Sararmış eski sayfalar üzerine bin kağıt gemi savaşa gem koşup demirliyor pas kokusu sinmiş demirden ellerini ve bir masum limana kendini...
Düveli muazzaması kutsal vatan gözlerinde bu yalnız gezegenin...
Ve haklıydı kadimlerden o Mustafa da elbette sevgilim,
"Sevdikleri gibi giderler..."
Duvarları kanıyor izbe,loş,yalnızlık diyarı şu küçük odamın.
Yarım ünite kanıyım yaşasın diye sırf ıslak kanlı gözlerinde bu gencecik kerpiç kokulu ihtiyarın.
Savaş başlar şimdi,çok sessiz bu gece,tüm diyarları dizleri ağrıyan bu hanedanın.
Kemanlar ateş ediyor durmadan kulaklarımıza,
Piyanolar ki; mitralyözü,kurak ruhumuzdan çoktan merhum o onbeşlik kalbimizin.
Delik deşik tüm sessizlik,mektuplarım ve yola çıkamamış tüm sevdalı zarflar...
Elma kabukları ile süslü çay bardağıma davet ediyorum seni,
İçmesen de olsun,canın saolsun,boşver elalem neder korkusunu,bırak ne dökülürse dökülsün...
Dudakların değmese de olur,
Koklayalım elma kokusunu omzuna almış sıcacık çay dumanını seninle gözgöze yeter,
Isıtalım bir bardakta ellerimizi,dudaklarımızı,
Dokunalım parmak uçlarımızdan yüzümüzün eteklerine,dudaklarının serin nefesli çayında uyuyup uyanayım ve sonra...
Bardağın camında ısıtayım sonra cıss çığlıklarından büyüttüğüm dudaklarımı,
Üşümüş mora kaçan dudaklarının ellerinden sımsıkı tutayım,
Kurusun tüm uçurumlar,korkular,titreyen üşümeler çamurlu atlaslardan,parklardan...
Öpüşelim sahilini döven denizler ve maviler gibi,
Kim hangi mahşeri hangi kıyameti yakarsa yaksın inan umursamam,
Öpüşelim; ummanlarca,çayırlarca,zindanlarca,yıldızları mum yapıp yakmış ışıl ışıl karanlıkların hırkasına saklanan kozmoslarca...
Çıkar ipeklerini üzerinden sevgilim,
Ketenlerden üryanlarımıza düşelim...
22.57 süngüsüz gözler sandığı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder