir nefesin darmadağın ettiği,zamanın her yerine saçılıp uçuşan beyaz bir karahindiba çiçeğinin uçuşan kanatsız sanki kumdan taneleri gibi...
Ey sevgilim;
cimin üzümüm,
Bir harf uzat ruhunun en kuytusundan,
Şiir olalım.


11.54 fin sokağı sakinleri.

21 Eylül 2026 Pazartesi

Aşk'ın adı var mı sence

 
Aşk'ın adı var mı sence.
Bir bahçede çıplak ayaklar ile kalsak ya seninle.
Islansa çamur,ıslansa kader,
Ve ıslak toprak koksa aşk heryerimizde.
Her çim,her çimen,her toprak,her çakıl,her diken,her karınca...
Değse ya incecik kibar bir dantel gibi her adımımıza o güzel hisler.
Ve öpüşsek seninle bir üzüm dalının,
üzerimize gölgelerin desenini bile isteye düşürüp tenimizi süslediği bir zamanında günün.
Sevişsek seninle yılkı atları gibi dört nala,güçlü ve daha önce tadılmamış bir özgürlükte...
Aşk'ın adı var mı sence.
Bir bahçede çıplak ayaklar ile kalsak ya seninle.
Korksak,ayağımıza bir şeyler batar mı diye yersiz endişeler ile ve önce,
Sonra koşa koşa bitirsek tüm yeşilleri,ve göklere dönüp yüzümüzü tüm mavileri gökyüzünce...
Her sırat'ı her mahşeri devirsek koşarken rüzgarımız ile,
Her korkuyu soldursak kurutsak kanımızdan milyon yıl ve devirlerce...
Aşk'ın adı var mı sence.
Bir bahçede çıplak ayaklar ile kalsak ya seninle.
Konuşsa bizimle toprak artık hissettiğimiz yollarda yürümelerde...
Suyun yüzünü sevmek boyasa,öpüşmelerimiz yoğursa suyun hamurunu yeniden yeniden ve dans ede ede...
Aşk'ın adı var mı sence.
Bir bahçede çıplak ayaklar ile kalsak ya seninle.
Ayağımın üzerine bir incirin yaprağı süzülüp düşse,
Aşk,göğsümü kesse kutsal hançeri ile kırsa açsa tüm kemik parmaklıkları kızıl yağmurların çisiltisinde,
Kalbim kanat açsa sana,uçup yüzünün narin dalına konup ve dayansa sıcacık,yüzüne,yanağının kadim duvarına yanağını sürüp o ateşte kanat yaksa...
Aşk satın almak istese herşeyi ama her şeyi,
Ve sevmek,"satılık değil seninle bir zerremiz dahi" dese yıldızların yaktığı o buz karanlıklara,kar karanlıklara açan şu kutsal kainata...
Ve aşkın adını koysa gözlerin yeminler ile mühürlü dudaklarıma;
Ve sussak seninle bin asır adını o sevmenin,
Toz kaçsa saklansa rüzgara,
asil bal olsa özgür sevişmeler hiç çürüyüp kaybolmasa...


21.45 fin.

sonsuz fin'ler mahşeri

 
Alıkoyulmuş yollar,kaldırımlar.
Alıkoyulmuş ruhlar,avuçlar.
Yakutların süslediği ışıl ışıl altından tasmalar.
Alıkoyulmuş sevmeler,aşklar.
Alıkoyulmuş özden sağılı satırlar.
Kim kimi durdurabilirse,
Kim kimi alıkoyabilirse,
Solmuş özgürlük yeşil dalında yaprak yaprak yaşamanın.
Alıkoyulmuş gözler.
Alıkoyulmuş dudaklar.
Esir yürekler sarayı mermerden nefesler.
Alıkoyulmuş düşler,hayaller.
Alıkoyulmuş umutlar,içine kazılı düş kaderler.
Durmak anlamsız,
Durmalar kifayetsiz,
Durmalar kendine ihanet.
Alıkoyulmuş gerçek şehadetler,has dualar.
Alıkoyulmuş yüreğin deminden ruhun cam bardağına dökülen tüm gerçek hisler.
Kim kimin elini tutabilirse,
Kim kimin dudaklarına tarihini fısıldayıp eşeleyip aşk'ı saklayabilirse...


21.25 sonsuz fin'ler mahşeri.

18 Eylül 2026 Cuma

I am adorning the arrow pierced into my chest

 

We need a sun, my love;
Let love find its light, let the face of passion be illuminated,
And let the heavens stretch out before us, Let the flowers make love once more to the bees dusty, forgotten, and neglected, 

Let the face of spring smile upon your face,

And you, too, smile; Let me be jealous of you jealous of all the skies, the blues,
And even of the vast cosmos itself,
Then, at my command, let the sun be eclipsed,
Let darkness fall everywhere; let even the stars close their eyes,
Let no one see let no one be able to see you,
Not even the flowers that bloom for your sake each morning, nor the dreams...
We need a sun, my love;
Let all the skies and blues draw back their curtains just for you; let them be yours... 

Let even our tears spill from the blue,

And let the earth of the grave become a blue blanket to cover us...
We need a sun, my love;
I, the eighth planet of a galaxy lost in the unknown cosmos,
You, the third heaven of the universe's necklace, adorned with glittering stars

No one could die more beautifully if indeed we must die
There is no resurrection more beautiful than this,
Hand in hand with you,
With our heartbeats mingling, and eyes locked in a gaze...
But still, We need a sun, my love;

If you wish, put on that dress once more the one of burning yellow, making love to glowing orange...


11:12 I am adorning the arrow pierced into my chest. I am stroking the head of a fledgling death.