30 Eylül 2026 Çarşamba

Vas Hermeticum

 
Gökte solmuş bir mavi bekler gözlerimizi.
Üzerinde yerli yersiz dağınık eskimiş gri bir örtü gibi ve bulutları tanrının.
Ve güneş uzatır başını izinsiz ve öper pencereden yüzünü,
ısırır içindeki en saf en çocuk o mutluluğu...
Ekmeğin azalır,yine de yüzün kocaman güler oysa.
Çünkü "paylaşmak" her şeyden büyüktür;
tıpkı aşk gibi,sevgilim,
Tıpkı aşk gibi...
Ey gri betonların kanunları,
Ey elektrikli dikenli çitler ve şu masum mahlukatlar hapishanesi,
Buğday biçen gardiyanlar,ne isterse yaparlar mı saklı kompleksler gezegeninde her kötü dizinin rutinleri gibi...?
Bilinmez...
Bin kızgın lav ve hay bin şeytan,
Ve benim sırtımda,açılmaz bir salon,ve kocaman bir yemek masasının bembeyaz misafir örtüsü, kahramanlardan kahraman bir pelerin var...
Ruhum bir kızıl çam ormanı sevgilim,
Sırtımda bir kahramanın hayalleri,düşleri kamp yapar.
Ve annem,annecim;üzgünüm,
Ruhum atlas;
ne kadar kazarsam,o kadar kirleniyor üzerimde dünyam.
Sırtımda pişman,henüz kurumamış,günahkar çamurlarım var...
Oysa "iyilik" ,burnumuzda mutlu bir pazar akşamı sevgilim,
O sıcacık çocuk okyanuslarında,misler gibi kokan mutlu sabun kokusu "iyilik" sevgilim.
"Umut" ; sönmeye yakın titrek,bir damla alev bir mumun üzerinde ellerimizde ve gitgide kararan yüreklerimizde...
Ve sen,
Ey sevgilim,
Ey rubedo'm,
Ey nigredo'm,
Benim merkür yılanım,
Işıldayan camdan simya şatom,ey sonsuzluk sarayım...
Tüm bu danışıklı dövüşler,tohumsuz,yeşil yapraksız şu savaşlar,
Tüm bu kötü tiyatrolar,senaryolar...
Kim kötü,kim iyi,artık bilmiyoruz sevgilim...
Kim rüya,kim gerçek; 
Ve kim esner saygısız yorgunluğunda bin sevişmenin yeminleri ardından...
Dans eden şarkı söyleyen primatlar sirki bugün bu gezegen;
Hırsız ruhlar avlusu duvarsız bir volta partisi ve bu dokuz altı hapishane,
Geceleri ıslak günahlarını çevirip çevirip yıkar ve kurusun diye demir tellere mandallayıp asar ah şu insanlar...
Ah aah.
Ah aah.
Bir susuzluk cehennemi bu sessizlik çölü sevgilim,
Sen matarama beni sevdiğini fısılda tam üç defa,
Aşkın damlaları ile sula,kutsa kapkaranlık bulutları ne olur sonra dudaklarından...
Paylaşırım bir karahindibanın,nefeslerimizin rüzgarlarında uçuşup incecik örümcek ağından süzülen o şifalı şarkıları gibi,
"Yaşamak" işte o zaman yaşamak,ölmek o zaman huzurlu ve güzel...
Kaçıp dudaklarıma saklanan çocuklar,dualar.
Ayağımda karıncalar.
Ve "korkmak" soyu yüz yıl önce tükenmiş güzel bir kuş bu diyarlarda...
Sesi yok artık kulaklarımızda,kalplerimizde yada avuçlarımızda...
Merak etme sen sevgilim,korkacak bir şey yok yine de,
Tanrım,bırakmaz asla kalbimizde çocuk ellerimizi,
Birkaç,sırtında gitar dolaşan peygamber uyanıp o kaderinden kurtarır mutlaka bizi.
Korkma sen,
Azız yada kahramansız;farketmez ki sevgilim,
Biz yetmişiki kalalım gerekirse,
Onlar beş bin şeytan,isterse,yağsınlar hiç durmadan üzerimize bir sağanak gibi...
Çünkü yürekte "cesaret" sönmez bir ateş,
hiç ıslanmaz ki sevgilim...


09.22 ve gözünü açtı mürid.
bir pil ormanı.
aslında hiç aydınlanmamış karanlıklardı dünyanın o saklı ormanı.

Hiç yorum yok: